HANiFDOSTLAR.NET

 

Kuran Müslümanı
 

(Şahıs odaklı din anlayışından Allah odaklı din anlayışına...)

Ana Sayfa Hanif Mumin  Iste Kuran Kurandaki Din  Kur'an Yolu  Meal Dinle Sohbet Odasi Hanifler E- Kitaplik Kütüb-i Sitte ?  ingilizce Site Kuran islami Aliaksoy Org  Hasanakcay Net Tebyin-ül Kur'an Önerdiğimiz Siteler Bize Ulasin

 

- Konulara Göre Fihrist

- Saçma Hadisler

- Hadislerin-Sünnetin İncelemesi

- Haniflikle İlgili Sorular Cevaplar

- Misakın Elçisi Kim?

- Kuranda Namaz/Salat

- Onaylayan Nebi

- Kuranda Namaz/Salat

- Enbiya 104

- Kuranda Yeminler

- Adem Hakkında Sorular

- Ganimetleri Resulün Eline Nasıl Vereceğiz?

- Allahın ındinde YIL ve DOLUNAYLAR

- Abese ve Tevella

- Hadisçilerce Tahrif Edilen Ayetler

- Mübarek Yer, Mübarek Vakit

- Arkadaş Peygamber

- Kuranın İndirilişinden Günümüze Gelişi

- Bir Türban Sorusu

- Kuran ve Bize Öğretilenlerin Farkı

- Namazın Kılınışı

- Hadislere Göre Namaz

- Kuranda Salat Namaz mıdır?

- Kuran Yetmez Diyen Uydurukçular

- Bizler Hanif Dostlarız

- Sahih Hadis mi İstersiniz?

- Hakkı Yılmaz'ın Tebyin Çalışması

- Kur'anı Anlamada Metodoloji

- Tarikatçıların Çarpıttığı Birkaç Ayet

- Nasıl Kur'an Okuyalım?

- Kur'anı Kerim Nedir?

- Kur'anda Oruç

- Allah'sız Bir Din ve Allah'sız Bir Kur'an İnancı

- Kuransız Bir İslam Anlayışı ve Müşrikleşme

- Meal Çalışmasına Davet

- Allah Şahit Olarak Kafi Değil mi?

- Doğru Hadisleri Ne Yapacağız?

- Kur'andaki Muhammed ve Peygamberlerin Misyonu

- Mahrem, Avret, Ziynet

- Nur Suresi Çeviri-Yorum

- Cilbab

- Resule İtaat Ne Demektir?

- Hadis Kalburcuları ve Kalburları

- Kur'anı Kerim'in İndiriliş Gayesi

- Kur'anda Amellere Karşı Cahili Yaklaşım

- İslamdışı İnanışlara Kur'andan Örnekler

- Biri Şu Haram Üretim Tesislerini Kapatsın

- Tasavvufta İslam Var mı?

- İslamda Delil Sorunu

- Kurban Kesmek

- İlahi Hitabın Serüveni

- Ecel Nedir?

- Şirk, İşrak, Müşrik, Müşareke, Müşterik

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Peygamberlere Karşı Rabbani Yaklaşımlar

- Salat-ı Tefriciye yada Zikri Çarpıtmaya Bir Örnek

- Mucize Nedir?

- Ayrılıkların Nedenleri

- Sıfır Hata veya Kur'an

- Haniflik Nedir?

- Rabıta İle Şeyhlere Tapanlar

- Hadis Zindanının Mezhepçi Mahkumları

- İslam Dininin Öğrenilmesinde Kaynak Sorunu

- Fasık ve Münafıkların Genel Tanımlaması

- Hadisler, Hıristiyanlık ve Selman Rüştü

- Kur'anı kerim'in İndiriliş Gayesi

- Müstekbirlere Karşı Cahili Yaklaşım

- Halis-Hanif İslam

- Kur'anda Şefaat

- Fuhuş Tellalı Tefsirciler

- Hayızlıyken Neden Namaz Kılınmasın?

- Cebrail, Vahiy, Melek

- Dindarlıkta Müşrikleşme Temayülü

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Yaratılış, Adem, Havva

- Kur'an Yerel mi, Evrensel mi?

- Reform Dinde mi, Dindarlıkta mı?

- Ne Mutlu Tağutu Olmayanlara

- Peygambere Saygı(?)

- Hadislere Kanıt Diye Gösterilen Ayetler

- Allah Nazara Karışmadı mı?

- Kur'anı Kerimle Amel Etmek Mümkün mü?

- Kur'anda İnkar Edenlerin Vasıfları

- Müminlerin Vasıfları

- Allah'ın Vasıfları

- Kur'anın Vasıfları

- Dine Karşı Cahili Yaklaşımlar

- Kur'an Merkezli Din

- İrin Küpü Patladı; Mevlana

- Hurafe ve Bidatlar

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Hz. İsa'nın Ölümü

- Allah'ın Mesajının Adı: Kelamullah

- Allah'ın Resule Uyarıları

- Kur'ana Göre Tenkit ve Eleştiri Nasıl Olmalı?

- Kur'anda Sevgi

- Sofuların Devlet Desteğiyle Desteklenmesi

- Hans Von Aiberg Aldatmacası

- Kabir Azabı Safsatası

- Kur'an Kıssalarının Önemi; Masal Değiller

- Kur'anda Toplumsal Sünnetler

- Tefsirde İsrailiyyat

- Kardeş Evliliği Olmadan Çoğalma

- Hans Von Aiberg Tutuklandı

- Kur'anda Tevbe Kavramı

- Yaşar Nuri Öztürk'ün Yorumuyla Namaz

- Karadelikler; Bir Büyük Yemin

- Mezhepçilerin Ümmi Açmazı

- Kabe Nedir? Mekkede midir, Kudüste mi?

- Kur'anda Ruh Kavramı

- Kur'anda Nefs Kavramı

- Amin Kavramı ve Putperestlik

- Diyanet İşleri Başkanlığının Sitemize Cevabına Cevaplar

- Resul ve Nebi -1

- Resul ve Nebi -2

- Sapık Bir Fırka: Hansçılar

- Cihad mı, Çapulculuk mu?

- Kur'an Deyip Namazı Yok Sayanlar

- Cennete Sadece Müslümanlar mı Girecek?

- Kur'anda El Kesme Cezası var mı?

- Nazar veya Göz Değmesi Var mı?

- Şehadet Getir, Münafık(?) Ol

- Kur'anda Eleştiri Metodu

- Hacc Mekkede mi, Bekkede mi?

- İslami Tebliğde Kur'an Metodu

- Saptırılan Kavram: Mekruh

- Kur'anda Cuma Namazı var mı?

- Of Be Kader, Allah mı Suçlu Yoksa Biz mi?

- Kader Açısından Cebir ve İhtiyar

- Baban Peygamber Olsa Ne Yazar

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Vahdet-i Vücud, Şirkin Alası

- Tasavvufi Bilginin Kaynağı Vahiy mi?

- İslam'da Resullük Son Bulmuştur

- Teveffi Kelimesi ve Arap Dili

- Tasavvuf Üzerine Düşünceler

- Nefis Mertebelerinin İç Yüzü

- Allah Rızası Anonim Şirketi; Tarikatlar

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -1

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -2

- Nakşi Şeyhi Allah'ın Avukatı mı?

- Kur'anda "ve+la" Öbeği

- Putlar ve Tapanlar

- Son Peygamberimizin Okuma Yazması

- Mesih ve çarpıtılan Bir Ayet

- Hac İzlenimleri

- "Üzerinde 19 var" da Son Nokta

- Secde Emri

- Kur'andaki Hac

- Aracıların Gaybı Bildiği İnancı

- Tarikatçı - Müşrik Karşılaştırması

- Gazali'nin Kadına Bakışı

- Kur'anda Kadına Verilen Önem

- Başörtüsü Allah'ın Emri Değil

- Başörtüsü Takmak Kur'anda Var mı?

- Kur'anda Kadın Dövmek Var mı?

- Cariye, Köle; Utanmaz Mealciler

- Kadına Yönelik Şiddet

- Sünnet Edilen Kızın Öyküsü

- Erkekçe ve Kadınca Meal Konusu, Nebe 33. Ayet

- Harem - Selamlık Kimin Emri?

- Zina, Evlilik ve Örtünme Adabı

- Cariyeleri Aç, Hür Kadınları Kapat (!)

- Çok Eşliliği Yasaklayan Ayetler

- Kur'ana Göre Evlilik Hukuku

- 2 Kadın = 1 Erkek, Uydurma mı?

- Danimarkalı mı Sapık, Buhari mi?

- Ebu Hanife, Cariyenin Avreti

- Nisa 25, Hür Kadın ve Fahişe İfadesi

- Maymunların Hadisi ve Recm Vahşeti

- Hz. Muhammed'in Tebliği

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Angarya Haline Getirilen İbadet

- Buhari'nin Hadislerini Buhari Yazmamıştır

- Hadis ve Sünnet Gerçeği

- Uydurma Hadisler, İslamın Kara Boyası

- Hadisler Dinin kaynağı Olamaz

- Uydurmaların Sınırı Yok; Şeytan Geyiği

- Beşeri Hükümler Neden Kutsal Oluyor?

- Hadis - Kur'an Çelişkisi

- Kur'anda/Dinde Olanlar ve Olmayanlar

- Cehennem'den Çıkış Yok

- Kur'anda Tağut

- Ebu Hureyre Gerçekte Kimdir?

- Hadis - Mantık Çelişkileri

- Kurban ve Kurban Bayramı Nereden Geliyor?

- Hadislere Göre Kur'an Eksiktir

- Bildiri: İslam Anlayışında Reform

- Arapça mı, Arap Saçı mı?

- Koca mı Üstün, Allah mı?

- Esbab-ı Nüzül Komedi Hadisleri

- İşte Geleneğin Dini

- Ulul Emir İle Kim Kastediliyor?

- Kul Hakkı

- Yezidi Bir Gelenek: Aşure Tatlısı

- Hz. İbrahim'den Asrımıza Dersler

- Taklitçiliğin Boyutları

- Seb-ul Mesani Nedir?

- Kelle Sayılarak Gerçek Bulmak

- Kıyamet - Mahşer Günü ve Sonrası

- Kur'anda Namaz Vakitleri

- Kur'anda Cuma Konusu

- Salih Olmak Yetmez

- Hudeybiye Anlaşması Uydurma mı?

- Kitap Yüklü Eşekler

- Kur'andaki Hac

- Hz. Nuh'un Oğlu Kimdi? İftira mı?

- Ruhun Ağırlığına Başka Bakış

- Hz. İbrahim Yalancı Değildi

- İncil'de Kadına Bakış

- Şirkin Büyüğü Küçüğü Olur mu?

- Kur'andaki Abdest ve Hijyen

- Din de Bir Araçtır

- Kur'an Okumanın Zararları

- Kur'anda Dua Ayetleri

- Kur'anda Tarih Kavramı ve Bilinci

- Şekilsel Secde Kur'anda Yok mu?

- Salat ve salatı İkame

- Kur'andaki Emr Kavramı Üzerine

- Dindar İnsanlar Şirk Koşar

- Alak Suresinin İlk Beş Ayeti

- Men Arefe'nin Çözümü

- Kur'andaki Av Yasağı

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Din Büyüklerini Tanrılaştırma

- Allah'a ve Muhammed'e Değil

- Kur'andaki Örnek Tevekkül

- Şekilsel Rüku Kur'anda Yok mu?

- Hz. İbrahim Kuşları Kesti mi?

- Ehli Sünnet Dininin Anayasası

- İnsan Allah'ın Halifesi mi?

- Kur'an Üzerinde Düşünmek

- Şirkin Kuyusuna Düşenlere Uyarılar

- Kur'an Ölülere Okunmak İçin mi İndirildi?

- Ayda Okunan Kur'an Masalı

- Hz. İbrahim, Safa ve Merve Masal mı?

- "Haç"er-ul Esved (!)

- Mevlana Sahte Bir Peygamber Değil mi?

- Tasavvufun Tanrısı İki Zıttır

- Kur'andaki Tasavvuf: Teveccüh

- Önce Batıl ve Hurafe İle Savaşalım

- Resuller Haram Kılamaz mı?

- Elçi Muhammed ile İnsan Muhammed'in Farkı

- Tarikatlarda Aracılar Rezaleti

- Nur Suresi 31. Ayet Nasıl Çarpıtılıyor?

- Sırat Kıldan İnce, Kılıçtan Keskin mi?

- Kur'anda Zalimler

- Bütün Mehdileri Çöpe Atıyoruz

- Kur'ana Göre Ramazan Ayı ve Haram Aylar

- Tasavvufçuların İlahı; Varlık ve Yokluk

- Tasavvufçuların Küçük Putları

- Sünnet Etmek yaratılışı Değiştirmedir

- Son Peygamberimizin Mektupları

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Mescid-i Aksa Nerede?

- Büyük Kandırmaca: Hadis

- Kur'an Neden Arapça Olarak İndirilmiştir?

- Kimin dini? Kimin Kitabı? Kimin Meali?

- Evliya Kelimesinin geçtiği Ayetler

- Şimdiye Kadar Yaşanan İslam

- Ayın Yarılması Diye Bir Mucize Yoktur

- Kabe Dikili Taş Değil mi?


Up | Down | Top | Bottom
 
Şu da emredildi: Yüzünü dine bir Hanif olarak çevir. Sakın müşriklerden olma.

Yunus Suresi 105

Ben bir Hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden değilim ben.

Enam Suresi 79

İbrahim ne bir Yahudi idi, ne de bir Hıristiyan. O sadece hanif bir müslümandı. O müşriklerden değildi.

Ali İmran Suresi 67

Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlıbaşına bir ümmetti; bir Hanif olarak Allah'ın önünde eğiliyordu. Müşriklerden değildi.

Nahl Suresi 123

De ki Allah doğrusunu söylemiştir / vaadinde sadıktır.Haydi artık Hanif olarak İbrahim'in Milleti'ne uyun! Müşriklerden değildi o.

Ali İmran Suresi 95

Allah'a ortak koşmadan, Hanifler olarak... Allah'a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir.

Hacc Suresi 31


Up | Down | Top | Bottom

HABERLER

 

 








 

 

  Hanif Islam

 

Genel Tartışma
 Hanif Dostlar Ana Sayfa -> Genel Tartışma
Konu Konu: Benim gözümde Atatürk Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Gönderi << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
ŞiaRıM-KuRaN
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 26 aralik 2006
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 124
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı ŞiaRıM-KuRaN

Baştan sona okumanızı tavsiye ederim...

BENİM GÖZÜMDE ATATÜRK

R.İhsan ELİAÇIK

Taha Akyol’un “Ama hangi Atatürk” kitabını bitirdiğimde, sonuna “Keşke böyle kitaplar daha çok yazılsa” diye not düşmeden edemedim.

Bu tür kitapları önemsiyorum. Çünkü dogmatik değil; analitik (çözümlemeci) bakıyorlar.

Portre çalışmalarında bu tarz çök önemli.

Bir şahsı “göklere çıkaran” veya “yerin dibine batıran” kitaplar bu nedenle bilgilendirici olmaktan ziyade, yüceltme, olmadık vasıflar atfetme, uçurma veya aşağılama ve haksız ithamlarla dolu oluyor.

Oysa “gerçeği sadece gerçeği” öğrenmek isteyenlerin bunlara iltifat etmemesi gerekir.

Ben de bir süredir iltifat etmiyorum ve doğrudan doğruya kendi okuma ve araştırmalarımı esas alıyorum.

***

Türkiye’de söz konusu aşırı göklere çıkarmalar ve yerin dibine batırmalar yüzünden, bir insan olarak 1881’de doğup 1938’de vefat eden Mustafa Kemal Paşa gerçeği üzerine sağlıklı çalışmalar yapılamamış ve yapılamamaktadır.

Böyle olunca bir gerçeklik ya göklere çıkarılarak ya da yerin dibine batırılarak orada öylece duruyor.

Seviyor musun sevmiyor musun gibi gayet naif ve duygusal bir zeminde ele alınıyor. Oysa analitik (gerçekçi, çözümlemeci) yöntemde bunun yeri yoktur.

Oysa yeni nesillerin bu tarz “gerçekçi” yaklaşımlara ihtiyacı vardır.

***

Bu yazıda amacım, Atatürk hakkında derin araştırma sonuçları sunmak, belgeler ortaya dökmek, dönemin kavgaları, hırsları, rekabetleri, politik/ideolojik karşıtlıkları etrafında taraf olmak, onları aynı hırsla sürdürmek ve böylece yüceltmek veya aşağılamak değil...

Amacım “gayr-ı şahsi egemenliğin” ne demek olduğunu yakın tarihimizin en esaslı “egemenlik figürü” haline getirilmiş bir örneği üzerinden gösterebilmektir.

Ebedi ve evrensel olanla, ölümlü ve tarihsel olanın nasıl ayırt edilebileceğini örneklemektir.

Kördüğüm haline gelmiş bir tıkanmanın dışına çıkarak olaya bakabilmenin nasıl olabileceğine dair bir perspektif sunabilmektir.

***

Ben ki “Ben de sizin gibi bir insanım” (Fussilet; 41/6) diyen peygamberimizin “kamu otoritesi” sıfatıyla yaptıklarına dahi eleştirel gözle bakmak gerektiğine inanan birisiyim. “Ben de sizin gibi bir insanım” demek, “Ben de sizin gibi eleştiriye açığım, sorumlu olduğum tüm kamu işleri eleştiriye ve denetime açıktır” demektir.

Çünkü peygamberimizin kamusal görevi İnsanlar arasında adaletle hükmetmek”tir: “Onlar arasında (beynehum) adaletle hükmet.” (Maide; 5/42)…

İnsanlar arasında (beyne’n-nâs) Allah’ın sana gösterdiği şekilde hükmetmen için kitabı sana gerçeğin ta kendisi olarak indirdik.” (Nisa; 4/105)…

“İnsanlar arasında (beyne’n-nâs) hükmettiğiniz zaman adaletle hükmedin.” (Nisa; 5/58)…

Dikkat ediniz! “İnsanlara hükmet” değil; bilinçli bir kullanımla “İnsanlar arasında hükmet” deniliyor.

Bu şu demektir: Peygamber veya siz insanlar üzerinde “egemen” değilsiniz. Onlardan birisisiniz. Bu nedenle insanların kamu işlerini üzerinize aldığınızda, onlar arasında adaletle hükmetmekle sorumlusunuz. Bu hakemlik sorumluluğunu bırakıp insanların hayatları üzerinde egemen olmaya kalkmayın…

Kamu idaresinin temeli budur. Bunun için Hz. Ömer’in dediği gibi adalet mülkün (kamunun, devletin) temelidir.

Demek ki…

Halkın vergilerini emanet ettiği, evlatlarını askere yollayarak emrine verdiği her makam ve mevki sahibi yani “kamu otoritesi”, o makam ve mevkiye kim oturursa otursun eleştirebilirdir. Kamu idaresinin doğası bunu gerektirmektedir.

Şu halde…

Türkiye hazinelerinin başına geçen herkes, kim olursa olsun bulunduğu makamın doğası gereği eleştiriyi göze almak durumundadır. Çünkü ortak hazine emrine verilmekte ve insanlar arasında adaletle hükmetme anlamında egemenlik hakkını kullanmaktadır. Velev ki başımızda Abdülhamit, Vahdettin, Enver Paşa veya Mustafa Kemal Paşa olsun…

***

Buradan bakılınca Türkiye hazinelerinin başına geçmiş herkese eleştirel gözle bakacağım ortadadır. Entelektüel namusum ve bağımsızlık karakterim bunu gerektirmektedir. Çünkü param, vergim, gençliğim vs. üzerinde emir verme ve tasarrufta bulunma yetkisini kullanmaktadırlar.

Bu nedenle Mustafa Kemal Paşa benim gözümde bir “egemenlik” figürü değildir. Hiçbir faniyi “mutlak egemen” görmem. Gayr-i şahsi egemenliğe inanırım. Diğerleri gibi o da İçimizden birisiydi ve aramızda adaletle hükmetmek zorundaydı.

Bu kadar değil tabi…

Bir millet zaman zaman tarihi badireler atlatır. Dibe vurduğu zamanlar olur. Böylesi dönemlerde “kendinden zuhur diyalektiği” ile içinden öncüler çıkarır. Bu öncüler ma’şeri vicdanda yer ettiği an “kahraman” olurlar. Kahramanlar “devlet tanrısı” haline getirildiği an gayet itici bir hal alırlar. Kahraman odur ki milletin gönlünde yaşar. Onu koruyup kollayan milletin engin sağduyusudur. Esasında kahramanın koruma kanunlarına ihtiyacı yoktur. Arkasında silahlı kuvvetlerin veya bir donanmanın durmasına gerek de gerek yoktur. Aksi halde “devlet tanrısı” haline gelir. Kahraman, milletin gönlünü fethederek yaşayandır; gözünü korkutarak değil…

***

Benim gözümde Mustafa Kemal Paşa, yaşadığı tarihsel şartlar nedeniyle yıkılış ve yok oluş dönemi millet ve devlet aklının bir ürünüydü.

Altı yüzyıllık bir imparatorluğun dağılacağı görülünce, millet ve devlet aklı harekete geçmiş ve “kendinden zuhur diyalektiği” ile kendi rahminde yeni bir doğum var etmiştir. Bu doğumu bütün imkanlarını seferber ederek besleyip büyütmüştür.

“Türkiye Cumhuriyeti’nin esas anlamı” bana göre budur.

Bu nedenle kimsenin tekelinde değildir.

Millet ve devlet aklının ortak ürünüdür. Sahibi cumhurdur, halktır, kimsesizlerdir.

Bu sebeple Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte kopmaz bir bağ vardır. Bundan dolayıdır ki Osmanlı devlet genetiği Türkiye Cumhuriyeti’nin bünyesinde sürüyor. Bunun dönüştürülmesi mümkün ama tümden yok edilmesi mümkün değil. Esas dönüşüm ise genellikle ilk nesilden sonraki ikinci hatta üçüncü nesillerde ortaya çıkar.

“Kendinden zuhur diyalektiğinde” hesapta olmayan tek değişiklik saltanattı. Cumhuriyet döneminde yapılan değişikliklere, saltanatlarına dokunulmaması kaydıyla padişahlar da taraf olabilirdi. Nitekim Sultan Vahidüddin İtalya’da sürgündeyken bir takım devrimler yapıldığını duyunca “Zaten savaştan sonra bunları biz de yapacaktık” demiştir.

***

Bu coğrafyada saltanat İngiltere (1648), Fransa (1798) veya Rusya’da (1917) olduğu gibi ayaklanma ve iç savaş sonucu yıkılmamıştır.Her üç devrimde de krallar idam edilmişti. (I. Charles 1649’da, 16. Lui 1793’de, Çar Nikola 1918’de)

Osmanlı saltanatı, içerden bir ayaklanma ile değil; dışarıdan gelen işgal yoluyla yıkılmıştır. ABD’nin 2003’de Irak’ı işgal edip Bağdat’ta Saddam’ın heykelini canlı yayında devirerek yıkması gibi, İngilizler de İstanbul’u işgal etmiş, sarayı basmış ve sultanı esir alarak saltanatı “fiilen” yıkmıştır. Eğer o dönemde medya bu kadar gelişmiş olsaydı, belki de, İstanbul’a girişlerini ve Vahidüddin’i esir alışlarını canlı yayında dünyaya seyrettireceklerdi.

Bu nedenle, içeride, zaten işgalcilerin elinde esir olan saltanatın “hukuken” de kaldırılması kolay olmuştur.

Şurası bir gerçek ki bu coğrafyada değişiklikler içeriden devrim yoluyla değil; ya dışarıya doğru fetih veya dışarıdan gelen işgal, baskı ve telkinler yoluyla oluyor. Bunun, bazıları olgunluk olarak görse de olumsuz bir durum olduğunu düşünmekteyim. Çünkü devrim yapmamış bir halk benim gözümde rüştünü ispat edememiştir.

Bizde başta kurtuluş savaşı ve Mustafa Kemal Paşa’nın ortaya çıkışı olmak üzere, cumhuriyete geçiş dahi esasında bir devlet operasyonudur.

***

Benim gözümde Mustafa Kemal bir Osmanlı paşasıydı. Askerdi; bir fikir adamı veya filozof değildi. Tarihin geldiği o noktada devletin derinliklerinden “realist” ve “pragmatist” özellikleriyle bir kişiliğin çıkması, yeniden doğuşu ateşlemesi ve örgütlemesi gerekiyordu. Bu özellikler Mustafa Kemal Paşa’da vardı ve tarih onu öne çıkardı.

Enver Paşa’da bir Osmanlı paşasıydı. Tarihin geldiği o noktada devletin derinliklerinden “idealist” özelikleriyle bir kişiliğin çıkması ve gelecek kuşaklara çekildiğimiz yerlerden esasında vazgeçmediğimizi, büyük muhayyilenin bu milletin hafızasında ilelebet yaşayacağını hatırlatması gerekiyordu. Bu özellikler Enver Paşa’da vardı ve tarih onun idealini öne, kendisini geri plana çekti.

Bu nedenle Kurtuluş Savaşı’nı ateşleyen ve örgütleyen kadroya bakarsınız, daha çok Osmanlı Erkan-ı Harbiyesi (Kara Harp Okulu) 1900-1905 arası mezunları olduğunu görürsünüz. Ben bunları başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere saygı ve minnetle anmakta ve kendi aralarında her insanda olabilecek hırslarını, rekabetlerini kendilerine bırakmaktayım. Çünkü bu tür kişisel rekabetlere taraf olmanın bir anlamı olmadığı gibi evrensel bir yanı da bulunmuyor.

Evrensel olan, o dönemden çıkaracağımız ve gelecekte de bize lazım olmaya devam edecek olan değerlerdir.

Bu açıdan bakılınca Enver Paşa benim için şu demektir: İdealizm, büyük muhayyile, nizam-ı alem, direniş, serdengeçtilik, büyüyerek kurtulma, imparatorluk vizyonu…

Mustafa Kemal Paşa da şu demektir: Realizm, taktik düşünme, derlenme, toparlanma, tutunma, akılcılık, bağımsızlık, özgürlük, çağdaşlık…

***

“Gayr-ı şahsi egemenlik”e inandığım için, bu tür dönemlerden daha çok alacağım evrensel değerlere bakarım, tarihsel olay ve şahsiyetleri kendi döneminde bırakırım.

Mesela devrimlerden alacağımız şu beş şeydir: TBMM’nin açılışı (1920), yeni anayasa (1921 Teşkilat-ı Esasiye), saltanatın kaldırılması (1922), cumhuriyetin ilanı (1923), Hilafetin kaldırılması (1924)…

Bunlar milletimizin büyük kazanımları olup evrenseldirler. Bunlardan daha geriye dönülemez. Bunların ifade ettiği mana şekil bakımından değişebilir ama esastan değişmesi gerçekten geriye dönüş yani irtica olur. Mesela her ne surette olursa olsun TBMM’yi kapatmak, anayasayı rafa kaldırmak, saltanatı geri getirmek, cumhuriyeti lağvetmek veya peygamberin makamı adına kendini halife ilan etmek 1920 öncesine dönüş olacağından olacak iş değildir. Halifelik, ihya çağlarının yani Müslüman askeri tarım imparatorlukları döneminin birleşme formülü idi. İnşa çağında illa öyle olmak zorunda değildir.

Bunlardan gerisine ise ne siyasi ne de sosyolojik açıdan devrim diyemeyiz. Olsa olsa dönemin hükümetlerince çıkarılmış bir takım kanun veya kanun hükmünde kararnameler olabilirler ve tarihseldirler. Yani zamana, mekana ve şartlara göre yeniden düzenlenebilir veya değişebilirler.

Aynı şekilde cumhuriyetin temel değerlerinden alacağımız şu beş şeydir: Hakimiyet-i milliye, istiklâl-i tam, misâk-ı milli, müdafâ-ı hukuk, muâsır medeniyet… (Bunların ayrıntılı yorumu için bkz. “Cumhuriyet değerleri ve irtica” başlıklı makale).

Bunlar evrenseldir; vizyon oluşturucu ve misyon belirleyicidir. Bunlardan daha geriye dönülemez. Gerisine ise temel değerler veya nitelikler diyemeyiz. Şu ankiler tek parti dönemi CHP’sinin parti proğramı olup tarihseldirler.

Bizim o dönemden alacağımız esas itibariyle bunlardan ibarettir. Buna gayr-ı şahsi egemenliğin sürdürülmesi, şahısların bunların önüne geçirilmemesi diyoruz. Yani herhangi bir şahsın, kurumun, hanedanın, silahın, sermayenin, sınıfın vs. değil; üstün değerlerin ve kimsenin tekeline giremeyecek olan soyut kavramların egemenliği…

Bu değerler herkesten üstündür.

Bunların içini ülkenin oluş halindeki dinamik temposu dolduracaktır.

Şu halde içimizden birini veya kendi ellerimizle oluşturduğumuz bir kurumu taparcasına yüceltmek, devlet tanrısı haline getirmek, aşılamaz ve sorgulanmaz yapmak ve böylece putlaştırmak o şahsa veya kuruma karşı cinayet işlemek demektir.

Keza içimizden birini veya kendi ellerimizle oluşturduğumuz bir kurumu lanetler yağdırarak aşağılamak, şeytan, deccal vs. yerine koymak da aynı şekilde cinayetle eşdeğerdir.

Her insanın olumlu veya olumsuz yönleri vardır. Ölümlü “naciz vücutlardan” hiç birisi bundan muaf değildir. Bir döneme, zamana veya mekana saplanıp kalmamak lazımdır. Peygamber dönemi, zamanı ve mekanı da buna dahildir. Çünkü onda da evrensel ve tarihsel olanlar vardır. Evrensel olanları sürdürmeli, tarihsel olanları kendi dönemlerinde bırakmalıyız.

Bunları soğukkanlı bir şekilde, bilimsel metotlarla, herkese hakkını vererek, dogmatik değil; analitik yöntemlerle ve ideolojik mülahazalardan uzak durularak tespit, teşhis ve teslim etmek lazımdır. Gerçeğin ta kendisinden ve adaletten asla kopmamalıyız zira bizi yükseltecek olan bunlardan başkası değildir.

Sonuç alarak şöyle bitireyim:

Hz. Ebubekir, Hz. Peygamber’in ölümü sırasında “gayr-i şahsi egemenlik”in ne olduğunu bize çok iyi öğretmişti: “Her kim Muhammed’e tapıyorsa bilsin ki Muhammed ölmüştür. Her kim Allah’a tapıyorsa bilsin ki Allah hayyu la yemuttur. Allah ölmez!”

Aynı şekilde “Her kim Atatürk’e tapıyorsa bilsin ki Mustafa Kemal Atatürk ölmüştür. Her kim Hakka tapıyorsa, bilsin ki, Hakk (gerçek, adalet) ölmez! Ve hakkıdır Hakka (gerçeğe, adalete) tapan milletimin istiklâl…”



__________________
ZÜMER-2739/27 Andolsun, biz bu Kur'an'da insanlara her türden örnekler verdik ki düşünüp öğüt alabilsinler.
Yukarı dön Göster ŞiaRıM-KuRaN's Profil Diğer Mesajlarını Ara: ŞiaRıM-KuRaN
 
adalet
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 02 ekim 2006
Gönderilenler: 1195
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı adalet

 Gerçek bir hakseverlikle yazılmış yazı.Çok güzel tespitlerde bulunulmuş.Bütün hanifdostların kendisine hisse çıkaracağı bu yazıyı bizimle paylaştığı  için Şiarım Kuran kardeşe teşekkürler,Allah razı olsun.

__________________
"Bir kavme olan kininiz sizi adaletten ayırmasın.."
Yukarı dön Göster adalet's Profil Diğer Mesajlarını Ara: adalet
 
hasanoktem
Admin Group
Admin Group


Katılma Tarihi: 10 eylul 2006
Gönderilenler: 2837
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı hasanoktem

adalet Yazdı:
 Gerçek bir hakseverlikle yazılmış yazı.Çok güzel tespitlerde bulunulmuş.Bütün hanifdostların kendisine hisse çıkaracağı bu yazıyı bizimle paylaştığı  için Şiarım Kuran kardeşe teşekkürler,Allah razı olsun.

ben de Adalet Kardeş'in bu güzel değerlendirmesine katılıyorum ve Şiarım Kur'an kardeşe de Allah razı olsun diyorum.

selam ve dua ile



__________________
Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? ENBİYA 10
Yukarı dön Göster hasanoktem's Profil Diğer Mesajlarını Ara: hasanoktem
 
ŞiaRıM-KuRaN
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 26 aralik 2006
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 124
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı ŞiaRıM-KuRaN

gondolcu Yazdı:
selamlar

yazar burada inceden inceye Atatürk ü olduğu yerden aşağı indirmiş saltanat ve macera peşinde koşanlarıda yükseltmiştir.

din de aydınlanma çalışmaları gibi sayısız işleri gözardı mı edilecek?

Gondolcu dostum anladığım kadarıyla sen atatürk hayranı bırısın.Ama bu demek değildirki Atatürk bir din adamıydı.Yazıları bütünüyle oku bak aşagıda yazar ne diyor.

Atatürk çok önemli bir devlet adamıdır senınle hem fikirim.Ama din adına sayısız çalışmaları var dedıgın zaman gülünç duruma düşersin.Atatürkü ideolojik düşünce olarak chp,komünistler,ateist bazı dernekler sahipleniyorlar.Bunların hepsi birbiriyle içiçe ve tabanlarındaki zihniyet aynı.Ya onlar yanlış bılıyorlar yada senin tarihten haberin yok

İhsan Eliaçık ne diyor burayı okumamışsın galiba.

Şu halde içimizden birini veya kendi ellerimizle oluşturduğumuz bir kurumu taparcasına yüceltmek, devlet tanrısı haline getirmek, aşılamaz ve sorgulanmaz yapmak ve böylece putlaştırmak o şahsa veya kuruma karşı cinayet işlemek demektir.

Keza içimizden birini veya kendi ellerimizle oluşturduğumuz bir kurumu lanetler yağdırarak aşağılamak, şeytan, deccal vs. yerine koymak da aynı şekilde cinayetle eşdeğerdir.

aksan-45 adlı üyenin dediği HANİF DOSTLAR = LAİKLİK=CHP mi? sorusunun muhatabının kimler olduğu gün geçtıkçe netleşiyor. 

Allah dogru yola klavuzlasın hepimizi inşaAllah...



__________________
ZÜMER-2739/27 Andolsun, biz bu Kur'an'da insanlara her türden örnekler verdik ki düşünüp öğüt alabilsinler.
Yukarı dön Göster ŞiaRıM-KuRaN's Profil Diğer Mesajlarını Ara: ŞiaRıM-KuRaN
 
aksan45
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 24 ocak 2008
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 174
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı aksan45

Selam sana ŞiaRıM-KuRaN Güzel bir yazı yayınladığın için sağol.
Yukarı dön Göster aksan45's Profil Diğer Mesajlarını Ara: aksan45
 
muhliskul
Ayrıldı
Ayrıldı
Simge

Katılma Tarihi: 26 nisan 2007
Yer: Australia
Gönderilenler: 854
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı muhliskul

 Merhaba

Sayin İhsan Eliaçık'tan alinti olarak kaydedilen yaziya tamamen katiliyorum.  Bu Firavun'un polemigine karsi Musa yontemidir, Oncekilerin isi Allah'a kalmistir. Din gununun sahibi   Allah her kulu yaptiginin karsiligini tastamam verecektir. Bize dusen kendi sorumluluklarimiza yonelmektir. Kimseyi yucelterek, kutsayarak veya alcaltmaga calisarak bir sonuc elde edemeyiz. Insanlarin sevgi ve saygi  duydugu kimselere, dil uzatmak   onlari kor bir fanatik  taraf kilmaktadir. Konular duygusal  olmaktan ote yaklasimlarla  ele alindiginda, daha akli selim sonuclar elde edilmektedir. 

Insanlarin ebedi bagliliklarini  hakka adiyarak ona halis kullar olmalari temennisiyle.

Allah'a emanet

 

Yukarı dön Göster muhliskul's Profil Diğer Mesajlarını Ara: muhliskul
 
ŞiaRıM-KuRaN
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 26 aralik 2006
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 124
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı ŞiaRıM-KuRaN

muhliskul Yazdı:

 Merhaba

Sayin İhsan Eliaçık'tan alinti olarak kaydedilen yaziya tamamen katiliyorum.  Bu Firavun'un polemigine karsi Musa yontemidir, Oncekilerin isi Allah'a kalmistir. Din gununun sahibi   Allah her kulu yaptiginin karsiligini tastamam verecektir. Bize dusen kendi sorumluluklarimiza yonelmektir. Kimseyi yucelterek, kutsayarak veya alcaltmaga calisarak bir sonuc elde edemeyiz. Insanlarin sevgi ve saygi  duydugu kimselere, dil uzatmak   onlari kor bir fanatik  taraf kilmaktadir. Konular duygusal  olmaktan ote yaklasimlarla  ele alindiginda, daha akli selim sonuclar elde edilmektedir. 

Insanlarin ebedi bagliliklarini  hakka adiyarak ona halis kullar olmalari temennisiyle.

Allah'a emanet

 

ALLAH RAZI OLSUN BENIM ANLATMAK ISTEDIKLERIMI NE GÜZEL ÖZETLEMIŞSINIZ.TEŞEKKURLER...

 



__________________
ZÜMER-2739/27 Andolsun, biz bu Kur'an'da insanlara her türden örnekler verdik ki düşünüp öğüt alabilsinler.
Yukarı dön Göster ŞiaRıM-KuRaN's Profil Diğer Mesajlarını Ara: ŞiaRıM-KuRaN
 
Pak_İslam
Katilimci Uye
Katilimci Uye
Simge
Yasaklı

Katılma Tarihi: 30 mayis 2008
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 43
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı Pak_İslam

gondolcu Yazdı:
selamlar
sen ülkenin kurucusuna sahip çıkmassan masonlarda sahip çıkar bazı adı islami site olan yerlerde ermeninin ATA ya olan hakaretleride güzel bişey miş gibi asılır sizlerde sessizce oyuncak gibi bakarsınız...hangi ülkenin vatandaşı ülkenin kurucusuna hakaret edilmesinden bu kadar zevk alır anlıyamıyorum bu sizi dinde terakki mi ettiriyor o nada şaşıyorum..250 gr beyinli insanların peşinden koşar onlara söz bile söyletmezsiniz din adına ATA ya her hakarete seyirci kalır ve yandaş olursunuz.

 

Canım kardeşim ne kadar da içten ve öz yazmışsın. bakma bize biz bazen abartır daralırız ibreyi yukarılara çekeriz ama bu cümlelerin değeri çok fazla kardeşim. Bunları okudum ve GERİ DÖNMEYE KARAR verdim.

Evet, maalesef, bu ülkenin vatandaşı, kendi nenesinin namusu için İstiklal Mücadelesi veren Atalarına hakaret ederek "Dini Terakki" hedefleyen bir acayip bir vatandaştır. Salatı da, Rabb'e yönelmeyi de bu acayip psikosomatik davranışlarda arar.

"Ataların Dini" söylevini ağzını eğer büker  kendine uydurur, hayatında hiçbir zaman Dini söylev geliştirmemiş bir Mustafa Kemal'i buna malzeme eder, Ulusal bilinci, insanoğlunun erdemli bir şekilde vatanını korumasını, ya yobaz-gerici-önyargı-beynini kiraya verme davranışları içinde deccal, ya da bu "Aydın Diyar' da" bile...  "Vatan sevmek hakkında ayet yok.  -tu kaka ilan eder"  

şeytanın peşinde döner dolaşır ve sonunda garip Irak olur.

Ama olmayacak!

 

Sen, ben ve Erdemli Müslüman Vatanseverler oldukça bu güzelim ülkenin sınırları emperyalistler tarafından cetvelle çizilemeyecek canım kardeşim.

Bir avuç Hanif ya da bir milyon yönelen. Bunları şeytan aldatamayacak.

Aldatmasın.

Selamlar

Yukarı dön Göster Pak_İslam's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Pak_İslam
 
Pak_İslam
Katilimci Uye
Katilimci Uye
Simge
Yasaklı

Katılma Tarihi: 30 mayis 2008
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 43
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı Pak_İslam

Anlatmak ve dayatmak: Türkiye'de İslam ve Atatürk serüveni
Anlatmak ve dayatmak: Türkiye'de İslam ve Atatürk serüveni
Anlatmak, insanın idrakine hitap etmektir. Anlatmak; iyi niyetin, aydınlatma isteğinin, insana ve hayata saygının bir uzantısıdır. Kutsal metinler, bütün aydınlık öncülerinin ‘anlatıcılar’ olduğunu, olması gerektiğini dile getirir. Kur’an’a göre, bütün peygamberler anlatıcıdırlar. Onların görevleri de özellikleri de anlatmak ve aydınlatmaktır.

Her geçen gün yeniden göstermektedir ki, Türkiye’de dinle devlet, İslam’la laiklik, dindarla çağdaşlık birileri tarafından sürekli kavgaya itilmektedir. Oynanan alçak Haçlı oyunlarıyla Cumhuriyet’le İslam’ın, Cumhuriyet’in kurucusu Atatürk’le Müslümanların barış ve kucaklaşması sürekli önlenmektedir. Halkın bu noktada kandırılması zor olmamaktadır. Çünkü İslam ve tebliğcisi Hz. Muhammed ile Cumhuriyet ve kurucusu Mustafa Kemal halkımıza anlatılmamış, dayatılmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kur’an, insanın, kendisine anlatılanı anlayacak donanımla dünyaya gönderildiğini defalarca ifade eder.

 

Bütün peygamberler ‘mübîn’ insanlardır. ‘Mübîn’; apaçık anlatan, ayrıntılarıyla anlatan kişi demektir. Kutsal metinlerin ortak niteliklerinden biri de onların ‘mübîn’ olmasıdır. Yani, tanrısal anlayış ve yönteme göre, hem anlatan mübîndir hem de anlatma konusu yapılan. Başka bir deyişle, hem peygamber mübîndir hem de getirdiği kutsal metinler.

 

Yaratıcı Kudret şunda ısrarlıdır: Zahmete katlanmayı göze alanlar, anlatmayı er-geç başarırlar. Ve bu başarı hayatın ve insanın başarısı olur. Bu başarı mutluluk ve rahatlık getirir.

 

Yaratıcı Kudret, yaratıp donattığı insanın anlama gücünden emindir. İnsana iyi niyet ve sabırla hitap edildiğinde, yani anlatıldığında, insan, anlatılanı anlayacaktır. Anlatacak bir şeyiniz yoksa veya anlatılacak olanı anlatamıyorsanız bunun suçu anlatıcınındır, dinleyenin değil.

 

Dayatmaya gelince; o, hem yapısı hem de amacı bakımından anlatmanın tam tersidir. Dayatmacı, insanın idrakine hitap etmez, insanı, anlamadığı ve ısınmadığı şeyi kabule zorlar. Bu bazen baskı, bazen de açık zulüm şeklinde belirir. Esasında, dayatmanın bizzat kendisi bir zulümdür.

Yaratıcı irade ve bu iradenin insanlık dünyasına taşıyıcıları olan peygamberler ve kutsal metinler şuna sürekli vurgu yapar:

 

"Dinde baskı-zorlama-tiksindirme yoktur. Doğru bilgiye dayalı eriş, bozuk bilgiye dayalı sapıştan açık bir biçimde ayrılmıştır." (Kur’an, 2/256)

 

Anlatmak yerine dayatmaya gitmenin sebeplerinden birincisi, konuşanın yetersizliğidir. Anlatamayanlar, anlatacak bir şeylere sahip olmayanlar veya anlatma niyetinden yoksun bulunanlar, dayatırlar. Anlatmanın dayanakları özgüven, iyi niyet, akıl, vicdan, ilim ve nihayet sevgidir. Dayatmanın dayanakları ise kendine güvensizlik, egoizm, baskı, akıldışılık ve nihayet kindir.

 

Anlatmak, sabır ister, fedakârlık ister. Anlatmanın başarısı uzun vadede gelir ama bir kez gelince de  pörsümez, ölmez. Dayatmak ise ucuzdur, kolaydır; kısa vadeli çıkarlar sağlar ama sonu hüsran ve perişanlıktır. Dayatmanın getirdiği sonuç, insanın iç dünyasına, akıl ve idrakine yerleşmediği için, bir süre sonra insan ve hayat tarafından itilip atılır.

 

Hayatın kanunu, Yaratıcı’nın iradesi budur.

 

Bu genel saptamadan sonra özel konumuza gelelim:

 

Her geçen gün yeniden göstermektedir ki, Türkiye’de dinle devlet, İslam’la laiklik, dindarla çağdaşlık birileri tarafından sürekli kavgaya itilmektedir. Oynanan alçak Haçlı oyunlarıyla Cumhuriyet’le İslam’ın, Cumhuriyet’in kurucusu Atatürk’le Müslümanların barış ve kucaklaşması sürekli önlenmektedir. Halkın bu noktada kandırılması zor olmamaktadır. Çünkü İslam ve tebliğcisi Hz. Muhammed ile Cumhuriyet ve kurucusu Mustafa Kemal halkımıza anlatılmamış, dayatılmıştır.

 

Halkımızın seyretmek zorunda kaldığı tablo, Muhammed ile Mustafa’nın ahenk ve barışını ortaya koyan bir tablo değil, didişme ve çelişme halinde olduklarını göstermeye uyarlanmış bir tablodur.

 

Uyarlamanın kurmayları emperyalist Batı’nın kodamanları, taşeronları da Türkiye içi Allah ile aldatma odaklarıdır.

 

Uyuşma ve barışmaları aklın ve gerçeğin icabı olan İslam ile Atatürk Cumhuriyeti’nin yani Muhammed ile Mustafa’nın didişme içinde tutulmaları Türkiye ve İslam düşmanlarının temel sermayesidir. Muhammed’den de Mustafa’dan da vazgeçmek istemeyen Türk milleti bir türlü huzur bulamamaktadır. Muhammed’e de Mustafa’ya da muhtaç olduğunu vicdanı ve aklıyla fark eden Türk milleti, bu iki değerin barışına giden yolların dikenlenmesi yüzünden sürekli ıstırap çekmektedir.

 

Yolları dikenleyenler kimlerdir?

 

Yolları dikenleyenler, İslam’ı ve Atatürk’ü dayatma aracı yapanlardır. Bugün bizler, bir yandan Muhammed’i, öte yandan Mustafa’yı dayatma konusu yapanların yarattıkları kahırlı kıskacın ortasında acı çeken bir halkın feryatları ve bu feryatları Türkiye aleyhine istismar eden Haçlı emperyalistler güruhu ile karşı karşıyayız.

 

İslam’ı; Arap takkesini din yapan Emevî dincileri (siyasal İslamcılar), Atatürk’ü ise büst ve rozetleri ‘Atatürk’ diye pazarlayan ‘Atatürk bezirgânları’ dayattı. Bunların biri dini anlatmadı, öteki de Atatürk’ü. Biri İslam’ı dayattı, ötekisi Atatürk’ü...

 

Neden? Çünkü İslam’ı anlatsalardı, dini, Atatürk’ü anlatsalardı Atatürk mirasını sömüremezlerdi. Oysaki o sömürüye ihtiyaçları vardı. Yaratıcı ruhları, sağlam kişilikleri, dünyayı, bölgemizi ve ülkemizi layıkıyla okuyacak bilgi ve birikimleri yoktu; bir şeylere, bir yerlere dayanmaya muhtaç idiler. Beleşi, ucuzu çok seviyorlardı; dokunulmazlığı da çok seviyorlardı.

 

Bir yerlere dayanmak ihtiyacı duyanların bir şeyleri dayatmak zorunda kalacaklarını unutmak, faturası çok ağır bir yanılgıdır. Bir şeyleri dayatanlar, bir yerlere dayanarak dokunulmazlık elde etmek peşinde olanlardır. Özgür ve yaratıcı benlikler ne bir yerlere dayanırlar ne de bir şeyleri dayatırlar.

 

İslam, Allah ile aldatan dincilerin, Atatürk de ‘tören Atatürkçüleri’nin dokunulmazlık aracı olarak donduruldu. Yeni nesiller, “Biz İslam’ı veya Atatürk’ü niçin seviyoruz, neden sevmeliyiz?” sorularına yeterli cevabı bulamadılar.

 

Özetleyelim: 

 

Cumhuriyet dönemi, ne yazık ki, iki ölümsüz ve erdirici değerimizin (İslam ile laiklik, Muhammed ile Mustafa) anlatılması yerine dayatılmasıyla belirginleşen bir dönem oldu. Bu ters gidiş, can damarlarımızı parçalamaya, acımızın paydasını büyütmeye devam ediyor. Türkiye’nin ekonomiden sanata, tarihten felsefeye bütün sıkıntılarının temelinde bu terslik, bu namertlik ve bu yanlış yatıyor. Bu yanlış düzeltilmeden ne içeride huzur bulmamız mümkündür ne de dışarıdan bindirilen tasallutu aşmamız.

 

Bu kaygılar, 11 Eylül terör olayı ile iyice kemirici olmaya başladı. Türkiye’yi tahribe yönelik Haçlı-emperyalist politikalar artık İslam kullanılarak yürütülecektir. Ilımlı İslam, karma namaz, rahibe usulü tesettür, İncilleştirilmiş Kur’an denemeleri, dinci cemaat başlarının Papa önünde arzı ubudiyet etmeleri, tarîkat şeyhlerinin ABD ve İsrail himayesine girmeleri, siyasal İslamcı Cumhuriyet düşmanlarının Haçlılarca desteklenmeleri bu yürütmenin uzantıları oldu. İslam’la laikliğin, devletle dinin, Muhammed ile Mustafa’nın ağır bir kavgaya sokulacağı kesindi.

Bu satırların yazarı bunun böyle olacağını çok erken bir zamanda anlamış ve Türkiye’yi de dünyayı da bu konuda uyarmıştır. ‘Batı Sömürgeciliği ve İslam Dünyası’ ile ‘Kur’an verileri Açısından Laiklik’ kitapları bu uyarının belgeleridir.

Uyarının daha emin ve elle tutulur belgesi ise şu anda Türkiye’de gündem olan Allah ile Aldatmak adlı kitabımızdır.

 

Ortadoğu’ya ve Türkiye’ye bir kez daha seslenmek istiyorum: İslam’la laikliğin, Müslümanla çağdaşlığın kavgası şiddetini artırarak devam ediyor. Bu ülkenin bin yıllık düşmanı olan Haçlı emperyalistler, anılan kavgadan yararlanmak için, siyasetlerinin eksenine,  Ilımlı İslam adıyla yozlaştırılmış bir sömürü dini yerleştirerek üstümüze çullanıyorlar. İçerideki din ve Atatürk sömürücülerinin karşılıklı ahmaklık ve aymazlıklarından beslenen karmaşayı ustalıkla kullanarak Türkiye’yi çöküşe, tükenişe götürüyorlar.

 

Alışılmış yalan ve talan siyasetleri bu karmaşaya son veremez; devletle dini, laiklikle İslam’ı çatıştıran Haçlı oyunu aşamazlar. Muhammed ile Mustafa mirası arasında olması gereken güçlü barışı kuramazlar. Çünkü bu barış için gerekli bilgiye, donanıma, dahası iyi niyete sahip değillerdir. Olsalardı, hepsi birbirinden türeme olan bu siyasal kadrolar bu işi bu güne kadar çözüme ulaştırırlardı. Bu ülkeyi 60 yılı aşkın bir süredir bunlar yönetmiştir. Çözümü getiremediklerine göre ya niyetleri bozuktur ya da dirayetleri yetersiz kalmıştır. İki halde de artık milletin yakasından düşmek ve işi, Muhammed ile Mustafa mirasını kucaklaştıracak düşünce ve projelere bırakmak zorundadırlar.

 

Bütün İslam dünyası, ama özellikle Müslüman-Türk dünyası bilmelidir ki, mutlu ve onurlu bir insanlık için Muhammed ne istemişse Mustafa da onu istemiştir. Aksi olsaydı, Muhammed’in düşmanları aynı zamanda Mustafa’nın da düşmanı olurlar mıydı?

 

Muhammed ile Mustafa’nın kucaklaştığı yeni bir cihan yaratmak üzere didinenlere selam olsun!

 

Ve o kucaklaşmanın aydınlık günlerine selam olsun!

Yukarı dön Göster Pak_İslam's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Pak_İslam
 
gondolcu
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 07 haziran 2007
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 450
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı gondolcu




__________________
saygılarımla

Aaydın
Yukarı dön Göster gondolcu's Profil Diğer Mesajlarını Ara: gondolcu Ziyaret gondolcu's Ana Sayfa
 

Sayfa Sonraki >>
  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Sizin yetkiniz yok foruma yeni mesaj ekleme
Sizin yetkiniz yok forumdaki mesajlara cevap verme
Sizin yetkiniz yok forumda konu silme
Sizin yetkiniz yok forumda konu düzenleme
Sizin yetkiniz yok forumda anket açma
Sizin yetkiniz yok forumda ankete cevap yazma

Powered by Web Wiz Forums version 7.92
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide
hanif islam

Real-Time Stats and Visitor Reports Sitemizin Gunluk, Haftalik, aylik Ziyaretci  Detaylari Real-Time Stats and Visitor Reports

     Sayfam.de  

blog stats