(Şahıs odaklı din anlayışından Allah odaklı din anlayışına...)

HANiFDOSTLAR.NET

 

Kuran Müslümanı
 

Ana Sayfa Hanif Mumin  Iste Kuran Kurandaki Din  Kur'an Yolu   Sohbet Odasi Hanifler E- Kitaplik Kütüb-i Sitte ?  ingilizce Site Kuran islami Aliaksoy Net İhsan ELİAÇIK.net   Tebyin-ül Kur'an Önerdiğimiz Siteler Bize Ulasin

 

- Konulara Göre Fihrist

- Saçma Hadisler

- Hadislerin-Sünnetin İncelemesi

- Haniflikle İlgili Sorular Cevaplar

- Misakın Elçisi Kim?

- Kuranda Namaz/Salat

- Onaylayan Nebi

- Kuranda Namaz/Salat

- Enbiya 104

- Kuranda Yeminler

- Adem Hakkında Sorular

- Ganimetleri Resulün Eline Nasıl Vereceğiz?

- Allahın ındinde YIL ve DOLUNAYLAR

- Abese ve Tevella

- Hadisçilerce Tahrif Edilen Ayetler

- Mübarek Yer, Mübarek Vakit

- Arkadaş Peygamber

- Kuranın İndirilişinden Günümüze Gelişi

- Bir Türban Sorusu

- Kuran ve Bize Öğretilenlerin Farkı

- Namazın Kılınışı

- Hadislere Göre Namaz

- Kuranda Salat Namaz mıdır?

- Kuran Yetmez Diyen Uydurukçular

- Bizler Hanif Dostlarız

- Sahih Hadis mi İstersiniz?

- Hakkı Yılmaz'ın Tebyin Çalışması

- Kur'anı Anlamada Metodoloji

- Tarikatçıların Çarpıttığı Birkaç Ayet

- Nasıl Kur'an Okuyalım?

- Kur'anı Kerim Nedir?

- Kur'anda Oruç

- Allah'sız Bir Din ve Allah'sız Bir Kur'an İnancı

- Kuransız Bir İslam Anlayışı ve Müşrikleşme

- Meal Çalışmasına Davet

- Allah Şahit Olarak Kafi Değil mi?

- Doğru Hadisleri Ne Yapacağız?

- Kur'andaki Muhammed ve Peygamberlerin Misyonu

- Mahrem, Avret, Ziynet

- Nur Suresi Çeviri-Yorum

- Cilbab

- Resule İtaat Ne Demektir?

- Hadis Kalburcuları ve Kalburları

- Kur'anı Kerim'in İndiriliş Gayesi

- Kur'anda Amellere Karşı Cahili Yaklaşım

- İslamdışı İnanışlara Kur'andan Örnekler

- Biri Şu Haram Üretim Tesislerini Kapatsın

- Tasavvufta İslam Var mı?

- İslamda Delil Sorunu

- Kurban Kesmek

- İlahi Hitabın Serüveni

- Ecel Nedir?

- Şirk, İşrak, Müşrik, Müşareke, Müşterik

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Peygamberlere Karşı Rabbani Yaklaşımlar

- Salat-ı Tefriciye yada Zikri Çarpıtmaya Bir Örnek

- Mucize Nedir?

- Ayrılıkların Nedenleri

- Sıfır Hata veya Kur'an

- Haniflik Nedir?

- Rabıta İle Şeyhlere Tapanlar

- Hadis Zindanının Mezhepçi Mahkumları

- İslam Dininin Öğrenilmesinde Kaynak Sorunu

- Fasık ve Münafıkların Genel Tanımlaması

- Hadisler, Hıristiyanlık ve Selman Rüştü

- Kur'anı kerim'in İndiriliş Gayesi

- Müstekbirlere Karşı Cahili Yaklaşım

- Halis-Hanif İslam

- Kur'anda Şefaat

- Fuhuş Tellalı Tefsirciler

- Hayızlıyken Neden Namaz Kılınmasın?

- Cebrail, Vahiy, Melek

- Dindarlıkta Müşrikleşme Temayülü

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Yaratılış, Adem, Havva

- Kur'an Yerel mi, Evrensel mi?

- Reform Dinde mi, Dindarlıkta mı?

- Ne Mutlu Tağutu Olmayanlara

- Peygambere Saygı(?)

- Hadislere Kanıt Diye Gösterilen Ayetler

- Allah Nazara Karışmadı mı?

- Kur'anı Kerimle Amel Etmek Mümkün mü?

- Kur'anda İnkar Edenlerin Vasıfları

- Müminlerin Vasıfları

- Allah'ın Vasıfları

- Kur'anın Vasıfları

- Dine Karşı Cahili Yaklaşımlar

- Kur'an Merkezli Din

- İrin Küpü Patladı; Mevlana

- Hurafe ve Bidatlar

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Hz. İsa'nın Ölümü

- Allah'ın Mesajının Adı: Kelamullah

- Allah'ın Resule Uyarıları

- Kur'ana Göre Tenkit ve Eleştiri Nasıl Olmalı?

- Kur'anda Sevgi

- Sofuların Devlet Desteğiyle Desteklenmesi

- Hans Von Aiberg Aldatmacası

- Kabir Azabı Safsatası

- Kur'an Kıssalarının Önemi; Masal Değiller

- Kur'anda Toplumsal Sünnetler

- Tefsirde İsrailiyyat

- Kardeş Evliliği Olmadan Çoğalma

- Hans Von Aiberg Tutuklandı

- Kur'anda Tevbe Kavramı

- Yaşar Nuri Öztürk'ün Yorumuyla Namaz

- Karadelikler; Bir Büyük Yemin

- Mezhepçilerin Ümmi Açmazı

- Kabe Nedir? Mekkede midir, Kudüste mi?

- Kur'anda Ruh Kavramı

- Kur'anda Nefs Kavramı

- Amin Kavramı ve Putperestlik

- Diyanet İşleri Başkanlığının Sitemize Cevabına Cevaplar

- Resul ve Nebi -1

- Resul ve Nebi -2

- Sapık Bir Fırka: Hansçılar

- Cihad mı, Çapulculuk mu?

- Kur'an Deyip Namazı Yok Sayanlar

- Cennete Sadece Müslümanlar mı Girecek?

- Kur'anda El Kesme Cezası var mı?

- Nazar veya Göz Değmesi Var mı?

- Şehadet Getir, Münafık(?) Ol

- Kur'anda Eleştiri Metodu

- Hacc Mekkede mi, Bekkede mi?

- İslami Tebliğde Kur'an Metodu

- Saptırılan Kavram: Mekruh

- Kur'anda Cuma Namazı var mı?

- Of Be Kader, Allah mı Suçlu Yoksa Biz mi?

- Kader Açısından Cebir ve İhtiyar

- Baban Peygamber Olsa Ne Yazar

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Vahdet-i Vücud, Şirkin Alası

- Tasavvufi Bilginin Kaynağı Vahiy mi?

- İslam'da Resullük Son Bulmuştur

- Teveffi Kelimesi ve Arap Dili

- Tasavvuf Üzerine Düşünceler

- Nefis Mertebelerinin İç Yüzü

- Allah Rızası Anonim Şirketi; Tarikatlar

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -1

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -2

- Nakşi Şeyhi Allah'ın Avukatı mı?

- Kur'anda "ve+la" Öbeği

- Putlar ve Tapanlar

- Son Peygamberimizin Okuma Yazması

- Mesih ve çarpıtılan Bir Ayet

- Hac İzlenimleri

- "Üzerinde 19 var" da Son Nokta

- Secde Emri

- Kur'andaki Hac

- Aracıların Gaybı Bildiği İnancı

- Tarikatçı - Müşrik Karşılaştırması

- Gazali'nin Kadına Bakışı

- Kur'anda Kadına Verilen Önem

- Başörtüsü Allah'ın Emri Değil

- Başörtüsü Takmak Kur'anda Var mı?

- Kur'anda Kadın Dövmek Var mı?

- Cariye, Köle; Utanmaz Mealciler

- Kadına Yönelik Şiddet

- Sünnet Edilen Kızın Öyküsü

- Erkekçe ve Kadınca Meal Konusu, Nebe 33. Ayet

- Harem - Selamlık Kimin Emri?

- Zina, Evlilik ve Örtünme Adabı

- Cariyeleri Aç, Hür Kadınları Kapat (!)

- Çok Eşliliği Yasaklayan Ayetler

- Kur'ana Göre Evlilik Hukuku

- 2 Kadın = 1 Erkek, Uydurma mı?

- Danimarkalı mı Sapık, Buhari mi?

- Ebu Hanife, Cariyenin Avreti

- Nisa 25, Hür Kadın ve Fahişe İfadesi

- Maymunların Hadisi ve Recm Vahşeti

- Hz. Muhammed'in Tebliği

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Angarya Haline Getirilen İbadet

- Buhari'nin Hadislerini Buhari Yazmamıştır

- Hadis ve Sünnet Gerçeği

- Uydurma Hadisler, İslamın Kara Boyası

- Hadisler Dinin kaynağı Olamaz

- Uydurmaların Sınırı Yok; Şeytan Geyiği

- Beşeri Hükümler Neden Kutsal Oluyor?

- Hadis - Kur'an Çelişkisi

- Kur'anda/Dinde Olanlar ve Olmayanlar

- Cehennem'den Çıkış Yok

- Kur'anda Tağut

- Ebu Hureyre Gerçekte Kimdir?

- Hadis - Mantık Çelişkileri

- Kurban ve Kurban Bayramı Nereden Geliyor?

- Hadislere Göre Kur'an Eksiktir

- Bildiri: İslam Anlayışında Reform

- Arapça mı, Arap Saçı mı?

- Koca mı Üstün, Allah mı?

- Esbab-ı Nüzül Komedi Hadisleri

- İşte Geleneğin Dini

- Ulul Emir İle Kim Kastediliyor?

- Kul Hakkı

- Yezidi Bir Gelenek: Aşure Tatlısı

- Hz. İbrahim'den Asrımıza Dersler

- Taklitçiliğin Boyutları

- Seb-ul Mesani Nedir?

- Kelle Sayılarak Gerçek Bulmak

- Kıyamet - Mahşer Günü ve Sonrası

- Kur'anda Namaz Vakitleri

- Kur'anda Cuma Konusu

- Salih Olmak Yetmez

- Hudeybiye Anlaşması Uydurma mı?

- Kitap Yüklü Eşekler

- Kur'andaki Hac

- Hz. Nuh'un Oğlu Kimdi? İftira mı?

- Ruhun Ağırlığına Başka Bakış

- Hz. İbrahim Yalancı Değildi

- İncil'de Kadına Bakış

- Şirkin Büyüğü Küçüğü Olur mu?

- Kur'andaki Abdest ve Hijyen

- Din de Bir Araçtır

- Kur'an Okumanın Zararları

- Kur'anda Dua Ayetleri

- Kur'anda Tarih Kavramı ve Bilinci

- Şekilsel Secde Kur'anda Yok mu?

- Salat ve salatı İkame

- Kur'andaki Emr Kavramı Üzerine

- Dindar İnsanlar Şirk Koşar

- Alak Suresinin İlk Beş Ayeti

- Men Arefe'nin Çözümü

- Kur'andaki Av Yasağı

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Din Büyüklerini Tanrılaştırma

- Allah'a ve Muhammed'e Değil

- Kur'andaki Örnek Tevekkül

- Şekilsel Rüku Kur'anda Yok mu?

- Hz. İbrahim Kuşları Kesti mi?

- Ehli Sünnet Dininin Anayasası

- İnsan Allah'ın Halifesi mi?

- Kur'an Üzerinde Düşünmek

- Şirkin Kuyusuna Düşenlere Uyarılar

- Kur'an Ölülere Okunmak İçin mi İndirildi?

- Ayda Okunan Kur'an Masalı

- Hz. İbrahim, Safa ve Merve Masal mı?

- "Haç"er-ul Esved (!)

- Mevlana Sahte Bir Peygamber Değil mi?

- Tasavvufun Tanrısı İki Zıttır

- Kur'andaki Tasavvuf: Teveccüh

- Önce Batıl ve Hurafe İle Savaşalım

- Resuller Haram Kılamaz mı?

- Elçi Muhammed ile İnsan Muhammed'in Farkı

- Tarikatlarda Aracılar Rezaleti

- Nur Suresi 31. Ayet Nasıl Çarpıtılıyor?

- Sırat Kıldan İnce, Kılıçtan Keskin mi?

- Kur'anda Zalimler

- Bütün Mehdileri Çöpe Atıyoruz

- Kur'ana Göre Ramazan Ayı ve Haram Aylar

- Tasavvufçuların İlahı; Varlık ve Yokluk

- Tasavvufçuların Küçük Putları

- Sünnet Etmek yaratılışı Değiştirmedir

- Son Peygamberimizin Mektupları

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Mescid-i Aksa Nerede?

- Büyük Kandırmaca: Hadis

- Kur'an Neden Arapça Olarak İndirilmiştir?

- Kimin dini? Kimin Kitabı? Kimin Meali?

- Evliya Kelimesinin geçtiği Ayetler

- Şimdiye Kadar Yaşanan İslam

- Ayın Yarılması Diye Bir Mucize Yoktur

- Kabe Dikili Taş Değil mi?


Up | Down | Top | Bottom
 
Şu da emredildi: Yüzünü dine bir Hanif olarak çevir. Sakın müşriklerden olma.

Yunus Suresi 105

Ben bir Hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden değilim ben.

Enam Suresi 79

İbrahim ne bir Yahudi idi, ne de bir Hıristiyan. O sadece hanif bir müslümandı. O müşriklerden değildi.

Ali İmran Suresi 67

Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlıbaşına bir ümmetti; bir Hanif olarak Allah'ın önünde eğiliyordu. Müşriklerden değildi.

Nahl Suresi 123

De ki Allah doğrusunu söylemiştir / vaadinde sadıktır.Haydi artık Hanif olarak İbrahim'in Milleti'ne uyun! Müşriklerden değildi o.

Ali İmran Suresi 95

Allah'a ortak koşmadan, Hanifler olarak... Allah'a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir.

Hacc Suresi 31


Up | Down | Top | Bottom

HABERLER

 

 








 

  Hanif Islam

 Hanif TV

Genel Tartışma
 Hanif Dostlar Ana Sayfa -> Genel Tartışma
Konu Konu: INSIDE THE KORAN Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Gönderi << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
batın
Yeni Uye
Yeni Uye


Katılma Tarihi: 14 ocak 2010
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 14
Gönderen: 23 ocak 2010 Saat 15:49 | Kayıtlı IP Alıntı batın

Cahiliye ve Emevîler dönemi Arap şiiri


CAHİLİYE DÖNEMİ ŞİİRİNİ « YEDİ ASKI » (MUALLAKAT-ÜS-SEBA)
ADIYLA ANILAN KASİDELER TEMSİL EDER.

FETİHLERİN ZENGİNLEŞTİRDİĞİ EMEVÎLER DÖNEMİNDEYSE ŞİİR, DÜNYA ZEVKLERİNİ KONU EDİNMİŞTİR.

Arap şiirinin İslamiyetten önceki dönemi Cahiliye adıyla anılır. Bu niteleme doğal olarak, İslam dini açısından böyledir. Oysa Cahiliye dönemi zengin bir şiir geleneğini içerir. Hz. Muhammed döneminde ve Emevîler döneminin ilk yıllarında dinsel içeriği ağır basan Arap şiiri, devletin sınırlarını genişletip zenginleşmesine paralel bir gelişme gösterir. Cahiliye dönemi. Arap edebiyatı tarihinde MS 500-622 yıllan arasında yaşamış şairlere « Cahiliye şairleri » adı verilir. Cahiliye döneminde yazılmış olan şiirler, Arap dil ve edebiyatında çok önemli bir yer tutar. Hicaz bölgesinde, Ukaz’da çeşitli yerlerden gelen Araplar, hurma ağaçlarının gölgesinde çadırlar kurarak a-lışveriş yaparlardı. Burada zilkade ayının başında kurulan ve yirmi gün süren Sukul Ukaz Panayırında halkın ilgisini çekmek için şiir ve hitabet müsabakaları yapılır ve en seçkin şair ve hatipler kendilerini tanıtmak imkânını bulurlardı (bu panayır İslamiyetten sonra önemini kaybetti ve 746′da Ukaz’ın
tahribinden sonra burada panayır da kurulmaz oldu).
Bu panayırlardan birinde, yedi kabileye bağlı yedi şairin şiirleri okunmuş, kabile şairlerinin birbirlerine üstünlükleri tartışılırken kavga çıkmamış, işin bir cenge kadar varacağı anlaşılınca, şairleri yarışmaya katılmayan kabileler araya girerek, bunlardan okunup beğenilenlerin Kabe’nin duvarına asılmasını teklif etmişlerdir. Kasidelerin yedisi de beğenildiğinden (bazılarına göre bu kasideler on tanedir), her biri Mısır ketenine altın mürekkeple yazılarak Kabe’nin duvarına asılmış ve İslamiyete kadar orada kalmıştır. Bu yedi kasideye Muallakat-üs-Seba (Yedi Askı) adı verilir. Bu yedi kasidenin şairleri şunlardır: Tarafa bin el-Abdülbekir (öl. 564), İmrülkays (öl. 565), Amr bin Kulsûm (öl. 600′den önce), Haris bin Hillize el-Yeşkûri (öl. 570 veya 580), Antere bin Şeddad (öl. 600), Züheyr bin Ebi-Sülma (öl. 608), Lebid bin Rebia (öl. 661). Bu şairlerden Antere, kendi adıyla anılan bir hikâyeye konu olarak Arap kahramanlığının simgesi halinegelmiştir. İmrülkays, Tarafa, Züheyr ve Lebid gibi şairler de savaş, günlük yaşamın çeşitli yönleri, yaşama sevinci, sevgili, gibi temaları işlemişlerdir.


610 tarihinden sonra nazil olmaya başlayan Kuran, seçili üslubu, işlediği konu ve temalar, dile getirdiği değişik düşüncelerle edebiyatı derinden etkiledi. Hz. Muhammed, topluma ve bireye zararı olan şiiri kesinlikle red-dettiyse de, İslam’a ve peygambere yönelik hicivlere karşılık veren şair Hassan bin Sâbit’i (563 ?-682 ?) benimsemişti. Emevîler dönemi (661-750). Dört halife döneminde şiir, genel olarak, dinî vecd ve heyecanla sınırlı kaldı. Bu ilk halifeler, din ve devlet işleriyle fazlaca uğraştığından Halife Ömer’in « çocuklarınıza şiir öğretin » tavsiyesi hakkıyla yerine getirilemedi. Ancak fetihlerin getirdiği zenginlik, sade bir hayat süren halkın âdetlerini de değiştirecekti. Zevk ve sefa, yeni bir aşk şiirinin doğmasına yol açtı. Emevî halifeleri de kendilerini destekleyen şiiri ve şairleri daima desteklediler. Ömer bin Abdullah, Haris bin Halid, Abdullah bin Kays er-Rukkayat ve Abdullah bin Ömer, dünyevî hayata öncelik tanıyan şiirin temsilcileri oldular. Mekke’de Abdulhakem el-Cumahî, 689 yılına doğru, içinde oyun oynanan ve şiir okunan bir mahfel açmıştı. Dünya zevklerini dile getiren şiir anlayışı Mekke ve Medine dışında da etkili oldu; bedevîler arasında Kays binHatim, Mecnûn ve Cemîl bin Abdullah el-Uzrî bu yolda şiirler yazdılar.
Suriye ve Irak’ta gittikçe gelişen şehirlerde yer ve mevki kavgalarının, eski kabile düşmanlıklarını alevlendirmesi, şiirde de yankılar uyandırdı. Şam’da El Ahtel, Cenr bin Atiye (öl. 728) ve Ferezdak (öl. 732) gibi şairler, bir yandan hicivleriyle ihtirasları tahrik ediyor, bir yandan da
methiyelerle insanları günlük yaşamın tadını çıkarmaya çağırıyordu. Halife II. Velid (öl. 744) de şair ve müzisyendi; içki ve eğlence konulu şiirleriyle Ebu Nuvas’ın (öl. 813) habercisi olmuştur. Ayrıca Emevîler döneminde deve hakkında şiir yazmak eski önemini yitirmeye başlamıştı. Deveyi öven son büyük şair Zurrumma bu dönemde yaşamıştır.



__________________
Rabbimiz ! Biz Sana dayanıyoruz ve Sana yöneliyoruz. Dönüş Sana’dır..(mümtehine/4)
Yukarı dön Göster batın's Profil Diğer Mesajlarını Ara: batın
 
batın
Yeni Uye
Yeni Uye


Katılma Tarihi: 14 ocak 2010
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 14
Gönderen: 23 ocak 2010 Saat 15:53 | Kayıtlı IP Alıntı batın

ARAP EDEBİYATI VE YEDİ ASKI ŞAİRLERİ

Söylentiye göre Arap şiirinin güçlü ve etkin olmasının sebebi olarak, devamlı uzun çöl yolculukları yapan Arapların (Ki Türkçe anlamı Göçebe/Yörük’tür) deve üstündeyken söyledikleri türkülerin ahenk ve ölçülerine göre devenin hızını arttırması veya azaltmasını fark etmeleriyle başlar. Bu buluşun teknik olarak anlamı, develerin müzikten anladığı şeklindedir. Arap şiirinin bel kemiği olan ve daha sonra İslâm’ı kabul eden diğer halkların şiirlerine de sirayet eden Aruz Vezninin çıkış kaynağı da bu buluştur. Devenin attığı adımlara göre oluşturulan Aruz vezni memdud (uzun hece) ve maksur (kısa hece)’dan oluşan Tavil, Medid, Basit, Kâmil, Vefir, Hezec, Recez, Remel, Seri, Munsarih, Hafif, Muzari, Muktazab, Muctas, Mutadarik ve Mutakarib olmak üzere on altı alt başlığa ayrılır.

Bu başlıkların da her birinin kendi içlerinde ayrı ayrı anlamları vardır. Söz gelişi; Remel sevinç ve kederi anlatırken; Seri at koşmasını anlatır. Aruz konusunda bir diğer söylenceyi de nazar-ı dikkate almak elzemdir. Aruzun babası olarak kabul edilen Halil bin Ahmed, çarşıda demir döven demircilerin çekiç seslerini dinleyerek Aruz’u bulmuştur. Ayrıca Arap halklarının yaşamları ve özellikle göçebe yaşam Arap Şiirini besleyen belli başlı unsurlardır. Bilinen başlıklarıyla Arap Şiirinde görülen türler; Hiciv, Hamaset, Fahr, Medh, Rica, Nesib, Zühd, Hikem, İtab ve Gazel’den oluşur. Ayrıca Arap Şiirinde Yergi unsuru diğer kabilelere üstünlük sağlamak bakımından sıklıkla kullanılırdı. Bu şairler içinde en mühimi Zuheyr bin Canab’tır. Bilinen en eski Arap Şiiri türlerinde sıklıkla kullanılan imajlar; cin, peri, büyü gibi metafiziksel imajlardır. Tevrat’ta (Ahd-i Atik) geçen meşhur Balâam Laneti de bu dönemin şiirleri arasında yer bulur.
Arap Şiirinde Ölçüler: Arap Şiirinde bilinen ilk ölçü Seci’dir. Bu ölçü daha çok nesir biçiminde ve fakat kafiyeli olan yazılardı. Seci’nin devamı olarak gelişen Recez Ölçüsü ise bir kısa ve bir uzun heceden oluşan bir ölçüydü. Doğallıkla Arap Şiirinde ilk ölçü olarak Recez kabul edilir. Recez’le aynı dönem Muallakat’ul Seb’a (Yedi Askı) dönemidir. Terim ilk defa çok sonraları Hammed er-Raviye tarafından kullanıldıysa da tam anlamıyla dönemi karşılamaktadır. Yedi Askı döneminde Arap halkı tarafından beğenilen en iyi şiirler Kabe duvarına asılarak sergilenirdi. Bu şiirlere de es-Samut (İnci Gerdanlığı) adı verilirdi. Dönemin ünlü şairleri arasında İmrul Kays, Tarafa, Zuheyr, Lebid, Amr bin Gülsüm, Antere, el-Haris bin Hilliza, Nabiga ve A’şa gibi isimler vardı. Aynı zamanda dönem, Kaside türünün gerçek formuna ulaştığı dönem olarak da bilinir. Bu şiir yarışmasında İbn-i Kuteybe Kuralları olarak bilinen bazı kaideler vardı.
İmr’ul Kays’ın (Gezgin Kral/Hondoc)
“Durun,

Sevgilinin ve Sıkt el-Liva’da
El-Dahul ile Havmel arasında
Tudah ve Mikrat’ın çevirdiği evinin anılarıyla
Ağlayalım.
Evi güneyden ve kuzeyden
Birbirinin aksi olarak esen rüzgârların etkisiyle
Henüz yok olmamıştır.” dizeleri veya Tarafe’nin;

“Hail bölgesinde
Duma denilen cennet gibi yerde,
Yapma nakışların geriye kalanları gibi,
Renkli taşlarla süslenmiş
Havle’nin terk edilmiş kısmında kalan harebelerde;
Oturdum, ağladım…” dizeleri İbnü Kuteybe Normları’na uygun birer Kaside başlangıcıdır.

Daha sonra sırasıyla Feryat, Yalvarma, Anıları Anlatma, Aşk, Seyahat, Binek Övme ve nihayetinde Kasidenin sonunda Kaside’nin ithaf edildiği kişiyi Övme kısmı gelirdi.
YEDİ ASKI ŞAİRLERİ
İmr’ul Kays: Yedi Askı şairleri arasında en eski ve en meşhur olanıdır. Kral olan babasını Beni Esed kalkışmasında kaybeden Kays, hayatının bundan sonraki dönemini gezgin olarak sürdürmüştür. Rivayete göre Hz. Muhammed tarafından en büyük şair ünvanıyla taltif edilen şair, Kral soyundan olması hasebiyle, İbn Kuteybe Kurallarından sonuncusunu (Soylu bir kişinin övüldüğü bölüm) şiirlerinde uygulamaz. Kays Bizans imparatoru taarfından zehirletilmiş ve Ankara yakınlarında hayatını kaybetmiştir.
Nabiga Zobyani: IV. Munzir zamanında Hira yakınlarında doğan şair, Numan Ebu Kabus zamanında Kraliçeyi bir şiirinde överken müstehcen ifadelere yer verdiği için Şam’a sürüldü. Çok zengin olan ve saraya yakınlığıyla bilinen şair, Hz. Muhammed’den kısa bir süre önce Hira kentinde hayatını kaybetti.
Antere: Çöl şairi ünvanlı Antere, köleyken gösterdiği kahramanlıklar sayesinde özgürlüğüne kavuştu. El Faruk savaşında tutsaklıktan kurtardığı kabilesinin kadınları sayesinde ünü Arabistan’a yayıldı. Sevgilisi Abla için yazdığı müthiş şiirlerle de bilinen ve ömrü savaşarak ve şiir okuyarak geçen Antere, Tai savaşında öldürüldü.
Tarafa (Tarafe): Meşhur şiirinde yer verdiği “inatla arıyordu” dizesinden kinaye, olarak anılırdı. Hiciv unsurlarını sıklıkla kullanan şair, bir şiirinde kralı da hicvedince sonunu hazırladı. Kral onu ve yakın bir arkadaşını çağırarak bir görev amacıyla birer mektupla Bahreyn’e yolladı. Yolda kendi mektubu açan arkadaşı içinde ölüm fermanını görünce Bahreyn’e gitmekten vaz geçti. Kralın mektubunu açmayı doğru bulmayan , mektupla beraber Bahreyn’e gitti ve orada . Şair şiirlerinde kendini örnek göstererek yaşam hakkında bilgiler verir. Çocuksu ifadeler barındıran sevimli şiirleri de mevcut olan Tarafa’nın divanı Selighson tarafından Fransızca’ya çevrilmiştir.
Zuheyr bin Ebu Sulma: Hz Muhammed’in Kasidecisi olarak bilinen ve Şairler Efendisi ünvanıyla taltif edilen Kaab Bin Zuheyr’in babasıdır. Yedi Askı döneminin Ahlakçılarındandır. Bu bakımdan şiirlerinde öğüt havası dominant unsurdur. İntihal yapmayan şairler sınıfında da zikredilen Zuheyr’in, dili de oldukça sadeydi. Gatafan’da yaşayan şair, Hz. Muhammed’le de karşılaşmış ve duasını almıştır. Zuheyr oldukça sert bir soyluluk anlayışına sahipti, o yüzden kendisine verilen hediyeleri geri çevirirdi. Çöl yaşantısının Araplara verdiği en önemli meziyet olan gurur Zuheyr’de had safhadaydı. Ölümüne el-Hansa tarafından yakılan ağıt meşhurdur.
Alkama bin Abda: Imr’ul Kays ile şiir konusunda rekabet eden Gassani sarayına yakınlığıyla bilinen Yedi Askı dönemi şairi.
A’şa: Arap Yarımadasının en meşhur şairidir. Hz. Muhammed’den önce de sonra da Tek Tanrı inancını benimsemiş olan şair, Hıristiyanlık dinine de yakın dururdu. A’şa; İmr’ul Kays, Zuheyr ve Nabiga ile dört büyük Arap Şairinden biri olarak kabul edilir. Batı Edebiyatında ise A’şa ve Kays en büyük iki Arap şairi olarak tanımlanır.
Hasan bin Sabit: Hz. Muhammed’in kasidecilerindendi. İslâm ülkelerinde yaygın olarak okunan Sabit’in divanı Hirschfeld tarafından da yayımlanmıştır.
Kâab bin Zuheyr: Büyük Yedi Askı şairi Zuheyr’in oğludur. Hz. Muhammed’i yeren şiirler okuması ve bu şiirlerin müthiş etkiler yapması üzerine ölüm emri çıkartılmış, özür dilemesi üzerine de affedilmişti. Bir numaralı Naat olarak kabul edilen Kaside-i Bürde’nin (Banet Suat) şairidir. Hz. Muhammed’in hırkasını (bürde) verdiği şair, Şairler Sultanı olarak anılır.
Mutammim: Hz. Muhammed’in vefatından sonra ayaklanan Kureyş kabileleri içinde yer alan şair, Halid bin Velid’in (r.a.) kanlı bir şekilde bastırdığı kalkışma sırasında öldürüldü.
Hasan Basrî: Kuramları tartışmasız olarak bütün İslâm topraklarında kabul gören ünlü İslâm ilahiyatçısı Basrî, sade ve anlaşılır şiirler yazmıştır.
İbn-i Rumî: Aslen Rum olan şair 836′da Bağdat’ta doğdu. Şiirlerinde anlatım güzelliğine önem veren şair, Mutedid’in veziri Hüseyin Kasım’ı bir şiirinde yerdiği için zehirletilerek öldürüldü. Vezirle aralarında geçen konuşma meşhurdur: Zehirlendiğini anlayan İbn er-Rumî gitmek için ayağa kalkar. Vezir: “Nereye gidiyorsun?” diye sorunca, “Gönderdiğin yere.” cevabını verir. Vezirin “Babama da selâm söyle” demesi üzerine ise “Cehenneme gitmiyorum” diye yanıt verir.
İbn el-Mu’tez: Halife Mu’tez’in oğludur. Babasının ölümünden sonra Murtazabillâh ünvanıyla halife olan el-Mu’tez sadece bir gün halife kalabildi. 908 yılında asiler tarafından devrilerek boğdurularak öldürüldü. Kitab ül Bedi aslı meşhur bir eseri vardır. Öldürülen kedisi için yazdığı mersiye ünlüdür:
“Mine,

Sen bizi terk ettin ve bir daha dönmeyecek misin?
Sen benim yavrum gibiydin,
Seni okşamadan nasıl yaşayacağım?
Sen bizim koruyucumuzdun.”

Sadi: Gülistan ve Bostan adlı iki Şark Edebiyatı başyapıtının yazarı olan şairin, Hulâgû’nun Bağdat’ı yıkması ile ilgili yazdığı mersiyesi de başyapıt olarak kabul edilir. Sadi, Avrupa’da tanınan Arap şairlerin başında gelir.
Seci’li Nesir Dönemi: Cumhura göre en büyük örneği olarak Kur’an verilen kafiyeli düz yazı İslâm’ın yayılmasıyla beraber Arap Edebiyatı içinde müthiş bir gelişme gösterdi. Bu dönemin en önemli türleri; Hutbe, Muhabere ve Makamat’tır. Özellikle X. yüzyılda Seci’li Nesir zirveye çıkmıştır.
İbn Nubata: Mezopotamya doğumlu vaiz. El-Hatib ünvanıyla anılırdı. Yazılarının önemli bir bölümünü savaşlara ayıran sanatçının en önemli eseri rüyada Hz. Muhammed’i gördüğünü anlattığı Rüya Mev’izesi’dir. Hutbe, Mac Guckin de Slan tarafından çevrilerek Avrupa Edebiyatına kazandırılmıştır. Aynı günde kimsenin tanımadığı iki tane dervişin farklı zamanlarda kendisine gelip okudukları
“O kılıçla ölmez,

Başka türlü ölecektir.
Nedenler türlüdür ama
Felâket aynen böyledir”

dizelerinden hemen sonra öldü.
Ebu Bekir el-Harizmî: Taberî’nin yeğeni olan sanatçı, 935 yılında doğmuştur. Günümüze kadar gelen ilk mektup kitabının yazarıdır. Yazdığı hicivler yüzünden Gazneli Mahmud’un veziri el-Utbî’nin emriyle hapse atıldı. Resail adlı eseriyle bilinir.
Bediüzzaman el-Hamadanî: 1008 yılında öldü sanılarak gömülen yazar, mezardan çıkmak için çaba sarf ederken çıkarttığı sesleri duyan çevredekiler tarafından mezarı tekrar açılarak dışarıya çıkartılmaya çalışıldı. Ancak Hamadanî’ye ulaşıldığında yazar ölmüştü. Bir kez okuduğu bir kitabı ezberine alacak denli iyi bir hafızaya sahip olmasıyla meşhurdu.
Harirî: Seci’li Nesir’in en büyük ustası olarak kabul edilen yazar, Makamat türünde verdiği örneklerle şöhrete ulaşmıştır. Makamat’ın açıklaması Silvestre de Sacy tarafından yapılmıştır.
Basra ve Kûfe Ekolleri: Genişleyen İslâm devleti resmî dili olarak Arapça’yı seçmişti. Bu durum Arap Dilinin doğru bir biçimde öğretilmesi ve yaygınlaştırılması için eğitim kurumlarına duyulan ihtiyacı ortaya çıkardı. Yedi büyük hafızdan biri olarak kabul edilen İsa bin Ömer bu devrin önemli isimlerindendir. Ayrıca Gramer konusunda otorite kabul edilen Halil bin Ahmed’de döneme damgasını vuranlardandır. Sanatçının Kitab’ül Ayn adlı bir de sözlüğü bulunmaktadır. Kitab adlı eseriyle Sibaveyh, Kitab’ül Müselles adlı eseriyle Kotrob ünvanlı Mustanir, Kitab’ül Matalib ile Müsenna, Kitab’ül Muammerin ile Hatim, Muhyiddin İbn’ül Arabi, Adab’ül Kâtib adlı eseriyle Kuteybe, Divan’ül Adab ile Cevheri, Fıh’ul Lugat adlı eseriyle Razi dönemin diğer önemli isimleridir. Aynı dönemde Profesör Ebu’l Kasım Mahmud ez-Zemahşeri Klasik Bilimler dalında sivrildi.
Kitab’ül Agani: Şarkılar Kitabı anlamına gelen eser 897 doğumlu Ebu’l Ferec tarafından yazılmıştır. Arap Edebiyatının en önemli kaynaklarından sayılan eser, toplam yirmi bir cilttir. Kitapta bulunan bir çok şiir bestelenmiş olduğu için yazarına Ferec adı verilmiştir.
El-Yemenî: Çok kuvvetli bir şair olarak tanınan Necmeddin Ebu Muhammed Umara bin Ali el-Yemenî, 1121′de doğdu. Selahaddin Eyyubî’ye yazdığı parlak kasidelerle bilinir. Ancak Kudüs Kralı tarafından Selahaddin Eyyubî’ye düzenlenen suikastte bulunduğu için idam edilir.
İbn Nobata Cemaleddin: 1278′de Meyyafarikin’de doğan şair. Sec’ el-Mutavvak adlı bir antolojisi, kendine ait bir de Divan’ı vardır.
İbn Hicca: Azrarî lakaplı Arap şair. Bad’iyye adında Hz. Muhammed’in hırkası için yazılmış şiirleri ünlüdür. Semerat el-Evrak adında bir de antolojisi vardır.
İbn Fadlullah Ömerî: Aruz öğrenimini Şam’da tamamlayan yazarın Favazil es-Samar adlı eseri meşhurdur. Şair, Recez türünde eserler vermiştir.
Ayşe el-Ba’uniyye: Hz. Muhammed için yazdığı m kafiyeli Feth el-Mübin adlı Naat ile üne kavuşan kadın şair. Çocuk eğitimiyle ilgili yazdığı Behcet el-Huld türünün ilk örneklerindendir.
Bin Bir Gece Masalları: Kitab’ül Elif Leylâ ve Leylâ adıyla ünlenen, çocuklara ve yaşlılara hoş vakit geçirtme amacıyla yazılan kitapların en meşhurudur. Şehrazat ve Dinazad’ın öykülerinin anlatıldığı Hezar Efsane, yazıldığı dönemde oldukça ses getirmiş, günümüzde de Şark Edebiyatı denilince akla ilk gelen eserlerden olmuştur.
Cabir’in kardeşi Hayyan’ın yanındaki hayatımla

Şimdiki hayatım arasında ne benzerlik var!
A’şa

Uzun mızrakla giysisini parçaladım.
Kerim kişi mızrağa yabancı değildir.
Antere

Eğer benim bir huyum sana kötü geldiyse
Benim giysilerimi kendi giysilerinden sıyırıver, kurtulursun.

İmr’ul Kays
Ali’nin gözleri ağrıdığından ilaç arıyordu,

Tedavi edecek birini bulamıyordu,
Resulullah tükürüğüyle onu iyileştirdi;
Derken üflenen ve üfüren mübarek oldu.
Buyurdu; bugün bayrağı öyle bir süvariye vereceğim ki,
Savaşta dilâver, cesur ve savunucudur.
O, Allah’ı ve Allah da O’nu seviyor;
Allah sağlam kaleleri onunla fethedecektir.
Bu yüzden Ali’yi bu özelliklerle muhtas kıldı;
O’nu kendine vasi ve kardeş seçti.

alıntıdır



__________________
Rabbimiz ! Biz Sana dayanıyoruz ve Sana yöneliyoruz. Dönüş Sana’dır..(mümtehine/4)
Yukarı dön Göster batın's Profil Diğer Mesajlarını Ara: batın
 
batın
Yeni Uye
Yeni Uye


Katılma Tarihi: 14 ocak 2010
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 14
Gönderen: 23 ocak 2010 Saat 15:57 | Kayıtlı IP Alıntı batın

 Cahiliye Dönemi

     Arap edebiyatında İslâm’dan önceki döneme Cahiliye dönemi denmektedir1.

     Bu dönem, birinci ve ikinci Cahiliye dönemi olmak üzere ikiye ayıranlar vardır. Bunlara göre; I.Cahiliye devri, tarih öncesinden miladi V.yüzyıla kadar sürmüştür. ve II.Cahiliye devri ise ; miladi V.yüzyıldan İslam’ın doğuşuna kadar sürmüştür2.

     Bu döneme “Cahiliye dönemi” denilmesinin nedenini anlamak için bu kelimenin sözlük ve terim anlamını bilmemiz gerekmektedir.

     Cahiliye kelimesi, cehl kökünden türetilmiş olup eski sözlüklerde bu kelimeye ilmin zıddı olarak genellikle “bilgisizlik” anlamı verilir. Rağib el-isfahanî cehlin üç değişik anlamından söz ederek “nefsin bilgiden yoksun olması” şeklindeki anlamın kelimenin asıl manası olduğunu ifade eder. Diğer iki anlamı ise “bir konuda doğru olanın tersine inanma” ve “bir konuda yapılması gerekenin tersini yapma”dır.

     Ancak, modern araştırmacıların çoğu, eskiden beri kabul edilen “bilgisizlik devri” şeklindeki bu anlayışa cahiliye devri şiirlerinden, Kur’an-ı kerim ve hadis gibi ilk islami kaynaklardan örnekler vererek yeni bir yorum getirmişlerdir. Onlara göre, eski Arap şiirinde “cehl”, “ilm”in zıddı olarak da kullanılmakla birlikte bu kelimenin ikinci derecedeki anlamıdır. Cahiliyye’yi “barbarlık dönemi” olarak anlayıp tercüme eden Goldziher, Hz.Peygamberin İslam’ı barbarlığın karşıtı olarak açıklamış olduğunu hatırlatır ve bu anlamdaki cahiliyenin asıl karşıtının hilm olduğunu belirtir. Hilim kelimesi “metanet, güç fiziki bütünlük ve sağlık, teenni, sükunet, bağışlama, yumuşak huyluluk, ahlak ve karakter sağlamlığı, fazla duygusal olmama, ihtiyat ve ılımlılık” gibi anlamlara gelir. Buna göre, halim, günümüzde “medeni insan” diye adlandırılan kişidir. Bunun zıddı olan cahil ise “azgın, arzularının esiri, hayvani içgüdülerini takip eden, vahşi, şiddet taraftarı ve aceleci bir karaktere sahip” yani “barbar kimse”dir3.

     1- Cahiliye Döneminde Sosyal Ve Kültürel Hayat

      Arap yarımadası’nda yaşayan Arapları iki gurupa ayrılır. Hazarî (yerleşik) ve Bedevî (göçebe) Araplar.

     Hazarî Araplar, Hicaz, Yemen, Irak, Şam ve az da olsa Arap Yarımadası’nın ortasında istikrarlı bir hayat yaşamışlardır. Aynı zamanda, şehir hayatı bir kabile hayatı gibiydi. Yesrib (Medine), Evs ve Hazrec kabilelerin; Mekke’de Kureyş kabilesinin yerleşim alanıydı.4 Bedevî Araplar ise; hayvanlarına yedirecek ot  aramak üzere devamlı göç halindeydi.

     Cahiliye döneminde Araplar, ister şehirlerde yaşamış olsun ister göçebe hayatı sürmüş olsun; hürler, esirler ve mevali olmak üzere üç sınıftan oluşmaktaydı5.

     Hürler, bunlar aile topluluğunun veya kabilenin ortak adını taşıyan aynı haklara sahip kimselerdi. Esirler, hürlerin sahip oldukları şeref ve haklardan mahrumdular. Bu sınıf kölelerle cariyelerden müteşekkildi. Mevali ise; esirler ile hürler arasında orta bir sınıftı. Genel olarak mevali, azad edilmiş köleler veya cariyelerdir6.

     Kabile bireyleri birbirlerine çok bağlıdır7. Ve seçtikleri reislerine kayıtsız şartsız bağlanırlardı ki bu durum onların müstakil düşünce ve hareketlerini büyük ölçüde engelliyordu8

     Araplar, cömertlik, vefakarlık, misafirperverlik ve komşuyu korumak gibi güzel huyları ile övünürlerdi. Cömertliliği ile tanınan pek çok kimse vardı. Onlardan biri Hatim et-Tai’dir9.

     Öç almak Arap toplumunda geçerli bir davranıştı. Kişi öldürülen akrabasının öcünü alırdı. Ve diyet ödemeyi de bir boyun eğme ve şerefsizlik sayarlardı. Kabile erkek çocuklarıyla övünür, onları cesur ve savaşçı yetiştirmeye çalışırdı. Ama aynı kabile, kız çocuklarını utançtan veya fakirlikten korktuğundan dolayı diri diri toprağa gömebiliyordu.10 Bu devirde, içki içmekle övünen Araplar; içkiye medhiyeler dizmişlerdir. İçki ticaretini yapanlar da Yahudi ve Hıristiyanlardır. Içkileri de, Bosra, Şam Hire ve Irak’tan getirirlerdi11. Kumar’da Araplar arasında yaygındı.

     Araplar, Hz. İbrahim’in ve onun oğlu Hz. İsmail’in dinini unuttuktan sonra putlara tapmağa başlamakla beraber kainatın yaratıcısı ve yüce koruyucusu olan Allah’a inanıyorlar ve hac zamanında onun adına telbiye ediyorlardı. Arapların putlardan başka, Tağut denilen tapınakları vardı. Tağutlar Kâbe’den ayrı olup Hicaz’da ve diğer yerlerde yüz kadar vardı. Araplar, Kâbe’ye gösterdikleri gibi onlara da saygı gösterirler, etrafını tavaf ederler, önlerinde kura çekerler, hediyeler sunarlar ve kurbanlar keserlerdi. Böyle olmakla beraber Kureyşliler Kâbe’nin bütün tağutlara üstün olduğunu bilirler ve Hz. İbrahim’in mescidi olduğunu tasdik ederlerdi12. Bununla birlikte, putlara tapmayıp tek tanrıya inananlar vardı. Bunlara “el-Ahnaf” ve dinlerine “Hanefiyye” denilmekteydi. Bu inanca mensup olanlardan bazıları şunlardır: Zeyd Bin Amr Bin Nefil, Kıs Bin Sa’ide, Sırma Bin Ebi Enes, Ümeyye Bin Ebi’l Salt, Halid Bin Sinan el-Absi ve Varaka Bin Nevfel’dir13.  Ayrıca, Hıristiyan ve Yuhudi olanlar da vardı. Yahudiler Yesrip’te ve Hayber’de; Hıristiyanlar ise Yarımadanın kuzeyinde Rebi’a ve Gassan kabilelerinin topraklarında taraftar bulmuştu. Diğer taraftan güneyde Necran ile kuzeybatıda Hire de Hıristiyanların görüldüğü yerler arasındaydı14.

     Araplar, bazı ilimleri kendi icatları olmakla beraber bir kısmını da başka uluslardan almışlardır. Soydizimi bilgisi, şiir, hitabet ilimleri Arapların kendilerine mahsus ilimlerdir. Diğer uluslardan alınma ilimler ise; Astroloji, tıp, meteoroloji, mitoloji ve kehanettir15.

   2- Cahiliye Döneminde Dil ve Edebiyat

    Arap dili ve edebiyatı, nesir ve nazım olmak üzere iki kısma ayrılır.

    a- Nesir

    Vezin ve kafiyeye bağlı olmayan söze nesir denir.

    b- Şiir

      Bilerek ve istenilerek söylenmiş vezinli ve kafiyeli söze nazım denir. Bu manada nazım; şiir kelimesinin müradifidir.

      1- Cahiliye Şiirinin Lehçesi

      Arap yarımadası’nda birçok lehçe kullanılmıştır. Ancak, edebi ürünlerini bir tek lehçe kullanarak ortaya koydukları görülür. Bu lehçe ise Kureyş lehçesidir. Şair, şiirini kabilesinin lehçesi ile değil  bu edebi lehçe ile şiirini nazm ederdi. İbn Haldun şöyle demiştir: “Kureyş lehçesi, en açık ve en fasih lehçe idi. Çünkü, acem ülkelerinden bütün yönlerden uzaktı „

      Kureyş lehçesinin böyle bir misyona sahip olmasının temel nedenlerden biri Kâbe’ye ev sahipliği yapmasıdır. Böylece, Kureyş toprakları bir uğrak yeri haline gelmiş ve bir ticaret merkezi olmuştur. Bunlara ilaveten, Arap kabileleri, komşu Bizans ve Pers imparatorluklarının Arap Yarımadası sınırlarına saldırmalarını görünce Mekke çevresine bir gönül bağı oluşturmuştur .

      Bütün bu nedenler, Kureyş lehçesinin diğer kabile lehçelerine üstünlük kurmasına yol açmıştır. Ve böylece, Kureyş lehçesi ile dualarını, düşüncelerini ve hislerini ifade etmeye başlamışlardır. 

      2- Cahiliye Şiirin Rivayeti ve Tedvini

   Araplar, Cahiliye döneminde veya öncesinde, Nebati yazısını geliştirerek Arap yazısını meydana getirdiler. Bunu kanıtlayan birçok yazıt bulunmuştur. Birçok şairin de Atlal’ı ve evin izlerini bir yazıya benzettiğini görürüz. Buna örnek olarak ta el-Murakkaş el-Ekber’in şu beytini gösterebiliriz:

    الدََََّ 14;ارُ قَفْرٌ والرسومُ كما   رقَّشَ فى ظَهرِ الأَديمِ قََلمُ

   Kendisinin yazı yazabildiği de söylenir. Ayrıca, esir düştüğü bir sırada bazı göçebe araplara bir kasidesini yazdığı da rivayet edilir. bir diğer örnekte ise ; Lebid Bin Rebi’a’nın muallakasının ilk üç beytini verebiliriz. şair şöyle demiştir :

   عَفَتِ الديار محلُّها فمُقَامُ 07;ا بِمِنً&# 1609; تأَبَّدَ غَوْلُها فرِجامُه 75;

   فمدافعُ الرَّيَّ 75;ن عُرِّىَ رَسْمُها&nbs p;خَلَقاً كما ضمِنَ الوُحِىّ 14; سِلامُها

   وجلا السيولُ عن الطلول كأنها  زُبُرٌ تُجِدُّ متونَها أقلامُها

   Şair, evin izlerini; ince taşlara yazılmış yazılara benzetmektedir. Bu tür benzetmeler, birçok şiirlerinde görülmektedir. Bu da birçok şairinin yazıyı bildiklerine delalet edebilir. Şüphesiz ki, yazı özellikle Mekke’de yaygındı. Bilindiği üzere, Hz. Muhammed (S.A.V), Bedir Savaşı’nda esir düşen ve okuma yazma bilen müşriklere, on müsluman çocuğa okuma yazma öğrettikleri zaman serbest kalabileceklerini söylemişti. bütün bunlar, Cahiliye döneminde Araplar yazıyı bildiklerini göstermektedir.

   Ancak, Cahiliye döneminde, şiirleri muhafaza altına almak için yazmış olabilecekleri yönünde kesin bir delil yoktur. Sadece bazı kasideleri veya kıt’aları yazmış olabilirler. Bunun ötesine geçip te gelecek nesillere aktarılmak üzere divanlar yazdıkları konusuna şüphe ile bakmak gerekir.

   Bu bağlamda, cahiliye şiiri, tedvin edilinceye kadar şifahi olarak rivayet edildiği anlaşılmaktadır. özellikle şair olmak isteyenlerin bir şairin ravisi olur ve onun şiirlerini rivayet ederdi. Böylece ravi, kendisini yetiştirirdi. Bunlara misal olarak Evs b.Hacer et-Temimi’inin ravisi Züheyir b.Ebi Sülma el-Muzeni, Zuheyr’in ravisi de Oğlu Ka’b ve el-Hatı’e, el-Hatı’e’nin ravisi de Hudbe b.Haşrem el-Uzri, Hudbe’nin ravisi de Cemil, Cemil’in ravisi de Kuseyyir’dir. Görüldüğü üzere; şair, şiirini rivayet ettiği şairin şiirini muhafaza etmiş ve aynı zamanda kendisi de bir başkasına da aktarmıştır. Hatta kabilenin birçok mensubu kendi şairlerinin şiirlerini rivayet ederlerdi. Çünkü şiirler, kendi kabilesinin üstünlüklerini ve düşmanlarının kötülüklerini anlatırdı.

   Hatta diğer kabile mensupları da birçok şairin şiirini rivayet ettiği kaydedilmektedir. Bu şiirleri, toplantılarında, panayırlarında ve benzeri yerlerde inşad ederlerdi.

   Araplar, İslam’ın doğuşu ile artık Kur’an’la meşgul oldukları için eskisi gibi şiirleri ile ilgilenmemişlerdir. Fakat bu durum onların şiirlerini büyük ölçüde unutmalarına neden olmamıştır. Hatta Hz.Muhammed (S.A.V.) şairi Hassan b.Sabit ve diğer Ensar Şairlerini, Kureyş şairlerine karşılık vermelerini ve onları hicvetemelerini isterdi. Ayrıca, sahabeler, şiir inşad ettikleri ve cahiliye dönemindeki ahbardan bahsettikleri söylenir. Hz. Ömer, Divanları tedvin etmeye başlayınca, soydizimi bilgilerine ihtiyaç duymuştur. Çünkü, bu bilgiler askerlerin maaşlarını ve Kasra ve Kûfe gibi yeni şehirlerdeki kabilelerin merkezlerini bilmelerinde yardımcı olacaktı. Araplar arasında soydizimi bilgisi ile meşhur kimseler vardı. Fakat özellikli bu dönemde bu kimselerin rolü çok büyüktü. Çünkü Araplar, soylarını bu insanlardan öğreniyorlardı. Ve çoğu zaman onlara neseplerini belirten bir şiir kıtalarını görürülerdi. Bu soydizimi bilginlerin en meşhurları ise; Ukeyl b.Ebi Talib, Mahrime b.Nevfel, Dağfel ve en-Neccar b.Evs el-Uzri’dir. Bu bigilerin çerçevesinde, islam dönemi başlangıcında da şiir, rivayet edilmeye devam edilmiştir.

   Emevi döneminde ise, bu kültür hazinesine gereken önem verilmiştir. Emevi Halifelerinden Muaviye ve Abdulmelik b.Mervan ve diğer halifeler, kendilerine gelen kabile temsilcilerine, bazı şiirlerinden kendilerine inşad etmelerini isterlerdi. Hatta Muaviye’nin Yemen’den Ubeyd b.Şeriyye el-Cirhemi’yi getirtip ondan eski krallardan ve ahbardan bahsetmesini isterdi. Ve bahsetmiş olduğu Kralların hayatları, eski Arap hadiseleri ve şiirleri kaydedilmesi için defterlere yazılmasını sağlardı.  Ayrıca, hikayecilerin (kassas), Camide oturup vaaz verirlerdi. Bu vaazlarını daha da güçlendirmek için cahiliye şiirlerinden kıtalar okurlardı. Ve Peygamberin savaşlarını ve savaşları hakkında söylenen şiirleri aktaran Ebban b.Osman b.Affan ve Urve b. ez-Zubeyr gibi bir grup vardı. Bunlara ilaveten, yeni nesillere cahiliye şiirini öğreten el-Kemmit ve et-Tırmah gibi hocalar yetişti.

   Bütün bu ravilerin yanında; rivayeti bir meslek haline getirenler vardı. Bu raviler, sadece cahiliye şiirini değil bunun yanında cahiliye dönemi ahbarı ve eyyamı hakkında da bilgileri rivayet ederlerdi. Mescitlerde halkalar oluştururlar ve şiirlerde geçen garip kelimeleri açıklarlardı.

   Bu ravilerin en meşhurları ise Ebu Amr b. el-Ala’, Hammad er-Raviye, Halef el-Ahmer, Muhammed b.es-Sa’ib el-Kelbi ve el-Mufaddal ed-Dabbi’dir.  Rivayet ettikleri şiirleri, Kabileler ve Bedevi’lerden almışlardır. Bu şiirleri elde etmek için bazıları yola düşer ve kaynağından alırdı. Ayrıca, bazı bedevilerin Kûfe ve Basra’ya kendisi gidip bu ravilere bildiği şiirleri aktarırdı. Cahiliye şiirine duyulan bu ihtiyacın sebeplerinden en önemlisi ise; Kur’an-ı Kerim’de geçen kelimelerin tefsirinde kullanılmasıdır. İbn Abbas’tan beri Kur’an-ı Kerim’in kelimelerini açıklarken şiirlerden istişhadlar getirilmeye başlandı. Ve de Arapça gramer kaidelerini ortaya çıkarırken de cahiliye şiirinden yararlanıyorlardı. Ancak, zamanla bu iki amaç için değil de salt şiir için raviler şiirleri rivayet etmeye başladılar.

   Abbasi döneminde ise Kûfe ve Basra olmak üzere iki rivayet merkezi oluşmuştu. Kûfe ravileri, Basra ravileri kadar titiz davranmadıkları söylenir.  Bu nedenle, Kûfe ravilerin rivayet ettikleri şiirlerinde intihale raslanır. Ebu Tayyıb el-Leğavi “ Kûfe’deki şiirler Basra’ya göre daha çoktur. Fakat çoğu uydurma... Bu da Divanlarında bellidir.“ demiştir. Kûfeli ve Basralı raviler, intihalle  birbirlerini suçlamışlardır. 

   Bu konuda, Basralı ravilerin Kûfeli ravilere göre daha güvenilir oldukları hususunda bir görüş mevcuttur. Buna rağmen, bütün Kûfeli ravileri suçlamak haksızlık olacağı gibi bütün Basralı ravileri de güvenilir saymak yanlıştır. Bütün bunların nedenine gelince; Basralı ravilerin başında  Ebu Amr b. el-Ala’ bulunuyordu. Kendisi de güvenilir telakki edilen ravilerin başındadır. Buna karşı, Kûfeli ravilerin başında Hammad er-Raviye gelmektedir. Kendisine de şüphe ile bakılmaktaydı.

   

      4- Cahiliye Şiirinde İntihal

   Arap dilcileri, şiirleri tedvin etmeye başladıklarında intihale* dikkat çekmişlerdir.  

      5- Cahiliye Şiirinin Kaynakları

   Basralı ve Kûfeli dilciler, eski şiirlerden kalanı gelecek nesiller için toplamışlardır16.

Toplamış oldukları şiirler, divanlar, Kabilelerin şiir mecmuaları veya belirli bir sosyal kesimin şiir mecmuaları ve seçmelerden oluşmaktadır.

  1. el-Muallakat
  2. el-Mufaddaliyyat
  3. el-Asma’iyyat
  4. Cemheret’u Eş’ar’i-l Arab
  5. Ebu Temmam’ın Divan’ü-l Hamase adlı eseri
  6. el-Buhturi’nin Divan’ü-l Hamase adlı eseri
  7. Kitab’u-l Ağani ve Eş’ir ve-Şu’ara’ adlı eserlerde Cahiliye dönemine ait şiirler ve Kıtalar bulunmaktadır.
  8. Muhtarat’u İbn eş-Şeceri

      6- Cahiliye Şiirinin Özellikleri

          a- Konular

         Cahiliye şiirine bakıldığında Ġazel, Hamaset (yiğitlik, kahramanlık, cesaret), Risa’ (ağıt), Hica’(yergi), Vasıf ve Hikmet’ten oluştuğu görülmektedir. 

    1. Gazel

   Sözlük anlamı « kadınlarla konuşmak »’tır. Gazel, cahiliye şairlerin en çok değinmiş oldukları bir konu olup onunla uzun kasidelerine başlamayı bir kural haline getirmişlerdir. Tabii ki, Gazel’in ana unsuru kadındır. Şair, kadında görmüş olduğu bütün vücut güzelliklerini tavsif etmiştir. İlk önce yüz ve uzuv güzelliğine değinmiş daha sonra ahlakını ve duygularını tasvir etmiştir.

   Bu şekli, İmru’ul Kays’ın muallakası’nda da görmekteyiz. İmru’ul Kays, muallakası’nın 28-39.uncu beyitlerinde kadında görmüş olduğu herşeyi tavsif etmiştir. Ayrıca, Amr Bin kulsum, İmru’ul Kays’tan daha açık bir tasvir yaptığı muallakası’nda görülmektedir. Amr, sevgilisinin çıplak olarak tasvir eder.

   Bununla birlikte, kadınların ahlaki yönlerini unutmamışlar, onun utangaç ve iffetli olduğunu zikretmişlerdir. Ayrıca, kadınların   

    1. Hamaset

    Sözlük anlamı « Kuvvet, kahramanlık ve cesaret »tir. Hamaset, savaşın, savaşmanın, ve cesaretin sanatıdır. Kahramanlığın, erkekliğin, tehlikelere meydan okumanın sıfatları ile terennüm etmektir. Savaş meydanında olan biteni vasfetmek, savaşa ve öç almaya davet etme sanatıdır.  

    1. Risa’

    Sözlük anlamı « ölüyü anmak, yadetmek, iyiliklerini sayıp dökmek »tir17. Risa’,  

    1. Hica’

    Sözlük anlamı « alay etmek, yermek »tir. 

    1. Vasıf

    Sözlük anlamı « nitelemek »tir. 

    1. Hikmet

    Sözlük anlamı « bilgelik »tir.

          b- Manevi Özellikleri

         Cahiliye şairi, duygu ve düşüncelerinde yaşamış olduğu çevrenin etkisi görülmektedir.

          c-Lafzi Özellikleri

          d- Kasidenin yapısı

B- Muallakat

  1. Muallakat’ın sözlük ve Terim Anlamı
 
  1. Muallakat’ın Asılması
 
 
  1. Muallakat’ın Mecmua Haline Getirilmesi
 
 
  1. Muallakat’ın İsimleri

    Mu’allakat’ın diğer isimleri ise; es-Semmut, el-Meşhurat, el-Müzehhebat, el-kasaid’us Seb’, es-Seb’iyyat, es-Seb’ut Tuval, es-Seb’ul Cahiliyyat’tır18.  

  1. Muallakat Sahipleri

    Mu’allakat şairlerinin kimler olduğu hakkında ihtilaflar bulunmaktadır. Ancak, rivayetler beş muallakanın sahipleri hakkında hemfikirdir. Bu beş şair, İmru’ul Kays, Tarafe Bin el-Abd, Züheyr Bin Ebi Sülma, Lebid Bin Ebi Rabi’a ve Amr Bin Külsum’dur19. Altıncı ve yedinci muallakanın sahipleri ise birçok rivayete göre Antere Bin Şeddâd ve el-Haris Bin Hillize’dir. Fakat, el-Mufaddal; Antere Bin Şeddâd ve el-Haris Bin Hillize’nin kasîdeleri yerine en-Nabiğa ez-Zübyani ve el-A’şa’nın kasidelerini koymuştur20.  

  1. Muallakat’ın Sayısı

    Yukarıda zikredilen dokuz şairin kasîdelerinin tamamını mu’allakat olarak kabul edenler de vardır. Bunlar, en-Nabiğa ez-Zübyani ve el-A’şa’nın kasidelerini ilave ederek muallakat’ın sayısını dokuza çıkartımştır. et-Tebrizî ise dokuz kasideye; Ubeyd bin el-Abras’ın kasidesini de ilave ederek ona çıkartmıştır.21 

  1. Muallakat’ın Şerhleri

    Muallakat,  birçok defa şerh edilmiştir. Bununla birlikte, sadece bir mua’llaka’yı şerhedenler de vardır. Tamamını veya bir bölümünü şerhedenler şunlardır22:

  1. Ebu Bekr Muhammed Bin el-Kasım el-Enbari’nin ( öl. 327 H./ 939 M.) Şerhi
  2. Muhammed Bin Ahmed Bin Kisan’nın ( öl. 320 H./ 932 M.) Şerhi,  İmru’ul Kays, Tarafe, Amr  ve el-Haris’in muallakalarını şerhetmiştir.
  3. Ahmed Bin Muhammed en-Nahhas’in (öl. 338 H. / 950 M) Şerhi
  4. El-Huseyin Bin Ahmed ez-Zevzeni’nin (öl. 386 H. / 1093 M) Şerhi
  5. Yahya Bin Ali et-Tebrizi’nin (öl. 502 H. / 1109 M.) şerhi, Şerh’ul Kasaid’il Aşr ( on kasîdenin şerhi)
  6. Osman Bin Abdullah Bin Ebi Ali et-Tenuhi el-Ma’arri’nin Şerhi
  7. Mevhub Bin Ahmed el-Husari’nin Şerhi
  8. Muhammed Bin Ali Bin Fadl el-Huseyni et-Tabari’nin  Şerhi
  9. Abdullah Bin Ahmed el-Fakihi’nin( öl. 972 H. / 1564 M.) Şerhi
  10. Ebu Sa’îd ed-Darîr ec-Cürcâni’nin Şerhi
  11. Abdurrahim Bin Abdul Kerim’in Şerhi
  12. Ali Bin Ali es-Safiburi’nin Şerhi
  13. Ahmed Bin el-Fakîh Muhammed Bin Ebi Bekr’in Şerhi
  14. Muhammed Bin Bedr’u-d Din el-’Avfi’nin İmru’ul Kays, Züheyr Bin Külsûm ve Tarafe Bin Abd mu’allakalarının Şerhi
  15. Ahmed Bin Muhammed Bin Abd’u-l Kerim el-Musevi’nin şerhi
  16. El-Fayd es-Sehanburi el-Kureşi el-Hanefi’nin şerhi.
  17. Ahmed Bin Muhammed Bin İsmail el-Mu’afi’nin şerhi
  18. Ebu Firas Bedr’ü-d Din el-Halebi’nin şerhi
  19. Mustafa el-Ğalayini’nin Ricalü-l Muallakat’i-l Aşr (On Muallakanın Sahipleri)
  20. Fuad Afram el-Büstani’nin Tarafe ve Lebid’in muallakalarının şerhi
 
  1. Muallakat’ın Beyit Sayısı

    Mu’allakat kasîdeleri, şerh edenler ve kaynaklara göre beyit sayısında bir farklılık olduğu aşağıdaki tabloda görülmektedir23:

 
Şairler
Muallakatı şerh edenlere ve  Bazı Kaynaklara göre beyit sayıları
İbn’ül Enbari Ez-Zevzeni İbn’ün Nehhas Et-Tebrizî El-Cemhara Eş-Şu’ara’-us Sitte Devavin’ul Şu’ara’ Feth’ul Kebir
İmru’ul Kays 82 81 82 82 90 77 77 92
Tarafe 103 103 104 105 120 110 104 120
Züheyr 59 62 59 59 65 60 60 65
Antere 79 75 83 80 112 85 85 113
Amr 94 103 93 96 121 - 124 118
El-Haris 84 84 85 85 - - - 86
Lebid 88 88 89 89 89 - 88 89
El-A’şa - - 64 64 - - - 68
En-Nabiğa - - 50 50 - 50 49 49
Abid - - - 48 43 - 45 49
 

      Bunun nedeni ise, cahiliye döneminde söylenen şiirler şifahi olarak nakledilmesinden dolayı ancak hicrî II.yüzyıldan itibaren tedvin edilmesine bağlıdır.

C- el-Muallakatu’s-Seb’

     1- Şairleri ve şairlerinin hayatları

     a. İmru’ul Kays ( 497≈545 M. / 130≈80 H.Ö.)24 

      Asıl adının Hunduc, Adî veya Müleyke olduğu kaydedilmektedir25. İmru’ul Kays onun lakabı olup “şiddet adamı, Tanrı Kays’ın kulu, Beni kays kabilesinden bir kişi” anlamlarına gelir26. İmru’ul Kays, Esedoğulları toprakları içinde doğdu27. Kinde’nin son hükümdarı Hucr’ün oğludur. Annesi Fatıma, şair Mühelhil’in ve Kuleyb’in kızkardeşidir. Kuleyb’in ölümü ile Bekr ve Tağlib kabileleri arasında meşhur Besus savaşı çıkmıştır28. Bizans kralının hediye ettiği zehirli gömleğin etkisiyle vucüdunu yara ve çıbanlar kapladığından “zü-l kurûh” ve babasının intikamını almak için yardım talep etmek üzere kabile kabile, ülke ülke dolaşması ya da serseri bir hayat yaşaması sebebiyle “el-Melik’ü-d Dalîl” lakaplarını da almıştır29. İmru’ul Kays’ın künyesi ise Ebu Haris veya Ebu Vehb’dir30.

      İmru’ul Kays, genç yaşta şiire, bilhassa aşk şiirine karşı ilgi duydu31. Başında bulunduğu Esedoğulları kabilesinin kadınlarına şiirle sataşmaya başladığını öğrenen babası önce onu uyardı; kendisini dinlemeyip aşk şiirleri söylemeye devam etmesi üzerine de azatlısı Rebi’a’ya oğlunu öldürmesini ve gözlerini kendisine getirmesini emretti. Ancak Rebi’a, İmru’ul Kays’a kıymayıp vurduğu bir sığır yavrusunun gözlerini Hucr’e götürdü; Hucr’ün pişman olduğunu ve çok üzüldüğünü görünce de onu öldürmediğini söyledi32. Ancak, İmru’ul Kays şiir söylemeye devam edince babası onu kabilesinden kovdu33. İmru’ul Kays, babasının bir isyan sonucu Beni Esed tarafından öldürüldüğünü Yemen’de iken duydu ve onunu intikamını olmaya yemin etti. İmru’ul Kays’ın bu kararını öğrenen Beni Esed bir barış heyeti gönderdi. İmur’ul kays, Bekr ve Tağlib kabilelerinden aldığı kuvvetle düşmanlarını mağlup ettiyse de bu galibiyeti, Beni Esed’den hiçbir kimsenin sağ kalmasını istemeyen İmru’ul Kays’ı tatmin etmedi. Ancak müttefikleri kendisine daha fazla yardım etmeyi reddettiler ve onu savaştan vazgeçirmeye çalıştılar. Kabileler arasında dolaşıp tekrarar yardım toplayan İmru’ul Kays, akrabası olan Himyer kralının verdiği ve diğer kabilelerden sağladığı kuvevetlerle Beni Esed e saldırarak onları yenilgiye uğrattı. Bunun üzerine Hîre Hükümdarı Münzir Bin Ma’ü-s Sema, İmru’ul Kaysa’a karşı Kisra Enüşirvan’dan yardım istedi. Enüşirvan, Hîre hükümdarının Beni Esed’in koruma teklifini kabul ederek yardım gönderdi. İmru’ul Kays, bu yeni güçle başa çıkamayacağını analşyınca Teyma Emiri Semev’el’e sığında. Semev’el , Gassani Meliki Haris Bin cebele’nin kendisine yardım edebileceğini söyledi. Haris’in yanına giden İmru’ul Kays, onun aracılığı ile Bizans Kralı Justinianos’tan yardım almak üzere İstanbul’a hareket etti34. Fakat İmru’ul Kays, Justinianos’un kızı ile bir aşk yaşar. Bunu duyan imparator, süratle dönüş yoluna çıkan İmru’ul Kays’a bir elçi gönderir ve ona zehirli bir gömlek hediye eder. Gömleği giyen İmru’ul Kays, yaralanır ve Ankara civarında ölür35.

      İmru’ul Kays, muallakasında tavsif ettiği yerler Esedoğullarının topraklarıydı. Ebu Abdullah el-Cumahi onu, şiirinde zina ve fuhşu dile getiren şairler arasında sayar. İbn Kuteybe, şairin tenkit edilen yönleri arasında onun bu tarz gayrimeşru hareketleri açıkça dile getirmesini kaydeder36. İmru’ul Kays, şiire yenilikler getirdiği kabul edilir. Arkadaşlarını, hatıraların bulunduğu yerde durmaya ve ağlamaya davet edişi, nesipte ince duygu ve ifadelere yerverişi37 gibi farklı tatbikatı, daha sonraki şairler tarafından uygulanmıştır. Hanımları ceylan, güneş ve yumurta diye tavsif etmesi, kasidede nesibi ayırması gibi uygulamaları, şiirde ilk görülen hadiseler olarak değerlendirilmiştir38.

      İmru’ul Kays’ın şiirleri hicri II. Yüzyılın sonlarına doğru Basralı el-Asma’I, kûfeli Ebu Amr eş-Şeybani ve Bağdatlı Muhammed Bin Habib tarafından toplandı. Hicri III. Yüzyılda İbn es-Sikkit ile es-Sukkeri bu çalışmalara dayanarak iki ayrı divan tesis ettiler39.

    b. Züheyr Bin Ebi Sülma el-Muzeni ( ? - 609 M./ ? -13 H.Ö.)40

      Arapların müzeyne kabilesinden olan bu şair, babasının mensup bulunduğu kabilesi, komşuları olan Benu Mürre ve Benu Abdullah Bin Gatafan’la Necd’de Medine’nin doğusunda yer alan el-Hacir taraflarında yaşıyordu. Züheyr, Benu Abdullah arasında doğdu ve yetişti41.  Benü Abdullah Bin Gatafan kabilesi içinde yetişen Züheyr, babasını küçük yaşta kaybettikten sonra annesi şair Evs Bin Hacer ile evlenmişti. Züheyr bu talihsiz gelişmeler yüzünden kardeşleri ile birlikte dayıları olan şair Beşame Bin el-Gedir’in hameyesinde yaşadı. O, esasen içinde birçok şairin bulunduğu bir aileye mensuptu. Babası ebu Sülma Rebi’a, kızkardeşleri Sülma ile Hansa ve erkek kardeşi Evs te şairdiler. Züheyr’in oğulları, meşhur Burde kasidesinin sahibi Ka’b ve Buceyr de şair idiler42.

      Züheyr, muallakasını, meşhur Dahis ve-l Ğabra’ savaşını sürdüren aynı kabilenin iki mühim kolu Abs ve Zübyan arasında barışı sağlayan  Sinan oğlu Harim’le aynı kabileden Avf oğlu Hâris hakkındadır. Abs ve Zübyan kabileleri barış yapmak üzere iken Abs kabilesinden Hâbis oğlu Verd, Damdan oğlu Herim’i öldürmüş ve bunun üzerine Abs ile Zübyan kabileleri birbirlerine girmiş ve öldürülen Damdam oğlu Harim’in kardeşi Husayn, Hâris oğlu Verd’i veya Abs kabilesinden biri öldürmedikçe başını yıkamıyacağına and içmişti; Husayn, Abs kabilesinden birini öldürecek andını yerine getirmiş ise de Abs kabilesi de ayaklanmıştı. Hâris, öldürülen kimsenin diyeti olmak üzere bunlara yüz deve göndermek suretiyle hadiseyi önlemişti. Züheyr, muallakası ile ilk defa Herim’i ve Hârisi bu münasebetle övmüş ve bundan sonra Herim hakkındaki övgüleri birbiri ardınca gelmiştir.43

      Züheyr, üvey babası Evs Bin Hucr’un ravisi ve Evs de Tufeyl el-Ganevi’nin ravisi olduğu, oğulu ise Ka’b’ ise kendisinin ravisi olduğu bilinmektedir. Ka’b’in de ravisi Hutey’a, Cümeyl ve Küseyyir’dir.44 Züheyr, İmru’ul Kays ve Lebid ile birlikte cahiliyle devrinin üç büyük şairlerindne biridir45. Şairin lüzumsuz unsurlardan ayıklanmış sağlam ve kusursuz bir dili vardı. Medihlerinde kişileri, geçici vasıfları ile değil de zati hususiyetleri ile medhetmekte, onların sahip olmadığı meziyetlerden bahsetmemekte ve asla mübalağaya kaçmamaktadır46.İkinci Halife Hz.Ömer, bu şair hakkında:“sözlerinde insicam vardır. Alışılmamış kelimeler kullanmaz ve hiçbir kimseyi kendisinde olmıyan vasıflarla methetmez.” demişti47. Hz.Ömer, gene bu şair için: “şairlerin şairi” de demişti48. Züheyr’in şiirlerinde özellikle, eğitici ve öğretici unsurlar öne çıkmıştır49. Buna ilaveten, hikemi şiirlerinde haksızlıktan ve zulümden kaçınmayı tavsiye eder, ağır başlı, ölçülü ve iyi olmayı öğütler.50

      Züheyr’in divanı birçok defa yayınlanmıştır.

    3. Lebid Bin Ebi Rabi’a ( ? – 661 M. / ? – 41 H.)51

Arapların arasında elinin açıklığı ile meşhur Rebi’a adlı bir kimsenin oğludur. Annesi Abs kabilesinden Tâmire adlı bir kadındı. Lebid’in Künyesi ise Ebu Akiyl’dir52.   Kendisinin Erbed adlı bir kardeşi ve iki de kızı olup bunlardan biri babası gibi  şairdi. Lebid, muallaka sahipleri içinde biricik müslüman olan şairdir. Kabilesinin Medine’ye gönderdiği heyet içinde şair de yeraldı ve İslamiyeti kabul etti53

     Lebid, ikinci Halife Hz.Ömer devrinde Kûfe’de yerleşmişti. Hz.Ömer, valisi vasıtası ile Lebid’e müslüman olduktan sonra söylemiş olduğu şiirlerini sormuş; Lebid de Kur’an-ı Kerîm’in ikinci suresini yazıp vâliye getirmiş ve: “Allah, bana şiire mukabil bunu verdi.” demişti54. Lebid, müslüman olduktan sonra şiiri bırakmıştı. Bazıları kendisinin yalnız bir beyit söylemiş olduğunu rivayet etmektedirler55. Lebid, müslüman olduktan sonra Kûfe’ye yerleşmiş ve Benu Ca’fer Bin Kilab’ın çölünde defnedilmiştir. Ölümü Halife Muaviye’nin dönemine rastlamaktadır. Öldüğünde ise yaşının 145 olduğu rivayet edilmektedir.56

      ec-Cumahi, Lebid’i III.Tabaka şairleri arasına alır57. Lebid’in Siirleri araplar tarafından çok takdir edilmiştir58. Söylemiş olduğu şiirlerinde tabiat ve hayvan tasvirlerinin yanı sıra hanif dininin bazı değerlerine rastlanır59.

      Lebid’in divanı Ebu Amr eş-Şeybani, el-Asma’i, İbn es-Sikkit, et-Tusi, es-Sukkeri ve Muhammed Bin Habib gibi birçok dilci tarafından toplandı. Bunlar arasında Ali Bin Abdullah Bin Sinan et-Tusi, yazmaları günümüze kadar gelmiş bulunan çalışmasında Ebu Amr eş-Şeybani, el-Asma’i ve İbn Arabi’ye dayanmaktadır. Divanı Avrupa’da ve İslam dünyası’nda basılmıştır60.

    4. Tarafe Bin el-Abd (538 ≈ 564 M. / 86 ≈ 60 H.Ö.)61

      Şairin asıl adı Amr olup Tarafe ise yeni eşya anlamına gelen lakabıdır. Bir şiirinde bu kelimeyi kullandığı için bu lakabı almıştır62. Babası Abd, Bekr kolunun Vâil kabilesindendir63. Annesi ise el-Mütelemmis diye bilinen şair Abdülmesih Bin Cerir’in kızkardeşi Verde’dir. Ma’bed adlı erkek ve Hırnık adlı kız kardeşi vardı64. Tarafe’nin dayısı el-Murakkaş el-Asgar ve el-Asgar’ın amcası da el-Murakkaş el-Ekber’dir. Kız kardeşi Hırnik’te şairdi. Görüldüğü gibi Tarafe; birçok şair yetiştiren bir aileden geliyordu65. Babasını küçük yaşta kaybeden Tarafe; büyünce kendisini içkiye ve ve aşka verir66.

      Pek küçük yaşta şiir söylemeye başlıyan Tarafe, dayısı el-Mütelemmis’le beraber Hire hükümdarı Amr Bin Hind’in nezdine gitmişti67. Tarafe, kız kardeşinin eşi Abd Bin Amr’ı kendisine şikayet edince eniştesini hicveden iki beyit söyledi.  Hükümdarla kardeşi Kabus ve bu Abd Amr  hep beraber avlandıkları bir sırada önlerine çıkan bir yaban eşeğini hükümdar vurmuş ve bunu kesmeyi Abd Amr’e bırakmıştı. Abd Amr’ın bu kesme işini becerememesi hükümdarı güldürmüş ve Tarafe’nin bunun hakkında evvelce söylemiş olduğu hicviyeyi okumuştu. Abd Amr, kendisi hakkında dahi Tarafe’nin daha ağır bir hicvi bulunduğunu hükümdara hatırlatmıştı. Amr Bin Hind, bunun üzerine  eline bir mektup vererek Bahreyn’deki valisine gitmesini söyledi. Ve Vali mektubu okuyunca Tarafe’yi öldürdü68. Öldürüldüğünde 20 veya 26 yaşlarındaydı69.

      Herkesi hicvetmekten kaçınmayan Tarafe, bu Muallakasını kardeşi Ma’bed’in develerini ararken amcasının oğlu Malik’ten yardım ister. Malik ise “onları kaybettin şimdi de onları mı arıyorsun” şeklindeki cevabını alınca Tarafe; bu sözlere alınır ve kasidesini söyler.70 Bu kasidesi, muallakat içerisinde en uzun olanıdır. Diğer şiirlerinde olduğu gibi burada da duygularını sağlam ve veciz bir dille ifade etmektedir. Bu dil bazen mübhem durumlar arzeder. Fakat bunun asıl sebebi eski Arap bedevi hayatına dair tabirler kullanması ve bunları nadir kelimelerle ifade etmesidir71.

      Şiirleri, ilk defa el-Asma’i tarafından işlenmişti. Divanının bazı yazmaları günümüze kadar gelmiştir. M. Selgsohn tarafından Paris, London ve Viyana’daki yazmalar dayanarak 1901 tarihinde bu şiirleri Farnsızcaya tecüme ederek neşretti. Ve şairin divanı daha sonraları basılmıştır72.

    5. Amr  Bin Külsûm ( ? – 586 M. / ? – 83 H.)73

    Kuzey Arabistan’da bulunan Tağlib kabilesinin Cüşem koluna mensuptur74. Babası külsûm Bin Mâlik, annesi ise Arap şairlerinden Mühelhil Bin Rebi’a’nın kızı Leylâ’dır75. Amr, on beş yaşında iken kabile reisi olmuştu76. Arap yarımadası, Şam, Irak ve Necid’de dolaştı77. Son derece gururlu olan Amr’ın Hîre Hükümdarı Amr  Bin Hind’i öldürdüğü de bilinmektedir78. Amr  Bin Külsûm, Bekr ve Tağlib kabileleri arasındaki bir anlaşmazlığın halli için Hîre Hükümdarı Amr Bin Hind’i ziyarete gelmiş, bu münasebetle inşad ettiği bir kasidesinde şair hükümdara Bekr kabilesine yakınlık göstermekten sakınmasını tavsiye etmiş, hatta bu hususuta tehtidkâr bir ifade kullanmıştır. Buna kızan Amr Bin Hind, kendisine arzedilen meselede Bekr kabilesi lehinde hüküm vermişti. Amr Bin külsûm ve beraberindekiler, bu ziyaretten kızgın ayrılmışlardı. Amr Bin Hind bir ara şaire haber göndererek annesi Leylâ’nın kendi annesini ziyaret etmesini istedi. Leylâ ziyarete gitti, fakat hükümdarın maksadı, şairin annesini kendi annesine hizmet ettirmek ve böylece onların gururunu kırmaktı. Leylâ bunu yapmadı. Bu yüzden çıkan münakaşa üzerine hükümdar adamlarını çağırdı. Bunu işiten Amr  Bin Külsûm koşup geldi ve asılı duran bir kılıçla Amr  Bin Hind’in kafasını kesti.

      Daha sonra mu’allakat arasına alınacak olan bu kasidenin ilk bölümünü, Amr  Bin Hind’i ziyarete geldiği zaman onun huzurunda okuduğu söylenmektedir. Kasidenin ikinci kısmını ise şair, Hîre kralını öldürdükten sonra tamamlamıştır.

      Amr Bin Külsum’un muallakası, kendisine isnat edilen en güzel şiiridir. Muallakası iki kısımdır. Ilk kısmı, Bekr ve Tağlib kabilelerinin, Hire kralı Amr Bin Hind’in hakemliğine buşvurmaları üzerine nazmedilmiştir. Muallakasına sevgili ve şarabı hatırlatarak başlayan şair, daha sonra övünmeye koyulur. Şiirin ikinci kısmı, melik Amr Bin Hind’I öldürülmesinden sonra nazmedilmiş olup kabilenin üstünlüklerini dile getirir. Muallaka bu yönü ile bütün tagliblilerin ezberledikleri bir şiir olmuştur.

      Amr Bin külsum’un şiirleri, İbn es-Sikkit tarafından ele alınıp işlenmiştir. Bir yazma eseri Fatih Kütüphanesi’nde bulunan bu şiirler, F.Krenkow tarafından neşredilmiştir.

    6. Antere Bin Şeddâd Bin Amr  el-Absi (? ≈ 600 M. / ? ≈ 22 H.Ö.)79

    Babası Necid’de oturan Abs kabilesi ileri gelenlerinden Şeddâd, annesi ise Zebîbe adlı Habeşli bir câriyedir80. Şeddâd’ın onun dedesi veya amcası olduğu da söylenmektedir81.

      Cahiliye devrinde melez olmaları sebebiyle kendilerine “Ağribetü’l Arab” (Arap Kargaları) denilen ve kahramanlıklarıyla ün salan üç siyah köleden biri olan Antere, Abs kabilesinin hem şairi, hem de cesur,  atılgan, güzel huylu, hoşsohbet, zulme boyun eğmeyen savaşçısı olarak tanınmıştır. Abs ile Zübyân arasında cereyan eden Dâhis ve Gabrâ savaşı’nda büyük kahramanlıklar göstermiş, meşhur muallakasını da bu savaştan sonra söylemiştir. Muallakasını, annesinin siyahlığı ile alay eden ve kendisinin şiir söylemeyi bilmediğini iddia eden birine karşı şairliğini ispat etmek maksadıyla inşad ettiği de rivayet edilemktedir82. Bu yiğit şair, ilerlemiş yaşına rağmen kendi kabilesi ile Tay Kabilesi arasında çıkan bir savaşa katılmış ve savaş sırasında öldurülmüştür.

      Antere’nin hayatı zamanla genişletilmiş ve yeni şekillere sokularak romanlaştırılmıştır.

    7. el-Hâris Bin Hillize el-Yeşkuri ( ? ≈ 570 M. / ? ≈ 50 H.Ö.)83

      Irak kabilelerinden Yeşkür kabilesine mensup Hilliz adlı bir kimsenin oğludur. Besus savaşında Bekr-Yeşkür ile Tağlib kabileleri birbirlerini yeyip bitiriyorlarken Hîre hükümdarı Amr  tarafından bunlar barıştırılmış ve rehine olarak her iki taraftan yüzer genç alınmış ve bu gençlerden Tağlib kabilesine mensup olanlar Bekr kabilesi tarafından çöle sürülerek susuzluktan öldürülmüş olmalarıyle aralırnda tekrar muharebe baş göstermiş ve her iki taraf savaşı göze aldıramdıklarından Hîre hükümdarı Amr’ı hakem yapmış idiler. Bunun üzerine Tağlib kabilesinin başınada şair, Amr Bin Külsum  ve Bekr-Yeşkür kabilesinin başında da Herim oğlu Numan gelmişler ve bu hükümdarın sarayında bunlar karşılıklı övünmeğe başlamış idiler. Bu sırada Amr Bin Külsum ayağa kalkıp muallakasının bir kısmını okuyarak  kendi kabilesini müdafaa etmişti. Buna karşı Bekr-Yeşkür kabilesinden olan el-Hâris de muallakasını okumuştu.

Alıntıdır.



__________________
Rabbimiz ! Biz Sana dayanıyoruz ve Sana yöneliyoruz. Dönüş Sana’dır..(mümtehine/4)
Yukarı dön Göster batın's Profil Diğer Mesajlarını Ara: batın
 
batın
Yeni Uye
Yeni Uye


Katılma Tarihi: 14 ocak 2010
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 14
Gönderen: 23 ocak 2010 Saat 16:09 | Kayıtlı IP Alıntı batın

Sn.cin13 ten açmış olduğu konuyu biraz genişletmek için yaptığım alıntıların çokluğundan dolayı özür diliyorum.Umarım beni yanlış anlamıyacaktır.

Sn.Hasan Akçay

Cahiliye Arap şiiri, yalnızca bir konuşma denemesi değil, aynı zamanda hayat ve varlık tecrübesidir.Şiirlerde Arabın, ilk tarih ve zaman bilinci ortaya konmakta, öte yandan toplumsal Arap bilinçaltının büyük bir kısmı gizli bulunmaktadır.Cahiliye şiirlerinde ilk Arap sözünün hayatla, ilk Arap insanın da kendisi ve başkası ile buluşması vardır.

Bu yönü ile o dönemin şiirleri gerek yaşam gerek isede dil alanında bizlere bazı ipuçları verecektir diye düşünmekteyim.

 



__________________
Rabbimiz ! Biz Sana dayanıyoruz ve Sana yöneliyoruz. Dönüş Sana’dır..(mümtehine/4)
Yukarı dön Göster batın's Profil Diğer Mesajlarını Ara: batın
 
hasakcay
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 22 ocak 2008
Gönderilenler: 1235
Gönderen: 23 ocak 2010 Saat 16:41 | Kayıtlı IP Alıntı hasakcay

Değerli batın kardeşim! Benim ihtiyacım alıntı, söylenti, uydurulmuş tarih değil. Kabe'ye asılan şiirlerden hiç olmazsa bir tanesini görmek istedim. Madem Kabe'nin duvarına asılmıştır duvara asılabilecek bir malzeme üzerine yazılmıştır. İşte onu görmek istiyorum.

Yemen'de ortaya çıkarılan ve üzerinde Kuran ayetleri bulunan kağıtlar gibi. Bakın, o kağıtlarda İslam öncesine ait yazılar var; ayetler onların üzerine yazılmış. Karbon testi uygulandığında ilk yazılar başka ışın salıyor, onların üzerine yazılan ayetler başka. İslam öncesine ait o yazıların tam yaşı böylece belirlenebiliyor.

Bkz http://www.islamic-awareness.org/Quran/Text/Mss/soth.html 

(Hayrullah kardeşim! Siz de hareke var mı ya da yok mu diye bakınız. Artı, güvendiğiniz bir ilahiyatçıya sorunuz.)

İslam öncesine ait olduğu böyle bilimsel yöntemlerle belirlenebilen ve Kabe'ye asıldığı kesin olan bir Arap şiiri. Lütfen.

Örneğin Ebrehe yazıtı gibi:

fig04 color
fig04 b&w fig04 drawing
"The Inscription of Abraha"
(battle memorial, southern Saudi Arabia)

Click for larger images

1.With the help of god, and the Jesus King Abraha Zeebman, the King of Saba'a, Zuridan and Hadrmaut.

2.and Yemen and the tribes (on) the mountains and the coast wrote these lines on his battle

3.against the tribe of Ma'ad (in) the battle of al-Rabiya in the month of "Dhu al Thabithan" and fight (against) all the (tribes) of Bani A'amir.

4.and appointed the King (the leader) "Abi Jabar" with (tribe) Kinda and (Qahtani tribe) Al (and the leader) "Bishar bin Hasan" with

5.(Tribe) Sa'ad ( and the tribe) Murad and ( the tribe) Hadarmaut (stand) in front of the army against Bani Amir of Kinda. and (the tribe) Al in wadi "zu markh" and Murad and Sa'ad in wadi

6.Manha on the way to Turban and killed and captured and took the booty in large quantities and the King and fought at Halban and reached

7.Ma'ad and took booty and prisoners, and after that, conquered (from the tribe of Ma'ad) Omro bin al-Munzir …

8.(and according to the agreement between Abrha and the tribe of Ma'ad) (Abrhas) appointed the son (of Omro) as the ruler and returned (Abraha) from Hal.

9.Ban (halban) with the power of the god in the month of Zu A'allan in the year sixty-two

10. and six hundred.

Sevgi ile,

Hasan Akçay



__________________
hasanakcay.net
allahindini.net
Yukarı dön Göster hasakcay's Profil Diğer Mesajlarını Ara: hasakcay
 
Guests
Guest Group
Guest Group


Katılma Tarihi: 01 ekim 2003
Gönderilenler: -259
Gönderen: 23 ocak 2010 Saat 19:09 | Kayıtlı IP Alıntı Guests

hasakcay Yazdı:

Merhaba Abdurrahman hocam. Bunları daha önce müzakere ettik. Bence artık yeter. İş sizin bu tür akıl yürütmenize kaldıysa Hayrullah kardeşimizin o tür akıl yürütmesine de kalır. 

Örneğin bakın "hûrun ıyn"e dair yürüttüğünüz akla. Leylekler lakır lakır güler ona hocam. N'olur onu da bir daha bir daha açıklamaya zorlamayın beni. 

Sevgi ile,

Hasan Akçay



MErhaba hasan abi,

hayrullah kardeşinizin yürütüğü akılı çürütmek için mantıki bir deliliniz var mıdır?

fakat siz kuran'ın sonradan harekelendiği bilgisine teslim olmak zorundasınız. Çünkü çok eşlilik ile ilgili bir ÖN YARGINIZ mevcut. halbuki bu konu kuranda açık iken, allah ttavsiye etmiyor fakat yasaklamıyorken.

siz ise, ilgili kelimelerde HAREKENİN oynandığını savunuyorsunuz. Sonuçta da, ÖLÇÜTÜ kaçırıyorsunuz, kuran'da görmek istediğinizi görüyorsunuz.

kuran neden harekeli bir şekilde muhammed a.s. zamanında kaydedilmiş olmasın?

kuran'ın muhammed a.s.'dan sonra harekelendiği RİVAYETİNİN!!! kalplere şüphe düşürmek için AÇIK bir FİTNE olduğunu göremiyor musunuz?

Kuran'ı açık bir şekilde koruyacağını söyleyen Allah'a mı, ayetine mi güvenmiyorsunuz?

neden hala bu tür konuları tartışmaya açıyor ve buna müdahil oluyorsunuz?

farkına değil misiniz, konu kuranı yorumlama sorunu değil, UYGULAMA sorunu...

lütfen Kuran'da aklınızı kullanmazmısınız derken bile öncesinde hep bir kıssa bir misal verilir..bu kıssalar üzerinde düşünülmesi, akıl yürütülmesi istenir..

hatta heva ve hevesin de şeytani bir aldatmaca olduğu, heva ve heveslerini din edinenlerin de olduğu uyarısı yapılır...

dah önce de dediğim gibi, Kuran'a olduğu gibi İMAN etmek, somut Allah kelamını SABİT NOKTA kabul etmek zorundadır bir muttaki...

yoksa o ayetleri muhammed a.s uydurdu mu diyorla ayetine muhatap olursunuz, farkında olmadan...
çünkü bunun harekesiyle oynanmış demek de, uydurulmuş demek arasında HİÇ bir FARK yoktur...

Allah'ı imtihanı bu kadar zor değil, anlamak anlamında...

mesele iman ve uygulama meselesi...

selam müminleredir
Yukarı dön Göster Guests's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Guests
 
medeni0002
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 15 kasim 2010
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 936
Gönderen: 10 ocak 2011 Saat 19:13 | Kayıtlı IP Alıntı medeni0002

selamlar kıymetli hanif dostlarım,sene 90lı yıllardaydı,Anadolunun ücra bir köyünde görev yapıyordum,o köyde birde türbe vardı,halk o türbede bir gazi ve evliyanın yattığını söyler dururdu ve adeta onun köylerinde olmasından gurur duyarlardı,o köye bereket getirdiğine inanıyorlardı ve kayseri'nin ünlü zenginlerinden birinin de o köyden olmasını buna örnek gösterip dururlardı,neyse bir gün boş bir zamanımda merak ettim ve halkın kutsadığı bu türbeyi bir ziyaret edeyim bakalım orada ne varmış diye merak edip bir yaz günü oraya gitmiştim,Aman Allah'ım bir de ne göreyim,her yer kitap mushaf kırıntılarıyla dolu,pejmürde pasaklı bir yerle karşılaşmıştım,meğerse halkın kutsayıp göklere çıkardığı bir yer ne kadar bakımsız ve pasaklı bir yerdi inanamazsınız.Neyse ben hem Abdurrahman Gazi'ye olan saygımdan hemde kabristanlara olan saygımın gereği olarak oraya bir el küreği ve bir süpürge götürüp oraları bir güzel temziledikten sonra mushaf parçalarını tasnip edip biraz sağlam kalabilmiş olanları ciltlettirip oraya en yakın bir camiye bağışladım,türbeye bırakmadım,çünkü türbeye bıraksam belki bir kaç sene sonra onuda tarumar edebilirlerdi,hiç değilse görevlisi olan bir camiye bırakırsam görevliler onlarla ilgilenebilir düşüncesiyle oraya en yakın bir camiye bağışlamıştım.o mushaflar arasında osmanlı zamanınından kalma olanlarda vardı çünkü osmanlıcayı bildiğim için osmanlı zamanından kalma olduğunu anlamıştım,yalnız içlerinde bir mushaf daha vardıki o daha eskiye benziyordu hatta bir iki cüzü dağılıp kaybolmuştu,o dikkatimi çeken mushafı şöyle bir kaç saat incelemiştim ve okumuştum,harekeliydi fakat çok yanlışları vardı,tabiki sonuçta onuda yazan bir insandır ve hata yapmıştır diye düşünmüştüm.Bu düşüncem diğer mushaflar içinde geçerlidir insanlar hata yapabilirler,yalnız bir zamanlar bir eserde okumuştum bir araştırmacı Alman heyeti onlarca Kur'an nüshasını incelediğini bunların birbirlerinden farklı olmadığı sonucuna varmışlar tam bu sırada 2.dünya savaşında ingiliz uçakları tarafından bombalanmış ve oradaki tüm eserlerin yanıp kül olduğunu okumuştum.Aslında Topkapı sarayındaki Hz Ali ve Osman nüshasının mikroçiplerinin internette yayınlanması ve araştırmacılara açılması lazım diye düşünüyorum,selamlar,sevgiler. 

__________________
medeniyet
Yukarı dön Göster medeni0002's Profil Diğer Mesajlarını Ara: medeni0002 Ziyaret medeni0002's Ana Sayfa
 
prangasiz
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 11 mart 2010
Gönderilenler: 288
Gönderen: 10 ocak 2011 Saat 19:37 | Kayıtlı IP Alıntı prangasiz

Sevgili Medeni,

Kuran eksik ya da fazla.. 
fark etmiyor ki adam,
dogmaların kuçağında hangisi doğru hangisi yalan..

Sarılıyor elleri Arapça hakikate, adam..

oysa dostum, bilmiyor ki adam, ne arapçayı ne Rabcayı..
ve haliyle, ortak vicdana değil amma,
ortak istikbarın fikrini fikir edinip de,
fikrine destek aramada kitaptan adam..

Yalan söyleme, söyleme dost..
Söyleme ki, Rabde sana söylemesin yalan söz etme! yi..

Öldürme, hak yeme, dalma batıla..
Dalma ki, Rabde demesin,
sonra sana insancanın emirlerini..

Rabba muhattap olduk oh ne ala diyenlere hangi azar,
hangi emir var?

ne ismi ne cismi önemli..
ister ise bir aborjin ola ne fark eder ki..

Zamanın bir köşesinde Rabden azar yiyenler,
insancanın nidüğünden habersiz idiler.. de,
haberli olana ne var! merhametten gayri..
haberli olduk azar yedik...
Çünkü insancanın yanında bile değildik..
Rab Rabliğini yaptı yapar,
Adamın seçimi ise, adamlığı kadar..
Bulana onu da bizde, aşk olsun ki, o kadar..
İçmeye gidiyorum yine, birkaç bardak kadar..


 


__________________
"Asılan hırsız değil, yakalanandır."
Çek Sözü
Yukarı dön Göster prangasiz's Profil Diğer Mesajlarını Ara: prangasiz
 
medeni0002
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 15 kasim 2010
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 936
Gönderen: 11 ocak 2011 Saat 12:26 | Kayıtlı IP Alıntı medeni0002

Kıymetli prangasiz kardeş,bakıyorumda eski cahiliyye arap şiirlerinden çabucak etkilenip içmeye gider olmuşsun bir kaç kadeh.ne o sendemi aşık oldun yoksa.hani onlar maceraların sonucunda teselli bulmak için şarap yudumluyorlarmış ya.Bence Arap şiirini şaraplarını incelemek için değil,o zamanki sosyal ve psikolojik yaşantıyı çözebilmek için incelemeliyiz.özellikle şu çok çarpıtılmış salat,savm gibi kelimelerin ne anlamda kullanıldıklarına dikkat etmeliyiz diye düşünüyorum.selamlar,sevgiler.

__________________
medeniyet
Yukarı dön Göster medeni0002's Profil Diğer Mesajlarını Ara: medeni0002 Ziyaret medeni0002's Ana Sayfa
 
prangasiz
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 11 mart 2010
Gönderilenler: 288
Gönderen: 11 ocak 2011 Saat 20:33 | Kayıtlı IP Alıntı prangasiz

Sevgili medeni,

İnsan nasıl görmek isterse, öyle..
öylesine bakar..
Göre, göre son cümleyi gördün ya..
onu da... öylesine gördün..
aşk olsun sana..


__________________
"Asılan hırsız değil, yakalanandır."
Çek Sözü
Yukarı dön Göster prangasiz's Profil Diğer Mesajlarını Ara: prangasiz
 

Eğer Bu Konuya Cevap Yazmak İstiyorsanız İlk Önce giriş
Eğer Kayıtlı Bir Kullanıcı Değilseniz İlk Önce Kayıt Olmalısınız

<< Önceki Sayfa 4
  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Sizin yetkiniz yok foruma yeni mesaj ekleme
Sizin yetkiniz yok forumdaki mesajlara cevap verme
Sizin yetkiniz yok forumda konu silme
Sizin yetkiniz yok forumda konu düzenleme
Sizin yetkiniz yok forumda anket açma
Sizin yetkiniz yok forumda ankete cevap yazma

Powered by Web Wiz Forums version 7.92
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide
hanif islam

Real-Time Stats and Visitor Reports Sitemizin Gunluk, Haftalik, aylik Ziyaretci  Detaylari  Real-Time Stats and Visitor Reports

       

blog stats