SÜNNET KAVRAMI
ARAP ADETLERİNİN SÜNNET BAŞLIĞIYLA YUTTURULMASI
SU DURULURSA ZEHİRLİ YILAN FARK EDİLİR
VEDA HUTBESİ BİLE ÇELİŞKİLİ
KURAN SÜNNETİ DE KAPSAR

16. BÖLÜM

SÜNNET KAVRAMI

Sünnet kelime olarak tarz, metot, yol, tavır manalarına gelir. Sünnet kelimesi toplulukların devam edegelen davranışları manasında da kullanılır. Sünnet kelimesi Kuran’da en çok, tek geçerli sünnetin Allah’ın sünneti olduğu ve Allah’ın sünnetinde değişiklik olmayacağı şeklinde kullanılır.

Artık onlar öncekilerin sünnetinden başkasını mı bekliyorlar? Allah’ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamaz-sın. Allah’ın sünnetinde dönüşüm de bulamazsın.

35- Fatr Suresi 43

Daha önceden gelip geçenler hakkında Allah’ın sünnetidir. Allah’ın sünnetinde kesin olarak bir değişiklik bulamazsın.

33- Ahzab Suresi 62

Kuran’da sünnet kavramı bu şekilde kullanılırken, geleneksel İslam anlayışında sünnet Peygamber’in fiillerini anlatmak için kul-lanılır. Sünnetin üçe ayrılıp incelenmiş olduğunu görüyoruz. Fiil halinde sünnet (es sünnetul fiiliye), sözlü sünnet (es sünnetul kavliye) ve sessiz kalarak gerçekleşen sünnet (es sünnetul takririye). Birincisi Peygamber’in davranışını, ikincisi Peygamber’in sözlerini, üçüncüsü ise Peygamber’in yapılışını görüp de yasaklamadığı dav-ranışları belirtir. Aslında sünnetle kastedilen hadislerdir. Hadisler Peygamber’in söylediği söz, sünnet yaptığı fiiller manasında kulla-nıldığı için arada bir fark olduğu zannedilebilir. Oysa sünnet olduğu iddia edilen tüm davranışları (Kuran’ın dışındakileri) bize ulaş-tıran tek kaynak hadis kitaplarıdır. Peygamber’in söylediği her ha-dis de sözlü sünnet sayıldığı için hadis yerine sünnet, sünnet yerine hadis kelimelerini koyduğumuzda aynı şeyleri anlarız. Dr. Subhi es Salih’in Hadis İlimleri ve Hadis İstilahları kitabının 1. sayfasında şöyle denir: “ Hadisçilerce, bilhassa müteahhirin hadisçilerce hadis ve sünnetin biri diğerinin yerinde kullanılan iki kelime olduğu kabul edilmiştir.” Kitabımızda, Peygamber’e iftiralarla dolu olan hadislere yaptığımız her eleştiriyi okurken hadis kelimesi yerine sünnet kelimesini de koyarsanız aynı neticeyi almış olursunuz. Bu yüzden bundan önceki bölümlerde Kuran’ın yeterliliğini, hadisin yani sünnetin Kuran’la, mantıkla, kendi içinde çeliştiğini, Peygamber’in ve 4 halifenin döneminde Kuran dışında bir dini kaynak yazdırılma-dığını, Emeviler’in, Abbasiler’in zulüm döneminde hadis, sünnet gibi başlıklarla insanlara Arap örf ve adetlerinin, Emeviler’in ve Ab-basiler’in hayata kısır bakış açısının din diye yutturulduğunu bir da-ha hatırlayın. Ayrıca mezhepçilere şu soruyu sorun. Madem ki Ku-ran’daki farzlar, anlatımlar dışında sünnet başlığıyla sevapların, ibadetlerin olduğunu iddia ediyorsunuz, niye Kuran’da sünnet kelimesi bu manada kullanılmıyor? Allah 6500 civarındaki Kuran ayetinden hiç değilse bir tanesinde sünnet diye sizin anlattığınız şekilde bir kavramı tarif edemez miydi? Kuran’da 30’dan fazla kez geçen hadis ve defalarca geçen sünnet kelimelerinin nasıl geçtiğini kitabı-mızda gördük. Bugün kullanılan manasıyla hiç alakası olmayan şekilde “hadis” ve “sünnet” kelimelerinin kullanılışı da mezhepçi İs-lam’ın, Kuran’da (dinde) olmayan kavramları uydurduğunun bir delilidir. Eğer bu kavramlar dinimizde olsaydı, hem isimleri hem nitelikleriyle Kuran’da tarifleri yapılırdı. Eğer Kuran, bize böyle en temel konuları bir tek ayetle bile açıklamayacaksa niye indi? Hiç şüphesiz Kuran kendi ifadeleriyle de belirttiği gibi her şeyi açıklar, tüm detayları verir, Allah’ın dininin tümünü kapsar. Bu kavramla-rın Kuran’da olmayan tarzda ortaya konması, bu kavramların uydu-rulduğunun apaçık delilidir.

ARAP ADETLERİNİN SÜNNET BAŞLIĞIYLA YUTTURULMASI

Sünnet diye uydurulanların önemli bir kesimi Peygamber’e iftira olarak uydurulmuş sözlerdir. Bir kısım sünnetlerse Peygam-ber’in kavminin, Araplar’ın adetleridir veya Peygamber’in şahsi tercihlerinden dolayı işlediği fiiller olmasına rağmen, dinle alakası olmayan fiillerdir. Cübbe giymek, kabak yemek, yer sofrasında yemek yemek gibi. Bunlar Peygamber’e savaş açan müşriklerin, örneğin Ebu Cehil’in de davranış tarzlarıdır. Kimisi iklimden, kimisi örften, kimisi o yörede yetişen sebzelerden kaynaklanmaktadır. Kuran’ın belirtmediği bu fiillerde ilave bir sevap ummak veya dinle bir alaka kurmak Kuran’ın dinine ilave yapmak olur. Tüm bu hareketler Ku-ran’a yeterince güvenmemenin neticeleridir. Kuran kendisi her şeyi açıkladığını, tüm detayları verdiğini söylerken, Kuran’ın açıkla-madığı tarzda sünnet başlığıyla sevap ummalar, makbuliyet edebiyatları da yine Kuran’ın dinine ilavelerdir. Allah isteseydi cübbeyi, kabağı, yer sofrasını ve sünnet başlığıyla dine yamanmaya çalışılmış gelenekleri Kuran’da belirtir ve bize nasıl daha çok sevap kazanaca-ğımızı gösterirdi. Sünnetlere uymada sevap vardır, bunların uygu-lanmamasında günah yoktur yumuşatmaları da yapılan yanlışı gidermez. Çünkü ister sevap etiketiyle olsun, ister makbuliyet etiketiyle olsun, Kuran’da olmayan bir davranışı dini etiketle sunmak yine dine ilave yapmak olur. (34. Bölüm’de sünnet gibi başlıklarla dine sokulan ilavelerin insan yaşamını nasıl zorlaştırıp, yaşanmaz bir hale soktuğunu göreceğiz.) İnsanları Peygamber sünneti diye uydurmalara ve örflere çağıran ve kendilerini Peygamber yolunun takipçileri göstermek için kendilerine Ehli Sünnet adını takıp aslında Ehli Arabi-örf olanlara, Peygamber sünneti diye Peygamber’e ve dine iftiralarla dolu kaynaklara, Araplar’ın örf ve adetlerine, Eme-viler’in ihanetlerine uyduklarını göstermemiz lazımdır. İftiraların dışında, bu uydurmaların bir sebebi de sahabelerin (Peygamber’i bir kez bile gören Müslümanlar’ın) hatasız kabul edilip, onların da hareketlerinin peygamberinkiler gibi sünnet olarak değerlendiril-mesi olmuştur. Sırf Peygamber’e mal edilmeler neticesinde bile ortaya çıkan yorum hatalarını ve saptırmaları düşünürsek, sahabelerin bu işe katılmasıyla oluşan kaos inanılmaz boyuttadır. Bugün sünnet deyince herkes Peygamber’in davranışları (Sünneti Resul) diye an-lıyorsa da, aslında hadis kitapları ve diğer gelenekçi kaynaklarda anılanların bir bölümü Sünneti Medine, Sünneti Kufe, Sünneti Basra diye sahabelere dayandırılır. Kuran ile yetinmemenin ve Ku-ran’ın önüne ciltler yığmaya, örfleri dinselleştirmeye yönelik oyu-nun kutsala fatura edilişindeki başlık, ne yazık ki sünnet olmuştur.

SU DURULURSA ZEHİRLİ YILAN FARKEDİLİR

Bir yazarımız bu konudaki hatalı yaklaşımları şöyle eleştirmektedir: “Böyle bir ahmaklık olur mu? Sünneti adettir bu. Oturarak yemişsin, Ebu Lehep de oturarak yer. Arap’ın örfüdür bu. Peygam-ber’in getirdiği dinden kaynaklanmıyor. Arap’ın örfünden kaynak-lanıyor. Şimdi bakın bunlar günlük hayatın basit meseleleri, bunlar yukarılara doğru gidiyor. Ve bakıyorsunuz hukuk hayatının, devlet hayatının en ciddi boyutlarında bile dindir diye ısrar ettikleri şeylerin büyük bir kısmı falan veya filan bölgenin örflerinden ibaret. Bunları Allah’ın dini diye savunmaya kalktınız mı hem kendinize zulmediyorsunuz, hem yaşadığınız ülkeye, hem de hukuk hayatına kötülük ediyorsunuz. Bakın bunlar bizi nereye götürüyor. Biz Al-lah’ın gönderdiği ve Peygamber’in gösterdiği İslam’la, o ad altında sahneye sürülen tarihin şurasından burasından devşirilmiş, örflerden ibaret adı İslam olan şeyi birbirinden ayırt etmek zorundayız. İnsanlık bunu yapmadıkça rahat edemez. İslam dünyası bunu yap-madıkça rahat edemez, biz de yapmadıkça rahat edemeyiz. Tabi bu büyük bir dirençle karşılaşıyor Türkiye’de. Çünkü bunun birbirinden ayrılmamasına bağlı çıkarlar var. Su bulanık olacaktır ki, birisi balık beslerken öbürü de orada zehirli yılanını beslesin. Su durulursa zehirli yılanlar fark edilir. Bunu istemeyenler vardır. Olay bu ka-dar basit. Bunu sadece dinci yobazlar yapıyor şeklinde de anlama-yın sakın! Aslında dinci yobazlar burada kullanılıyor. Bunu büyük ölçüde dinsizlik ticareti yapanlar kotarıyor. İslam dünyasının he-men her yerindeki Kuran dışı yobaz dinciliği besleyenler, uluslararası İslam düşmanı odaklardır. Fikir de, finansman da onlarındır.

Çünkü İslam’ı sahneden kovmanın en emin yolu çirkin göstermektir. Yobaz dincilik ise bu iş için biçilmiş kaftandır. Bağırıp duruyoruz: Müslümanlara tuzak kuruyorlar, bu tuzaklara düşmeyin. Biz düşmeyin dedikçe bir ayağını ökseye yakalatmak yerine iki kanadı, iki ayağı ile gidip düşüyor. Ondan sonra ne oluyor? Olan sizin nezih imanınıza oluyor. Sizin asil ve güzel dininize oluyor. Ondan sonra dinsizlik tüccarı: İşte İslam dediğiniz karanlık ve katran budur, yaşayanları da işte bunlardır, buyurun diyor. Sonuç? Sonuç bizim çocuklarımızın sistemli bir biçimde dinsizleştirilmeleri veya başka dinlerin kucağına itilmeleri.”

VEDA HUTBESİ BİLE ÇELİŞKİLİ

Ne yazık ki uydurma din en çok dinsizlerin işine yaramakta ve kaos olarak sunulan din yüzünden kitleler dinden uzaklaşmaktadır-lar. Bu kitabı yazışımızın bir sebebi de işte bu dinden soğutulan kitlelere Kuran’ın İslam’ı ile uydurulan İslam’ın farkını göstermektir. Kuran’ın dışında ikinci bir kaynak türetmek isteyenler sünnet adıy-la kutsala fatura ettikleri bu kaynağın gerekliliği için de hadisler uy-durmuşlardır. Bu hadislerin en meşhuru Peygamberimiz’in veda hutbesinde söylediği hadistir. Fakat aynı hadisin üç ayrı şekilde nakledilmesi en doğru hadis olması beklenen veda hutbesine bile ne kadar güvenilebileceğini göstermektedir. Söylenenlere göre yüz bin kişinin dinlediği bir hutbede hadisler bu kadar değişiyorsa bir tek kişiden o da insan zinciriyle (4. Bölüm’de gördük) gelen diğer hadisleri siz düşünün.

1- Size bir emanet bırakıyorum: Allah’ın kitabı ki Allah’ın gökten yere uzanmış ipidir. Ona yapıştığınız taktirde asla sapmazsınız.

2- Size iki emanet bırakıyorum: Allah’ın kitabı ve sünnetim.

3- Size iki emanet bırakıyorum: Allah’ın kitabı ve Ehli-beyt’im.(Ev ahalim)

Bu üç hadisten en az ikisinin yanlış olduğu zaten bellidir. Ehli sünnet mezheplerin 2.’yi, Şii, mezheplerin 3.’yü kabul ettiği hadislerin üç formu böyledir. Bizse, en doğru olması gereken, en çok kişinin şahit olduğu, sözlü sünnet olan veda hutbesinde bile böyle bir hata yapıldığını gördükten sonra, mana olarak 1. hadisin manasının doğru olduğunu anlıyoruz. Kuran’ın kendisinin açık, detaylı her şeyi açıklayan olduğunu hatırlayarak bu tabloyu Kuran’la yetinemeyenlere bir ibret vesikası olarak sunuyoruz.

Daha evvel de söylediğimiz gibi dinin tek kaynağı Kuran’dır. Hadis, sünnet tipi kaynaklar ne kadar mütevatir (Birçok ayrı hadisle, birçok hadis zinciriyle ulaşan) olurlarsa olsunlar dinin en ufak bir kısmı bile olamazlar. En mütevatir (kalabalık bir topluluğun naklettiği hadis) olan veda hutbesinin hali yukarıdaki örnekten bellidir. Hiç kimse yüzbin kişinin dinlediği veda hutbesinden daha mütevatiri olduğunu lütfen iddia etmesin. Kafamızdaki dini Ku-ran’da aramayalım. Kuran’ı açıp dinin ne olduğunu öğrenip, arta kalanları kafamızdan temizleyelim. İllaki falanca şeyi dinde bulaca-ğız diye çırpınmayalım. Kuran dinin hepsidir. Allah isteseydi o kafalardaki falanca şeyleri de din yapardı. Allah’ın din yapmadığını dinde bulmak için bu telaş niye? Dinin tek yapıcısı Allah dinini Ku-ran’da açıklamıştır. Örfümüzün, saplantılarımızın dinini istemek yerine, Allah’ın bize indirdiğini anlayalım. Şeyhperestlikten, mürşidperestlikten, ancak falancalar Kuran’ı anlar ben de falancaları dinlerim diyen falancaperestlikten kurtulup Allah’ın insanlara indirip, korunmasını vaad ettiği, mantıksız ve çelişkili izahları olmayan Kuran’a yapışalım. Kuran’ın önüne yüzlerce cilt eser koyup, Kuran’ı yüzlerce dini kaynaktan biri yapıp, sonra Kuran’a uyduğumu-zu sanmayalım.

KURAN SÜNNETİ DE KAPSAR

Peygamber’in sünnetine uymamız tabi ki gerekir. Fakat Pey-gamber’in sünneti (davranışları, tarzı) için de tek kaynak Kuran’dır. Kuran’dan, Peygamber’in vahye uyup kendisinden din uydurmadı-ğını, başları çatlatırcasına dini anlattığını, üstün ahlakını, ibadetlere düşkünlüğünü, sürekli Allah yolunda mücadelede olduğunu öğ-reniyoruz. Kuran’ın belirttiği her husus, her ahlaki norm aynı zamanda Peygamber’in sünnetidir (davranış şekli, tarzıdır). Yani namaz, oruç, mallardan sarfetmek, sürekli Allah’ı anmak, Allah’ın ya-rattıklarını düşünmek, sürekli şükür, samimiyet, sabır, gereğinde hicret, güvenilir olmak, dürüstlük, cesaret, Allah’a sevgi ve saygı hep Peygamber’in sünnetleridir. Bunlar sünnettir çünkü bunlar Kuran’da geçer. Oysa Kuran’da geçmeyen sakal, cübbe, elbisenin rengi, yemek menüleri, Arap adetleri, dini olmayan şahsi tercihler gibi sünnet başlığıyla dine sokulmak istenenler Arap ırkçılığının, kı-sır bakış açısının, Kuran ile yetinmemenin sonucudur. Peygam-ber’in tek yazdırdığı ve Allah’ın vahiylerini içeren Kuran, Peygam-ber’in sünnetini göstermek açısından da yeterlidir. Eğer gerekli başka normlar, davranış şekilleri olsaydı, Kuran hiç şüphesiz onları da içine alırdı. Kuran kendisini detaylı diye tanıtırken nasıl olur da herhangi bir detayı atlar? Kuran’ın atladığı detaylar din olmayan, bizim de atlamamızın hiçbir sakıncası olmadığı, yapmamızda sevap umulmayacak şeylerdir. Bizi kurtaracak olan, Arapperestliğin din diye yutturulmaya çalışılmasının neticesi olan sarıklı, sakallı uydurma sünnetler değil; Kuran’da geçen iman, ahlak, fazilete dair çizilen tablolardaki sünnettir (tarz, metot, davranış tarzıdır).

Allah size kitabı detaylı bir şekilde indirmişken O’ndan başka hakem mi arayayım?

6-Enam Suresi 114