HANiFDOSTLAR.NET

 

Kuran Müslümanı
 

(Şahıs odaklı din anlayışından Allah odaklı din anlayışına...)

Ana Sayfa Hanif Mumin  Iste Kuran Kurandaki Din  Kur'an Yolu  Meal Dinle Sohbet Odasi Hanifler E- Kitaplik Kütüb-i Sitte ?  ingilizce Site Kuran islami Aliaksoy Org  Hasanakcay Net Tebyin-ül Kur'an Önerdiğimiz Siteler Bize Ulasin

 

- Konulara Göre Fihrist

- Saçma Hadisler

- Hadislerin-Sünnetin İncelemesi

- Haniflikle İlgili Sorular Cevaplar

- Misakın Elçisi Kim?

- Kuranda Namaz/Salat

- Onaylayan Nebi

- Kuranda Namaz/Salat

- Enbiya 104

- Kuranda Yeminler

- Adem Hakkında Sorular

- Ganimetleri Resulün Eline Nasıl Vereceğiz?

- Allahın ındinde YIL ve DOLUNAYLAR

- Abese ve Tevella

- Hadisçilerce Tahrif Edilen Ayetler

- Mübarek Yer, Mübarek Vakit

- Arkadaş Peygamber

- Kuranın İndirilişinden Günümüze Gelişi

- Bir Türban Sorusu

- Kuran ve Bize Öğretilenlerin Farkı

- Namazın Kılınışı

- Hadislere Göre Namaz

- Kuranda Salat Namaz mıdır?

- Kuran Yetmez Diyen Uydurukçular

- Bizler Hanif Dostlarız

- Sahih Hadis mi İstersiniz?

- Hakkı Yılmaz'ın Tebyin Çalışması

- Kur'anı Anlamada Metodoloji

- Tarikatçıların Çarpıttığı Birkaç Ayet

- Nasıl Kur'an Okuyalım?

- Kur'anı Kerim Nedir?

- Kur'anda Oruç

- Allah'sız Bir Din ve Allah'sız Bir Kur'an İnancı

- Kuransız Bir İslam Anlayışı ve Müşrikleşme

- Meal Çalışmasına Davet

- Allah Şahit Olarak Kafi Değil mi?

- Doğru Hadisleri Ne Yapacağız?

- Kur'andaki Muhammed ve Peygamberlerin Misyonu

- Mahrem, Avret, Ziynet

- Nur Suresi Çeviri-Yorum

- Cilbab

- Resule İtaat Ne Demektir?

- Hadis Kalburcuları ve Kalburları

- Kur'anı Kerim'in İndiriliş Gayesi

- Kur'anda Amellere Karşı Cahili Yaklaşım

- İslamdışı İnanışlara Kur'andan Örnekler

- Biri Şu Haram Üretim Tesislerini Kapatsın

- Tasavvufta İslam Var mı?

- İslamda Delil Sorunu

- Kurban Kesmek

- İlahi Hitabın Serüveni

- Ecel Nedir?

- Şirk, İşrak, Müşrik, Müşareke, Müşterik

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Peygamberlere Karşı Rabbani Yaklaşımlar

- Salat-ı Tefriciye yada Zikri Çarpıtmaya Bir Örnek

- Mucize Nedir?

- Ayrılıkların Nedenleri

- Sıfır Hata veya Kur'an

- Haniflik Nedir?

- Rabıta İle Şeyhlere Tapanlar

- Hadis Zindanının Mezhepçi Mahkumları

- İslam Dininin Öğrenilmesinde Kaynak Sorunu

- Fasık ve Münafıkların Genel Tanımlaması

- Hadisler, Hıristiyanlık ve Selman Rüştü

- Kur'anı kerim'in İndiriliş Gayesi

- Müstekbirlere Karşı Cahili Yaklaşım

- Halis-Hanif İslam

- Kur'anda Şefaat

- Fuhuş Tellalı Tefsirciler

- Hayızlıyken Neden Namaz Kılınmasın?

- Cebrail, Vahiy, Melek

- Dindarlıkta Müşrikleşme Temayülü

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Yaratılış, Adem, Havva

- Kur'an Yerel mi, Evrensel mi?

- Reform Dinde mi, Dindarlıkta mı?

- Ne Mutlu Tağutu Olmayanlara

- Peygambere Saygı(?)

- Hadislere Kanıt Diye Gösterilen Ayetler

- Allah Nazara Karışmadı mı?

- Kur'anı Kerimle Amel Etmek Mümkün mü?

- Kur'anda İnkar Edenlerin Vasıfları

- Müminlerin Vasıfları

- Allah'ın Vasıfları

- Kur'anın Vasıfları

- Dine Karşı Cahili Yaklaşımlar

- Kur'an Merkezli Din

- İrin Küpü Patladı; Mevlana

- Hurafe ve Bidatlar

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Hz. İsa'nın Ölümü

- Allah'ın Mesajının Adı: Kelamullah

- Allah'ın Resule Uyarıları

- Kur'ana Göre Tenkit ve Eleştiri Nasıl Olmalı?

- Kur'anda Sevgi

- Sofuların Devlet Desteğiyle Desteklenmesi

- Hans Von Aiberg Aldatmacası

- Kabir Azabı Safsatası

- Kur'an Kıssalarının Önemi; Masal Değiller

- Kur'anda Toplumsal Sünnetler

- Tefsirde İsrailiyyat

- Kardeş Evliliği Olmadan Çoğalma

- Hans Von Aiberg Tutuklandı

- Kur'anda Tevbe Kavramı

- Yaşar Nuri Öztürk'ün Yorumuyla Namaz

- Karadelikler; Bir Büyük Yemin

- Mezhepçilerin Ümmi Açmazı

- Kabe Nedir? Mekkede midir, Kudüste mi?

- Kur'anda Ruh Kavramı

- Kur'anda Nefs Kavramı

- Amin Kavramı ve Putperestlik

- Diyanet İşleri Başkanlığının Sitemize Cevabına Cevaplar

- Resul ve Nebi -1

- Resul ve Nebi -2

- Sapık Bir Fırka: Hansçılar

- Cihad mı, Çapulculuk mu?

- Kur'an Deyip Namazı Yok Sayanlar

- Cennete Sadece Müslümanlar mı Girecek?

- Kur'anda El Kesme Cezası var mı?

- Nazar veya Göz Değmesi Var mı?

- Şehadet Getir, Münafık(?) Ol

- Kur'anda Eleştiri Metodu

- Hacc Mekkede mi, Bekkede mi?

- İslami Tebliğde Kur'an Metodu

- Saptırılan Kavram: Mekruh

- Kur'anda Cuma Namazı var mı?

- Of Be Kader, Allah mı Suçlu Yoksa Biz mi?

- Kader Açısından Cebir ve İhtiyar

- Baban Peygamber Olsa Ne Yazar

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Vahdet-i Vücud, Şirkin Alası

- Tasavvufi Bilginin Kaynağı Vahiy mi?

- İslam'da Resullük Son Bulmuştur

- Teveffi Kelimesi ve Arap Dili

- Tasavvuf Üzerine Düşünceler

- Nefis Mertebelerinin İç Yüzü

- Allah Rızası Anonim Şirketi; Tarikatlar

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -1

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -2

- Nakşi Şeyhi Allah'ın Avukatı mı?

- Kur'anda "ve+la" Öbeği

- Putlar ve Tapanlar

- Son Peygamberimizin Okuma Yazması

- Mesih ve çarpıtılan Bir Ayet

- Hac İzlenimleri

- "Üzerinde 19 var" da Son Nokta

- Secde Emri

- Kur'andaki Hac

- Aracıların Gaybı Bildiği İnancı

- Tarikatçı - Müşrik Karşılaştırması

- Gazali'nin Kadına Bakışı

- Kur'anda Kadına Verilen Önem

- Başörtüsü Allah'ın Emri Değil

- Başörtüsü Takmak Kur'anda Var mı?

- Kur'anda Kadın Dövmek Var mı?

- Cariye, Köle; Utanmaz Mealciler

- Kadına Yönelik Şiddet

- Sünnet Edilen Kızın Öyküsü

- Erkekçe ve Kadınca Meal Konusu, Nebe 33. Ayet

- Harem - Selamlık Kimin Emri?

- Zina, Evlilik ve Örtünme Adabı

- Cariyeleri Aç, Hür Kadınları Kapat (!)

- Çok Eşliliği Yasaklayan Ayetler

- Kur'ana Göre Evlilik Hukuku

- 2 Kadın = 1 Erkek, Uydurma mı?

- Danimarkalı mı Sapık, Buhari mi?

- Ebu Hanife, Cariyenin Avreti

- Nisa 25, Hür Kadın ve Fahişe İfadesi

- Maymunların Hadisi ve Recm Vahşeti

- Hz. Muhammed'in Tebliği

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Angarya Haline Getirilen İbadet

- Buhari'nin Hadislerini Buhari Yazmamıştır

- Hadis ve Sünnet Gerçeği

- Uydurma Hadisler, İslamın Kara Boyası

- Hadisler Dinin kaynağı Olamaz

- Uydurmaların Sınırı Yok; Şeytan Geyiği

- Beşeri Hükümler Neden Kutsal Oluyor?

- Hadis - Kur'an Çelişkisi

- Kur'anda/Dinde Olanlar ve Olmayanlar

- Cehennem'den Çıkış Yok

- Kur'anda Tağut

- Ebu Hureyre Gerçekte Kimdir?

- Hadis - Mantık Çelişkileri

- Kurban ve Kurban Bayramı Nereden Geliyor?

- Hadislere Göre Kur'an Eksiktir

- Bildiri: İslam Anlayışında Reform

- Arapça mı, Arap Saçı mı?

- Koca mı Üstün, Allah mı?

- Esbab-ı Nüzül Komedi Hadisleri

- İşte Geleneğin Dini

- Ulul Emir İle Kim Kastediliyor?

- Kul Hakkı

- Yezidi Bir Gelenek: Aşure Tatlısı

- Hz. İbrahim'den Asrımıza Dersler

- Taklitçiliğin Boyutları

- Seb-ul Mesani Nedir?

- Kelle Sayılarak Gerçek Bulmak

- Kıyamet - Mahşer Günü ve Sonrası

- Kur'anda Namaz Vakitleri

- Kur'anda Cuma Konusu

- Salih Olmak Yetmez

- Hudeybiye Anlaşması Uydurma mı?

- Kitap Yüklü Eşekler

- Kur'andaki Hac

- Hz. Nuh'un Oğlu Kimdi? İftira mı?

- Ruhun Ağırlığına Başka Bakış

- Hz. İbrahim Yalancı Değildi

- İncil'de Kadına Bakış

- Şirkin Büyüğü Küçüğü Olur mu?

- Kur'andaki Abdest ve Hijyen

- Din de Bir Araçtır

- Kur'an Okumanın Zararları

- Kur'anda Dua Ayetleri

- Kur'anda Tarih Kavramı ve Bilinci

- Şekilsel Secde Kur'anda Yok mu?

- Salat ve salatı İkame

- Kur'andaki Emr Kavramı Üzerine

- Dindar İnsanlar Şirk Koşar

- Alak Suresinin İlk Beş Ayeti

- Men Arefe'nin Çözümü

- Kur'andaki Av Yasağı

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Din Büyüklerini Tanrılaştırma

- Allah'a ve Muhammed'e Değil

- Kur'andaki Örnek Tevekkül

- Şekilsel Rüku Kur'anda Yok mu?

- Hz. İbrahim Kuşları Kesti mi?

- Ehli Sünnet Dininin Anayasası

- İnsan Allah'ın Halifesi mi?

- Kur'an Üzerinde Düşünmek

- Şirkin Kuyusuna Düşenlere Uyarılar

- Kur'an Ölülere Okunmak İçin mi İndirildi?

- Ayda Okunan Kur'an Masalı

- Hz. İbrahim, Safa ve Merve Masal mı?

- "Haç"er-ul Esved (!)

- Mevlana Sahte Bir Peygamber Değil mi?

- Tasavvufun Tanrısı İki Zıttır

- Kur'andaki Tasavvuf: Teveccüh

- Önce Batıl ve Hurafe İle Savaşalım

- Resuller Haram Kılamaz mı?

- Elçi Muhammed ile İnsan Muhammed'in Farkı

- Tarikatlarda Aracılar Rezaleti

- Nur Suresi 31. Ayet Nasıl Çarpıtılıyor?

- Sırat Kıldan İnce, Kılıçtan Keskin mi?

- Kur'anda Zalimler

- Bütün Mehdileri Çöpe Atıyoruz

- Kur'ana Göre Ramazan Ayı ve Haram Aylar

- Tasavvufçuların İlahı; Varlık ve Yokluk

- Tasavvufçuların Küçük Putları

- Sünnet Etmek yaratılışı Değiştirmedir

- Son Peygamberimizin Mektupları

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Mescid-i Aksa Nerede?

- Büyük Kandırmaca: Hadis

- Kur'an Neden Arapça Olarak İndirilmiştir?

- Kimin dini? Kimin Kitabı? Kimin Meali?

- Evliya Kelimesinin geçtiği Ayetler

- Şimdiye Kadar Yaşanan İslam

- Ayın Yarılması Diye Bir Mucize Yoktur

- Kabe Dikili Taş Değil mi?


Up | Down | Top | Bottom
 
Şu da emredildi: Yüzünü dine bir Hanif olarak çevir. Sakın müşriklerden olma.

Yunus Suresi 105

Ben bir Hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden değilim ben.

Enam Suresi 79

İbrahim ne bir Yahudi idi, ne de bir Hıristiyan. O sadece hanif bir müslümandı. O müşriklerden değildi.

Ali İmran Suresi 67

Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlıbaşına bir ümmetti; bir Hanif olarak Allah'ın önünde eğiliyordu. Müşriklerden değildi.

Nahl Suresi 123

De ki Allah doğrusunu söylemiştir / vaadinde sadıktır.Haydi artık Hanif olarak İbrahim'in Milleti'ne uyun! Müşriklerden değildi o.

Ali İmran Suresi 95

Allah'a ortak koşmadan, Hanifler olarak... Allah'a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir.

Hacc Suresi 31


Up | Down | Top | Bottom

HABERLER

 

 








 

 

  Hanif Islam

 

Alıntılar, Makaleler
 Hanif Dostlar Ana Sayfa -> Alıntılar, Makaleler
Konu Konu: İSLAMİ TEBLİĞDE KUR’AN METODU Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Gönderi << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
radyoman
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 09 mart 2005
Yer: Antigua And Barbuda
Gönderilenler: 362
Gönderen: 04 aralik 2005 Saat 17:48 | Kayıtlı IP Alıntı radyoman

Ilk Adim Dergisi Ekim 2005

PROF. DR. MEHMET SOYSALDI

İSLAMİ TEBLİĞDE KUR’AN METODU

İnsanlara en doğru yolu göstermek için gönderilmiş olan Kur’an-ı Kerim, yirmi üç yıllık bir zaman içerisinde, tarihte eşine rastlanmayan büyük bir inkılâp gerçekleştirmiştir.

Kur’an, hiçbir düzen ve hiçbir hukuk tanımayan sorumsuz fertlerden, kıyamete kadar her dönemde insanlara örnek olabilecek, derin bir hukuk anlayışına sahip bir topluluğun meydana gelmesini sağlamıştır. Bunu da insanlık tarihi açısından yirmi üç yıl gibi kısa bir sürede gerçekleştirmiştir. Bu kadar kısa bir zaman içerisinde yapılan bu değişiklikte en büyük âmil, şüphesiz ki, Kur’an’ın muhtevası, eşsiz üslubu ve gönüllere nüfuz eden derin manasıdır.

Bunun yanında hak ve hakikati sunuş biçimi yani, irşad ve tebliğ metodu da bu inkılâbı gerçekleştirmesinde büyük rol oynamıştır. Bir ilaç ne kadar tesirli olursa olsun, hastaya uygun dozajda verilmezse bir faydası görülemez. Bunun gibi, Kur’an’ın getirmiş olduğu evrensel esaslar, ne kadar yüce ve değerli olursa olsun, insanlara münasip bir üslup içinde anlatılmazsa, bundan da istenilen fayda sağlanamaz.

İşte Kur’an, bu hususta nasıl bir yol takip etmiştir ki, az bir zamanda böyle bir başarıyı sağlayabilmiştir. Biz, burada Kur’an’ın insanları ikna etmede ve hakkı hakikati onlara ulaştırmadaki metodu üzerinde durup ayetler ışığında Kur’an’ın öngördüğü yöntemleri açıklamaya çalışacağız.

Kur’an’ın Tebliğ Metodu:

Kur’an insanları nasıl ikna ederek onlara Allah’ın varlığını ve birliğini kabul ettirmeye çalışmıştır? Yine Yüce Allah, Kur’an’da koymuş olduğu prensipleri insanlara benimsetirken nasıl bir yol takip etmiştir? Bu hususta ortaya koyduğu deliller nelerdir? İşte bu gibi sorulara ayetler ışığında cevap verildiğinde Kur’an’ın irşad ve tebliğ metodu da ortaya çıkmış olmaktadır. Kur’an’ın irşad metodunun en özlü bir şekilde şu ayette ifade edildiğini görmekteyiz:

“(Ey Muhammed!) Sen, Rabbin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Çünkü Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de en iyi bilendir.” (Nahl, 16/125)

Bu ayetteki “hikmet ve güzel öğütle Rabbinin yoluna, yani İslam dinine çağır” ifadesi açık ve kesin bir emirdir. Ama kimlerin hikmet ve güzel öğütle Allah’ın yoluna çağırılacağı ayette belirtilmemiştir. Müşrikler, Kitap Ehli, münafıklar ve müslümanlar, acaba bunlardan hangisi bu davetin muhatabıdır? Ayette mefulün zikredilmemesi, hitabın umumî oluşuna işaret etmektedir.(1) Kur’an, tek bir zümreyi hidayete çağırmak için değil, bütün insanları hidayete erdirmek için gönderilmiş bir kitaptır. O halde bütün insanlar bu kapsama girmektedirler.

Allah yoluna hikmet ve güzel öğütle çağırmayı ve en güzel biçimde mücadele etmeyi emreden bu ayet, İslam’da tebliğ metodunu ortaya koymaktadır.

Ayetin açık ifadesinden anlaşıldığına göre, Kur’an, hitap edilmek istenen insanları üç grup halinde değerlendirmekte ve bunların her birine ne şekilde hitap edilmesi gerektiği belirtilmektedir:

1. Allah yoluna hikmetle çağırmak.

2. Allah yoluna güzel öğütle çağırmak.

3. En güzel bir biçimde mücadele etmek.

 

1. Allah Yoluna Hikmetle Çağırmak:

Allah yoluna hikmetle davet edilecek olanlar, gerçeği öğrenmek isteyen, anlayışlı ve olgun insanlardır. Onlara karşı ancak kesin delillerle konuşmak doğru olur ki, o kesin delil de hikmettir. Nitekim ayette geçen hikmet kelimesi başlıca şu manaları taşımaktadır:

a) Doyurucu, ikna edici, aynı zamanda -karşısındaki insanların kültür seviyesine göre- bilimsel ölçüde delillerle davet etmek.

b) Gerçeği yansıtır mahiyetteki belgelerle davet etmek.

c) İnsanlara yarar sağlayacak, akıllara ışık tutacak vicdanlarını harekete geçirecek misallerle davet etmek.

2. Allah Yoluna Güzel Öğütle Çağırmak:

Allah yoluna güzel öğütle davet edilecek olanlar ise, sağlam karakterli, güzel huylu, iyi kalpli, zarif ve duyarlı bir vicdana sahip ve öğüt kabul eden insanlardır. Bu tür insanları Allah yoluna, güzel, tatlı, çekici ve doyurucu öğütlerle davet etmek gerekir. Çünkü bilgisiz, hikmetsiz, kaba davetle, taassupla hareket etmenin bir yararı olmaz. Ancak hikmet, tatlı dil gönülleri etkiler, insanları yumuşatır, yoldan çıkanları yola getirir.

3. En Güzel Bir Biçimde Mücadele Etmek:

En güzel bir biçimde mücadele etmek, daha ziyade dinî eğitimden uzak, yabancı kültürün tesiri altında kalıp dine, dindara saygı duymayan; üstelik yıkıcı, bozucu faaliyetlerde bulunan inkârcı veya çok şüpheci inatçılara karşı yapılır. Mücadelenin günün şartlarını, sosyal yapının özelliklerini, muhatabın tutum ve dayanaklarını dikkate alarak sistemli, seviyeli, şuurlu bir şekilde yapılması gereklidir.(2)

Ayette geçen mücadele kelimesi cedel kökünden müfâale kalıbından mastardır. Aşırı ölçüde tartışma, bir işi sağlam yapma, mücadele eden iki kişiden birinin diğerini fikren mağlup etmesi, güreşmek ve bir insanın arkadaşını sert yere düşürmesi gibi manalara gelmektedir.(3)

Münakaşalardan müspet bir netice elde etmek oldukça zor bir iştir. Karşılıklı olarak bir takım fikirlerin çatışması sonucunda, genellikle yorgunluktan ve dargınlıktan başka bir şey hasıl olmaz.(4) Bunun için Kur’an, karşı tarafla mutlak olarak mücadele yapmayı pek tavsiye etmemiş, ancak ille de mücadele etmek gerekirse en güzel şekilde yapılmasını istemiştir.(5) Muhatabı kötüleyerek, onun şahsiyetini rencide ederek değil, ona karşı nazik ve anlayışlı davranarak hareket etmeyi, iyi bir netice elde edilmesi bakımından önemli saymaktadır.

Bu ayetten başka Kur’an’da, tebliğ metodumuzun nasıl olması gerektiğini açıklayan başka ayetler de vardır. O ayetleri de göz önünde bulundurarak Kur’an’ın öngördüğü diğer tebliğ yöntemlerini şöyle açıklayabiliriz:

4. Şefkat ve Merhametle Davet Etmek:

Müslümanların merhametli olması, Kur’an’ın emrettiği bir husustur. Davetçi ise, her müslümandan daha çok merhametli olmak zorundadır. Başkalarına karşı şefkatli ve merhametli olmayan bir kişi, onların iyiliğini isteyebilir mi? Hâlbuki davetçi, insanların cehennem ateşinden kurtulup Allah’ın rızasına kavuşması için gayret sarf eden kimsedir. O kendisi için sevdiği bir şeyi başkaları için de sever.(6) 

Kur’an’da Hz. Peygamber’in merhametli olması sebebiyle, insanların O’nun etrafına toplanmış olduğu, aksi halde katı kalpli olmuş olsaydı etrafındakilerin dağılıp gitmiş olacakları belirtilmektedir.

“(Ey Muhammed!) Sen, Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi.” (Âl-i İmran 3/159)

Bu ayet, davetçinin merhametli ve güler yüzlü olmasının önemi üzerinde durmaktadır. Soğuk ve katı yürekli insanlardan hiç kimsenin hoşlanmadığı bir gerçektir. Herkes müsamahakâr ve güler yüzlü insanların etrafında toplanır.(7) Güler yüzlü bir çehrenin ve tatlı bir çift sözün her insan üzerinde müspet bir tesir bıraktığını kim inkâr edebilir? Hz. Peygamber’de güler yüz, müsamaha ve merhamet o kadar engindi ki, O’nun hiçbir kimseye bağırıp çağırdığı görülmemiştir. Enes b. Mâlik bu konuda şöyle demektedir: “Hz. Peygamber’e on sene hizmet ettim, bir kere dahi bana (canı sıkılıp) of demedi. Yaptığım bir iş için “niçin böyle yaptın veya şöyle yapsaydın” demedi.” (Buhârî, Edeb, 39; Ebu Davud, Vitr, 32; Edeb, 1; Tirmizî, Bir, 69; Ahmed b.Hanbel, a.g.e., III, 101, 124, 159) İyilik ve müsamaha yönünden Hz. Peygamber’in hayatı eşsiz örneklerle doludur. Burada bir örnek vermek istiyorum:

Bir gün İslamiyete tam ısınmamış bir bedevî, Hz. Peygamber’in huzuruna gelerek O’ndan bir şeyler istedi. Rasulullah da bu fakir adama yardımda bulundu. Adam kalkıp giderken Hz. Peygamber ona:

- Seni memnun edebildim mi? dedi. Adam:

- Hayır memnun değilim, bunlar da bir şey mi sanki! diye söylendi.

Adamın bu nezaketsiz davranışına karşı orada bulunan Sahabîler, son derece kızdılar ve onun üzerine yürümek istediler. Hz. Peygamber, onlara durmalarını işaret ederek, evine gidip bu adama başka şeyler daha getirip verdi. Tekrar ona:

- Şimdi seni memnun edebildim mi? diye sordu. Adam da:

- Evet yardımda bulundun, Allah, ehline ve aşiretine hayır versin, dedi. Bunun üzerine Hz.Peygamber ona:

- Öyleyse gel, biraz önce kızdırdığın insanlara bu memnuniyetini açıkla da, sana olan düşmanlıklarını gider, dedi.

Adam içeri girip müslümanların huzurunda Hz. Peygamber’den memnun olduğunu belirtti.(8)

İşte Hz.Peygamber’in bu ölçüdeki şefkat ve müsamahası insanları İslamiyete çekiyor ve onlara İslamiyeti benimsetmiş oluyordu. Bütün peygamberler gönderildikleri insanlara karşı hep böyle merhametli ve müsamahakâr davranmışlardır. İşte İslam’ı insanlara anlatan her davetçinin de muhataplarına karşı bu derece şefkatli ve merhametli olması gerekmektedir.

5.Yumuşak Söz Söylemek ve Muhatabı Güzellikle Savmak:

Fikir ve inançların değiştirilmesinde insanı etkileyen unsurlardan biri de şüphesiz ki yumuşak söz ve tatlı dildir. Yumuşak söz ve güler yüze karşı insanların büyük zaafı vardır. Güler yüzlü ve yumuşak sözlü insanlar, toplum içinde her zaman sevilir ve sayılırlar. Onlara karşı sıcak bir ilgi, yakın bir alaka, hiç eksik olmaz. İslam davetçisi bu noktada da herkesten çok duyarlı olarak muhataplarına karşı kullanacağı dilin yumuşak olmasına itina göstermelidir.  Nitekim Kur’an-ı Kerim, bu hususa şöyle işaret etmektedir:

“Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler. Doğrusu şeytan aralarını bozmak ister. Şüphesiz şeytan insanın apaçık düşmanıdır.” (İsra 17/53)

Bu ayette de ifade edildiği gibi inkâr eden insanlara dahi en güzel şekilde konuşulması gerekmektedir. Çünkü güzel söz ve yumuşak bir üslup, en katı insanlar üzerinde bile etkili olmakta ve onların yumuşamasını sağlamaktadır.

Muhatabı daima yumuşak ve tatlı sözlerle irşad etmek lazımdır. Çünkü bir adama bir şeyler öğretmekte onun cahil oluşuna işaret vardır. Cehaleti çok az kimse kabul eder. Bunun için hiddetli kimseler cehalet ve hataları üzerine ikaz edildikleri zaman hemen öfkelenirler. Cehaletlerinin ortaya çıkmaması için bile bile hakka karşı direnip dururlar. İnsan tabiatı hep cehaletini örtmeye meyleder. Çünkü cehalet insanda manevî bir çirkinlik ve yüz karalığıdır. Sahibi daima kınanır. Bunun için cehaletinin meydana çıkmasından insan son derece üzüntü duyar.

Tebliğ ve irşad esnasında kullanılan kaba ve sert sözleri şeytan vasıta yaparak insanların arasının açılmasına ve birtakım kötülüklerin çıkmasına çalışır. Kaba ve sert sözlerin cevapları daha da kaba ve sert olursa, giderek tartışma kavgaya dönüşür. Bu yüzden beşerî münasebetler iyice bozulmuş olur. İşte yukarıdaki ayette “şeytan insanların arasını bozmak ister” ifadesiyle bu husus belirtilmiştir. Bunun için davetçilerin inkârcılarla güzel konuşması, çıkması muhtemel olan kötülüklerin bertaraf edilmesi için lüzumludur. İnkârcılara karşı güzel konuşulmasını isteyen Kur’an, diğer insanlara karşı güzel konuşulmasını öncelikle istemektedir. Tatlı ve güzel söz, kalplerdeki yaraları iyileştirir, katılıkları giderir ve onları sevgi ve saygı etrafında toplar. Şeytan ise insanların dillerinden yakalamış olduğu kötü sözlerle insanların arasını açar ve düşmanlığı körükler. Konuşulan güzel sözlerle şeytana bu fırsat verilmemiş olur.(10) 

Yüce Allah, Hz. Musa ve Harun’u, Fir’avn’ı davet etmeye gönderirken onlara şöyle demiştir:

“Fir’avn’a gidin. Çünkü o, iyiden iyiye azdı. Ona tatlı dille konuşun. Belki o, aklını başına alır veya korkar.” (Taha 20/43-44)

Yumuşak söz, karşı tarafın kin ve öfkesini tahrik etmez, onların kibir ve gurur hislerini uyandırmaz. Aksine kalpleri yatıştırır, düşünmeyi ve ibret almayı telkin eder. Bunun için Yüce Allah, Fir’avn’a söylenecek yumuşak sözü de şu şekilde tayin etmiştir:

“De ki: (küfürden, azgınlıktan) temizlenmeye senin meylin var mı? Sana Rabbine giden yolu göstereyim ki, O’ndan korkasın.” (Naziat 79/18, 19)

Burada görülüyor ki, muhataba gayet yumuşak bir tarzda ve her çeşit nezaket kaidelerini içeren bir soru cümlesiyle “temizlenmeye niyetin var mı?” şeklinde hitap edilmektedir. Muhatap kim olursa olsun, isterse burada olduğu gibi, en azılı din düşmanı bile olsun, kullanılacak dilin yumuşak olmasına dikkat çekilmiştir.(11)

6. Müjdeleyerek Davet Etmek:

Müjdeleme kelimesi Arapça’da tebşir kavramıyla ifade edilir. Tebşir kelimesi ise, Arapça’da “sevinçli haber vermek, birine bir şeyi müjdeleyerek sevindirmek” gibi anlamlara gelmektedir.(12)

Kur’an’da tebşîr (müjdelemek) fiili, Allah’a, Hz. Peygamber’e ve Kur’an-ı Kerim’e isnat edilerek kullanıldığı gibi bunun ism-i faili olan mübeşşir de hem geçmiş peygamberler hem de Hz. Muhammed için kullanılmıştır. Bu kullanım tarzına hadislerde de rastlamak mümkündür.(13) 

Beşir kelimesi, ayetlerde daima nezir kelimesiyle birlikte kullanılmaktadır. Bu da, birincinin iyi habere, ikincinin ise kötü habere tahsisini ifade eder. Buna göre beşir, “müminlere (veya itaatkâr müminlere) özellikle ahiret mutluluğunu ve cenneti müjdeleyen” manasına gelir.(14)  

Beşir sıfatıyla muttasıf olan peygamberler, Allah’a iman edip onun hüküm ve emirlerine itaat edenlere verilecek mükâfatları bildirir ve müminleri cennet nimetiyle müjdelerler. Peygamberlik görevini yerine getiren Allah’ın dinine davet eden tebliğcilerin de bu görevi yaparlarken insanları nefret ettirmeden en güzel hikmetle, yumuşaklık ve nezaketle davetlerini yapmaları gerekir. Çünkü Hz.Peygamber (sav) bir hadislerinde:

“Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.” (Buhârî, Cihad, 164) buyurmuştur.

7. Korkutarak, Sakındırarak ve Uyararak Davet Etmek:

Korkutma, sakındırma ve uyarma kelimeleri Arapça’da “inzar” kavramıyla ifade edilir. İnzar kelimesi ise, Arapça nezr kökünden if’al kalıbında bir mastar olup sözlükte, “bir şeyin sonucundaki tehlikeyi haber verip sakındırmak, uyarmak ve dikkatini çekmek” gibi anlamlara gelir. (15) “Sevindirici bir haber vererek müjdelemek” anlamındaki “tebşir”in karşıt anlamlısıdır.(16) Nasıl ki tebşir kavramının içinde mutluluk ve sevinç mevcutsa, inzar kavramının içinde de korkutma mevcuttur.(17) Bu korkutma, işin sonunda olacak şeyleri haber vermek suretiyle uyarıda bulunmak ve bu uyarı ile işin yapılmasına engel olmak demektir.

İnzar işini yapan, yani bir tehlikeyi haber vererek başkasını uyaran kimseye, münzir veya nezir denir ve “tehlikenin farkında olmayan topluluğa bu tehlike hakkında bilgi veren kimse” diye de tanımlanmaktadır. Nitekim kabile çatışmalarının yoğun olduğu cahiliyye döneminde, baskına gelen düşmanları görerek kabilesini bundan haberdar eden kimseye “nezîr” denmiş; hatta “Ben çıplak uyarıcıyım” sözü, o zamandan beri Araplar arasında bir darbımesel hâline gelmiştir.(18)

Dinî bir kavram olarak “inzâr”; Yüce Allah’ın peygamberleri aracılığıyla kullarını uyarması, onları kötü akıbetten sakındırmasıdır. İnzar görevini yerine getirmeleri sebebiyle peygamberlere de “nezîr-münzîr” denir.

İnzar kavramı, Kur’an’da peygamberlerin bir vasfı olarak zikredilmektedir. İnzar kelimesi, fiil olarak Kur’an’da 45 yerde geçmekte ve bu ayetlerde peygamberlerin uyarıcı yönleri hatırlatılmakta ve bunun bir görev olduğu açıklanmaktadır. (19)

Yüce Allah, Fatiha suresinde kendisini “âlemlerin rabbi” olarak nitelendirmektedir. Çünkü her şeyi yoktan var eden O’dur. Elbette kullarını en iyi tanıyan ve onlara nasıl hitap edilmesi gerektiğini en iyi bilen Allah’tır. İnsanlık tarihi boyunca, hak yoldan saparak şirk ve inkâr bataklığına saplanan kavimleri uyarmaları için zaman zaman nezirler/peygamberler göndermiştir. Peygamberlerin uyarılarına kulak asmayanları, kendilerinden sonrakilerin ibret alacakları şekilde cezalandırmıştır. Nitekim Kur’an’da şöyle buyurulur: “Kendinden önce ve sonra uyarıcılar gelmiş olan Ad kavminin kardeşini (Hud’u) hatırla. Hani Ahkaf’taki kavmini;

“Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Ben sizin, büyük bir günün azabına uğramanızdan korkuyorum.” diye uyarmıştı.” (Ahkaf 46/21)

Rasulullah’ın İslam’ı tebliğ görevine ilk defa inzarla başladığını Yüce Allah’ın, “Ey örtüye bürünen, kalk, inzar et.” (Müddessir 74/12) buyruğundan öğreniyoruz. Yine Hz. Peygamber, “Sen ilk olarak en yakın hısımlarını inzar et.” (Şuarâ 26/214) ilâhî emri gereğince önce yakın akrabalarını uyararak bu inzar görevini sürdürmüştür. Rasulullah, böylece hayatının sonuna kadar, inzar görevini eksiksiz bir şekilde yerine getirmiştir. Bir yandan müşrikleri hak yola davet ederek inanmayanları ahiret azabıyla inzar etmiş, diğer yandan kendisine inananları, her türlü günaha karşı uyarmıştır. Bu türlü inzarlar Kur’an’da büyük bir yer tutmaktadır.(20)

O halde inzar da, tebşir gibi dine davet yöntemlerinden biridir. İslam, iyilik yapıp kötülükten kaçınmayı ve Allah’a teslim olarak bütün davranışlarda ilâhî emirlere uymayı amaçlayan bir dindir. İman, vasıtasız olarak yaşanan ve derin bir iç tecrübeye dayanan bağımsız bir yöneliştir. Bu bakımdan insanlara inanmaları için baskı yapılamaz. “Dinde zorlama yoktur.” (Bakara 2/256) ayeti de bu esası açıkça dile getirmektedir.

İslam’ı tebliğ ederken, ne yalnız cehennem ile korkutmak ne de yalnız cennet ile müjdelemek; korku ile ümit arasında dengeli bir hava oluşturup ruh ve vicdanları serinletmeyi ihmal etmemek bu davetin bir parçasını oluşturmaktadır.

Nitekim Peygamber Efendimiz de inzarı ve tebşiri yerine göre hikmetle kullanmıştır. İnzar ile suç işleyen ve işlediği suçlarından dolayı pişmanlık duyan insanı umutsuzluğa düşürmemek için hemen tebşirlerle onları gelecekten ümitlendirmiştir. Allah’ın pişmanlık duyan kullarına af ve mağfiret ile muamelede bulunacağını, suçlarına samimiyetle tövbe edenlerin tövbelerini kabul edeceğini müjdelemiştir. Bu suretle suçlardan kurtulup salih amel işleyenlere; yaptıkları her iyiliğin mükâfatı, kat kat karşılığının verileceğini tebşir buyurmuşlardır. Böylece inzarı da tebşiri de hikmetle yerinde kullanarak bütün ömürlerini fenalıkta geçirmiş olan insanları, kısa bir zaman içerisinde, iyiliğe yöneltmiştir. Onlar da kıyamete kadar gelecek insanlara örnek olarak canları ve mallarıyla Allah yolunda hizmete koşmuşlardır.

Netice olarak diyebiliriz ki, Yüce Allah, Ümmet-i Muhammed’i, insanlar içerisinden çıkarılmış en hayırlı ümmet olarak nitelendirmektedir. En hayırlı ümmet olmanın sebebini ise; iyiliği emretmek, kötülükten alıkoymak, Allah’a ve ahiret gününe inanmak olduğunu belirtmektedir.

İnsanları güzele, doğruya yönlendirirken kullanacağımız tebliğ ve irşad metodu çok önemlidir. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, bugüne göre ilim ve tekniğin yok denecek seviyede düşük olduğu bir devirde ve çok zor şartlarda İslam’ı insanlara tebliğ etmiştir. İnsanları karanlıktan nura çıkarmış ve insanlık tarihinde eşine rastlanmayan büyük bir inkılâp gerçekleştirmiştir. Bu başarıya da ancak Kur’an’ın ön gördüğü tebliğ yöntemini kullanarak ulaşmıştır. Bizler de O’nun gibi başarılı olmak istiyorsak, bu metotları en iyi bir şekilde öğrenip, yaptığımız tebliğ ve irşatta bu metotları kullanmalıyız.

*          Fırat Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.    msoysaldi@firat.edu.tr

1- Âlûsî, Şihabuddin Mahmud, Rûhu’l-Meânî fi Tefsiri’l-Kur’ani’l-Azîm ve’s-Seb’i’l-Mesânî, Beyrut trs, XIV, 254.

2-        er-Râzî, Fahruddin, Mefâtihu’l-Gayb, İstanbul 1308, V, 374; el-Beydâvî, Ebu’l-Hayr Abdullah b. Ömer b. Muhammed, Envâru’t-Tenzil ve Esrâru’t-Te’vil, İstanbul 1896, I, 686.

 3-       Rağıb el-İsfahânî, Müfredat, s. 87.

4- Saka, Şevki, Kur’an-ı Kerim’in Davet Metodu, Seha Neşriyat, İstanbul 1991, s. 206.

5- Bkz., Ebu’s-Suud, Mehmed b. Muhyiddin el-İmâdî, İrşâdü’l-Akli’s-Selim ila Mezaya’l-Kur’ani’l-Azim, İstanbul 1890, VI, 426.

6- Saka, age., s. 78.

7- Geniş bilgi için bkz., Zemahşerî, Ebu’l-Kasım Carullah Mahmud b. Ömer, el-Keşşaf an Hakaikı’t-Tenzil, Tahran trs, I, 474; er-Râzî, age., III, 81-85.

8- İbn Kesir, Tefsir, II, 404; Bu konuda başka örnekler için bkz., Gazalî, İhya, III, 153-162.

9- Saka, age., s. 174.

10- Daha geniş bilgi için bkz., Seyyid Kutub, Fî Zılâli’l-Kur’an, Mısır trs, XV, 44.

11- Saka, age., s. 176.

12- Rağıb, age., s. 125; İbn Manzur, age., I, 414.

13- Bkz., Buhârî, Tefsir, 48/3; Tevhid, 20.

14- Önkal, Ahmet, “Beşir Maddesi”, İslam Ansiklopedisi, T.D.V.Yay., İstanbul 1992, V, 554,555.

15- İbn Manzur, age., XIV, 100,1001; Firuzabâdî, age., s.434; Ragıb, age., s. 797.

16- Bkz., İbn Manzur, age., XIV, 100, 101; Ragıb, age., s. 797.

17- Ragıb, age., s. 797.

18- İbn Manzur, age., XIV, 100, 101.

19- Bkz., Müddessir, 74/2; Şu’arâ, 26/14; Yasin, 36/6; Nuh, 71/2; Hicr, 15/89; Ahkaf, 46/9.

20- Bkz., Maide, 5/19; Fussılet, 41/13; Nebe, 78/40; Bakara, 2/6; Yunus, 10/101; En’am, 6/51; Tahrim, 66/6; Enfal, 8/25; Bakara, 2/48.

http://www.ilkadimdergisi.com/207/Kapak-mehmetsoysaldi.htm



__________________
43/44 Dogrusu o Kur'an, senin için de, kavmin için de bir ögüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.
Yukarı dön Göster radyoman's Profil Diğer Mesajlarını Ara: radyoman Ziyaret radyoman's Ana Sayfa
 
ilision
Newbie
Newbie


Katılma Tarihi: 04 aralik 2005
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 5
Gönderen: 05 aralik 2005 Saat 00:01 | Kayıtlı IP Alıntı ilision

merhaba radyoman,

iyi yazmışsın... yanlız benim etrafta gördüklerim yazında bahsettiklerinden kilometrelerce uzak ; insanların geneli ALLAH-u TEALA yı kukla oynatıcısı mertebesine indirmiş aciz beyinlerinde... İSLAM ın uygun gördüğü insan olma özelliklerini barındırmamak için ne gerekiyorsa yapıyorlar... şimdi farklı dinden olan birinin İSLAM dinine geçmesi kaderinde varsa gerçekleşebilir de ; kendini zaten müslüman zanneden ama aslında bu sıfatla zerre kadar alakası olmayan ne olacak ona iyilikle ve tatlılıkla ilimden irfandan ilahi hükümlerden bahsetmenin ne kadar etkili olacağı şüpheli... bu ülkenin dini var gibi görünüyor ama ben şüphe duymaya başladım... eğer varsa ; neden bu kadar ruh ve çevre pisliği... anlamaya çalışıyorum ama henüz izah edemedim kendime... yakından bakmayınca paylaşımcılık var gibi görünüyor ama yok...sadece yazdıklarına cevapmış gibi algılama ama şunu yazmalıyım ; benim dikkatimi çeken halkın pek çok sosyal ilişkisinde olduğu gibi bütün seçimlerin en ciddisi olan dini konusunda da riyayı dürüstlüğe tercih ettiği ; yanılıyorsam iyi bakamamışım demek ki olan bitene....

Yukarı dön Göster ilision's Profil Diğer Mesajlarını Ara: ilision
 
murat5740
Newbie
Newbie
Simge

Katılma Tarihi: 10 kasim 2005
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 21
Gönderen: 11 aralik 2005 Saat 22:35 | Kayıtlı IP Alıntı murat5740

  

 

  selam

    bende aynı fikirdeyim insanlara dinini tekrar teklif etmek lazım dinlerini bilmiyorlar ve pekde önemsemiyorlar, zaten coğu ekmek davası diye bir şey tuturmuşlar ibadet taatta yok yani velasıl insanlar hüsranda şimdi biz onlara hakkı ve sabrı  ve imanı ve salih ameli teklif etmeye çalışyoruz oda korka korka çünkü Allah muhafaza adama iyilik yapalım derken  adamı dinden imandan etmeyelim.

emri bil maruf neyh anil münker oda bu zamanda zor çünkü alakaları yokki allah hepimize hidayet etsin ve kolaylaştırın ve dinninde kalblerimizi sabit klısın.

 



__________________
Allah'ın sözünü değiştirmek isterler. De ki: "Siz asla bizim peşimize düşmeyeceksiniz! Allah daha önce sizin için böyle buyurmuştur.
Yukarı dön Göster murat5740's Profil Diğer Mesajlarını Ara: murat5740
 
arda2
Newbie
Newbie


Katılma Tarihi: 06 aralik 2005
Gönderilenler: 27
Gönderen: 15 aralik 2005 Saat 14:22 | Kayıtlı IP Alıntı arda2

İnsan hep iyilerle bulunmalı, iyilerle arkadaşlık yapmalıdır. İyilerle bulunmanın menfaati ebediyete kadar devam eder. İşte Eshabı Kehf’in köpeği. kufuryok olması münasebetiyle haram, necisülayndır. Islakken dokunduğu yerin temizlenmesi için yedi defa yıkamak lâzım gelir. Çünkü haramdır (1). Fakat iyilerle kaldığı için, Allah-u Teâla onu beraber kaldığı iyilerin hürmetine cennetlik yaptı. Haram ve necisülayn olduğu halde cennetlik oldu ve cennette de iyilerle beraber bulunacak.

             Halbuki Nuh Peygamberin oğlu, Ulü’l-azm bir peygamber oğlu olduğu halde kâfirlerle arkadaşlık yapıp onlarla beraber bulunduğu için imanını kaybetti. Rabbü’l - Alemîn de onu kâfirler zümresinden yazdı. Peygamber oğlu olduğu halde kâfirlerle arkadaşlık yapmasından dolayı son nefeste küfür üzerine, imansız olarak gitti ve Cehennemlik oldu. Öte taraftan haram olan bir kufuryok ise Cennetlik oldu. Çünkü iyilerle beraberdi, onlardan ayrılmadı.

             Bu mevzuda Peygamber (S.A.V) şöyle buyuruyor : İnsan her kimi seviyorsa (Kıyamette de) onunla beraber (haşr olacak kiminle arkadaşsa Haşirde de onunla arkadaş olacaktır.)

Yukarı dön Göster arda2's Profil Diğer Mesajlarını Ara: arda2
 
arda2
Newbie
Newbie


Katılma Tarihi: 06 aralik 2005
Gönderilenler: 27
Gönderen: 15 aralik 2005 Saat 14:25 | Kayıtlı IP Alıntı arda2

 

TEBLIĞİN BEŞ DEVRESİ

Davet`in bes devresi olup birinci devresi: Nübüvvet devresidir.

Davetin ikinci devresi:En yakin hisim ve akrabayi, Ahiret azabiyla korkutup uyarma devresidir.Davetin ücüncü devresi:Kendi kavmini,Ahiret azabiyle korkutup uyarma devresidir.Davetin dördüncü devresi:Kendilerine, daha önce Ahiret azabiyle korkutup uyarma devresidir.Davetin besinci devresi ise: Zamanin sonuna kadar, bütün Cinlerden ve insanlardan, kendilerine davet erisebilecek olanlari, ahiret azabiyle korkutup uyarma devresidir.

PEYGAMBERIMIZIN VAZIFESINI ACIKTAN ACIKLAMASININ EMREDILMESI

Peygamberimiz, Tebliğin ilk devresi olan nübüvvet devresini üç yıl geçirdikten sonra

açıktan tebliğ emri geldikten sonra akrabaları olan Abdülmuttalip oğullarını kendisine inanmalarını ve ona yardımcı olmalarını istemişti.

Fakat akrabaları kendisine yardım etmediği gibi Amcası Ebu Leheb hakaret etmiş, bizi buraya bunun için mi çağırdın diyerek hakaret etmişti.

 

Bundan sonra Peygamberimiz, Kureyş kabilelerini, Safa tepesi yanına toplayarak onları İslama davet etti, bu davetten de Kureyşilerden açık bir destek alamadı. Hatta Amcası Ebu Lehep Peygamberimize Hakaret ederek ona taş attı, bunun sonucu Tebbet suresi inzal oldu.

 

İŞKENCELER

Peygamberimiz tebliği açıktan yapmaya başlayınca Kureyşiler müslüman olanlara işkence yapmaya başladılar.

Bu işkencelerin en fazlasını Peygamber efendimiz Aleyhisselam görüyordu.Ona, hakaret ediyorlar,namazını kılarken üzerine pislik atıyorlar,geçeceği yollara diken,butrak gibi şeyler saçıyorlardı. Secde de iken Deve İşkembesini ve pisliğini kafasına atıyorlardı.

Diğer Müslüman olan insanların da hemen hemen hepsi işkence görüyordu. Bunlardan köle ve cariye olanların işkencesi öylesine ağırlaşmıştıki tahammül sınırlarını aşmıştı.

En çok işkence gören Sahabileri şöyle sıralamak mümkün:

Bilal-i Habeşi,Zinnure Hatun,Ümmü Ubeys,Nehdiyye Hatun,Amir b.Füheyre,Lübeyne Hatun, Ebu Fukeyhe,Habbab b.Eret,Yasir b.Amir,Miktat b.Amr,Suheyb b.Sinan, vb...

 

EBU CEHL'IN PEYGAMBERIMIZI ÖLDÜRMEĞE KALKIŞMASI

VE NADR B.HARİSİN BİR KONUŞMASI ,

 

Nadr b.Haris'in Peygamberimiz Hakkındaki Konuşması:

Ebu Cehl, başından geçeni, Kureyşli müşriklerine anlatınca, Nadr b.Haris, kalkıp "Ey Kureyş cemeati ! Vallahi, sizin başınıza hiç bir zaman, bir benzerile mübtela olmadığınız,bundan sonra da, kolay kolay çaresini bulamayacağınız bir iş gelmiş bulunuyor!

Muhammed; Şakaklarına ak düştüğünü gördüğünüz zamana kadar, içinizde,en çok hoşunuza giden bir gençti.

En doğru sözlünüz ve en emininiz idi.

Nihayet, size getirdiği şeyle gelince, ona (Sihirbaz!) dediniz.

Hayır! Vallahi, o, bir Sihirbaz değildir!

Biz, Sihirbazları ve onların üfürmelerini, düğümlemelerini görmüşüzdür.

 

Siz, ona (Kahin!) dediniz.

Hayır! Vallahi, o, bir kahin değildir.

Biz, kahinleri ve onların titreyişlerini, görmüş ve Seci'li sözlerini, dinlemişizdir

Siz, ona (Şair!) dediniz.

Hayır! Vallahi, o, bir Şair de, değildir.

Biz, Şiiri görmüş ve onun her çeşidini: Hezec'ini, Recez'ini.. dinlemişizdir.

Siz, ona (Mecnun!) dediniz.

Hayır! Vallahi, o, bir mecnun da değildir.

Biz, delilikleri, görmüşüzdür.

Onun ise, ne boğulması, ne çarpınıp titremesi, ne evhamlanması, ne de,

sözlerini, karıştırması, vardır.

Ey Kureyş cemeati! Durumunuzu iyice düşününüz, gözden geçiriniz!

Çünki, vallahi, sizin başınıza, büyük bir iş gelmiştir ! ' ' dedi .

Yukarı dön Göster arda2's Profil Diğer Mesajlarını Ara: arda2
 
Alperen
Admin Group
Admin Group
Simge

Katılma Tarihi: 09 nisan 2005
Gönderilenler: 2974
Gönderen: 15 aralik 2005 Saat 16:57 | Kayıtlı IP Alıntı Alperen

İşte Eshabı Kehf’in köpeği. kopek olması münasebetiyle haram, necisülayndır. Islakken dokunduğu yerin temizlenmesi için yedi defa yıkamak lâzım gelir. Çünkü haramdır (1). Fakat iyilerle kaldığı için, Allah-u Teâla onu beraber kaldığı iyilerin hürmetine cennetlik yaptı. Haram ve necisülayn olduğu halde cennetlik oldu ve cennette de iyilerle beraber bulunacak (Arda2)

Köpeğin necis ve lain olduğunu da nereden çıkardın? Bu alıntıları yaparken hiç mi okumuyorsun?

Haram ve Helal koyma yetkisi sadece Allah'ın iken hangi necis (pis) ve de melun (lanetli) insan kafasına göre köpeği haram hayvanlar kategorisine sokmuş?

Hiçbir hayvan haram değildir. Domuzun bile kendisi değil etinin yenmesi haramdır. Koyun ne kadar kutsalsa kopek de domuz da yılan da o kadar kutsaldır.

Köpeğin dokunduğu yeri yedi defa yıkamak gerekiyormuşmuş. Böyle çarpık bir yorum olabilir mi? Hem bir defa yıkamak neyine yetmiyor? Neden yedi defa? Kim neden böyle bir saçmalık uydurmuş? Kim bu kopek düşmanı?

Arda2, nereden bulursun kardeşim böyle uyduruk şeyleri?

Not: Arda2, başlıklar altına alakasız yazılar yapıştırma lütfen. Yazı yapıştıracaksan da alıntılar kısmına yapıştır ve önce kendin güzelce oku.

 



__________________
Yunus 105. Şu da emredildi: "Yüzünü dine bir hanîf olarak çevir. Sakın müşriklerden olma!"
Yukarı dön Göster Alperen's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Alperen
 
teslim
Newbie
Newbie


Katılma Tarihi: 21 aralik 2005
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 25
Gönderen: 23 aralik 2005 Saat 08:22 | Kayıtlı IP Alıntı teslim

islamdaki tebliğ metodu vaaz söhbet değilmi peygamber okuma yazma bimezdi tekbir şekilde tebliğ ederdi vaaz söhbet ve hayatına tatbik ederek yani yaşantısıyla öyledeğilmi başka şekli varmıydı
Yukarı dön Göster teslim's Profil Diğer Mesajlarını Ara: teslim
 

Eğer Bu Konuya Cevap Yazmak İstiyorsanız İlk Önce giriş
Eğer Kayıtlı Bir Kullanıcı Değilseniz İlk Önce Kayıt Olmalısınız

  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Sizin yetkiniz yok foruma yeni mesaj ekleme
Sizin yetkiniz yok forumdaki mesajlara cevap verme
Sizin yetkiniz yok forumda konu silme
Sizin yetkiniz yok forumda konu düzenleme
Sizin yetkiniz yok forumda anket açma
Sizin yetkiniz yok forumda ankete cevap yazma

Powered by Web Wiz Forums version 7.92
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide
hanif islam

Real-Time Stats and Visitor Reports Sitemizin Gunluk, Haftalik, aylik Ziyaretci  Detaylari Real-Time Stats and Visitor Reports

     Sayfam.de  

blog stats