HANiFDOSTLAR.NET

 

Kuran Müslümanı
 

(Şahıs odaklı din anlayışından Allah odaklı din anlayışına...)

Ana Sayfa Hanif Mumin  Iste Kuran Kurandaki Din  Kur'an Yolu  Meal Dinle Sohbet Odasi Hanifler E- Kitaplik Kütüb-i Sitte ?  ingilizce Site Kuran islami Aliaksoy Org  Hasanakcay Net Tebyin-ül Kur'an Önerdiğimiz Siteler Bize Ulasin

 

- Konulara Göre Fihrist

- Saçma Hadisler

- Hadislerin-Sünnetin İncelemesi

- Haniflikle İlgili Sorular Cevaplar

- Misakın Elçisi Kim?

- Kuranda Namaz/Salat

- Onaylayan Nebi

- Kuranda Namaz/Salat

- Enbiya 104

- Kuranda Yeminler

- Adem Hakkında Sorular

- Ganimetleri Resulün Eline Nasıl Vereceğiz?

- Allahın ındinde YIL ve DOLUNAYLAR

- Abese ve Tevella

- Hadisçilerce Tahrif Edilen Ayetler

- Mübarek Yer, Mübarek Vakit

- Arkadaş Peygamber

- Kuranın İndirilişinden Günümüze Gelişi

- Bir Türban Sorusu

- Kuran ve Bize Öğretilenlerin Farkı

- Namazın Kılınışı

- Hadislere Göre Namaz

- Kuranda Salat Namaz mıdır?

- Kuran Yetmez Diyen Uydurukçular

- Bizler Hanif Dostlarız

- Sahih Hadis mi İstersiniz?

- Hakkı Yılmaz'ın Tebyin Çalışması

- Kur'anı Anlamada Metodoloji

- Tarikatçıların Çarpıttığı Birkaç Ayet

- Nasıl Kur'an Okuyalım?

- Kur'anı Kerim Nedir?

- Kur'anda Oruç

- Allah'sız Bir Din ve Allah'sız Bir Kur'an İnancı

- Kuransız Bir İslam Anlayışı ve Müşrikleşme

- Meal Çalışmasına Davet

- Allah Şahit Olarak Kafi Değil mi?

- Doğru Hadisleri Ne Yapacağız?

- Kur'andaki Muhammed ve Peygamberlerin Misyonu

- Mahrem, Avret, Ziynet

- Nur Suresi Çeviri-Yorum

- Cilbab

- Resule İtaat Ne Demektir?

- Hadis Kalburcuları ve Kalburları

- Kur'anı Kerim'in İndiriliş Gayesi

- Kur'anda Amellere Karşı Cahili Yaklaşım

- İslamdışı İnanışlara Kur'andan Örnekler

- Biri Şu Haram Üretim Tesislerini Kapatsın

- Tasavvufta İslam Var mı?

- İslamda Delil Sorunu

- Kurban Kesmek

- İlahi Hitabın Serüveni

- Ecel Nedir?

- Şirk, İşrak, Müşrik, Müşareke, Müşterik

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Peygamberlere Karşı Rabbani Yaklaşımlar

- Salat-ı Tefriciye yada Zikri Çarpıtmaya Bir Örnek

- Mucize Nedir?

- Ayrılıkların Nedenleri

- Sıfır Hata veya Kur'an

- Haniflik Nedir?

- Rabıta İle Şeyhlere Tapanlar

- Hadis Zindanının Mezhepçi Mahkumları

- İslam Dininin Öğrenilmesinde Kaynak Sorunu

- Fasık ve Münafıkların Genel Tanımlaması

- Hadisler, Hıristiyanlık ve Selman Rüştü

- Kur'anı kerim'in İndiriliş Gayesi

- Müstekbirlere Karşı Cahili Yaklaşım

- Halis-Hanif İslam

- Kur'anda Şefaat

- Fuhuş Tellalı Tefsirciler

- Hayızlıyken Neden Namaz Kılınmasın?

- Cebrail, Vahiy, Melek

- Dindarlıkta Müşrikleşme Temayülü

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Yaratılış, Adem, Havva

- Kur'an Yerel mi, Evrensel mi?

- Reform Dinde mi, Dindarlıkta mı?

- Ne Mutlu Tağutu Olmayanlara

- Peygambere Saygı(?)

- Hadislere Kanıt Diye Gösterilen Ayetler

- Allah Nazara Karışmadı mı?

- Kur'anı Kerimle Amel Etmek Mümkün mü?

- Kur'anda İnkar Edenlerin Vasıfları

- Müminlerin Vasıfları

- Allah'ın Vasıfları

- Kur'anın Vasıfları

- Dine Karşı Cahili Yaklaşımlar

- Kur'an Merkezli Din

- İrin Küpü Patladı; Mevlana

- Hurafe ve Bidatlar

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Hz. İsa'nın Ölümü

- Allah'ın Mesajının Adı: Kelamullah

- Allah'ın Resule Uyarıları

- Kur'ana Göre Tenkit ve Eleştiri Nasıl Olmalı?

- Kur'anda Sevgi

- Sofuların Devlet Desteğiyle Desteklenmesi

- Hans Von Aiberg Aldatmacası

- Kabir Azabı Safsatası

- Kur'an Kıssalarının Önemi; Masal Değiller

- Kur'anda Toplumsal Sünnetler

- Tefsirde İsrailiyyat

- Kardeş Evliliği Olmadan Çoğalma

- Hans Von Aiberg Tutuklandı

- Kur'anda Tevbe Kavramı

- Yaşar Nuri Öztürk'ün Yorumuyla Namaz

- Karadelikler; Bir Büyük Yemin

- Mezhepçilerin Ümmi Açmazı

- Kabe Nedir? Mekkede midir, Kudüste mi?

- Kur'anda Ruh Kavramı

- Kur'anda Nefs Kavramı

- Amin Kavramı ve Putperestlik

- Diyanet İşleri Başkanlığının Sitemize Cevabına Cevaplar

- Resul ve Nebi -1

- Resul ve Nebi -2

- Sapık Bir Fırka: Hansçılar

- Cihad mı, Çapulculuk mu?

- Kur'an Deyip Namazı Yok Sayanlar

- Cennete Sadece Müslümanlar mı Girecek?

- Kur'anda El Kesme Cezası var mı?

- Nazar veya Göz Değmesi Var mı?

- Şehadet Getir, Münafık(?) Ol

- Kur'anda Eleştiri Metodu

- Hacc Mekkede mi, Bekkede mi?

- İslami Tebliğde Kur'an Metodu

- Saptırılan Kavram: Mekruh

- Kur'anda Cuma Namazı var mı?

- Of Be Kader, Allah mı Suçlu Yoksa Biz mi?

- Kader Açısından Cebir ve İhtiyar

- Baban Peygamber Olsa Ne Yazar

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Vahdet-i Vücud, Şirkin Alası

- Tasavvufi Bilginin Kaynağı Vahiy mi?

- İslam'da Resullük Son Bulmuştur

- Teveffi Kelimesi ve Arap Dili

- Tasavvuf Üzerine Düşünceler

- Nefis Mertebelerinin İç Yüzü

- Allah Rızası Anonim Şirketi; Tarikatlar

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -1

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -2

- Nakşi Şeyhi Allah'ın Avukatı mı?

- Kur'anda "ve+la" Öbeği

- Putlar ve Tapanlar

- Son Peygamberimizin Okuma Yazması

- Mesih ve çarpıtılan Bir Ayet

- Hac İzlenimleri

- "Üzerinde 19 var" da Son Nokta

- Secde Emri

- Kur'andaki Hac

- Aracıların Gaybı Bildiği İnancı

- Tarikatçı - Müşrik Karşılaştırması

- Gazali'nin Kadına Bakışı

- Kur'anda Kadına Verilen Önem

- Başörtüsü Allah'ın Emri Değil

- Başörtüsü Takmak Kur'anda Var mı?

- Kur'anda Kadın Dövmek Var mı?

- Cariye, Köle; Utanmaz Mealciler

- Kadına Yönelik Şiddet

- Sünnet Edilen Kızın Öyküsü

- Erkekçe ve Kadınca Meal Konusu, Nebe 33. Ayet

- Harem - Selamlık Kimin Emri?

- Zina, Evlilik ve Örtünme Adabı

- Cariyeleri Aç, Hür Kadınları Kapat (!)

- Çok Eşliliği Yasaklayan Ayetler

- Kur'ana Göre Evlilik Hukuku

- 2 Kadın = 1 Erkek, Uydurma mı?

- Danimarkalı mı Sapık, Buhari mi?

- Ebu Hanife, Cariyenin Avreti

- Nisa 25, Hür Kadın ve Fahişe İfadesi

- Maymunların Hadisi ve Recm Vahşeti

- Hz. Muhammed'in Tebliği

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Angarya Haline Getirilen İbadet

- Buhari'nin Hadislerini Buhari Yazmamıştır

- Hadis ve Sünnet Gerçeği

- Uydurma Hadisler, İslamın Kara Boyası

- Hadisler Dinin kaynağı Olamaz

- Uydurmaların Sınırı Yok; Şeytan Geyiği

- Beşeri Hükümler Neden Kutsal Oluyor?

- Hadis - Kur'an Çelişkisi

- Kur'anda/Dinde Olanlar ve Olmayanlar

- Cehennem'den Çıkış Yok

- Kur'anda Tağut

- Ebu Hureyre Gerçekte Kimdir?

- Hadis - Mantık Çelişkileri

- Kurban ve Kurban Bayramı Nereden Geliyor?

- Hadislere Göre Kur'an Eksiktir

- Bildiri: İslam Anlayışında Reform

- Arapça mı, Arap Saçı mı?

- Koca mı Üstün, Allah mı?

- Esbab-ı Nüzül Komedi Hadisleri

- İşte Geleneğin Dini

- Ulul Emir İle Kim Kastediliyor?

- Kul Hakkı

- Yezidi Bir Gelenek: Aşure Tatlısı

- Hz. İbrahim'den Asrımıza Dersler

- Taklitçiliğin Boyutları

- Seb-ul Mesani Nedir?

- Kelle Sayılarak Gerçek Bulmak

- Kıyamet - Mahşer Günü ve Sonrası

- Kur'anda Namaz Vakitleri

- Kur'anda Cuma Konusu

- Salih Olmak Yetmez

- Hudeybiye Anlaşması Uydurma mı?

- Kitap Yüklü Eşekler

- Kur'andaki Hac

- Hz. Nuh'un Oğlu Kimdi? İftira mı?

- Ruhun Ağırlığına Başka Bakış

- Hz. İbrahim Yalancı Değildi

- İncil'de Kadına Bakış

- Şirkin Büyüğü Küçüğü Olur mu?

- Kur'andaki Abdest ve Hijyen

- Din de Bir Araçtır

- Kur'an Okumanın Zararları

- Kur'anda Dua Ayetleri

- Kur'anda Tarih Kavramı ve Bilinci

- Şekilsel Secde Kur'anda Yok mu?

- Salat ve salatı İkame

- Kur'andaki Emr Kavramı Üzerine

- Dindar İnsanlar Şirk Koşar

- Alak Suresinin İlk Beş Ayeti

- Men Arefe'nin Çözümü

- Kur'andaki Av Yasağı

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Din Büyüklerini Tanrılaştırma

- Allah'a ve Muhammed'e Değil

- Kur'andaki Örnek Tevekkül

- Şekilsel Rüku Kur'anda Yok mu?

- Hz. İbrahim Kuşları Kesti mi?

- Ehli Sünnet Dininin Anayasası

- İnsan Allah'ın Halifesi mi?

- Kur'an Üzerinde Düşünmek

- Şirkin Kuyusuna Düşenlere Uyarılar

- Kur'an Ölülere Okunmak İçin mi İndirildi?

- Ayda Okunan Kur'an Masalı

- Hz. İbrahim, Safa ve Merve Masal mı?

- "Haç"er-ul Esved (!)

- Mevlana Sahte Bir Peygamber Değil mi?

- Tasavvufun Tanrısı İki Zıttır

- Kur'andaki Tasavvuf: Teveccüh

- Önce Batıl ve Hurafe İle Savaşalım

- Resuller Haram Kılamaz mı?

- Elçi Muhammed ile İnsan Muhammed'in Farkı

- Tarikatlarda Aracılar Rezaleti

- Nur Suresi 31. Ayet Nasıl Çarpıtılıyor?

- Sırat Kıldan İnce, Kılıçtan Keskin mi?

- Kur'anda Zalimler

- Bütün Mehdileri Çöpe Atıyoruz

- Kur'ana Göre Ramazan Ayı ve Haram Aylar

- Tasavvufçuların İlahı; Varlık ve Yokluk

- Tasavvufçuların Küçük Putları

- Sünnet Etmek yaratılışı Değiştirmedir

- Son Peygamberimizin Mektupları

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Mescid-i Aksa Nerede?

- Büyük Kandırmaca: Hadis

- Kur'an Neden Arapça Olarak İndirilmiştir?

- Kimin dini? Kimin Kitabı? Kimin Meali?

- Evliya Kelimesinin geçtiği Ayetler

- Şimdiye Kadar Yaşanan İslam

- Ayın Yarılması Diye Bir Mucize Yoktur

- Kabe Dikili Taş Değil mi?


Up | Down | Top | Bottom
 
Şu da emredildi: Yüzünü dine bir Hanif olarak çevir. Sakın müşriklerden olma.

Yunus Suresi 105

Ben bir Hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden değilim ben.

Enam Suresi 79

İbrahim ne bir Yahudi idi, ne de bir Hıristiyan. O sadece hanif bir müslümandı. O müşriklerden değildi.

Ali İmran Suresi 67

Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlıbaşına bir ümmetti; bir Hanif olarak Allah'ın önünde eğiliyordu. Müşriklerden değildi.

Nahl Suresi 123

De ki Allah doğrusunu söylemiştir / vaadinde sadıktır.Haydi artık Hanif olarak İbrahim'in Milleti'ne uyun! Müşriklerden değildi o.

Ali İmran Suresi 95

Allah'a ortak koşmadan, Hanifler olarak... Allah'a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir.

Hacc Suresi 31


Up | Down | Top | Bottom

HABERLER

 

 








 

 

  Hanif Islam

 

Tasavvuf -Din Felsefe- Bilim Kurgu
 Hanif Dostlar Ana Sayfa -> Tasavvuf -Din Felsefe- Bilim Kurgu
Konu Konu: Kurân’daki Tasavvuf=TEVECCÜH Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Gönderi << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
Semazen
Ayrıldı
Ayrıldı
Simge

Katılma Tarihi: 26 ocak 2006
Gönderilenler: 679
Gönderen: 08 nisan 2006 Saat 22:35 | Kayıtlı IP Alıntı Semazen

Değerli Arkadaşlar,

Aşağıda, mütevâzı bir çalışma ürünü olarak tasavvufî bir inceleme bulacaksınız.... "Ar Damarı, Hayâ Perdesi" başlığı altındaki sohbetin seyri bizi böyle bir incelemeye yönlendirdi...

Tasavvufî konulara merakı olmayan arkadaşlarımızın okumasını önerMİyorum....

Bununla beraber okuyacakların, yanlarında bir Kurân meali bulundurmaları gereklidir... Çünkü, âyet mealleri incelemenin kurgusu sebebiyle verilememiş, pekçok âyetden alınan kesitler latin harflerle Arapça olarak aktarılmıştır....

Bu inceleme yazısındaki muhtemel kusurlar sebebiyle Cenâbı Allah'tan af, sizlerden peşinen özür dilerim...

Saygılarımla,

Neyzen_Semazen

 

Yukarı dön Göster Semazen's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Semazen
 
Semazen
Ayrıldı
Ayrıldı
Simge

Katılma Tarihi: 26 ocak 2006
Gönderilenler: 679
Gönderen: 08 nisan 2006 Saat 22:38 | Kayıtlı IP Alıntı Semazen

KURÂN’DA TASAVVUF=TEVECCÜH

Değerli Arkadaşlar,

Herhalde, vakti kerâhetti; bir mesaj yazdık ki "tam yerine denk düştü"... :)

(bkz. http://63.231.71.139/forum_posts.asp?TID=1453&PN=1&T PN=1)

"Olacak o kadar!" deyip geçmek yerine, biraz daha çalışma yaparak; kusurlu görüşlerimizi (kendi görüşlerimden bahsediyorum) adam etmeyi tercih ettik...

Bunun için, önce hayal gücümüzü devreye koyduk....

Gördük ki, bu güç (hayal) karşısında ilk önce bütün kitaplar buharlaştı...

Bir tek Kurân kaldı....

Bu sınırsız gücün kibri ile hafızalara müdahale ettik ve hafızalardan tasavvuf adına ne varsa, hepsini sildik...

Ne yolu kaldı; ne yöntemi... Ne mürşidi kaldı; ne müridi... Ne uçanı kaldı; ne uçuranı...

"Tasavvuf, Sûfilik" gibi terimlerin bile silindiğini söylememe herhalde gerek yok... :)

Tabii olarak, İslâm tarihinden bugünlere yâdigâr ne Kâdirilik kaldı; ne de Nakşilik ve diğerleri...!!!

Hayal gücümüzün gerçekleştirdiği bu sınır tanımaz operasyondan -elbette- Tasavvuf Ana Bilim Dalı da nasibini aldı ve bu konuda ihtisas yapmış bütün akademisyenler bir anda ünvansız ve işsiz kaldı...... :)

Hayal gücümüzün sağladığı bu inanılmaz konfor sâyesinde, Kurân ile başbaşa kaldık.....

VECHi TEVCîH (etmek)

Bu bağımsız okuma esnasında Enâm-79. âyete takıldık...

Hz. İbrahim "innî veccehtü vechiy..." ile istikâmetini ilân ediyordu....

“Ben hanif olarak yüzümü, gökleri ve yeri fatr eyleyene döndürdüm. Ben müşriklerden degilim.”

"Yüz" kendi yüzüydü... "Ya Fâtır"a vechini tevcih etmişti.....

Ya “hanif” olduğu için yüzünü doğru adrese tevcih edebilmişti; ya da vechini tevcih edebildiği için “hanif” olmuştu...???

Gâliba ikisi aynı şeydi... “Vechimizi O’na tevcih etmek....”

VECHi İKÂME (etmek)

Ancak, Kurân bununla yetinmiyor; vechimizden daha fazlasını bekliyordu....

Rûm Sûresi 30. Âyette “fe-ekım vecheke liddîni haniyfen...” buyurulurken, aynı sûrenin 43. Âyetinde “fe-ekım vecheke liddîyn’il-kayyim...” şeklinde emir tazeleniyordu...

Din “kayyim” idi ve dîn-i kayyime hanif olarak vechimiz (yüzümüz) ikâme edilmeliydi...

VECHi İSLÂM (etmek)

Bu talepleri karşılayabileceğimi hayal ettim... Ancak, bu hülya da kısa sürdü.. Çünkü, Kurân’da vechimizi ilgilendiren yeni bir aşama vardı...

Bu aşamada kişi hanif olmanın dışında “muhsin” de oluyordu...

Bakara-112, Nisâ-125 ve Lukman-22 âyetlerde “.. men esleme vechehû lillah..” kalıbından sonra hep “ve hüve muhsinun..” tanımlaması geliyordu...

Âyetler söz birliği içinde sanki şunu deşifre ediyordu... Hz. İbrahim’in hanif olarak başlayan yolculuğu “halîl” olması ile taçlanmıştı... Fakat, arada muhsin olmayı başarmak gerekiyordu...

Vechimizi Allah için islam ederek veya bir başka nüansla vechimizi Allah’a teslim ederek “muhsin” olabilmek yolunda hayal gücümü işletmeye başlamıştım artık....

Allah muhsinleri seviyordu; “...ve ehsinû” buyuruyordu Bakara’nın 195. Âyetinde....

O’nun rahmeti muhsinlere yakındı..... (Ârâf:56)

Çünkü onlar, bollukta ve darlıkta infak edebiliyorlar; öfkelerine yenilmiyorlar ve insanları affedebiliyorlardı.... (Âli İmran:134)

Kurân’da sayısız ihsan örneği sunuluyor ve muhsinler açıkça taltif ediliyorlardı...

Bu durum, ister istemez bazı soruları gün yüzüne çıkardı... Öyle ya, neden nefsimizden değil de hep vechimizden bahsediliyordu... Yâni, neden nefsimizi değil de vechimizi dini kayyime ikâme ediyorduk?? Ve neden nefsimizi değil de vechimizi Allah için islâm, teslim ediyorduk???

Oysa, Kurân belki de yüzlerce âyette nefs kelimesi ve türevleri ile açıklamalar getiriyordu...

İlgili âyetler incelendiğinde nefs kelimesi mânâ olarak sanki daha somut olandan bahsediyordu...?? Sanki, vech kelimesi nefsimizden çok bizi temsil edendi ve fakat daha gizemliydi..??

Bizim bir sîmâmız vardı... Ancak, vechimiz o değildi... Sîmâ da vechimizin bir yansımasıydı..

“... sîmâhüm fî vücûhihim min eser’is-sücûd...” (Feth:29)

Allah aşkına neydi “vech”in hikmeti...???

Evet, kelime olarak vech yüz mânâsına geliyordu...

Eeeeee! Peki bu her şeyi açıklamaya yetiyor muydu???

Yetmiyordu!!!!

Yukarı dön Göster Semazen's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Semazen
 
Semazen
Ayrıldı
Ayrıldı
Simge

Katılma Tarihi: 26 ocak 2006
Gönderilenler: 679
Gönderen: 08 nisan 2006 Saat 22:40 | Kayıtlı IP Alıntı Semazen

Lİ VECHİLLAH

Nasıl olsa, Kurân ile başbaşaydım... Araştırmaya devam ettim....

Gördüm ki, İnsan Sûresi 9. Âyette bazı insanlar, besledikleri insanlardan teşekkür veya bir başka karşılık beklemeden, bunu sâdece li vechillah yapıyorlardı.....

RABBİN VECHİNİ İBTİĞA

Bazıları da Rabbin vechini ibtiğa ederek güzellikler ortaya koyuyorlardı....

Salâtı ikâme ediyorlar; gizli âşikâr infakda bulunuyorlar; kötülüğü iyilikle savıyorlardı..

Râd:22 ve Leyl:20 bunu dileyenlere tahsis edilmişti...

“İlle’btiğae vechi rabbih’il-e’lâ”

Acaba, bu âyetlerdeki vech Rabbimizin rızası mıydı? Yoksa, rızâyı da içine alan daha soyut bir anlatım mıydı???

Üstelik, ben daha insanın vechine ilişkin tatmin edici cevaplara ulaşmış değildim....

Ancak, Bakara:207’ye ve 265’e baktığımda Yaradan’ın rızâsını (vechini değil) orada açıkça gördüm... “....ibtiğâe merdâtillah....”

Peki, Allah’ı hoşnut (razı) etmeyi istemekle, onun vechini ibtiğa etmek arasında fark olmadığını düşünebilir miydik???

Bunu düşünmemize müsâde edilseydi; bu ifâde farklılıkları olur muydu???

Okumaya (İkra ve rabbüke’l-ekrem) devam ettim...

ALLAH’IN VECHİNİ İRÂDE, MURÂD (etmek)

Evet, bir kısım insanlar da vardı ki Allah’ın vechini murad edinmişlerdi... Bu durumlarına paralel sergiledikleri ameller, hep daha âdil bir dünya içindi... Cenâbı Mevlâ hem amellerinden hem de niyetlerinden birbirini tâkip eden iki âyette bilgi veriyordu..

Rûm:38,39...

“.... yürîdûne vech’ALLAH....”

“.....türîdûne vech’ALLAH...”

Vechini islâm etmekten başlayarak; Allah’ın vechini murad edinmeye kadar okuduklarımda yer alan insan modelleri hep dünya ve insanlık için daha güzelini eyleme dökebilen niteliklerle anılıyorlardı... Ortak özellikleri buydu...

Rabbimiz, bir vech meselesi olarak farklarını ortaya koymuştu; ama ben farkları kavrayabildiğimden pek emin değildim...

RABBİN VECHİNİ İRÂDE, MURÂD (etmek)

Benim anlayışım kıttı... Ancak, Allah’ın izniyle aşarım ve bir gün anlarım ümidim çoktu...

Bu ümidin verdiği enerji ile hayal gücümün koruma altına aldığı bu Kurânî dünyadaki seferim, En’âm Sûresi’nin 52. Âyeti ile karşılaşınca zorunlu olarak son buldu...

Böyle olunca, her şey eski hâline dönüverdi... J

Allah’ın Resûlünü zâlimlerden olma tehlikesine karşı uyaran bir âyetti, En’âm:52 ve dahası 53. Âyet bir fitnenin varlığından bahsediyordu...!!!

Bazı insanlar vardı ve onlar Allah’ın değil –kelime olarak- Rabbin vechini murâd edinmişlerdi ve seherde gecede O’nu çağırıyorlardı....

“... ellezîne yed’ûne rabbehüm bi’l-ğadâti ve’l-aşiyyi yürîdûne vechehû...”

Peki, bunda ne mahzur vardı ki Peygambere onları kovmaması “velâ tedrud” açıklığında emrediliyor ve aksi durumun zulüm olacağı hükme bağlanıyordu...????

Bununla da bitmiyordu... Kehf:28’de aynı insanlar hakkında Peygambere ve onun şahsında bize yeni tâlimatlar veriliyordu...

“V’asbir nefseke ma’a.....” emriyle onlarla beraber veya onlara karşı (?) sabırlı olması; “..velâ ta’dü aynâke anhüm...” emriyle de gözünün onların üstünde olması veya gözlerini onlardan ayırmaması isteniyordu....????

Yukarı dön Göster Semazen's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Semazen
 
Semazen
Ayrıldı
Ayrıldı
Simge

Katılma Tarihi: 26 ocak 2006
Gönderilenler: 679
Gönderen: 08 nisan 2006 Saat 22:41 | Kayıtlı IP Alıntı Semazen

Sorular..... Sorulaaaar......

Cevaplarını veremedikçe veya bulamadıkça gözümde büyüyorlardı... Ki birden dilimden dökülüverdi..... “Bana seni gerek seni....”

Aman Ya Rabbi! :)

Bu mısra, sanki Rabbin vechini murad edişin Yunus’çasıydı.... :)

“Ne varlığa sevinirim,

Ne yokluğa yerinirim;

Aşkın ile avunurum...

Bana seni gerek seni!!!”

Garip olan, Yunus Emre kendisini hiçbir kategoriye koymuyordu:

“Sufilere sohbet gerek!

Ahilere ahret gerek!

Mecnunlara leyla gerek!

Bana seni gerek seni!!!”

Âdetâ, “vech” konu Allah olduğunda O’na “sen” diyebilmenin anahtarıydı ve sanki bu kelime ile Allah’a havf, ittikâ ve haşyet ile yönelişlerin dışındaki bir yöneliş anlatılıyordu.... AŞK!

“Aşkın aldı benden beni;

Bana seni gerek seni!!!”

En’âm:53’deki “fitne” bu olabilir miydi??

Tabii, bu arada Yûnus Emre’yi durdurabilene aşk olsun... :)

“Gözüm seni görmek için elim sana ermek için
Bu gün canım yolda kodum yarın seni bulmak için!

Uçmak uçmağım dediğin, mü'minleri yeltediğin
Vardır ola bir kaç huri; arzum yoktur uçmak için!

Süfılere ver sen onu; bana seni gerek seni!!
Haşa ben terkedem seni, şol bir evle çardak için?!”

Hakikaten, En’âm:52,53 ve Kehf:28. Âyetler birilerine karşı Resulullah’ı tedbirli davranmaya yönlendiriyordu..??

Âyetleri defalarca okudum!

“...yed’ûne rabbehüm bi’l-ğadâti ve’l-aşiyyi......” bir açıklık getiriyordu; ama bu zâten güzel bir şey değil miydi??

Nitekim, bunu Yunus’ta görmek mümkündü...

“Dağlar ile taşlar ile
Çağırayım Mevlam seni
Seherlerde kuşlar ile
Çağırayım Mevlam seni”

“Garip” bir durum olmalıydı ki, 53. Âyet bir fitnenin varlığından haber veriyordu.....

Gâliba, Yunus Emre de aynı “gariplik”ten bahsediyordu...

“Dinin terkedenin küfürdür işi!!
Bu ne küfürdür imandan içeri??”

Peki, neden Emre’ye bu kadar takılıp kalmıştım..???

Yoksa, farkında bile olmadan Kehf:28’deki “velâ ta’dü aynâke anhüm..” gereğince mi davranıyordum..???

Bilmiyorum; belki de bu konular ağır gelmişti..... :)

Allah’ın, Rabbin vechi bir yana kendi vechimiz hakkında bile yeterli bir zemin etüdü yapabildiğimizden emin değildim....

Fakat, Yunus Emre sanki bunu da çözmüştü.... ??

Demiştiki.......

“Beni bende deme; bende degilim!!
Bir ben vardir bende; benden içeri!!


Süleyman kuş dilin bilir dediler!
Süleyman var Süleyman'dan içeri!!”

Yukarıda geçmişti...

Acaba, bu “benden içeri ben” olgusu vechimiz olabilir miydi???

Ve biz hanif olarak benden içeri benimizi mi tevcih ediyorduk “Yâ Fâtır”a; onu mu ikâme etmeliydik dîni kayyime; onu mu teslim ediyordu muhsinler Allah’a...?????

Yine başa döndük.... :))

Yukarı dön Göster Semazen's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Semazen
 
Semazen
Ayrıldı
Ayrıldı
Simge

Katılma Tarihi: 26 ocak 2006
Gönderilenler: 679
Gönderen: 08 nisan 2006 Saat 22:44 | Kayıtlı IP Alıntı Semazen

Sorulaaaar.... Yine sorular........

Ama bizim vechimiz, ama ilâhi vecih olsun; âyetlerin ortaya koyduğunu akademik bir disiplin içinde adlandırmak gerekseydi; “TEVECCÜH” uygun olur muydu???

Yoksa, TASAVVUF denilen şey bu muydu???

Ancak, nerede başlıyordu ve nerede bitiyordu???

Meselâ, Yûnus kendisini sûfî olarak bile görmüyordu..???

Meselâ, vechini Allah için islâm edenler tüme varmaya çalışıyorlar da; Rabbin vechini mûrad edenler tümden gelmeye mi çalışıyorlardı...???

Yoksa, Rabbin vechini murad safhası, vechimizi Allah’a teslim ettikten sonra gelen bir üst safha mıydı????

Var mıydı aralarında bir bağlantı; yoksa farklı farklı haller, farklı modeller miydi????

Meselâ, hanif yaklaşımın sembolü olan Hz. İbrahim (Selâmün alâ İbrahîm) Hz. Lût’tan (a.s.) önce kendisine misafir olan operatör elçileri operasyondan caydırmaya çalışmasına rağmen (Hûd:74,75,76)..........

kalbinin mutmain olabilmesi için Rabbimizin ölüleri nasıl dirilttiğini kendisine göstermesini istemesine rağmen (Bakara:260)...........

nasıl oluyor da oğlu İsmail’i rüyasına tâbi olarak –sorgusuz sualsiz- boğazlamaya tam teşebbüs edebiliyordu(Sâffât:102,103,104,105)...????

Peki, bu durum karşısında Hz. İsmail (a.s.) “setecüdinî inşaALLAHu ma’as-sâbirîn” diyerek nasıl tam teslimiyet gösterebiliyordu (Sâffât:102)...???

Oysa, Hz. Mûsâ (a.s.) benzerî bir durumda sabır gösterememişti...?!

Indi ilâhîden kendisine rahmet verilmiş ve ledünnî ilim öğretilmiş kişi (Kehf:65) karşısında, “setecüdinî inşaALLAHu sâbiran..” sözü veren Hz. Mûs⠓e katelte nefsen zekiyyeten biğayri nefsin..” (Kehf:74) diyerek itiraz etmişti.....

Kısacası, muhsinlerin dünyasında da anlamamız gereken daha çok şey vardı... :)

Eveeeet! Kulu ile Rabbi arasında vecihler arası bir teveccüh ilişkisi vardı.... “Teveccüh” muhsinlerin dînin insan için olduğunu ortaya koyan ihsanları ile gelişiyordu...

Yâni, teveccühün ilâhi değeri dünyadaki insânî değerleri de üretiyordu... Çünkü insandan insana teveccüh ihsan ile oluyordu....

Bir şeyler anlatabildiğimi pek zannetmiyorum...

Çünkü, anlattıklarım anladığımı zannettiklerimdir.... :))

Bu incelemeyi, tenezzül edip sonuna kadar okuduysanız; bu ancak teveccüh göstermenizdendir....

İhsanımız bol olsun.....

Neyzen_Semazen

Yukarı dön Göster Semazen's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Semazen
 
mümin
Katilimci Uye
Katilimci Uye
Simge

Katılma Tarihi: 27 subat 2006
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 91
Gönderen: 09 nisan 2006 Saat 00:05 | Kayıtlı IP Alıntı mümin

 Semazen okuyunca güzel geliyor insana, ruh dünyasında ılık meltem rüzgarlarının esmesine neden oluyor, fakat ya biryerde yanlış yapılıyorsa!!! ayetler üzerinde engin hayal gücünün bir noktada insanı yanıltıp iman esaslarına muhalif bir düşünce modeline iteceğinden korktuğum için bu tür şeylerle ilgilenmiyor, muhkem ayetlere sımsıkı tutunarak somut manalarına göre kendime yön vermeye çalışıyorum, dalaletten çekiniyorum, korkuyorum.. belki benim hassasiyetim bu kadar müsade ediyor bana, belkide sana olan bir lutuf böyle konuşturuyor seni, Allah sapanlardan etmesin diyor selam ve saygılarımı arzediyorum...

__________________
Hiçbir şeyi yaratamayan, kendileri yaratılan şeyleri Allah’a ortak mı koşuyorlar? Araf (191)
Yukarı dön Göster mümin's Profil Diğer Mesajlarını Ara: mümin
 
Alperen
Admin Group
Admin Group
Simge

Katılma Tarihi: 09 nisan 2005
Gönderilenler: 2974
Gönderen: 09 nisan 2006 Saat 11:19 | Kayıtlı IP Alıntı Alperen

Selam Semazen

Sevgili Dostum, bir süre önce Akaşa Yayınlarından çıkan Sri Nisargadatta Maharaj’ın ses bantlarının çözümüyle oluşturulmuş “Ben O’yum” isimli kitabı okumuştum. Ve açıkçası sarsılmıştım. Çünkü bu zat bizim tasavvufçuların dile getirdiklerini o kadar sade ve derli toplu bir biçimde özetliyordu ki şaşmış kalmıştım. Bizim tasavvufçulardaki karmaşık felsefi söylem nerede, Maharajdaki yalın ve anlaşılması kolay üslup nerede.

O kitapta da net olarak gördüm ki bizim tasavvuf söylemimizle adamların söylemi birebir örtüşüyor. Tek farkla, biz işi Kur’ana DA dayandırmışız. Aradaki ortak yön ise iki ayrı coğrafyadaki aynı tek akımın Kur’an Odaklı olmayışı.

İşte sıkıntı tam da burada yatıyor. Kur’an Merkezlilik yada Kur’anı Dolgu Malzemesi olarak kullanma anlayışı.

Tasavvuf’un odağında Kur’a mı var, yoksa tasavvuf Kur’anı kendisini haklı çıkarma adına kullanıyor mu? Tasavvufçuların yegane Rehberi Kur’an olsaydı anlayışlarından değil Kur’andan yola çıkarlardı ve böylece Kur’andışı söylemlere de sapmazlardı. Kur’anın bütünlüğünü göz önünde bulundururlardı ve böylece “Parçacı Müslüman” olmazlardı.

Kur’anın öngördüğü insan modeli sadece Sufi bir tip midir? Örneğin “Yunus Emre Modeli” Kur’andan ne kadar onay alır? Hem vechini Allah’a yöneltmenin yolu Kur’an Müslümanı olmaktan geçmez mi? O halde şiirlerinde Kur’anın K’sından bahsetmeyen Yunus nasıl olur da onanmış bir model olabilir?

Yunus’un Şeyhinin ismi bile ofsayt değil mi? Taptuk Emre. Taptuk=Taptık. Rivayete göre ona “Taptuk” lakabını uygun gören de Yunus’tan başkası değil. Kısa bir alıntı:

Hacı Bektaş zamanla bütün Rum erenlerinden saygı ve sevgi görür, ama Emre adında bir ermiş Hacı Bektaş'ın semtine bile uğramaz. Hacı Bektaş ona Saru İsmail'i dervişini yollar, tekkesine gelmesini sağlar. Gelince ona erenler arasına nasıl girdiğini sorar, o da perde arasından bir el uzandı, beni erenler arasına aldı ama ben orada Hacı Bektaş adında birini görmedim. Bunun üzerine Hacı Bektaş perde aralığından sana uzanan eli görsen tanır mısın? Tanırım der Emre: Ayasında bir yeşil ben vardı. O zaman Hacı Bektaş sağ elini açar, uzatır. Avucunun içindeki yeşil beni gören Emre yeşil beni görür görmez: Taptuk! Taptuk! diye bağırır, adı o günden sonra Taptuk, kendisi de Hacı Bektaş'ın yandaşı ve sözcülerinden biri olur.

Yunus’un bu Tapılası varlık olarak sıfatlandırdığı (Taptuk Baba) şahsa yönelik yazdığı bir şiirini paylaşmak isterim. 

Taptuğun tapusuna
Kul olduk kapısına
Yunus miskin çiğ idik
Piştik elhamdülillah

 

Vardığımız illere
Şol safa gönüllere
Baba Taptuk manisin
Saçtuk elhamdülillah

 

Yunus bir doğan idi kondu Taptuk koluna
Avın şikira geldi bu yuva kuşu değil.

 

Yine esridi Yunus Taptuk yüzün görende
Baktığım yüzde gördüm Taptuğumun nurunu

“Yalnızca Rabbine rağbet et” (İnşirah 8) emri bu şekilde mi uygulanır?

Kur’anda anılan hangi peygamber yoldaşı Resulüne karşı böyle laflar etmiştir? Hangi sahabe Son Peygamberimize bu tip methiyeler döktürmüştür? Siyerde bu hususta ne tip bir bilgi mevcut? Uydurma da olsa hangi hadis bu düzeyde bir kul tapkınlığı içermekte?

Sevgili Dostum, gerçekten güzel bir yazı dizisi hazırlamışsın. Tasavvuf adına tarikatlar eliyle sergilenen Kur'andışılıklar bence ziyadesiyle meydanda ama eğer sen yine de tasavvuftan tanımını ayetler eşliğinde yaptığın şeyi anlıyorsan (Yalnız Allah'a Teveccüh) bu fikrine de tabiki saygı duyarım. Fakat bu tanımlama hususunda besbelli ki genelgeçer tanımlardan açık farkla ayrıldığın ortada. Yani bu konuda yalnızsın.

Kur’ani köklere dayalı ve onunla sınırlı bir önerilmiş "Kur'ani Tasavvuf Modeli" sende içtenlikle yüzünü Allah'a dönen müslümanı tanımlıyorsa buna nasıl ve neden karşı çıkılır?

Fakat gönül ister ki Kur’anda tariflenen müslümanı yine Kur’anın önerdiği sıfatlarla analım. İthal kavramlarla hem de ağzına kadar kirletilmiş olanlarla Kur’an Müslümanını tasvir etmeyelim.

Elde ithal bir kavram var, bu kavramın içi her türlü mistik öğretiyle ve yabancı felsefeyle doldurulmuş, bu arada Kur'andan da esinlenme olmuş. Sözün özü karma bir yapı var elimizde. Tertemiz, berrak, arı-duru “Kur’anın İnsan Modeli” elimizdeyken neden katışık ve ithal bir etiketi Kur’an adına benimseyelim?

Gel şu tariflediğin “içtenlikli müslümana” yine Kur’andan bir isim bulalım. Kur’an Mistisizmini kirli yada kirletilmiş bir kavram olan “Tasavvuf” ile değil Allah’ın önerdiği başka Kur’ani bir terim ile ifade edelim. Örneğin Mistik Müslüman=Mutasavvıf değil Muhsin yada yalnız Allah’a Yönelmiş Müslüman. Böylece “Hanif” yani yalnız Allah’a yönelen insan da aynı zamanda en büyük mistik olup çıkar.

 

Bence bu başlığın ismi de Kurân’daki Tasavvuf=TEVECCÜH değil Kur’andaki Mistisizm= TEVECCÜH olmalıydı. Bilindiği gibi mistisizm genel bir ifade, tasavvuf ise özel.

 

Böylece önümüzde dağ gibi duran Tasavvuf Öğretisinin Kur’andışılıklarını ve bu felsefenin şekillendiği Tarikat Kurumlarının Şirretliklerini teker teker Kur’ana göre ayıklama zahmetinden de kurtulmuş oluruz.

 

Bir tarafta Kur’an, bir tarafta Tasavvuf öğretisi ve onun pratize edilmiş hali olan Tarikat Yuvaları. Neden bu kirli ve ağır yükü sırtımıza alarak Kur’ana yönelelim? Neden kendi kendimize zulmedelim?

 

Not: Sevgili Semazen, umarım saygı ve sevgi sınırlarını aşmadan ve seni incitmeden meramımı dile getirebilmişimdir.

 

Saygılar

 



__________________
Yunus 105. Şu da emredildi: "Yüzünü dine bir hanîf olarak çevir. Sakın müşriklerden olma!"
Yukarı dön Göster Alperen's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Alperen
 
Abdullah16
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 21 eylul 2005
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 727
Gönderen: 09 nisan 2006 Saat 13:48 | Kayıtlı IP Alıntı Abdullah16

 Selam arkadaşlar,

  Kur'an merkezli olmak koşuluyla yapılan tartışmalara katılmak ve katkıda bulunmak isterim.Bu açıdan bu konu güzel bir başlangıç oldu.Semazen kardeş,bardağın dolu tarafından bakıp Kuranî bir bağlamda tasavvuf olayına değindi.Öncelikle hepimizin şu gerçeği kabul etmesi gerekir:

     Yaşadığmız toplum asırlardır şu veya bu şekilde İslami motiflerle,İslam dışı unsurların birbirinden ayrılmasının epey zor olduğu bir toplum.Kur'ana en aykırı inançlar bile,yapılan tevillerle kitabına uyduruluyor.Dolayısıyla bu toplumun değer yargılarını bir çırpıda sıfırlamak olanaksız.

   İşte bu gerçekten hareketle adımlarımızı daha dikkatli atmamız herşeyi bir anda kesip biçmek yerine dozu ayarlanmış bir şekilde ve peyderpey önce kendimizi sonra toplumu dönüştürmemiz gerekir.Buna binaen Semazen'in arabuluculuk anlayışını takdire değer buluyorum.Her insanın keskin dönüşler yapamayacağını,özellikle vahiyle uyarılmamış bu toplumu iyi bilen insanlar farkedecektir.

    Alperenin  olaya yaklaşımı da doğrudur.Biz Kur'anda müslümanı tanımlayan o kadar çok kavram varken,kalkıpta yeni kavramlar icat etmemiz yakışık olmaz.Üstelik birçok kavram asıl anlamından kopartılıp iğdiş edilmiş ve etkisizleştirilmiş.Oysa rabbimizin yaptığı her tanım ve tanımlama yerli yerince ve hikmete uygun olarak kullanıldığı zaman bir ağırlığının ve sultanının (gücünün) olduğu görülecektir.

    Kısacası,Kur'ani kavramları doğru kullanmaya evet,ama toplumu dönüştürmek için yapılan çalışmaları da(şirki kesinlikle içermemek koşuluyla) baltalamamak gerekir diyorum.Doğrular Rabbimizden,yanlışlıklar ise biz insanlardandır vesselam.



__________________
''Eğer biz bu Kur'anı bir dağın üzerine indirseydik,kesinlikle onun,Allah korkusuyla baş eğerek parça parça olduğunu görürdün..''Haşr:21
Yukarı dön Göster Abdullah16's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Abdullah16
 
Semazen
Ayrıldı
Ayrıldı
Simge

Katılma Tarihi: 26 ocak 2006
Gönderilenler: 679
Gönderen: 09 nisan 2006 Saat 17:05 | Kayıtlı IP Alıntı Semazen

Alperen Yazdı:

Gel şu tariflediğin “içtenlikli müslümana” yine Kur’andan bir isim bulalım. Kur’an Mistisizmini kirli yada kirletilmiş bir kavram olan “Tasavvuf” ile değil Allah’ın önerdiği başka Kur’ani bir terim ile ifade edelim. Örneğin Mistik Müslüman=Mutasavvıf değil Muhsin yada yalnız Allah’a Yönelmiş Müslüman. Böylece “Hanif” yani yalnız Allah’a yönelen insan da aynı zamanda en büyük mistik olup çıkar.

Bence bu başlığın ismi de Kurân’daki Tasavvuf=TEVECCÜH değil Kur’andaki Mistisizm= TEVECCÜH olmalıydı.

 

Not: Sevgili Semazen, umarım saygı ve sevgi sınırlarını aşmadan ve seni incitmeden meramımı dile getirebilmişimdir.

 

Sevgili Alperen, Mümin ve Abdullah16'nın katkıları için müteşekkirim...

 

Elbette, "Aslında tam olarak söylemeye çalıştığım şuydu... " diyerek başlayan bir detay mesaj yazarak bu fikir alışverişini zenginleştirmeye devam etmek mümkün... Fakat, çok daha öncelikli konuların bulunduğunu düşünerek, okuyucu dikkatinin buraya yoğunlaşmasını sağlıklı bulmuyorum.... Mesela, bana göre sevgili Akik'in başlattığı "Şirkin büyüğü küçüğü olur mu" konusu öncelikli olanlara bir örnek...

 

İlâve olarak, bizim mütevazı mesajımızdan sonra foruma (karşı görüşlerini ifade etmek için)  üye olduğunu söyleyen Sn. Deli Laz'a sağlayacağı katkılardan dolayı teşekkürler...

 

Son söz olarak, "Teveccüh" başlıklı incelememizin daha anlaşılır olabilmesi için diğer okuyucu arkadaşlarımıza pratik bir önerim olacak... Lütfen, Semâzen'e ait bütün satırları yok sayın ve geriye sâdece Semâzen'in alıntıladığı âyetler kalsın... Lütfen, zihinsel enerjinizi sâdece bu âyetler üzerinde yoğunlaştırın... Tasavvuf ve teveccüh gibi kelimeleri bir kenara bırakın.... Sâdece ve sâdece Kurân âyetlerinden olabildiği kadar mânâlar tahsil etmeye çalışın... Çünkü, bizim çalışmamız Kurân merkezlidir... Öyleyse, bunu herkes yapabilir... :)

 

Selamlar,

 

N_S

 

Not:

 

Bu arada, Sn. Hanif'in teftişe devam ettiğini üzülerek görüyorum... Ama, münafığı olarak kendisine saygılarımı arz etmeden geçemiyorum....

 

 

 

 

Yukarı dön Göster Semazen's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Semazen
 
Sinan_25
Ozel Grup
Ozel Grup


Katılma Tarihi: 24 eylul 2005
Yer: Almanya
Gönderilenler: 333
Gönderen: 09 kasim 2006 Saat 14:38 | Kayıtlı IP Alıntı Sinan_25


Sevgili Semazen,

gayret ve paylasiminiz icin tesekkür ederim. Dün aksam bu incelemeyi özenle tekrar okuma firsatim oldu.

Sizin varliginiz burada bir ayricaliktir. Bir kere kullandiginiz Dil'den dolayi, Almanya'da ben yasta bilmiyorum kac kardesim sizinle normal bir sohbette bile iletisim sorunu yasar. Bir birikimin, kabiliyetin neticesi olsa gerek. Bizlere niteliklerimizi kazandiran ve bir araya getiren Allah'a hamd olsun.

Asil ayricaliginiz, Tasavvuf'u genelinden(öncelikle bu Forum'u kast ediyorum) farkli degerlendirmenizdendir. Yanilgilarin nerede oldugunu bilmemiz adina bir firsattir.

Bu baslikta Semazen'e ait tüm satirlarin varliginda, Kur'an-dan Tasavvuf'a onay(ya da temeli diyeyim) var mi yok mu gibi bir gaye gördüm. Yunus Emre'nin sözlerine ve Ask kavramina özel vurgu yapmaniz, satirlarin sizdeki acilimina isaret ediyor. Dördüncü iletinizde Kur'an-dan kopukluk var, soruyu disarida arar gibisiniz.

Fakat Ayetler esliginde dikkat cektiginiz özellikle Nefs ve Vecih kavramlari beni düsündürdü. "Semazen'e ait tüm satirlari yok sayin" önerisine uymadigim halde :) faydali bir calisma oldugunu belirtmeliyim. Bu vesileyle "Sahsiyet Tekamülü" adli bir calismayla tanistim.

Ilerde bu basligin devamini getirecek olursaniz, benim de size tavsiyem, öncelikle Kur'an-daki kavramlarla yetinerek sorulara yine Kur'an-dan cevap aramaya devam etmenizdir.

Saygilar
Yukarı dön Göster Sinan_25's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Sinan_25
 

Sayfa Sonraki >>
  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Sizin yetkiniz yok foruma yeni mesaj ekleme
Sizin yetkiniz yok forumdaki mesajlara cevap verme
Sizin yetkiniz yok forumda konu silme
Sizin yetkiniz yok forumda konu düzenleme
Sizin yetkiniz yok forumda anket açma
Sizin yetkiniz yok forumda ankete cevap yazma

Powered by Web Wiz Forums version 7.92
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide
hanif islam

Real-Time Stats and Visitor Reports Sitemizin Gunluk, Haftalik, aylik Ziyaretci  Detaylari Real-Time Stats and Visitor Reports

     Sayfam.de  

blog stats