HANiFDOSTLAR.NET

 

Kuran Müslümanı
 

(Şahıs odaklı din anlayışından Allah odaklı din anlayışına...)

Ana Sayfa Hanif Mumin  Iste Kuran Kurandaki Din  Kur'an Yolu  Meal Dinle Sohbet Odasi Hanifler E- Kitaplik Kütüb-i Sitte ?  ingilizce Site Kuran islami Aliaksoy Org  Hasanakcay Net Tebyin-ül Kur'an Önerdiğimiz Siteler Bize Ulasin

 

- Konulara Göre Fihrist

- Saçma Hadisler

- Hadislerin-Sünnetin İncelemesi

- Haniflikle İlgili Sorular Cevaplar

- Misakın Elçisi Kim?

- Kuranda Namaz/Salat

- Onaylayan Nebi

- Kuranda Namaz/Salat

- Enbiya 104

- Kuranda Yeminler

- Adem Hakkında Sorular

- Ganimetleri Resulün Eline Nasıl Vereceğiz?

- Allahın ındinde YIL ve DOLUNAYLAR

- Abese ve Tevella

- Hadisçilerce Tahrif Edilen Ayetler

- Mübarek Yer, Mübarek Vakit

- Arkadaş Peygamber

- Kuranın İndirilişinden Günümüze Gelişi

- Bir Türban Sorusu

- Kuran ve Bize Öğretilenlerin Farkı

- Namazın Kılınışı

- Hadislere Göre Namaz

- Kuranda Salat Namaz mıdır?

- Kuran Yetmez Diyen Uydurukçular

- Bizler Hanif Dostlarız

- Sahih Hadis mi İstersiniz?

- Hakkı Yılmaz'ın Tebyin Çalışması

- Kur'anı Anlamada Metodoloji

- Tarikatçıların Çarpıttığı Birkaç Ayet

- Nasıl Kur'an Okuyalım?

- Kur'anı Kerim Nedir?

- Kur'anda Oruç

- Allah'sız Bir Din ve Allah'sız Bir Kur'an İnancı

- Kuransız Bir İslam Anlayışı ve Müşrikleşme

- Meal Çalışmasına Davet

- Allah Şahit Olarak Kafi Değil mi?

- Doğru Hadisleri Ne Yapacağız?

- Kur'andaki Muhammed ve Peygamberlerin Misyonu

- Mahrem, Avret, Ziynet

- Nur Suresi Çeviri-Yorum

- Cilbab

- Resule İtaat Ne Demektir?

- Hadis Kalburcuları ve Kalburları

- Kur'anı Kerim'in İndiriliş Gayesi

- Kur'anda Amellere Karşı Cahili Yaklaşım

- İslamdışı İnanışlara Kur'andan Örnekler

- Biri Şu Haram Üretim Tesislerini Kapatsın

- Tasavvufta İslam Var mı?

- İslamda Delil Sorunu

- Kurban Kesmek

- İlahi Hitabın Serüveni

- Ecel Nedir?

- Şirk, İşrak, Müşrik, Müşareke, Müşterik

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Peygamberlere Karşı Rabbani Yaklaşımlar

- Salat-ı Tefriciye yada Zikri Çarpıtmaya Bir Örnek

- Mucize Nedir?

- Ayrılıkların Nedenleri

- Sıfır Hata veya Kur'an

- Haniflik Nedir?

- Rabıta İle Şeyhlere Tapanlar

- Hadis Zindanının Mezhepçi Mahkumları

- İslam Dininin Öğrenilmesinde Kaynak Sorunu

- Fasık ve Münafıkların Genel Tanımlaması

- Hadisler, Hıristiyanlık ve Selman Rüştü

- Kur'anı kerim'in İndiriliş Gayesi

- Müstekbirlere Karşı Cahili Yaklaşım

- Halis-Hanif İslam

- Kur'anda Şefaat

- Fuhuş Tellalı Tefsirciler

- Hayızlıyken Neden Namaz Kılınmasın?

- Cebrail, Vahiy, Melek

- Dindarlıkta Müşrikleşme Temayülü

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Yaratılış, Adem, Havva

- Kur'an Yerel mi, Evrensel mi?

- Reform Dinde mi, Dindarlıkta mı?

- Ne Mutlu Tağutu Olmayanlara

- Peygambere Saygı(?)

- Hadislere Kanıt Diye Gösterilen Ayetler

- Allah Nazara Karışmadı mı?

- Kur'anı Kerimle Amel Etmek Mümkün mü?

- Kur'anda İnkar Edenlerin Vasıfları

- Müminlerin Vasıfları

- Allah'ın Vasıfları

- Kur'anın Vasıfları

- Dine Karşı Cahili Yaklaşımlar

- Kur'an Merkezli Din

- İrin Küpü Patladı; Mevlana

- Hurafe ve Bidatlar

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Hz. İsa'nın Ölümü

- Allah'ın Mesajının Adı: Kelamullah

- Allah'ın Resule Uyarıları

- Kur'ana Göre Tenkit ve Eleştiri Nasıl Olmalı?

- Kur'anda Sevgi

- Sofuların Devlet Desteğiyle Desteklenmesi

- Hans Von Aiberg Aldatmacası

- Kabir Azabı Safsatası

- Kur'an Kıssalarının Önemi; Masal Değiller

- Kur'anda Toplumsal Sünnetler

- Tefsirde İsrailiyyat

- Kardeş Evliliği Olmadan Çoğalma

- Hans Von Aiberg Tutuklandı

- Kur'anda Tevbe Kavramı

- Yaşar Nuri Öztürk'ün Yorumuyla Namaz

- Karadelikler; Bir Büyük Yemin

- Mezhepçilerin Ümmi Açmazı

- Kabe Nedir? Mekkede midir, Kudüste mi?

- Kur'anda Ruh Kavramı

- Kur'anda Nefs Kavramı

- Amin Kavramı ve Putperestlik

- Diyanet İşleri Başkanlığının Sitemize Cevabına Cevaplar

- Resul ve Nebi -1

- Resul ve Nebi -2

- Sapık Bir Fırka: Hansçılar

- Cihad mı, Çapulculuk mu?

- Kur'an Deyip Namazı Yok Sayanlar

- Cennete Sadece Müslümanlar mı Girecek?

- Kur'anda El Kesme Cezası var mı?

- Nazar veya Göz Değmesi Var mı?

- Şehadet Getir, Münafık(?) Ol

- Kur'anda Eleştiri Metodu

- Hacc Mekkede mi, Bekkede mi?

- İslami Tebliğde Kur'an Metodu

- Saptırılan Kavram: Mekruh

- Kur'anda Cuma Namazı var mı?

- Of Be Kader, Allah mı Suçlu Yoksa Biz mi?

- Kader Açısından Cebir ve İhtiyar

- Baban Peygamber Olsa Ne Yazar

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Vahdet-i Vücud, Şirkin Alası

- Tasavvufi Bilginin Kaynağı Vahiy mi?

- İslam'da Resullük Son Bulmuştur

- Teveffi Kelimesi ve Arap Dili

- Tasavvuf Üzerine Düşünceler

- Nefis Mertebelerinin İç Yüzü

- Allah Rızası Anonim Şirketi; Tarikatlar

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -1

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -2

- Nakşi Şeyhi Allah'ın Avukatı mı?

- Kur'anda "ve+la" Öbeği

- Putlar ve Tapanlar

- Son Peygamberimizin Okuma Yazması

- Mesih ve çarpıtılan Bir Ayet

- Hac İzlenimleri

- "Üzerinde 19 var" da Son Nokta

- Secde Emri

- Kur'andaki Hac

- Aracıların Gaybı Bildiği İnancı

- Tarikatçı - Müşrik Karşılaştırması

- Gazali'nin Kadına Bakışı

- Kur'anda Kadına Verilen Önem

- Başörtüsü Allah'ın Emri Değil

- Başörtüsü Takmak Kur'anda Var mı?

- Kur'anda Kadın Dövmek Var mı?

- Cariye, Köle; Utanmaz Mealciler

- Kadına Yönelik Şiddet

- Sünnet Edilen Kızın Öyküsü

- Erkekçe ve Kadınca Meal Konusu, Nebe 33. Ayet

- Harem - Selamlık Kimin Emri?

- Zina, Evlilik ve Örtünme Adabı

- Cariyeleri Aç, Hür Kadınları Kapat (!)

- Çok Eşliliği Yasaklayan Ayetler

- Kur'ana Göre Evlilik Hukuku

- 2 Kadın = 1 Erkek, Uydurma mı?

- Danimarkalı mı Sapık, Buhari mi?

- Ebu Hanife, Cariyenin Avreti

- Nisa 25, Hür Kadın ve Fahişe İfadesi

- Maymunların Hadisi ve Recm Vahşeti

- Hz. Muhammed'in Tebliği

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Angarya Haline Getirilen İbadet

- Buhari'nin Hadislerini Buhari Yazmamıştır

- Hadis ve Sünnet Gerçeği

- Uydurma Hadisler, İslamın Kara Boyası

- Hadisler Dinin kaynağı Olamaz

- Uydurmaların Sınırı Yok; Şeytan Geyiği

- Beşeri Hükümler Neden Kutsal Oluyor?

- Hadis - Kur'an Çelişkisi

- Kur'anda/Dinde Olanlar ve Olmayanlar

- Cehennem'den Çıkış Yok

- Kur'anda Tağut

- Ebu Hureyre Gerçekte Kimdir?

- Hadis - Mantık Çelişkileri

- Kurban ve Kurban Bayramı Nereden Geliyor?

- Hadislere Göre Kur'an Eksiktir

- Bildiri: İslam Anlayışında Reform

- Arapça mı, Arap Saçı mı?

- Koca mı Üstün, Allah mı?

- Esbab-ı Nüzül Komedi Hadisleri

- İşte Geleneğin Dini

- Ulul Emir İle Kim Kastediliyor?

- Kul Hakkı

- Yezidi Bir Gelenek: Aşure Tatlısı

- Hz. İbrahim'den Asrımıza Dersler

- Taklitçiliğin Boyutları

- Seb-ul Mesani Nedir?

- Kelle Sayılarak Gerçek Bulmak

- Kıyamet - Mahşer Günü ve Sonrası

- Kur'anda Namaz Vakitleri

- Kur'anda Cuma Konusu

- Salih Olmak Yetmez

- Hudeybiye Anlaşması Uydurma mı?

- Kitap Yüklü Eşekler

- Kur'andaki Hac

- Hz. Nuh'un Oğlu Kimdi? İftira mı?

- Ruhun Ağırlığına Başka Bakış

- Hz. İbrahim Yalancı Değildi

- İncil'de Kadına Bakış

- Şirkin Büyüğü Küçüğü Olur mu?

- Kur'andaki Abdest ve Hijyen

- Din de Bir Araçtır

- Kur'an Okumanın Zararları

- Kur'anda Dua Ayetleri

- Kur'anda Tarih Kavramı ve Bilinci

- Şekilsel Secde Kur'anda Yok mu?

- Salat ve salatı İkame

- Kur'andaki Emr Kavramı Üzerine

- Dindar İnsanlar Şirk Koşar

- Alak Suresinin İlk Beş Ayeti

- Men Arefe'nin Çözümü

- Kur'andaki Av Yasağı

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Din Büyüklerini Tanrılaştırma

- Allah'a ve Muhammed'e Değil

- Kur'andaki Örnek Tevekkül

- Şekilsel Rüku Kur'anda Yok mu?

- Hz. İbrahim Kuşları Kesti mi?

- Ehli Sünnet Dininin Anayasası

- İnsan Allah'ın Halifesi mi?

- Kur'an Üzerinde Düşünmek

- Şirkin Kuyusuna Düşenlere Uyarılar

- Kur'an Ölülere Okunmak İçin mi İndirildi?

- Ayda Okunan Kur'an Masalı

- Hz. İbrahim, Safa ve Merve Masal mı?

- "Haç"er-ul Esved (!)

- Mevlana Sahte Bir Peygamber Değil mi?

- Tasavvufun Tanrısı İki Zıttır

- Kur'andaki Tasavvuf: Teveccüh

- Önce Batıl ve Hurafe İle Savaşalım

- Resuller Haram Kılamaz mı?

- Elçi Muhammed ile İnsan Muhammed'in Farkı

- Tarikatlarda Aracılar Rezaleti

- Nur Suresi 31. Ayet Nasıl Çarpıtılıyor?

- Sırat Kıldan İnce, Kılıçtan Keskin mi?

- Kur'anda Zalimler

- Bütün Mehdileri Çöpe Atıyoruz

- Kur'ana Göre Ramazan Ayı ve Haram Aylar

- Tasavvufçuların İlahı; Varlık ve Yokluk

- Tasavvufçuların Küçük Putları

- Sünnet Etmek yaratılışı Değiştirmedir

- Son Peygamberimizin Mektupları

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Mescid-i Aksa Nerede?

- Büyük Kandırmaca: Hadis

- Kur'an Neden Arapça Olarak İndirilmiştir?

- Kimin dini? Kimin Kitabı? Kimin Meali?

- Evliya Kelimesinin geçtiği Ayetler

- Şimdiye Kadar Yaşanan İslam

- Ayın Yarılması Diye Bir Mucize Yoktur

- Kabe Dikili Taş Değil mi?


Up | Down | Top | Bottom
 
Şu da emredildi: Yüzünü dine bir Hanif olarak çevir. Sakın müşriklerden olma.

Yunus Suresi 105

Ben bir Hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden değilim ben.

Enam Suresi 79

İbrahim ne bir Yahudi idi, ne de bir Hıristiyan. O sadece hanif bir müslümandı. O müşriklerden değildi.

Ali İmran Suresi 67

Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlıbaşına bir ümmetti; bir Hanif olarak Allah'ın önünde eğiliyordu. Müşriklerden değildi.

Nahl Suresi 123

De ki Allah doğrusunu söylemiştir / vaadinde sadıktır.Haydi artık Hanif olarak İbrahim'in Milleti'ne uyun! Müşriklerden değildi o.

Ali İmran Suresi 95

Allah'a ortak koşmadan, Hanifler olarak... Allah'a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir.

Hacc Suresi 31


Up | Down | Top | Bottom

HABERLER

 

 








 

 

  Hanif Islam

 

Kur'an Çalışmaları
 Hanif Dostlar Ana Sayfa -> Kur'an Çalışmaları
Konu Konu: Hadis ve Sunnet Gercekleri Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Gönderi << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
radyoman
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 09 mart 2005
Yer: Antigua And Barbuda
Gönderilenler: 362
Gönderen: 13 mart 2005 Saat 00:44 | Kayıtlı IP Alıntı radyoman

(KASIM AHMED’İN “HADİS: YENİ BİR DEĞERLENDİRME” İSİMLİ MALAY DİLİNDEKİ ÇALIŞMASININ İNGİLİZCE ÇEVİRİSİNDEN KISALTILARAK ALINTILANMIŞTIR) “Mutluluk, ancak Allah'ın emirlerine boyun eğmekle mümkündü

               “HADİS VE SÜNNET GERÇEĞİ”

Esasında hadis savunucularının tutunacakları hiçbir sağlam delil yoktur ve hakkın ortaya çıkmasıyla onların bu iddiaları, birgün mutlaka yok olacaktır. “İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de tağut yolunda savaşırlar. O halde siz şeytanın taraftarlarına karşı savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır” (4:76). Ayeti ile ALLAH, bizleri şeytanın dostları ile savaşmaya çağırmakta.Bu savaşı mutlaka ALLAH ve onun taraftarları kazanacaktır.Çünkü şeytanın hilesi gerçekten zayıftır.Hadis ve sünnetin ne şekilde uydurulup insanların kandırıldığına dair pekçok somut delili görünce, ne demek istediğimizi daha iyi anlayacaksınız. Hadis ve sünnet yalanı hiç şüphesiz, şeytanın en büyük hilelerinden biridir.Ancak ALLAH’ın izni ile o da yok olmaya mahkumdur.

Kur’an karşısında suspus olan hadisciler, ortaya koyacağımız diğer deliller karşısında da mutlaka utanacaklardır.Umarız onlarda hatalarında ısrar etmez ve hakka teslim olarak doğru yola girerler.Kim ki bile bile, göz göre göre hatasında ısrar ederse, o ancak azap için yaratılmış demektir.Böylelerine sadece acırız.Esasında kendi rızasıyla cehenneme koşana, acımak da doğru değildir. Hadiscilerin iddia ettikleri şeyler, hak adına hakkı etkisiz kılmakta ve ancak doğru yolu eğriltmeye yaramaktadır.Ayrıca onların tezleri ne içerik, ne de nakil metodları açısından asla tatmin edici de değildir. Boşluklar,çelişkiler ve yanlışlar, hadis kurumunun genel karakteristiğidir.

Önce hadislerin derlenmesi ve nakledilmesi meselesini ele alalım: Hadis yalanını uydurup dini yozlaştıranlar, iddia ettiklerinin tam aksine peygambere gerçek manada saygı dahi duymayanlardır. İsbatı : “Benden Kur’an dışında bir şey yazmayın.Kim benden Kur’an dışında bir söz yazmışsa onu yok etsin” Hemen hemen tüm saygın kabul edilen hadis kitaplarında mevcut olan bu hadis ile peygamber, hadis yazımını yasaklamışken ,hadisciler çeşitli bahaneler ile bu yasağı delmekte bir sakınca görmemişlerdir. Peygambere saygıdan ve ona uymaktan bahsedenleri, ağızlarından çıkanı birkez daha düşünmeye davet ediyoruz.

Kur’an’ın henüz bir kitap haline getirilmediği ilk dönemlerde hadis ve Kur’an ayetlerinin karışabileceği endişesi şeklinde İleri sürülen bahane inandırıcı olmaktan uzaktır.Çünkü; Kur’an’ın bizzat Allah’ın elçisi eliyle yazıldığı ve bu işin halife Osman zamanına değin geciktirilmemiş olduğuna dairde deliller mevcuttur.Bazı tarihsel kaynaklar, bu nüshanın “ihtilafa neden olur” endişesi ile daha sonra yakılarak imha edildiğini de kaydetmektedir. Diğer yandan peygamber zamanında yazılan Kur’an dışında başka dökümanlarda vardı.Çok meşhur olan Medine Vesikası ve diğer bazı anlaşmalar, Resulullah tarafından yazdırmıştır ve bugüne değin ulaşmıştır.Hadisler de aynı şekilde, yanına gerekli açıklama düşülerek pekala kaydedilebilir ve bugüne değin ulaşabilirdi.

Ama böyle bir çalışma mevcut değildir.. Resmi kabule göre Kur’an’ın derlenip kitap haline getirildiği dört halife döneminde de, hadis yazım yasağı ciddiyetle sürdürülmüştür.Bu da göstermektedir ki, hadis yazım yasağının Kur’an’la karışabilir endişesinden çok daha öte, özel bir sebebi vardır;Bu sebep ise hiç şüphesiz, “Kur’an Dini” yanında alternatif bir din oluşumuna izin vermemekti!. Peygamberin söz ve fiili uygulamalarının yalan yanlış aktarılmasının,”Vahiy Dini” yanında, onu iptal eden ikinci bir din oluşumuna payandalık edebileceğine dair, gerek Muhammed peygamberin, gerekse de ona en yakın arkadaşlık etmiş de dört halifenin önlerindeki en iyi örnek Tevrat, Mişna ve Gemera’idi. Bilindiği gibi Tevrat, Musa peygambere verilen orijinal kitaptır.

Yahudiler Musa’ya verilenin Tevrat ile sınırlı kalmadığını, Tevratın yanında birde sözlü vahiy(yani bizdeki hadis karşılığı) demek olan Mişna ve peygamberin fiili uygulamaları demek olan Gemera’nın(sünnet) da ilahi kökenli olduğuna inanıyorlardı. Bu şekilde Tevrat, tek başına dinsel otorite olmaktan çıkarılmış ve yanına “ortaklar” eklenmişti.Elbette ki bu katmalar, asla gerçek ilahi muradı yansıtmıyordu. Ancak bir şekilde Tevrat’ı safdışı ederek kendi başlarına sapkın bir din vazediyorlardı.Kitap ehlinin yaşadığı bu tecrübe “Yeni dinin kurucusu” ve ona en yakın olanların bilgisi dışında da değildi ve onlar da, hem Kur’an’ı iyi anlamış kişiler olarak,hem de bu yanlış örneğe bakarak, insanları gerçek dinden saptıracak her yolu bilinçli bir şekilde tıkıyorlardı.

Halife Ömer, kendisine hadis yazımını teklif edenlere her zaman eskilerin bu örneğini göstermiş ve “Yeni Mişnalar mı oluşturmak istiyorsunuz! “demiştir. Yine tarihsel kaynaklarda Ebubekir’in ve Ömer’in kendi özel hadis kolleksiyonları olduğu ancak onların daha sonra ellerindeki bu kayıtları yok ettiklerine dair bilgiler de vardır.Kur’an’ı gerçekten anlamış ve iyi bir nebevi terbiye ile yetişmiş olduğunu düşündüğümüz bu kişilerin, gerçekte asla böyle bir bilgi toplamamış olması da kuvvetle muhtemeldir.Peygamberin kesin yasağına rağmen hadis toplayanların, “onun en yakın arkadaşlarını da bir şekilde bu işe bulaştırmak için” bu haberleri uydurmuş olması, gerçeğe daha yakın bir olasılıktır diye düşünüyoruz.Bazı kaynaklar ise, vefatına yakın Rasullulah’ın; “bana kağıt kalem getirin, sizlere bazı tavsiyelerimi yazayım”mealinde, “sarfettiği iddia edilen” sözlerine karşılık, yine Ömer’in : Gerek yok, ALLAH’ın kitabı bize yeter”şeklinde bir karşılık verdiği de geçmektedir.

Evet, o ilk nesil de ancak “Yalnız Kur’an” ile yetinen ve “Yalnız Kur’an” bağlısı bir kuşaktı.Onların bu güzel örneği, ancak 100 ila 200 yıllık bir dönem için sürdürülebilmiş ve daha sonra “yeni bir din”lehine terkedilmiştir. *** ... ALLAH, samimi inananların, doğru yolu bulmak için hadis kitaplarına bakacağını ve böylece kaybolacaklarını bildiği için ve bunun da ancak ALLAH ve elçisi tarafından kınanmış putperestçe bir iş olduğunu samimi inananlar görsünler diye, bu kitaplar içine dahi yeterli işaretler koymuştur.Hadis kitapları, samimi inananların “sadece Kur'an'a” bağlanmaları gerektiğini gösterecek yeterli miktarda delil ile doludur.Biz burada kendi görüşümüzü isbat için hadis kitaplarına ihtiyaç duymuyoruz.Ancak,ALLAH'ın inançsızların ve münafıkların gerçek yüzünü sergilemek için kurmuş olduğu planını göstermek istiyoruz : (1) İbni Said El Hudri ALLAH'ın elçisinden bildirmiştir ki;"Benden Kur'an dışında bir şey yazmayın.Kim Kur'an dışında birşey yazdıysa onu yoketsin." Peygamberin vefatından 30 yıl sonra yaşanmış olan aşağıdaki hadise onun Kur'an dışında hiçbirşey yazmama emrinin asla iptal olmadığını göstermektedir.

Hadis kitaplarında, hadis uzmanları tarafından "çok zayıf"olarak kategorize edilen ve bu yasağın daha sonra iptal edildiğine dair bazı başka hadisleri görmekte mümkündür.Ancak aşağıdaki olay böyle bir iptalin asla vaki olmadığına da delildir: (2) İbni Hanbel'den: Peygamberin en yakın vahiy katibi olan Zeyd,onun vefatından 30 yıl sonra Halife Muaviye'yi ziyaret eder ve ona Peygamber hakkında bir olay anlatır.Muaviye bu hikayeden hoşlanır ve Zeyd'e onu yazmasını emreder.Fakat Zeyd der ki:"ALLAH'ın elçisi kendi sözlerini (hadis) asla yazmamamızı emretti." (3)"Hadis İlmi" isimli meşhur eserinde İbni El Salah, Ebu Hüreyre'den bir hadis nakleder:Ebu Hüreyre demiştir ki;"Birgün biz Peygamberin hadislerini yazarken o çıkageldi ve "ne yapıyorsunuz?" diye sordu.” "Senden duyduğumuz hadisler, ey ALLAH'ın elçisi"dedik.O da,"ALLAH'ın kitabından başka bir kitap mı?" dedi... Biz,"Senden bahsetmeyelim mi???"deyince O; "benden bahsedin.Ama yalan söyleyen cehenneme gider" dedi.

Ebu Hureyre dedi ki;"Biz de yazmış olduğumuz hadisleri topladık ve ateşte yaktık". (4) ("Takyid El İlim" isimli meşhur kitaptan) Ebu Hureyre dedi ki; ALLAH'ın elçisine bazılarımızın hadis yazdığını haber vermişler.O da bizi mescidin avlusunda topladı ve " Sizin yazdığınızı duyduğum şu kitaplar da nedir?" “Ben sadece bir insanım.Her kimde böyle bir yazı varsa, buraya getirsin. Ebu Hureyre; “Biz de onları topladık ve ateşte yaktık" demiştir. (5) İbni Hanbel Müsned isimli kitabında Abdullah İbni Ömer'den bir hadis nakleder:Birgün ALLAH'ın elçisi geldi ve sanki yakında bizi terkedecekmiş gibi;" Ben aranızdan ayrıldığımda (ölümümden sonra ), ALLAH'ın kitabına sarılın. O neyi yasaklamışsa ondan kaçının ve o neyi helal etmişse onu helal kabul edin.”dedi.O, bu hadisinde asla “Sünnet” ten bahsetmemiştir. (6)(Takyid El İlim isimli eserden) Ebu Said El Hudri demiştir ki;"Ben ALLAH'ın elçisinden sözlerini yazmak için izin istedim.Ama o, benim bu talebimi redderek buna izin vermedi." (7) Müslümanların tarihinde “Veda Haccı” bir dönüm noktasıdır.Bu hacda peygamber tarafından vazedilen “Son Hutbe" binlerce Müslüman tarafından dinlenmiştir.

 Bununla birlikte hadis kitaplarında bu hutbenin üç ayrı versiyonu bulunmaktadır.Binlerce kişi tarafından şahit olunan böyle bir olayın bile bir tutarlılık içinde nakledilememesi, hadis kitaplarındaki bozukluğun bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir: 1. Birinci versiyon,"Ben size, eğer sarılırsanız asla doğru yoldan sapmayacağınız,"ALLAH'ın kitabını ve Ehli Beytimi" bırakıyorum. 2. (Müslim 44/4,no:2408; İbni Hanbel 4/366; Darimi23/1,no:3319) Bu, Şii Müslümanlar tarafından uydurulan versiyondur. 3. İkinci versiyon,"Ben size, eğer sarılırsanız asla doğru yoldan sapmayacağınız,"ALLAH'ın kitabını ve sünnetimi" bırakıyorum. 4. (Muvatta 46/3) Bu da sünni müslümanlar tarafından uydurulan versiyondur. 5. Üçüncü versiyon:"Ben size, eğer sarılırsanız asla doğru yoldan sapmayacağınız,"ALLAH'ın Kitabını " bırakıyorum." Müslim 15/19, no:1218 ; İbni Mace,25/84, Ebu Davud,11/56 Bu son versiyon, hem Şii hem de Sünni Müslümanlar tarafından ortak olarak nefret edilen ve Kur'an'ın, Muhammed'in getirdiği yegane mesajın “Kur'an” olduğu bilgisi ile uyumlu, tek versiyondur.

 Ne şii ne de sünni müslümanlar, veda hutbesinin böyle bir versiyonu olduğundan bile habersizdirler ve tek doğrunun kendi inandıkları olduğuna kuvvetli bir şekilde inandırılmışlardır. Gerçekte ise, bunu bilmek dahi istememektedirler. Evet, gerçek acıtır.Ama cehennem ateşi daha da fazla! *** Hadislerin bazı kişiler tarafından yazımının Peygamber zamanına kadar uzanan eski bir tarihe dayandırılması,tarihsel olarak doğrudur.Ancak hem Peygamber,hem de ondan sonra yönetici olarak iş başına gelen raşid halifeler nezdinde bu iş, daima kınanmış ve olumsuz gözle bakılmıştır.Hadis kitaplarında Peygamberin hadis kitaplarını yaktırdığı ve ALLAH'ın kitabı yanında başka kitaplara da tevessül edenlere kızdığı def'aten geçmektedir.Ebu bekir ve Ömer bin Hattab'ın da,hadis kitaplarını yaktırdığına dair kayıtlar vardır.Hadis yazımı yasağı, halife Ömer Bin Abdülaziz tarafında kaldırılıncaya değin sürdürülmüştür.Ancak bundan sonra, pek çok hadis kitabının ortaya çıktığı görülmektedir.Malik İbni Enes ve İbni İshak'ın eserleri, bu dönemin meşhurlarındandır. El Muvatta isimli 500 'den fazla hadis ihtiva eden eden kitabıyla Malik İbni Enes, daha da çok şöhret kazanmıştır.

Hicri ikinci yy.'ın sonunda ise"Müsned" isimli meşhur kitaplar ortaya çıkmaya başladı.(örn.Ahmed İbni Hanbel'in 40.000 civarında hadis ihtiva eden Müsned'i) 3.Hicri yy.'ın ilk yarısında ise bugün dahi yaygın olarak benimsenen meşhur altı hadis kitabı ortaya çıktı. 1-Sahih Buhari 2-Sahih Müslim 3-Ebu Davud 4- Tirmizi 5-Nesai 6-İbni Mace Bu kitaplarda, aksi yöndeki iddiaya rağmen gerçekte Kur'an'ı aşan "yeni bir din"yazılmıştı.Bu kitapların yazarları, yazmış oldukları hadislerin Kur'an ile,diğer hadisler ile yada sağduyu ile çelişip çelişmediğine o kadar da dikkat etmediler.Böylece onlar gerçekte ALLAH'ın bir vaadini yerine getirmiş oldular:

(6:112-113) 112- “Biz böylece, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. Bunlar birbirini aldatmak için süslü sözlerle vesvese verirler. Rabbin dileseydi onu yapamazlardı. Artık onları iftiraları ile başbaşa bırak. 113- Bir de ahirete iman etmeyenlerin kalbleri, o yaldızlı söze kansın, ondan hoşlansın ve işledikleri suçları işlemeye devam etsinler diye böyle yaparlar.” Bugün bilinen bazı hadislerin peygamber zamanında yazılmış olması ihtimal dahilinde iken, onun vefatından sonra ortalıkta dolaşan hadis miktarı, hızla artmaya başladı ve daha bir kaç on yıl içinde rakamsal olarak ikiye- üçe katlandı.Çığ gibi artan bu sayının 2. ve 4.yy boyunca devam eden derleme çalışmaları sırasında “yüzbinlere” ulaştığı görülmektedir.Derlemeler Muhammed'in(SvS) açık emrine rağmen yapılmıştır,fakat gelenekçiler bu yasağın Kur'an'la karışma endişesiyle ilgili olduğunu ve bu ihtimal ortadan kalkınca yasağın da kaldırıldığını söylemektedirler. Bununla birlikte tarihsel deliller, söz konusu yasağın peygamberin vefatından 30 yıl sonra bile hala devam ettiğini ve asla kaldırılmadığını göstermekte.Peygamber hayatta iken Kur'an mevcut olmasına rağmen, bugün Sünni ve şiilerin ellerinde bulunan derlemeler (Kütüb-ü Sitte gibi), o zaman yoktu ve bu eserlerin ancak peygamberin vefatından 210 ila 410 yıl sonraki bir süre içinde yazıldığını biliyoruz.

Derlemeler niçin daha önce yapılmamıştır? Sadece bu durum bile “hadisin”, asla peygamber tarafından tasvip edilmeyen, sonradan ortaya çıkmış “yeni bir şey” olduğunu isbat eder. Bazı modern hadis bilimciler, hadislerin peygamber zamanında da yazıldığına dair delil olduğunu söylemektedirler: Onlara göre hadisler ezberlenmiş ve resmi toplama işinin yapıldığı ikinci ve üçüncü yy.la kadar kuşaktan kuşağa aktarılagelmiştir.Bu iddialarını doğru kabul etsek bile, hala cevaplanmayan soru, “bu işin niçin daha erken bir dönemde, mesela ilk şahitlerin henüz ölmemiş olduğu dört halife döneminde yapılmadığıdır”. Hatırlarsak,veda hutbesinin sünni versiyonunda peygamberin, müslümanlara Kur'an'la birlikte "sünnetini de" miras olarak bıraktığını görülmektedir..Şimdi binlerce kişi tarafından dinlenen böyle bir hutbeden sonra, NİÇİN raşid halifeler onun sünnetinin yazımını ve derlenmesini üstlenmemişlerdir?

Onlardan hiçbirinin bu işi yapmamış olmasından da açıktır ki, peygamber böyle bir şeyi asla söylememiştir ve sünnet uydurması, ancak ona atfedilen bir yalandır.Gelenekçiler tarafından ileri sürülen hadis yazımının yasaklanmasının Kur'an ile karışma endişesine bağlı olduğu savı ise, tatmin edici değildir.Bu iddia hem kendilerinin “hadisler peygamber zamanında da yazıldı”teziyle çelişir, hem de Peygambere ait Medine vesikası,bazı anlaşma ve mektupların varlığı, onların bu görüşünü yalanlar.(Kur'an ile karışma endişesi onların iddia ettikleri boyutta olsaydı başka hiçbir şey yazılmazdı.) Her halükarda, en azından Kur'an'ın kitap haline getirildikten sonra, artık Kur'an ile hadislerin karışması diye bir olasılık kalmamıştır.Ancak bakıyoruz ki hadisler, yine de derlenmemiştir.Bu durumda akla yakın tek seçenek kalmaktadır, o da peygamberin koyduğu bu yasağının ,bilinçli bir şekilde devam ettirildiğidir. Açıktır ki, sonraki kuşaklar bu yasağı çiğnemekte bir sakınca görmemişlerdir. O zamanlar insanların adetleri, gelenek ve görenek anlamında kullanılan “sünnet ise”,daha sonra “Peygamberin sünneti” şeklinde "din"leştirilmiştir.

Devam edecek



__________________
43/44 Dogrusu o Kur'an, senin için de, kavmin için de bir ögüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.
Yukarı dön Göster radyoman's Profil Diğer Mesajlarını Ara: radyoman Ziyaret radyoman's Ana Sayfa
 
radyoman
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 09 mart 2005
Yer: Antigua And Barbuda
Gönderilenler: 362
Gönderen: 13 mart 2005 Saat 00:46 | Kayıtlı IP Alıntı radyoman

Hadis Gercegi 2

HADİS SAYILARI Toplanan ve peygambere izafe edilen hadislerin sayısı yüzbinlerle ifade edilmektedir,yaklaşık olarak 700.000'dir. Bu hadislerin yüzde 99'u, peygambere ait olan sözleri, olmayanlardan ayırabileceğini düşünen erken dönem müslümanlar tarafından, "sahte" olarak tasnif edilmiş ve reddedilmiştir. Şimdi bazı meşhur hadis toplayıcılarına ve topladıklarına bir bakalım: (1)Malik İbni Enes,El Muvatta isimli eserinde 500 civarında hadis toplamıştır. (2)Ahmed İbni Hanbel,Müsned isimli eserinde 40.000 civarında hadis toplamıştır. O, bu 40.000 hadisi 700.000 hadis arasından seçmiştir.Diğer bir deyişle o , 660.000 hadisin “ispatsız,yalan ve uydurma” olduğuna ve ancak diğerlerinin orjinal olabileceğine karar vermiştir.Bu da % 94 oranında bir yalan ve uydurma demektir! Buhari, 600.000 civarında hadis toplayarak bunların 7 27 5 tanesini kabul etmiştir. 592.725 adet hadis, onun tarafından “delilsiz,yalan ve uydurma” olarak değerlendirilmiştir.Bu rakam da onun topladıklarının % 99'u yapar... (3) Müslim 300.000 hadis toplamış ve bunların ancak 4000 tanesini kabul etmiştir.

O da 296.000 adet, yani % 99 oranında hadisi reddetmiştir... *** Bu rakamlar, İslam düşüncesine arka kapıdan sızan, yada sızmaya çalışan yalanların boyutu hakkında bir fikir verecektir.Şimdi ALLAH'ın niçin , “tek orjinal kitap, “kabul edilmesi gereken yegane hadis" ve “en iyi hadis” olan kitabı Kur'an'ı, “koruma altına aldığını” söylediğini daha iyi anlamaya çalışmamız lazımdır. Böyle bir garanti başka hiçbir kişi ve kitap için geçerli değildir, ki o bazıları, kendi görüşlerini dine yamamak için Kur'an'ın mükemmelliğine ve herşeyi detaylı bir şekilde anlattığı iddiasına dil uzatmaktadırlar.Onlara göre, bu mükemmel kitabı açıklayacak başka kitaplara da ihtiyaç vardır. İşte o başka kitapların hali!

                   HADİS VE SÜNNET DİNSEL KAYNAK MIDIR?

Klasik islam hukuk anlayışına göre, bütün müslümanlar Kur'an dışında birinci dini kaynak olarak peygamberin “hadis ve sünnetini” kabul etmek zorundadır. Bununla birlikte bu anlayışın temelinin, Muhammed peygamberin vefatından iki yüzyıl sonra meşhur İmam Şafi (ölüm tarihi:h.204/820) tarafından atıldığının farkında olan, ancak çok az kişi vardır. Ortodoks sünni anlayışının "Sahih altı hadis kitabı"olarak kabul ettikleri Kütüb-ü Sitte'nin de,Buhari (ölm.256/870) Müslim (ölm.261/875) Ebu Davud (ölm.275/888) Tirmizi (ölm.279/892) İbni Mace (ölm.273/886) ve El Nesai (ölm.303/915) tarafından, Peygamberin vefatından 220 ile 270 yıl sonra , 2.hicri yy.ın sonları ve 3.hicri yy.ın başlarına kadar geçen süre içinde yazımı,yine İmam Şafi'nin bu görüşlerini yaymasından sonraya rastlar. Daha küçük bir azınlık olan Şii'lerin de kendi hadis derlemeleri vardır ve daha ziyade Ali'nin sözleriden oluşan bu derlemeler, 3. ve 4. hicri yy.da El Kulaini (ölm.328) İbni Babuweyh ölm.381) Cafer Muhammed El Tusi (ölm.411) ve El Murtaza (ölm.436) tarafından yazılmıştır.

Hadis ve sünnet bu şekilde, Şafi'ni görüşü ve din bilginlerinin icmasıyla dinin doğuşunda ancak uzun bir süre sonra Kur'an'ı açıklayıcı ve tamamlayıcı bir kaynak olarak müslümanlar tarafından kabul edilmeye başlandı.Bu esnada Kur'anın kendi başına anlaşılamayacağı ,bu sebeple de “tam” olmadığına dair görüşler de benimsenmiş oldu.Şiiler, sünnilerin geliştirdiği bahse konu hukuksal anlayışlarını bütünüyle benimsemeseler de, “Kur'an'ın yanında hadis ve sünnetin de dinsel bir kaynak olduğunu” doktirinini aynen kabul ettiler. *** İslam toplumunda "hadis ehli" yada "gelenekçiler" tabir edilen kesimin ortaya çıkışı , ikinci İslami yüzyıl başına, yada diğer bir deyişle peygamberin vefatından yüzyılı aşkın bir zaman geçinceye değin belirgin hale gelmemiştir.

Peygamber ile, onun bazı uygulamalarını anlatan ilk "resmi"eserin (İmam Malik'in El Muvatta'sı/ ölm.h. 17 9) ortaya çıkışı arasında "büyük bir boşluk" vardır. Peygamberin yakın arkadaşı olan ilk dört halifeden bize intikal eden herhangi bir derleme olmadığı gibi, onların bu tarz bilgiye dayanan fazlaca bir uygulama yapmadıkları tarihsel olarak da bilinmektedir.Herşeye rağmen gelenekçiler, “peygamberin hadis ve sünnetinin başlangıçtan beri inananlar üzerine bir yükümlülük teşkil ettiği” fikrini kabul ettirmeyi başarmışlardır. Onlar bu otoritenin yine Kur'an'dan kaynaklandığını da iddia etmektedirler.Aksi takdir de zaten böyle bir iddia da başarılı olmazlardı ve Kur'an otoritesi olmaksızın, hadisler otomatik olarak reddedilirdi. Şimdi görülecektir ki,bu iddia yanlıştır. Onların bu konuda dayandıkları "dört temel argüman" olduğunu görüyoruz :

 1- “Hadisler de ilahi vahiy iledir.” 2- ALLAH'ın peygambere itaati emreden emrinin manası ,hadislere de itaat etmektir.” 3- Peygamber Kur'an'ı yorumlayan ve ne şekilde anlaşılması gerektiğini gösteren kişidir.” 4-”Peygamber inananlar için bir örnektir ve bu sebeple onun sünnetine uymak da bir yükümlülüktür”. *** Birinci iddia: "Hadis ve Sünnet de vahiy iledir." Onların bu iddialarını desteklemek için kullandıkları Kur'an ayeti şudur: "Ey bizim Rabbimiz, bir de onlara içlerinden öyle bir peygamber gönder ki, onlara senin âyetlerini okusun eylesin, kendilerine kitabı ve hikmeti öğretsin, içlerini ve dışlarını tertemiz yapıp onları pâk eylesin." 2:129 2. "Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı, azmadı. 3. O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz.4. O(nun konuşması kendisine ) vahyedilenden başkası değildir. "(53.sure)

Klasik hukuksal anlayışı ilk kez ortaya koyan meşhur hukukçu İmam Şafi, yukarıdaki ayettte ve benzer başka ayetlerde geçen "hikmet" kelimesinin ,"sünnet"yada "hadis"olduğunu iddia etmiştir. Ana eseri olan "Risale"'de buna değinmektedir; “...Bu şekilde ALLAH, "kitaptan" ki o Kur'an'dır ve "hikmet"ten bahsetmektedir.Kur'an'ı çok iyi bilen ve aynı fikirde olduğum bazı kişilerin, buradaki "hikmet"in peygamberin sünneti olduğunu söylediğini duydum.Bu da ALLAH'ın sözü ile aynıdır, fakat en doğrusunu ALLAH bilir.Çünkü burada “Kur'an” ve peşisıra "hikmet'ten bahsedilmektedir;Daha sonra da ALLAH'ın insanlara kitabı ve hikmeti öğreterek yapmış olduğu iyiliğe değinilmektedir.işte bu sebeple "hikmetin", peygamberin sünneti dışında bir şeyi işaret etmesi mümkün değildir”.

Şafi'nin "hikmet"kelimesini peygamberin sünneti şeklindeki yorumlaması, meseleyi halletmekten ziyade başka soru işaretlerini akla getirmekte. Acaba Şafi bu yorumunda haklı mıdır? Onun bu yorumu için başka bir Kur'ansal bir dayanak daha ortaya koymadığı da açıktır.Bunun yerine o, sadece aynı fikirde olduğu bazı "uzman"ların görüşünü aktarmaktadır.Kimdir bu "uzmanlar” ve onların delilleri nedir,Şafi bu konularda bizi yine aydınlatmamakta. Mantık bilimine göre herhangi bir kişi tarafından ortaya konan herhangi bir görüşü sorgulayabiliriz ,ama kesin olan bir şeyi değil. Yukarıda verilen alıntıda Şafi, olasılık ifade eden bir durumdan kesinlik ifade eden bir sonuca,yeterli delil’leri ortaya koymadan atlayıvermiştir.

Bu ise bilimsel bir yaklaşım olarak kabul edilemez. *** ALLAH, Kur'an'ı açıklayacak olanın kendisi olduğunu ifade etmektedir.Bu da Kur'an'ın kendi kendini açıkladığı anlamına gelir.Bu ipucundan haraketle "hikmet" kelimesini ele alırsak yirmi ayrı yerde geçen "hikmet" kelimesinin, "Kur'an öğretisi" yada “elçi ve nebilere verilen genel bilgelik” anlamı taşıdığı ortaya çıkmaktadır."Bu sana Rabbinin vahyettiği hikmetten bir kısımdır" ayeti ile hikmet kavramı, 22 ile 38.ayet arasında anlatılan, putlara tapmamak, dürüst ve iyliksever olmak gibi değerlere bağlanmaktadır. Başka bir kullanım da;

Allah peygamberlerden şöyle söz almıştı: "Andolsun ki size kitab ve hikmet verdim, sonra yanınızda bulunan (kitaplar)ı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde ona muhakkak inanacak ve ona yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?"demişti. Onlar: "Kabul ettik" dediler. (Allah da) dedi ki: "Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım".( 3:81) ayetinde geçen "hikmettir".

Burada tüm ilahi kitaplar ve onların içeriklerinden bahsedilmektedir.Yine başka bir ayette de Lokman'a verilen hikmette değinilmektedir ki, buradaki anlamda da yine bilgeliktir.Yukarıda verilen Kur'ansal deliller ışığında iki sonuca varabiliriz; Birincisi, 2:129 ayetinde geçen ve Şafi tarafından hadis ve sünnet olarak yorumlanan "hikmet", Kur'an daki ahlaki öğretilerdir.İkincisi de, genel olarak bu tip bir bilgeliğin tüm peygamberlere verilmiş olduğudur. Muhammed SvS ‘de bir peygamber ve idareci olarak bu bilgeliği kendi halkına aktarmıştır ve bir kısım hadisler de bunu hala görmek mümkündür.Diğer yandan bu ayetlerin bağlamından hiçbir şekilde Peygamber'in sözlerinin, Kur'an'ın yanında ayrıca bir dinsel kaynak olduğuna dair, Kur'ansal bir anlam çıkartılamaz.

Bu noktada Kur'an'da geçen hadis ve sünnet kelimelerinin incelenmesiyle de ilginç bilgileri açığa çıkmaktadır : Kur'an'da geçen sünnet kelimesi ile, daima” İlahi kanunlardan oluşan sistem” ve “eskilerin halleri” kasdedilmiştir ve bu kelimenin hiç bir kullanımında , peygamberin hal ve hareketine değinilmez : "Bu, ALLAH'ın daima geçerli olan sünnetidir. ALLAH'ın sünnetinde bir değişiklik olmaz."(48:23) “Allah, sizlere bilmediklerinizi bildirmek, sizden öncekilerin yollarını (sünnetini) size göstermek ve tevbenizi kabul etmek istiyor. Allah, her şeyi çok iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (4:26)

Devam edecek



__________________
43/44 Dogrusu o Kur'an, senin için de, kavmin için de bir ögüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.
Yukarı dön Göster radyoman's Profil Diğer Mesajlarını Ara: radyoman Ziyaret radyoman's Ana Sayfa
 
radyoman
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 09 mart 2005
Yer: Antigua And Barbuda
Gönderilenler: 362
Gönderen: 13 mart 2005 Saat 00:47 | Kayıtlı IP Alıntı radyoman

Hadis Gercegi -3

KUR’AN’DAKİ “HADİS” Muhammed Peygamber ALLAH'ın elçisidir ve son nebi'dir.Yine O, son mesaj olan Kur'an'ı getirmiştir. ALLAH inananlara kendi kitabının tam, mükemmel ve tüm detayları ihtiva eden olduğunu söylemektedir(bkz. 6:19, 38, 114, 12:111). Yine ALLAH, bize kendi sözlerinin asla tükenmeyeceğini ve istese bu Kur'an'dan daha fazlasını da verebileceğini hatırlatır(18:109, 31:27). Herşeyi bilen ALLAH, insanların Muhammed Peygamberin vefatından sonra yalanlar uydurup bunlara "hadis" adı vereceğini de bilmektedir. Bütün bunlara karşı O, Kur'an'da "hadis" kelimesini kullanmıştır. Gerçek inananlara, kabul edilmesi gereken yegane hadis'in “ALLAH'ın Hadisi (Kur'an) olduğunu söylemiştir. Hadis kelimesi, Kur'an'da pekçok kez geçer, 31 kez değişik formlarda ve 18 defa da aynen! Hadis kelimesinin olumlu anlamda kullanıldığı hiç bir durumda, bugün müslümanların Peygamberin sözü olarak inandığı mana kasdedilmemektedir.

 Kur'an'da geçen hadis kelimesi ile ilgili yapılacak kısa bir tarama, ALLAH'ın bizlerden isteğinin, kendi hadisi (sözü) olan Kur'an dışında başka hiçbir hadisi takip etmememiz olduğunu gösterecektir. Şimdi, Kur'an'ın "hadis" hakkında söylediklerine bir bakalım. İfadeler açıktır, ancak ALLAH'ın sözlerine karşı sağırlıkta ısrar edenler için, elbette ki bunları anlamak güç olacaktır :

"Onlar göklerin ve yerin hükümranlığının kime ait olduğunu ve ALLAH'ın yarattığı herşeyi görmüyorlar mı? Ecellerinin onlara yakın olabileceği akıllarına da mı gelmiyor? Onlar bunun dışında başka hangi HADİS'e inanırlar? (7:185) "İnsanlar arasında diğerlerini ALLAH'ın yolundan saptırmak için hiçbir temeli olmayan "HADİS"'e, boş yere bağlananlar var. İşte alçaltıcı azap bunlar içindir(31:6). ALLAH, “HADİS”'in en güzelini, birbirine benzer, ikişerli bir Kitap halinde indirdi. Rablerinden korkanların, ondan derileri ürperir, sonra derileri ve kalbleri ALLAH'ın zikrine yumuşar. İşte bu (Kitap) ALLAH'ın rehberidir. Dilediğini bununla doğru yola iletir. Ama ALLAH, kimi sapıklığında bırakırsa artık ona yol gösteren olmaz. Kıyâmet günü, yüzüyle o en kötü azâbdan korunmağa çalışan (ile güven içinde bulunan bir olur) mu? (O gün) Zâlimlere: "Kazandığınız(ın tadın)ı tadın!" denmiştir(39:23). İşte şunlar, ALLAH'ın âyetleridir, onları sana gerçek ile okuyoruz.

ALLAH'tan ve O'nun âyetlerinden sonra hangi HADİS'e inanacaklar? (45:6). Eğer samimiyseler, bırak onlardan bunun gibi bir HADİS üretsinler(52:34). Bu HADİS'i(Kur’an’ı) yalanlayanı bana bırak; onları bilmedikleri yerden derece derece (azâba) yaklaştıracağız(77:50). Onlar bun(a inanmadık)dan sonra hangi HADİS’e inanacaklar?(77:50). “Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytânlarını düşman yaptık. Bunlar, aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu yapamazlardı. Artık onları, uydurdukları şeylerle baş başa bırak.Öyle ki âhirete inanmayanların kalbleri, onların yaldızlı sözleri’ne kansın, ondan hoşlansınlar ve onlar, işledikleri suçları işlemeğe devam etsinler. ALLAH, size Kitabı açıklanmış olarak indirmiş iken O'ndan başka bir hakem mi arayayım? Kendilerine Kitap verdiklerimiz, O Kur'an’ın, gerçekten Rabbin tarafından indirilmiş olduğunu bilirler, hiç kuşkulananlardan olma! Rabbinin sözü hem doğruluk, hem de adâlet bakımından tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirebilecek hiç kimse yoktur. O, işitendir, bilendir. Yeryüzünde bulunan(insan)ların çoğuna uyarsan, seni ALLAH'ın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zanna uyuyorlar ve onlar sadece saçmalıyorlar.”

(6:112-113). Yukarı da verilen ayette ALLAH, ısrarla, kitabının “tam” ve “açıklanmış” olarak indirildiğini söylüyor. ALLAH ile aynı düşünce de olmayan hadisçiler, uydurma bir takım sözlerle ALLAH'ın kitabını açıkladıklarını zannediyorlar. ALLAH ise, bu sözleri uyduranlara kasten izin verdiğini, bunların ancak “doğru zannettikleri şeylere uyan, aldatılmış kişiler” olduğunu vurguluyor. Aynı zamanda bu sözleri uyduran ve uyan kişilerin, “peygamber düşmanı” ve de “günahkar” olduklarını da ifade ediyor. ALLAH'ın hadisler hakkındaki bu sözlerine inanmamız gerekmez mi? Eğer inanmak istemiyorsanız, bir de şu iki ayeti inceleyin :

 “ALLAH'ın vahiyleri ile ikaz edildiği halde bunu gözardı edenden daha kötüsü kimdir? Biz şüphesiz ki, suçluları cezalandıracağız.”(32:22) “Onlardan birine ayetlerimiz okunduğunda o sanki duymamış gibi,kulakları sağır gibi,küstahlıkla arkasını döner.Ona acı bir azabı müjdele.”(31:7)

İkinci iddia: "Peygambere itaat edin" demek ,"hadis'e uyun" demektir. Gelenekçiler tarafından öne sürülen bu ikinci argüman, onlar tarafından "hadis ve sünnete uyun" şeklinde yorumlanan ve ALLAH'ın "peygambere itaati emreden” ayetine dayanmaktadır.Şafi, El risale isimli kitabında kendi görüşünün temelini oluşturan bu argumanı yorulmadan, defalarca tekrar etmektedir : ...”Fakat,onun tarafından her neye karar verilirse ona itaat etmemiz ,ALLAH tarafından kendisine itaat ile eşitlenmiştir ki, bu da onun sünnetidir. Ona itaatsizliğimiz de ALLAH'a itaatsizliğimiz olarak kabul edilecek ve bağışlanmayacaktır....” ..

ıkça görülmektedir ki yukarıdaki ayet ve benzer ayetlerden anlaşılan, Peygambere itaat ile ALLAH'a itaatin aynı olduğudur, çünkü peygamber kendi başına hareket eden bir eleman değildir. Bir elçi olarak o, mesajı getiren kişidir ve ona itaat ile ALLAH'a itaat eş manalıdır. Kur'an'da da ifade edildiği gibi : “Elçinin yegane görevi mesajı iletmektir" Dikkat edilmesi gereken nokta şudur ki, Kur'an burada "elçi" kelimesini kullanmaktadır, Muhammed değil! O sebeple itaat edilecek olan da, ancak onun getirdiği mesaj olmaktadır.Kısacası ALLAH ve elçisi bu bağlamda tek bir bütünü oluşturmaktadır ve ayrı düşünülemez. Kur'an'ın kendi kendini açıkladığını ise daha önce belirtmiştik. Şimdi başka ayetlerden de görülmektedir ki, ALLAH ve elçisine itaat dahi, sonuçta ALLAH'a itaat ile alakalıdır ve hatta aynı anlamlıdır.

Örneğin : De ki: Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda ortak olan bir söze geliniz. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: "Şahit olun biz müslümanlarız". (3:64) Bu şekilde, elçiye itaatin onun hadislerine itaat olduğu manası, kategorik olarak anlamsız hale gelmektedir. 3.İddia:"Hadisler Kur'an'ı açıklıyor." Gelenekçiler; Muhammed peygamberin Kur'an'ı açıkladığını ve bu açıklamanın da hadisler yoluyla geldiğini söylemektedirler. Onlara göre hadisler olmasa ALLAH'ın Kur'an'daki emirlerini anlayamayız ve uygulayamayız. Gelenekçilerin bu iddialarına destek olarak ileri sürdükleri ayet de şudur :

 Biz o peygamberleri mucizelerle ve kitaplarla gönderdik. Ey Peygamberim! Sana da Kur'ân'ı indirdik ki, insanlara vahyedileni açıklayasın. Belki onlar da düşünürler(16:44). (Ey Resulüm!) Biz, sana bu kitabı (Kur'ânı) sırf hakkında ihtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklaman için ve iman edecek topluma bir hidayet, bir rahmet olsun diye indirdik(16:64).

 Bu ayetlerin yorumunu yapan, bir yazar; peygamberin Kur'an'da genel hatları ile bildirilen meselelerin detaylarını açıkladığını, mesela namaz vakitleri, namazların rekat sayıları ve zekat yüzdesi gibi konuların onun tarafından açığa kavuşturulduğunu söylemektedir.Kur'an'ın yorumlanması ve açıklanması meselesi ile ilgili Kur'ansal beyanlar ve tarihsel deliller göstermektedir ki, ne Muhammed peygambere, ne de bir başkasına, bu tarz bir bilgi bir kerede ve tamamen verilmemiştir. Zaten Kur'an, herşeyi bilen sonsuz ilim sahibi ALLAH'ın kitabı olarak tam olarak anlaşılamaz. Ancak, uzun ve rasyonel bir düşünsel süreç içinde peyderpey anlaşılabilir. Kur'an'ın yorumlanmaya çalışıldığı uzunca bir dönem buna şahittir. Ayrıca, müteşabih kabul edilen bazı Kur'an ayetleri ile ilgili aşağıdaki beyan da bu gerçeğe işaret eder :

 "Onun gerçek yorumunu ALLAH'dan ve ilimde derinleşmiş olanlardan başkası bilemez." Bu ayet sadece müteşabih ayetlerle ilgili iken, ALLAH açıkça ifade eder ki Kur'an'ı öğreten ve açıklayan da kendisidir. Bunun anlamı, hem Kur'an'ın kendi kendini açıkladığı, hem de ALLAH'ın insanoğluna belli zamanlarda belli anlayışı vererek bu konuda yardımcı olduğudur.Son dört yüzyıl içinde yapılan bilimsel keşifler, ondört asır önce indirilen Kur'an’ın bazı ayetlerinin anlamını daha yeni anlamamızı sağlamıştır.

Devam edecek



__________________
43/44 Dogrusu o Kur'an, senin için de, kavmin için de bir ögüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.
Yukarı dön Göster radyoman's Profil Diğer Mesajlarını Ara: radyoman Ziyaret radyoman's Ana Sayfa
 
radyoman
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 09 mart 2005
Yer: Antigua And Barbuda
Gönderilenler: 362
Gönderen: 13 mart 2005 Saat 00:48 | Kayıtlı IP Alıntı radyoman

hadis gercegi -4

İBADETİN ŞEKLİ Gelenekçiler;”eğer hadisler olmasaydı nasıl ibadet ederdik” diye ısrarla sormaktadırlar.Bu da onların Muhammed öncesi arab tarihini dikkatli bir şekilde tetkik etmediklerini göstermektedir.Kur'an İslam dinini bütün ibadetlerinin orjinal olarak İbrahim peygambere verildiğini ifade eder.İbrahim’den sonra gelen tüm gerçek inananlar ve peygamberler de bu ibadetleri yerine getirmişlerdir.Yine bu konuda Kur'an, içlerinde araplarında olduğu daha sonraki nesillerin, zamanla bu ibadetleri terkettiklerini de söylemekte.Ayrıca yine dikkat edilmelidir ki vahiy sırasına göre 3. olan Müzemmil suresinde dahi, salât(namaz) ve zekat emredilmiştir.

Bu da onların bu ibadetlere hiçte yabancı olmadıklarına delildir. Peygamberin biyografisini yazan İbni ishak gibi erken dönem tarih yazarlarının eserlerinde de, bu durumu doğrulayacak deliller görülebilmektedir.Tüm bunlar da isbat etmektedir ki, namaz ibadeti hiç de gelenekçilerin iddia ettikleri gibi "Mirac" olayı sırasında ilk kez Muhammed'e verilmiş değildir. Zaten bir an düşününce namaz ibadetini hadislerden öğrenmediğimizi de farkedebiliriz.Bu ibadet, ilk kaynak olan İbrahim peygamberden bu yana, geleneksel olarak nesilden nesile aktarılagelmektedir.Hal böyle olunca Kur'an, binlerce yıldan beri süre gelen bu İbrahimi geleneği yeniden anlatma ihtiyacı duymaz.

Bununla birlikte namazı ilgilendiren temel esaslar, yine de değişik ayetlerde zikredilir: (5:6), (4:43), (7:31), (2:144), (11:114, 17:78, 24:58, 2:238, 30:17-18, 20:130), (2:43,125, 3:42, 22:77, 48:29), (17:110), (72:18), (4:101,103). Yine hatırlanmalıdır ki Kur'an, tüm ibadetlerde daima "samimiyete" vurgu yapar ve "şekil" yönüne takıntı yapmamayı öğretir. Bunun niçin böyle olduğu açıktır: Şekil saplantısı ibadetin özünü unutmaya yolaçabilir.Tıpkı bir zamanlar Yahudilerin yaptığı gibi :

 67- Hani bir zamanlar Musa kavmine demişti ki: Allah, size bir bakara (sığır) boğazlamanızı emrediyor. Onlar da " sen bizimle eğleniyor, alay mı ediyorsun?" dediler. Musa da:"Böyle cahillerden biri olmaktan Allah'a sığınırım." dedi. 68- Onlar, "Bizim için Rabbine dua et, her ne ise onu bize açıklasın." dediler. Musa, "Rabbim buyuruyor ki: o ne pek yaşlı, ne de pek taze, ikisi arası dinç bir sığırdır, haydi emrolunduğunuz işi yapınız." dedi. 69- Onlar, "Bizim için Rabbine dua et, rengi ne ise onu bize açıklasın." dediler. Musa,"Rabbim buyuruyor ki: o, bakanlara sürur veren, sapsarı bir sığırdır." dedi.70- Onlar, "Bizim için Rabbine dua et, o nedir bize iyice açıklasın, çünkü o bize biraz karışık geldi, bununla beraber Allah dilerse onu elbette buluruz." dediler.71- Musa, "Rabbim buyuruyor ki: o, ne çifte koşulup tarla süren, ne de ekin sulayan, ne de salma gezen ve hiç alacası olmayan bir sığırdır". Onlar da: "İşte tam şimdi gerçeği ortaya koydun." dediler. Nihayet onu bulup boğazladılar. Az kaldı bunu yapmayacaklardı...

(BAKARA SURESİ). 1985 yılında uzay mekiği Discovery ile uzaya giden Suudi Prensi Sultan Salman'ın, bu yolculukta nasıl namaz kılmak gerektiğine ilişkin ulemaya yönelttiği soru karşısında, şekil takıntılı din adamlarının içine düştükleri zor durum da iyi bir örnek olarak verilebilir!..

Çevirenin Notu: ( Peygamberin Kur'an'ı açıklaması, ALLAH'tan aldığı vahyi bildirmesinden ibarettir.Asıl açıklamayı yapan ALLAH'tır. Örneğin: 176- Senden fetva istiyorlar. Deki: "Allah size (babasız ve çocuksuz kimsenin) mirası hakkında hükmünü açıklıyor: Çocuğu olmayan, fakat kız kardeşi bulunan bir kişi ölürse, bıraktığı malın yarısı o (kız kardeşi)nundur. Çocuğu olmayan kız kardeş ölürse, erkek kardeş ona varis olur. Eğer (ölenin) iki kız kardeşi varsa,bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kardeşler erkek ve kız olurlarsa, erkeğin hissesi, iki kızın hissesi kadardır. Şaşırmamanız için Allah size (hükümlerini) açıklıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir(Nisa Suresi).

Görüldüğü gibi, peygamberden açıklama isteyenlere "ALLAH" gerekli açıklamayı yapmıştır.O'nun(peygamberin) açıklaması ise bu ayeti okumaktan (tebliğden) ibarettir. O'nun bunun ötesinde hüküm koyucu bir izah getirmesi mümkün değildir. O sadece bir elçidir,ALLAH'ın ortağı değil!.. O, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez.(18:26) 15- Böyle iken, âyetlerimiz, kesin birer belge olarak kendilerine okunduğu zaman, o bizimle karşılaşmayı ummayanlar, "Bundan başka bir Kur'ân getir veya bunu değiştir." dediler. De ki, "Onu kendiliğimden değiştiremem, benim açımdan bu olacak bir şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Rabbime isyan edersem, şüphesiz büyük bir günün azabından korkarım." 16- De ki, "Eğer Allah dileseydi ben onu size okumazdım. O da onu hiçbir şekilde size bildirmezdi. Bilirsiniz ki, ben sizin içinizde bundan önce yıllarca bulundum. Siz hâlâ aklınızı başınıza toplamayacak mısınız?"(yunus suresi) ALLAH peygamberine, aldığı vahyi yani Kur'an ayetlerini insanlara okumasını, onların tepkilerinden çekinerek gizlememesini emretmiştir : 37- “Hem hatırla o vakti ki, o kendisine Allah'ın nimet verdiği ve senin de ikramda bulunduğun kimseye: "Hanımını kendine sıkı tut ve Allah'tan kork" diyordun da nefsinde Allah'ın açıklayacağı şeyi gizliyordun. İnsanlardan çekiniyordun. Halbuki Allah kendisinden çekinilmeye daha lâyıktı”(33:37). 39- “Onlar(peygamberler), Allah'ın gönderdiklerini tebliğ ederler ve O'ndan korkarlar, Allah'tan başka kimseden korkmazlar. Hesap görücü olarak da Allah yeter”(33:39). 16- Peygamberler dediler ki: "Rabbimiz biliyor ki biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz." 17- "Bize düşen de sadece apaçık tebliğdir"(36:16-17). 48- “Ey Muhammed! Eğer onlar yüz çevirirlerse bilsinler ki, biz seni onların üzerine bir bekçi olarak göndermedik. Sana düşen sadece tebliğdir” (42:48). 20- “Eğer yüz çevirirlerse, sana düşen şey ancak tebliğ etmektir” (3:20).

Diğer yandan Ehli kitaba da "ALLAH'ın vahiylerini(ayetlerini) açıklamaları" emredilmiştir.Bu emirden murad edilen şey, hiç şüphesiz ALLAH'ın ayetilerini olduğu gibi insanlara okumaları ve işlerine gelmeyen kısımları saklamamalarıdır. Yoksa ayetleri tefsir etmeleri yada yeni hükümler ortaya koymaları değildir:

“İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayetin kendisi olan âyetleri, insanlar için biz kitapta açıkladıktan sonra gizleyenler var ya! mutlaka onlara Allah lanet eder”( 2:159). “Bir zaman Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemiyeceksiniz." diye söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler ve onu az bir dünyalığa değiştiler” (3:187). 15 - “Ey kitap ehli! Kitaptan gizlemiş olduğunuz şeylerin çoğunu açıklayan, çoğundan da vazgeçen peygamberimiz size geldi. Ayrıca size, Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitap da gelmiştir” (5:15).

 Bu son ayette, kitap ehlinin menfaatlerine aykırı gördükleri bazı ayetleri insanlardan gizlediklerini,ancak sadece ALLAH rızasını düşünen peygamberin, insanları bu ayetlerden haberdar ettiğini anlıyoruz. Peygamberin tebliğ anlamı dışında bir açıklama yaptığını iddia etmek, ancak Kur'an'ı ve gerçeği çarpıtmaktır. İstisnasız tüm Kur'an, elçilerin sadece aldıklarını aynen bildirmek manasında bir açıklama yapmakla mükellef olduğuna dair delillerle doludur. Hadiscilerin savunduğu manada Kur'an'ı açıklamak iddiası aynı zamanda mantıksızdır da.Çünkü Kur'an'ın kendisi zaten bir açıklama'dır. Açıklamanın açıklaması olmaz. Ancak bildirilmesi olur ki, bu da tebliğdir. Kur'an, ALLAH'ın yaptığı en mükemmel açıklamadır ve artık, O'nun sözü üzerine söz söylemek kimsenin haddine değildir :

 “…Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır, sakın onlara yaklaşmayın. Allah, âyetlerini insanlara böyle açıklıyor ki sakınıp korunsunlar” (2:187). “…Yine sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: İhtiyaçtan fazlasını infak edin. İşte böylece Allah, size âyetlerini açıklıyor. Umulur ki siz düşünürsünüz” (2:219). “…Onlar sizi ateşe davet ederler, Allah ise, kendi izniyle cennete ve mağfirete davet ediyor ve âyetlerini insanlara açıklıyor. Umulur ki onlar hatırda tutup, öğüt alırlar” (2:221). “…İşte bunlar, Allah'ın tayin ettiği hudududur. Bunları, bilen bir kavim için açıklıyor” (2:230). “Bu (Kur'ân) insanlar için bir açıklama, Allah'dan gereğince korkanlar için doğru yolu gösterme ve bir öğüttür” (3:138). “Meryem'in oğlu Mesih (İsa), sadece bir peygamberdir.

Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Anası da dosdoğru bir kadındır. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak onlara âyetleri nasıl açıklıyoruz. Sonra yine bak nasıl yüz çeviriyorlar!” (5:75). “Suçluların tuttuğu yol açığa çıksın diye, âyetleri işte böyle genişçe açıklıyoruz” (6:55). “(De ki) Allah, size Kitab'ı (Kur'ân'ı) açıklanmış olarak indirdiği halde, ondan başka bir hakem mi arayayım?” (6:114). “Sonra iyilik edenlere (nimetimizi) tamamlamak, her şeyi açıklamak ve doğru yola iletici ve rahmet olmak üzere Musa'ya Kitab'ı verdik ki, Rablerinin huzuruna varacaklarına inansınlar” (6:154). “O, bilecek olan bir kavim için âyetlerini ayrıntılı olarak açıklar” (10:5). “Bu Kur'ân, Allah'dandır! Başkalarının iftirasından beridir, lâkin kendinden önceki kitapları tasdik eder ve o kitabı ayrıntılı olarak açıklar” (10:37).

Daha fazla örnek vermeyi gereksiz buluyoruz ve burada kesiyoruz. Dileyen Kur'an'ı inceleyerek onlarca başka örnek bulabilir. Peygamberin Kur'an'da olmayan hükümler koymak suretiyle Kur'an'ı açıkladığı ve dolayısıyla ALLAH'ın eksik bıraktığı bir işi tamamladığı, ancak yalandır ve cehalettir.Tüm Kur'an da buna şahittir...) (M.B.)

 Dördüncü iddia: "Peygamber'deki Örnek" Peygamberde takip edilmesi gereken güzel bir örnek olduğu ve bu örneğin de onun sünneti olduğu, gelenekçilerin en son argumanını oluşturmaktadır.Onların bu konudaki delilleri ise: "ALLAH 'ın elçisinde sizin için iyi bir örnek vardır"ayetidir. diğer bir ayet de : "Sen şüphesiz büyük bir ahlak üzerindesin" Gelenekçiler bu ayetlerden şu sonucu çıkarmaktadırlar:"ALLAH'ın elçisi mükemmel bir insandı ve o her alanda takip edilecek en güzel örneği sergilemiştir."Hadis bilimci M.M Azami: Eğer Peygamberi toplum için bir model kabul edersek onun davranış tarzı her halûkârda takip edilmelidir" der.Modern din bilimcilerden Prof.Fazlur Rahman'da peygamberdeki davranış örneğinden bahseder;Bununla birlikte yukarıda verilen 33:21 ayetinin bağlamına bakarsak, burada Peygamberin hal ve hareket tarzının tümünden değil ancak, ALLAH'a ve zafere olan inancından bahsedildiğini görürüz.

Yine bu ayet İnananların inançlarının sarsıldığı Hendek savaşı ile ilgili bağlamda yerleştirilmiştir.Bu yüzden onun her alanda iyi bir örnek olduğu gibi bir sonuca varmak yanlış olur.Burada bahsedilen şey ancak Peygamberdeki samimi ALLAH inancı ve Kur'an'a olan bağlılığıdır.Güzel örnek olarak ifade edilen bu durum esas olarak kişisel davranıştan ziyade zihinsel moral ve ruhsal bir haleti anlatmaktadır. Yine başka ayetlerde aynı tabir İbrahim Peygamber içinde kullanılmıştır. Sıkı bir tek tanrı inancı bağlısı(Hanif) olan İbrahim, bu yönüyle daima güzel bir örnek olarak gösterilmiştir. 60.sure 4.ayet bu durumu açıklar:

“İbrahim ve onunla birlikte olanlarda sizin için "güzel bir örnek "vardır.Onlar kendi halkına"biz sizi ve ALLAH'ın yanında uydurduğunuz putlarınızı benimsemiyoruz" dediler.Biz sizi reddiyoruz ve siz de ALLAH'a tek olarak inanıncaya değin bizimle sizin aranızda ancak düşmanlık vardır." Yukarıda geçen güzel örneğe bakarsak, bunun ancak kişinin inancındaki samimiyeti,kararlılığı ideolojik duruşu ve bu uğurdaki mücadele azmi olduğu görülür.Bu da, Kur'an'ın kendi kendini açıklamasına iyi bir örnek olarak değerlendirilebilir.ALLAH'ın müslümanlardan, elçisinin kişisel davranış biçimini takip etmelerini istediğini düşünmek mantıksızdır ve Kur'an'a uygun değildir.Çünkü kişisel davranış kalıpları adetler,eğitim,kişisel eğilimler ve yetiştirilme tarzı gibi pekçok farkı etmen tarafından belirlenir.Gerçekte Peygamberin yeme, içme ve giyim tarzı, zamanının diğer insanlarından,ki bunun içine yahudi ve hristiyanlar da dahildir,çok da farklı değildi.

O eğer arabistan değil de bir başka ülkede yaşamış olsa idi ,o topluma uygun bir yaşantısı olacaktı.Bunlar, kişisel ve kültürel tercihlerdir ve dinin ile ilgi alanı değildir.Yine, peygamber kullandı diye bugünün modern silahlarını terkedip kılıç yada ok kullanacak değiliz.Tüm bu bilgilerden anlaşılması gereken, peygambere uymanın Kur'an'a uymak olduğudur.Çünkü o da ancak bunu yapıyordu. Bu sebeple Kur'an'ın sadece genel prensipleri ortaya koyduğu ve hadislerin onu açıkladığı iddiası, ancak “bir yanlış yorumlanma" dır.



__________________
43/44 Dogrusu o Kur'an, senin için de, kavmin için de bir ögüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.
Yukarı dön Göster radyoman's Profil Diğer Mesajlarını Ara: radyoman Ziyaret radyoman's Ana Sayfa
 
radyoman
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 09 mart 2005
Yer: Antigua And Barbuda
Gönderilenler: 362
Gönderen: 13 mart 2005 Saat 00:48 | Kayıtlı IP Alıntı radyoman

Hadis Gercegi -5

*** POLİTİK ÇATIŞMALAR

 İbni Sad (ölm.230/845), Malik İbni Enes (ölm.179/795),Tayalisi(ölm.203/818), humaydi(ölm.219/834),İbni Hanbel(ölm.241/855) gibi orjinal kaynaklarda yapılacak bir incelemeyle, raşit halifelerin kendi idarelerinde ancak pek az sünnet uygulaması yaptıkları görülecektir. "Peygamberin sünneti" tabiri ise, asla Peygamber tarafından kullanılmamıştır ve ancak onun vefatından çok sonra idareyi devralan, halife Ömer bin Abdülaziz (ölm.720) tarafından ilk kez kullanılmıştır. Fakat daha sonra, İbni Kayyım (ölm.691) gibi kaynaklar,Halife Ebu Bekir ve Ömer'in isimlerini sünnet uygulamaları ile birlikte anmaya başlamıştır. Açıktır ki gelenek yanlıları büyük kabul edilen otoritelerin isimlerini kullanarak kendi görüşlerini bir şekilde kabul ettirme yoluna girişmişlerdir. ...Ali ve Ebu bekir hakkında ortaya atılan hadislerin genel durumundan anlaşılmaktadır ki,bu sözler o anda mevcut olan siyasal çatışmalardan da büyük oranda etkilenmiştir.

O anda mevcut olan çatışma, hilafetin ilk olarak Ali'ye mi, yoksa Ebu Bekir'e mi verilmesi gerektiği hakkındaydı. İbni Abil Hadid (ölm.655), Nahc El Belagat isimli çalışmasında, hadis uydurma işinin ilk kez Ali yanlıları (şiiler) tarafından başlatıldığını kaydeder. Aynı yazar Muaviye ve Ali arasında devam eden çatışma esnasında hadis uydurma faliyetlerinin ne boyuta vardığını da gözler önüne serer. Siyasal ve sosyal eğilimin değiştiği her durumda pekçok yeni hadis üretiliyordu ve birçokları da bu işi iyi niyetlerle yapıyordu. Ancak sonuçta ortaya çıkan şeyin "iyi" olduğunu söylemek imkansızdır. Hadis uydurma ile başlayan ve değişik tartışmalarla devam eden bu ortamda dini kaynakları dondurup hadis üretimini ve tartışmaları kesme fikri ağırlık kazanmaya başladı. Bu durum Şafi'nin öncülüğünde bugün bile etkili olan ana hukuksal anlayışın şekillenmesine yol açtı. O, dinin kaynağı olarak Kur'an, hadis, İcma ve Kıyas'ı ortaya koydu.

 MEZHEPLER Şii ve sünni'ler arasında ortaya çıkan anlayış farklılığı yanında Sünnilerin kendi aralarında bölündüklerini görüyoruz. Kurucuları arasındaki düşünce farklılığına dayanan pekçok mezhep bu dönemde doğmuştur. Başlangıçta onaltının üzerinde iken, zamanla bu sayı azalmış ve Hanefi,Maliki,Şafi ve Hanbeli mezhepleri üstünlük sağlamıştır. Bu dört mezhep arasında da kurucularının düşünce farklılığına dayanan önemli ihtilaflar vardır. Esas farklılık ise daha sonra kurulacak Maliki ve Şafi mezhebini etkileyen İmam Ebu Hanife ve İmam Malik arasındadır. İmam Ebu Hanife(ölm.767) meseleleri yaratıcı düşünceye (ictihada) dayanarak halletme tarzını benimseyerek bir öncü olmuştur. O, Hicaz bölgesinden, Peygamber'den sonra gelen neslin etkilerinden uzak bir yerde, Şam'da yaşamıştır. Bu sebeple de çok fazla hadis dinleme şansı olamamıştır(Bu dört imam da resmi hadis yazım işinden önce yaşamıştır).

Ebu Hanife, problemleri Kur'an ve akıl yoluyla çözme yanlısıydı.İmam Malik(ölm.795) Medine'de yaşamıştır. Hac için Mekke'ye gittiği sefer hariç, Medine dışına hiç çıkmamıştır.Ebu Hanife'den farklı olarak İmam Malik,peygamberin sözlerini anlatan pekçok kişinin bulunduğu bir ortam içindeydi.Bu sebeple de meseleleri çözmek için sıklıkla hadislere başvurmuştur.Bu şekilde Ebu Hanife İctihadı,İmam Malik ise icma yada hadisi savunmuştur.Tüm bu farklılıklar yerel yöneticilerin her iki gruba sıklıkla başvurması sonucunu doğurmuştur.Yöneticinin eğilimine göre bölgesel olarak şu yada bu mezhep güçlenip zayıflayabiliyordu.

Bu ortamda Kur'an'ın değişik düşüncelerin doğuşuna izin veren yapısından doğan çatışmalar, İmam Şafi gibi bu derece düşünce özgürlüğüne tahammülü olmayan kişilerin ortaya çıkmasına yol açtı.Onun çözüm önerisi herşeyi olduğu gibi dondurmaktı! Şafi'ye göre o ana kadar ortaya konan tüm görüşler kabul edilebilirdi;Ancak daha fazlası değil. Böylece icmayı (Alimlerin görüş birliği) öne, ictihadı sonraya alan yeni bir tarz doğmuş oldu.Rahatlık kural haline geldi.Onun peşinden de bu rahatlığı koruyacak “pasiflik” ve “körükörüne itaat” himaye edildi.Tüm bunlar ise az sonra, karamsarlığı ve kaderciliği besleyen unsurlar olarak birleştiler ki,bunun doğal sonucu da düşünsel bir ölümdü! Nitekim bugünün İslam dünyasında hala yaşanmakta olan da bundan ibarettir.Diğer yandan erken dönem İslam tarihinde elde edilen başarıları gören Avrupalılar, sorgulama ve aklın önemini anladılar ve o günden beri ilerlediler! Çünkü, onlar asla akıllarını serbest düşünceye kapatmadılar!.



__________________
43/44 Dogrusu o Kur'an, senin için de, kavmin için de bir ögüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.
Yukarı dön Göster radyoman's Profil Diğer Mesajlarını Ara: radyoman Ziyaret radyoman's Ana Sayfa
 
radyoman
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 09 mart 2005
Yer: Antigua And Barbuda
Gönderilenler: 362
Gönderen: 13 mart 2005 Saat 00:56 | Kayıtlı IP Alıntı radyoman

Hadis Gercegi -6

"İSNAD ZİNCİRİ METODOLOJİSİNDEKİ ZAYIFLIKLAR"

Hadis yazarları,en çok tutulan Hadis yazarları olarak kabul edilen Buhari ve Muslim'in çalışmalarının ne kadar titiz olduğunu söylemekten haz duymaktadırlar.Onlara göre Müslim ve Buhari, en sıkı ve zor teknikleri kullanarak hadis kaynaklarını değerlendirmeye tabi tutmuşlar ve ancak ondan sonra hadis kabul etmişlerdir.Bu arada hadis yazarları tarafından kaynakların doğruluğunun sorgulandığı bir de ilim dalı oluşturulmuştur.Onların bu çabalarını takdir etmemize karşılık bu durum,kullanmış oldukları metodun zayıflıklarını görmemize engel değildir.Şimdi,biliyoruz ki hadislerin çoğu tabiin ve tebei tabiin döneminde (peygamberin sahabesini görenler ve ondan sonra gelen ve bu görenleri görenler) ortaya çıkmıştır. Kimdir bu "tabiin" ve "tebei tabiin" ? "Tabiin";peygamberin vefatından iki buçuk ila dört nesil sonra (yaklaşık olarak 70 ila 120 yıllık bir süre) gelen ve "sahabeyi gören" kişilerdir."Tebei tabiin" ise, bu ilk grubu gördüğü düşünülen diğer bir grup insandır ki,bunlar da peygamberin vefatından sonra gelen dört buçuk ila altı nesil arasına dağılmıştır(130 ila 190 yıllık bir süre yapar!).

Bu da hadislerin, peygamberden yüz ila iki yüz yıllık bir süre sonra ortaya çıktığını göstermektedir.İsnad zinciri metodu ne kadar hassas olsa da, hadis yazarlarının böyle bir şeyden ilk kez bahsetmeleri ve yazıya dökmeleri , son tebei tabiinin vefatından ancak 150-200 yıl sonra gerçekleşmiştir.Bu da demektir ki,isnad zinciri tesbit edilmeye başlandığında yardımcı olacak ne bir sahabe, ne sahabeyi görmüş bir kişi, ne de sahabe görmüş bir kişiyi görmüş olan bir kişi hayattadır.Tüm bu bilgilerin doğrulaması nasıl yapılacaktır,bu meçhuldur!... Burada, bizim amacımız; Buhari,Muslim ve diğerlerini uydurmacılıkla suçlamak değil.Ancak en basit psikoloji ve iletişim eğitimi almış bir kişi bile, 15 kelimelik basit bir mesajın sadece beş kişi arasında kulaktan kulağa nakli sırasında bile bozulacağını test edebilir(Sizde bunu kendi aranızda deniyebilirsiniz).

Tabii ki bu arada hadislerin binlerce sayıda olduğunu ve abdest almaktan, çeşitli hukuki meselelere uzanan, son derece detaylı anlatımlar içerdiğini unutmayın. Bu anlatımların da yüzlerce yıllık bir süre içinde, binlerce millik çöllerle kaplı bir coğrafyaya dağılmış,yüzlerce anlatıcıdan kaynaklandığı da hatırlanmalıdır. Yine unutmayın ki,o zaman haberler ancak deve hızıyla, deri ve kemik parçaları üzerine yazılı olarak dolaşıyordu ve ne kağıt, ne de bunlara yazabilecek adam bulmak hiçte kolay değildi. Bugünün modern dünyasında bile ana tarihsel olaylar hakkında ne, nasıl, hangi şartlar altında gerçekleştirmiş, gibi pek çok belirsizlik vardır.Bir örnek olarak vermek gerekirse; Kenedy suikasti hakkında yada birinci dünya savaşının sebepleri hakkında pekçok bilinmeyen ve çelişkili bilgi vardır.

Aile içinde yaşanan olaylarda bile, olay eskidikçe anlatımlar farklılaşmakta ve belirsizlik artmaktadır.İşte bu sebeplerden dolayı rahatlıkla denebilir ki hadis yazarları, her ne kadar gayret sarfetmiş olurlarsa olsunlar! asla kesinlik iddia edemezler. Mekke'den Şam'a deve sırtında yapılacak bir seyahat en az bir- iki ay sürer.Diğer yandan Arab çölleri arasına dağılmış belli başlı yerleşim yerlerine yapılacak bir seyahatin, çok daha uzun bir zaman alacağı kesindir.Tüm bu gerçeklerde göstermektedir ki,hadis yazarlarının yazmış oldukları bilgileri kişisel olarak doğrulama ihtimalleri son derece azdır.Aksi takdirde ömürlerini büyük kısmını son derece hızlı develerinin sırtında oradan oraya koşturmakla geçirirlerdi!Tarihsel kayıtlarda bu hadis yazarlarının kim olduğu,nerede yaşadıkları ve ne kadar seyahat ettikleri de vardır. Bildiğimiz kadarıyla deve hızı bugünlerde ne ise, o zamanlarda da o idi...

O halde hadis yazarlarının tüm bu boşlukları doldurmak için iyi hikaye anlatımlarına şiddetle ihtiyaç duyduğu ortaya çıkmaktadır.Hadis yazarlarının değindiği pekçok "sahih"anlatıcı, esasen sadece uydurma isimlerdir... Hadisciler bu tip eleştirilerden kurtulmak için çok zekice bir araç geliştirmişlerdir.Bu da sahabenin ta'dilidir.Bu, şu demektir:Hadis anlatımı söz konusu olduğunda Peygamberin sahabesi ilahi bir koruma altına girmektedir ve onlar bu şekilde hata yapmaktan korunmaktadırlar! Bu, hiç şüphesiz akılalmaz ve mantık dışı bir iddiadır ve esasında hıristiyan kitaplarından alınmıştır. İsa peygamberden çok sonraları İncil’i kaleme alanların da, inandırıcılıklarını arttırabilmek için benzer bir yola başvurdukları bilinmektedir.

Şimdi Buhari tarafından ortaya konan bir isnad zincirini değerlendirelim: Muhammed Peygamber Muhammed Peygamber 1.Ömer ibni Hattab 1.Ayşe 2.İbni Vakkas El Laiti 2. Zubeyr 3.İbni İbrahim at Taimi 3.İbni Şihab 4.Yahya İbni Said 4.Ukail 5.Süfyan 5.El Bait 6.Abdullah ibni Ez Zubeyr 6.Yahya İbni Buhari Buhari Buhari Daha öncede bahsettğimiz gibi isnad zinciri, son tebei tabiininde vefatından ancak 150 yıl sonra yazılmıştır.Bu yüzden, bu rivayet zincirinin bir parçası olarak isimleri geçen Ömer yada Ayşe'nin, gerçekten bu rivayete kaynaklık ettiğine dair delil nerededir? Elbette ki delil yoktur.Elde olan, sadece “kuvvetli zanlar” ve ALLAH'ın onları hata yapmaktan koruyacağı “inancıdır.” Peki herşeye kadir olan ALLAH, bu işe ne demektedir:

 “Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytânlarını düşman yaptık. (Bunlar), aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu yapamazlardı. Artık onları, uydurdukları şeylerle baş başa bırak. ki âhirete inanmayanların kalbleri o(nların yaldızlı sözleri)ne kansın, ondan hoşlansınlar ve onlar, işledikleri suçları işlemeğe devam etsinler. ALLAH, size Kitabı açıklanmış olarak indirmiş iken O'ndan başka bir hakem mi arayayım? Kendilerine Kitap verdiklerimiz, O(Kur'an)ın, gerçekten Rabbin tarafından indirilmiş olduğunu bilirler, hiç kuşkulananlardan olma. Rabbinin sözü hem doğruluk, hem de adâlet bakımından tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirebilecek hiç kimse yoktur. O, işitendir, bilendir. Yeryüzünde bulunan(insan)ların çoğuna uysan, seni ALLAH'ın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zanna uyuyorlar ve onlar sadece saçmalıyorlar.” (6:112-113)

Yukarıda verilen ayette ALLAH, insanların çoğunun inancının sadece zanna ve tahmine dayandığını söylemekte. Kim hadis kitaplarının da ancak bizim gibi ölümlü kişiler tarafından yazılmış "din"kitabı olduğunu inkar edebilir? Ama hadisçiler hala ısrarlıdır.Bazılarına göre en azından Buhari'nin hadisleri yanlış olamaz. Niye? Çünkü Buhari 600.000 hadisi inceleyip sadece 7 27 5 tanesini seçmiştir de ondan... Aslında bu bilgi sadece, okuyucunun Buhari hakkındaki kanaatini etkilemek için uydurulmuştur ve gerçeklerle alakası dahi yoktur.Basit bir hesaplama dahi, Buhari’nin böyle bir çalışmayı asla yapmış olamayacağını isbat eder: Basit bir hadisin üç cümleden oluştuğunu farzedelim.(gerçekte paragraflar uzunluğunda olanlar var) Buhari bu şekilde 40 yıllık bir süre içinde 1.800.000 cümleyi toplamış,okumuş,değerlendirmiş ve kaydetmiş olmalıdır. Bu da 40 yıllık süre içinde, herbiri Kur'an kalınlığında ve zorluğunda” tam 300 kitaba” eşit bilgi yapar. (Bu arada, bir de deve sırtında tüm arabistan çöllerinde yapılması gereken yolculuklar var):

Bunun ne derece mümkün olabileceği, ortadadır. Başka bir kaynağa göre İbni Hanbel'in 7 milyon hadis naklettiği söylenmektedir.Eğer bu doğruysa Peygamber, 23 yıllık peygamberlik hayatı boyunca ve günde 18 saat haftada 7 gün çalışmalı ve her 77 saniyede bir hadis üretmelidir! O takdir de peygambere ne kendi hayatını yaşamak ne de peygamberlik görevini yapmak için hiç zaman kalmamaktadır.Görüldüğü gibi isnad olayı hadislerin doğruluğunu temin etmekte yetersiz kalmaktadır.Eğer hadisler içerikleri ve mantıkları açısından tasnife tabi tutulsaydı daha inandırıcı olurdu.Yine bu metodun kullanılması halinde, bugünkü "sahih" hadis kitaplarından geriye pek birşey kalmayacağı da açıktır.



__________________
43/44 Dogrusu o Kur'an, senin için de, kavmin için de bir ögüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.
Yukarı dön Göster radyoman's Profil Diğer Mesajlarını Ara: radyoman Ziyaret radyoman's Ana Sayfa
 
radyoman
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 09 mart 2005
Yer: Antigua And Barbuda
Gönderilenler: 362
Gönderen: 13 mart 2005 Saat 00:57 | Kayıtlı IP Alıntı radyoman

Hadis Gercegi -7

HADİSLERİN TUTARLILIĞI TEORİSİ”

Hadislere yönelik bu tarz eleştiriler artınca onlarda kendi pozisyonlarını sağlamlaştırmak için yeni argümanlar geliştirdiler.İmam Şafi tarafından ortaya atılan hadislerin tutarlılığı teorisi, buna bir örnek olarak verilebilir. Bu fantastik teoriye göre hadisler, asla Kur'an'la yada diğer hadislerle çelişemezlerdi.Eğer bir çelişkinin varlığı tesbit edilirse bu sadece görünüş itibariyledir ve aslında yine de çelişki yoktur. Hadislerde mevcut apaçık çelişkileri örtbas edebilmek için uydurulmuş, gerçekten çok basit bir kelime oyunudur bu. Ancak, bu teorinin bile hadisleri kurtarıp kurtaramayacağı ise, başka bir meseledir. Görülecektir ki, bu teori de ancak hadisleri daha çelişkili hale getirmektedir. Hadislerin ne Kur'an'la ne de kendi içine çelişkiye sahip olmadığını isbat için Şafi'nin yaptığı açıklama şöyledir: O, peygamberi sadece bir elçi değil, her sözü ALLAH vahyi olan ilahi bir sözcü olarak kabul eder.

Peygambere en ince ayrıntısına kadar uyulmalıdır.Çünkü tüm bu tartışmalı meseleleri halledebilecek bilgiye sahip yegane kişi O'dur.Bu şekilde hadis sünnet ve Kur'an arasında çelişki olamaz.Sünnetin doğuşunu hazırlayan farklı sebepler yüzünden yada rivayet edenin yetersizliğinden dolayı bazı çelişkiler görülebilir, ama aslında böyle bir şey yoktur. Zina örneğini ele alalım;Kur'an herhangi bir ayrım yapmadan (özgür insanlar için) zina cezasını yüz değnek olarak tesbit etmiştir. Ancak sünnet kaynaklarında bu ceza, evli olan zinacılar için “recm” edilme şeklinde değiştirilmiştir. Sünnet kaynakları bir yandan zina edenin taşlanarak öldürülmesini emredilirken,diğer yandan bazı başka rivayetler de bu iş son derece hafife alınarak yeni bir çelişki yaratılmaktadır:

 Cabir İbni Abdullah Peygamberden rivayet etmiştir ki, Sizin kadınlarınız üzerinde haklarınız vardır.Mesela onlar, yataklarını sizden başkasıyla paylaşmamalıdırlar.Eğer bu sınırı aşarlarsa, yaralamayacak şekilde onları dövebilirsiniz!(Buhari ve Müslim). *** Şafi bu açık çelişkiyi sünnetin Kur'an'ı neshi (iptali) ile açıklar. Bu oldukça ilginç bir izahtır.Hem sünnet'deki ceza açıkça Kur'an ile çelişmektedir hem de sünnete , Kur'an'ı bile iptal edebilecek yetki verilmektedir.Ama şaşırtıcı bir şekilde Şafi,yine de sünnet ile Kur'an arasında çelişkiyi asla kabul etmemektedir. O Kur'an ayetlerinin Kur'an'ı, sünnetinde sünneti iptal edebileceğini savunur. Açıktır ki, hadisin tutarlılığı teorisi kafa karıştırıcı ve kabul edilemezdir!!..

 "HADİSLER DE İLAHİ KAYNAKLI MIDIR" ?

Bazıları Hadis ve Sünnetinde ilahi vahiy ile olduğunu iddia etmektedirler.Açıktır ki böyleleri , ilahi vahy’in bir kriterinin de ”Mükemmel Koruma”olduğunun farkında değildirler.Peygambere ait olduğu iddia edilen Hadis ve Sünnet ise “ büyük ölçüde bozulmuş” olduğu için, asla bu kriteri sağlayamaz.Bugün hadislerin büyük ölçüde “Sahte Uydurmalar” olduğu bilinmektedir. Hatta bu oran %99'lar seviyesindedir. Bu ise, 15:9 ayetinde bildirildiği gibi, ALLAH'ın kendi vahyini koruma altına aldığı gerçeği yanında, hiçde basit bir rakam değildir. "O Zikri biz indirdik biz; ve O'nun koruyucusu da elbette biziz!"(15:9) “Onlar, kendilerine gelen Kur'ân'ı inkâr ettiler. Halbuki o, öyle eşsiz bir Kitaptır,ki ne önünden, ne de arkasından onu boşa çıkaracak bir söz gelmez. (O) Hüküm ve hikmet sâhibi, çok övülen(Allâh)dan indirilmiştir.”(41:41-42) ALLAH sözünün bir diğer kriteri de, (4:82)'de verilmiştir: "...Eğer O, ALLAH'tan bir başkasına ait olsaydı! O’nda pekçok çelişki bulunurdu."

Hadis kitaplarını okuyan bir kişi, orada bu tip çelişkilerden bolca bulabilir. Çünkü onlar ALLAH'ın (doğrudan yada dolaylı) sözü değildir.Bunu iddia edenler, ALLAH'ın kendi vahiylerini koruyacak gücü olduğunu bilmiyorlar mı? Evet, Muhammed Peygambere itaat etmek zorundayız. Ona itaat, ALLAH'a itaat gibidir. Ancak o, artık aramızda değil ve ona ait olduğu iddia edilen sözler de, çok büyük oranda “Uydurma ve Yalanlardan” ibaret. Bugün ona itaat, ancak onun ağzından dökülen ilahi vahye, yani Kur'an'a itaattir. Geçmişte de onun daveti ancak buydu(6:19, 50:45, 16:44, 16:64, 14:1, 6:155, 4:105, 18:27). Kur'an, Muhammed'in(SvS) getirdiği yegane mesajdır.

“De ki,kimin şahitliği en büyüktür? De ki"ALLAH'ın.Sizinle benim aramda O şahittir ki ve bu Kur'an (Kur'an, hadis ve sünnet değil) bana vahyolmaktadır ki, size ve ulaştığı herkese duyurayım.”(6:19) “...Benim ikazlarımı dikkate alanlara bu Kur'an (Kur'an, hadis ve sünnet ile değil) ile uyar.” (50:45)

Muhammed Peygamber(SvS) öldüğünde geriye sadece bir kitap bıraktı:Kur'an. Muhammed Peygamberin uyduğu yegane kitap da Kur'an idi. Kur'an'ı izleyenler, Muhammed Peygamberi izlemiş olurlar.Hadis ve sünnete uyanlar ise, Muhammed peygambere değil, ancak bu “kitapları yazanlara” uymuş olurlar.ALLAH'ın emri dışında birinin emrini izlemek ise, Kur’an'da “putperestlik” olarak ifade edilmiştir. Putperestlik , eğer ölüm anına değin terkedilmezse, affedilmeyen tek günahtır. O gün iyi niyetleri işe yaramayacak ve yapmakta oldukları şeyin ne olduğunun farkında olmayan pekçok putperest, hesap günü suçlu olarak ALLAH'ın huzuruna çıkacaktır. O halde peygamberi, ancak ALLAH tarafından tam, mükemmel ve detaylı(12:111) olarak nitelenen kitabı,“Kur'an'ı” izlemek suretiyle takib edelim.

 "EBU HUREYRE VE GELENEKSEL İSLAMIN ŞEKİLLENİŞİ” HADİSLERLE GELENEKSEL İSLAM:

Rahman ve Rahim olan ALLAH'ın Adıyla Müslüman olsun ya da olmasın İslamı araştıran pek çok kişi Ebu Hüreyre'ye atfedilen yada onun tarafından nakledilen hadislerin şaşırtıcı çokluğu karşısında hayrete düşmektedir.Geleneksel İslam anlayışında teşhis ettiğimiz pek çok bozukluğun en önemli kaynağı da yine sahte hadislerdir.. Bu hadislerin binlercesi ise Ebu Hureyre tarafından nakledilmiştir. Geleneksel müslümanlar için ,YÜCE ALLAH'ın sözü olan Kur'an'ın yanında, “Ebu Hüreyre” , pekçok dini mesele de "ikinci"kaynaktır. Bu arada, kimdir bu Ebu Hüreyre acaba? İslami kaynaklardan onun hakkında yeterince bulabileceğimiz bilgiler yine,Kur'an'ın emri olan ve Kur'an dışında hiçbir hadisi(dinsel kaynak olarak)kabul etmeme emrini destekler niteliktedir.Bak. 7:185 , 45: 6 , 77: 50 , 39: 23 , 50: 45 ...vb. Ebu Hureyre, hicri 7. Yılda Yemen'den gelerek İslam'a girmiştir.

Bu şekil de Muhammed Peygamberin yanında 2 yıldan daha az kalmıştır. O, bu iki yıllık refakate karşılık 5000'den daha fazla- yaklaşık 5374 civarında- hadis nakletmiştir. (Bu rakamı , Peygamberin yanında çok daha uzun süre bulunmuş olan Ayşe,Ebu Bekir veya Ömer tarafından nakledilen toplam hadis sayıları ile karşılaştırın.) Muhammed Zübeyr Sıddıki'nin "Hadis Literatürü:Kaynağı,Gelişimi ve Özellikleri" isimli kitabından alınmıştır: 1. Ebu Hureyre , 5347 hadis 4. Ayşe , Müminlerin Annesi , 2210 hadis 10. Ömer İbn-i Hattab, 537 hadis 11. Ali İbni Ebu Talib , 536 hadis 31. Ebu Bekir Sıddık ,142 hadis İlk rakam, hadis nakledenler arasındaki dereceyi .... ikinci rakam ise, rivayet edilen hadis sayısını göstermektedir. Peygamberimiz yanında geçirdiği iki yıldan daha az bir zamana karşılık Ebu Hureyre tarafından nakledilen 5347 hadise karşılık,sevgili Peygamberimize ile 23 yıl civarında refakat etmiş olan Ebu Bekir'in 142 rivayeti, orantı olarak bile oldukça düşündürücüdür.... Ebu Hüreyre kaynaklı hadislerin çoğu Ahad'tır, yani tek bir kişi tarafından tanık olunmuş hadis...

Bu kişi de Ebu Hureyre'den başkası değildir. Yine,doğruluk için gerekli şart olarak aranan "iki tanık" kuralının Ebu Hüreyre için ihmal edildiğini görüyoruz.. Peygamberin bazı arkadaşları (Sahabe) onu , mevkii sahibi olmak için hadisler uyduran bir "yalancı" olarak suçlamışlardır. İkinci halife Ömer İbni Hattab, Ebu Hureyre'ye Muhammed hakkında hadisler söylemekten vazgeçmesi , aksi takdirde onu sürgüne göndereceği tehdidinde bulunmuştur. O ise ,Ömer'in suıkast ile şehid edilişine kadar bundan vazgeçmiş ,sonra tekrar başlamıştır. Ebu Hureyre daha sonra halife ve müslümanları memnun etmek için,Muaviye'nin Suriye'deki kraliyet sarayında yaşadığı dönemlerde dahil olmak üzere, sürekli hadisler söylemeye başlamıştır. Yine kendisini dinleyenlere, bu söylediği hadisleri Ömer zamanında söylemiş olsa onun tarafından kırbaçlanabileceğini de itiraf etmiştir.! Ebu Cafer El İskafi, Halife Muaviye'nin ,-aralarında Ebu Hüreyre'nin de bulunduğu bazı kimseleri ,siyasi rakibi olarak gördüğü Peygamberin amcasının oğlu Ali İbni Talib aleyhinde hadis ve hikayeler uydurması için görevlendiğini yazar...

Ebu Hüreyre, Muaviye'nin sarayında yaşayarak onun politik görüşlerine hizmet etmiştir. Sadece Muaviye'yi memnun etmek için, Ali 'yi küçültücü,ona hakaret eden ,en azından Ali'nin derecesini Ebu Bekir, Ömer ve Osman'dan daha düşük gösteren hadisler üretmiştir. O zamanlar Ebu Hüreyre için “midesi”, gerçeğin kendisinden daha önemliydi ... Muaviye'nin saltanatı esnasında, Ebu Hüreyre'nin de yardımıyla, İmam yada Halife'lere itaatı ALLAH'a yada Peygamber'e itaat ile eş gösteren görüşü destekleyen pekçok hadis uydurulmuştur, tabii ki Kur'an'ın , bütün meselelerin danışma yoluyla demokratik bir şekilde halledilmesi prensibi ile hiçe sayılarak... (Bu esnada Ebu Hureyre'nin hala kraliyet sarayında yaşamakta olduğunu unutmayın.)

Ebu Hureyre tarafından rivayet edilen hadislerin pek çoğu, hem kendi rivayet ettiği başka hadislerle, hem diğer şahıslar tarafından yapılan rivayetlerle, hemde Kur'an ve sağduyu ile çelişmektedir. Ebu Hüreyre Kur'an'ı ,yahudilerin bozuk kitaplarını kullanarak açıklamaya çalışan ve bir yahudi din adamı iken müslüman olan “Kaab El Ahbar” 'dan da hadisler rivayet etmiştir. Bu suretle ,Tevrat'ta ki sahte hikayelerden alınma ve Kur'an ile tamamen çelişen en dikkat çekici hadisler üretilmiştir.. İslam tarihçileri ,Ebu Hureyre'nin Ömer tarafından Bahreyn valiliğine atandıktan sonra, iki yıl içinde son derece zenginleştiğini ve daha sonra da Ömer tarafından geri çağırılıp ;

"Ey ALLAH'ın düşmanı! Sen ALLAH'ın parasını çaldın.Ben ki , seni bir çift ayakkabın bile yok iken Bahreyn Emiri yapmıştım...Bu parayı (40 000 dirhem) nereden buldun"??? şeklinde sorgulandığını kaydederler. Tarihi kayıtlara göre Ömer, ondan 10.000 Dirhemi geri almıştır.(Ebu Hureyre sadece 20.000 dirhemi itiraf etmiştir.) Ebu Hureyre en çok da hadis uydurmakla suçlanmıştır. Peygamberin zevcesi Ayşe de, onu daima, kendisinin peygamberden hiçbir zaman duymadığı - aslı olmayan- hikayeler ve hadisler üretmekle itham etmiştir.

İKİ ZIT İNSAN ; AYŞE VE EBU HUREYRE

"Muhtelif Hadisler" isimli meşhur kitabında İbni Kurtubi Ayşe'nin, Ebu Hureyre'ye; " Sen Muhammed Peygamber hakkında hiç duymadığımız hadisler söylüyorsun." dediği bir olayı anlatır... O da, (Buhari de nakletmiştir ki) ; " Sen o zamanlar ayna ve makyajla meşguldun..." demiş, buna karşılık Ayşe validemiz de; Midesi ve açlığıyla meşgul olan asıl sendin..Açlığın seni daima meşgul etmiştir. İnsanların ardından koşarak onlardan yiyecek dileniyordun, onlar ise senden kaçınıyorlar ve uzaklaşıyorlardı.En sonunda da gelip odamın önünde kendinden geçiyordun.İnsanlar da senin deli olduğunu düşünüyorlar ve üzerinden geçip gidiyorlardı."diye cevap vermiştir. Eğer hadis rivayet edenler hakkında bahsedilen- sözde- sağlamlık kriteri uygulanacak olursa ,Ebu Hureyre hiç şüphesiz ,bu testte ilk kalacak kişi olacaktır.Naklettiği hadislerde yine, uydurmalar arasında ilk sırayı alacaktır.

 Copyright © 1997-2003 Submission organization adresinden, bilimsel bir araştırma olması nedeni ve itibar edilir bulduğumuzdan,alıntı yapılmıştır.Teşekkür eder,Allah’dan hidayet dileriz.



__________________
43/44 Dogrusu o Kur'an, senin için de, kavmin için de bir ögüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.
Yukarı dön Göster radyoman's Profil Diğer Mesajlarını Ara: radyoman Ziyaret radyoman's Ana Sayfa
 
adanali2
Yeni Uye
Yeni Uye


Katılma Tarihi: 11 mart 2005
Yer: Turkey
Gönderilenler: 5
Gönderen: 13 mart 2005 Saat 09:33 | Kayıtlı IP Alıntı adanali2

llah Rasulü (sav)'nin hadisleri eğer Kur'ân-ı Kerîm gibi Din'in temel bir kaynağı ve her müslümanın bilmesi ve uyması gereken bir esas olsaydı, Rasul (sav) kendinden sonrakilere taşınması için Sahabe'den bunları ezberlemelerini isterdi. Böyle bir durumda ise Sahabe'nin imanca ve de takvaca en üstünleri ve ilimce en güçlülerinin hadisleri en çok rivayet edenler olması gerekirdi. Yani çok rivayette bulunanların , az rivayette bulunanlardan  daha üst bir mertebede bulunmaları ve bu ikincilerin, gerek takva ve gerekse ilim açısından diğerlerinin gerisinde olmaları icap ederdi, ne var ki meşhur hadis kitaplarında da mülahaza edildigi gibi durumun   tam aksine olduğunu görüyoruz. Râşîd Halîfeler, Rasul (sav)'in ölürken kendilerinden hoşnut olduğu -bir rivayete göre Cennetle müjdelenen!- on Sahab, Muhacirlerin ileri gelenleri, Ensar'ın öncüleri gibi Din'de yüksek bir mertebe ve ilme, dîni hükümlerde ihtiyat ve danışmanlık yetkisine sahip Sahabîler en az rivayette bulunanlar olduğu gibi bunlar arasında kendilerinden tek bir hadis dahi rivayet edilmemiş olanlar vardır!
 
 ALLAH KELAMI KURAN var ortada...bence ONCE  KURAN diyelim ...
 


__________________
adanali2
Yukarı dön Göster adanali2's Profil Diğer Mesajlarını Ara: adanali2
 
adanali2
Yeni Uye
Yeni Uye


Katılma Tarihi: 11 mart 2005
Yer: Turkey
Gönderilenler: 5
Gönderen: 14 mart 2005 Saat 10:50 | Kayıtlı IP Alıntı adanali2

 
ÇalIS! dedikCe Seriat,
CalISmadIn durdun, Onun hesabIna birçok hurAfe uydurdun!

 Sonunda bir de‘tevekkül’ sokuSturup araya,
ZavallI dini çevirdin onunla maskaraya!
MEHMET AKIF ERSOY

SANLI AKIF NE DE GUZEL YAZMIS..

COK SEVDIGIM YUSUF KARDESIM

Lafimin dostusunuz, cilemin yabancisi,
Yok mudur, sizin koyde, ceken fikir sancisi?

Yusuf bey dost aci soylermis : neredeyse aynadaki aksinizle dahi kavga
edeceksiniz aman dikkat diyorum bence bir kac adim oteniz narsizm



__________________
adanali2
Yukarı dön Göster adanali2's Profil Diğer Mesajlarını Ara: adanali2
 
radyoman
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 09 mart 2005
Yer: Antigua And Barbuda
Gönderilenler: 362
Gönderen: 14 mart 2005 Saat 16:32 | Kayıtlı IP Alıntı radyoman

Yahu Yusuf Kardesim. Burda fikir alisverisinde  bulunuyoruz. Kisisel alma olaylari.

Amac burda karsilik muhabet birseyler ogrenmek degil mi ? Yoksa duz mantik la calisiriz. Bosverelim bunlari. Iste makale toptan hicbirsey degil diyecegimiz EMEGE saygi gosterip  dedikleri yanlis mi dogru mu onu tartisalim.

Anlayamadigim su Peygamber efendimizn yasakladigi, dort halifenin yasakladigi hadisler 200 yil sonra nasil sahabeye dayanir. Yukaridaki makale bence isin can alici noktasini yakalmamis. Hadiscilerin butun teorilerin cevap veriyor.

Yani simdi hadis olmasaydi dinimiz eksik mi olurdu ? Daha onemli noktalar hadis ayeti nesh eder mi ? Nerde bunun kuran'dan delili ?

Iste hadislerle ilgili deliler buyur sende delillerini yaz okuyalim. Hep  beraber ogrenelim.

Selam ve dua ile

Radyoman



__________________
43/44 Dogrusu o Kur'an, senin için de, kavmin için de bir ögüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.
Yukarı dön Göster radyoman's Profil Diğer Mesajlarını Ara: radyoman Ziyaret radyoman's Ana Sayfa
 

Sayfa 13 Sonraki >>
  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Sizin yetkiniz yok foruma yeni mesaj ekleme
Sizin yetkiniz yok forumdaki mesajlara cevap verme
Sizin yetkiniz yok forumda konu silme
Sizin yetkiniz yok forumda konu düzenleme
Sizin yetkiniz yok forumda anket açma
Sizin yetkiniz yok forumda ankete cevap yazma

Powered by Web Wiz Forums version 7.92
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide
hanif islam

Real-Time Stats and Visitor Reports Sitemizin Gunluk, Haftalik, aylik Ziyaretci  Detaylari Real-Time Stats and Visitor Reports

     Sayfam.de  

blog stats