HANiFDOSTLAR.NET

 

Kuran Müslümanı
 

(Şahıs odaklı din anlayışından Allah odaklı din anlayışına...)

Ana Sayfa Hanif Mumin  Iste Kuran Kurandaki Din  Kur'an Yolu  Meal Dinle Sohbet Odasi Hanifler E- Kitaplik Kütüb-i Sitte ?  ingilizce Site Kuran islami Aliaksoy Org  Hasanakcay Net Tebyin-ül Kur'an Önerdiğimiz Siteler Bize Ulasin

 

- Konulara Göre Fihrist

- Saçma Hadisler

- Hadislerin-Sünnetin İncelemesi

- Haniflikle İlgili Sorular Cevaplar

- Misakın Elçisi Kim?

- Kuranda Namaz/Salat

- Onaylayan Nebi

- Kuranda Namaz/Salat

- Enbiya 104

- Kuranda Yeminler

- Adem Hakkında Sorular

- Ganimetleri Resulün Eline Nasıl Vereceğiz?

- Allahın ındinde YIL ve DOLUNAYLAR

- Abese ve Tevella

- Hadisçilerce Tahrif Edilen Ayetler

- Mübarek Yer, Mübarek Vakit

- Arkadaş Peygamber

- Kuranın İndirilişinden Günümüze Gelişi

- Bir Türban Sorusu

- Kuran ve Bize Öğretilenlerin Farkı

- Namazın Kılınışı

- Hadislere Göre Namaz

- Kuranda Salat Namaz mıdır?

- Kuran Yetmez Diyen Uydurukçular

- Bizler Hanif Dostlarız

- Sahih Hadis mi İstersiniz?

- Hakkı Yılmaz'ın Tebyin Çalışması

- Kur'anı Anlamada Metodoloji

- Tarikatçıların Çarpıttığı Birkaç Ayet

- Nasıl Kur'an Okuyalım?

- Kur'anı Kerim Nedir?

- Kur'anda Oruç

- Allah'sız Bir Din ve Allah'sız Bir Kur'an İnancı

- Kuransız Bir İslam Anlayışı ve Müşrikleşme

- Meal Çalışmasına Davet

- Allah Şahit Olarak Kafi Değil mi?

- Doğru Hadisleri Ne Yapacağız?

- Kur'andaki Muhammed ve Peygamberlerin Misyonu

- Mahrem, Avret, Ziynet

- Nur Suresi Çeviri-Yorum

- Cilbab

- Resule İtaat Ne Demektir?

- Hadis Kalburcuları ve Kalburları

- Kur'anı Kerim'in İndiriliş Gayesi

- Kur'anda Amellere Karşı Cahili Yaklaşım

- İslamdışı İnanışlara Kur'andan Örnekler

- Biri Şu Haram Üretim Tesislerini Kapatsın

- Tasavvufta İslam Var mı?

- İslamda Delil Sorunu

- Kurban Kesmek

- İlahi Hitabın Serüveni

- Ecel Nedir?

- Şirk, İşrak, Müşrik, Müşareke, Müşterik

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Peygamberlere Karşı Rabbani Yaklaşımlar

- Salat-ı Tefriciye yada Zikri Çarpıtmaya Bir Örnek

- Mucize Nedir?

- Ayrılıkların Nedenleri

- Sıfır Hata veya Kur'an

- Haniflik Nedir?

- Rabıta İle Şeyhlere Tapanlar

- Hadis Zindanının Mezhepçi Mahkumları

- İslam Dininin Öğrenilmesinde Kaynak Sorunu

- Fasık ve Münafıkların Genel Tanımlaması

- Hadisler, Hıristiyanlık ve Selman Rüştü

- Kur'anı kerim'in İndiriliş Gayesi

- Müstekbirlere Karşı Cahili Yaklaşım

- Halis-Hanif İslam

- Kur'anda Şefaat

- Fuhuş Tellalı Tefsirciler

- Hayızlıyken Neden Namaz Kılınmasın?

- Cebrail, Vahiy, Melek

- Dindarlıkta Müşrikleşme Temayülü

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Yaratılış, Adem, Havva

- Kur'an Yerel mi, Evrensel mi?

- Reform Dinde mi, Dindarlıkta mı?

- Ne Mutlu Tağutu Olmayanlara

- Peygambere Saygı(?)

- Hadislere Kanıt Diye Gösterilen Ayetler

- Allah Nazara Karışmadı mı?

- Kur'anı Kerimle Amel Etmek Mümkün mü?

- Kur'anda İnkar Edenlerin Vasıfları

- Müminlerin Vasıfları

- Allah'ın Vasıfları

- Kur'anın Vasıfları

- Dine Karşı Cahili Yaklaşımlar

- Kur'an Merkezli Din

- İrin Küpü Patladı; Mevlana

- Hurafe ve Bidatlar

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Hz. İsa'nın Ölümü

- Allah'ın Mesajının Adı: Kelamullah

- Allah'ın Resule Uyarıları

- Kur'ana Göre Tenkit ve Eleştiri Nasıl Olmalı?

- Kur'anda Sevgi

- Sofuların Devlet Desteğiyle Desteklenmesi

- Hans Von Aiberg Aldatmacası

- Kabir Azabı Safsatası

- Kur'an Kıssalarının Önemi; Masal Değiller

- Kur'anda Toplumsal Sünnetler

- Tefsirde İsrailiyyat

- Kardeş Evliliği Olmadan Çoğalma

- Hans Von Aiberg Tutuklandı

- Kur'anda Tevbe Kavramı

- Yaşar Nuri Öztürk'ün Yorumuyla Namaz

- Karadelikler; Bir Büyük Yemin

- Mezhepçilerin Ümmi Açmazı

- Kabe Nedir? Mekkede midir, Kudüste mi?

- Kur'anda Ruh Kavramı

- Kur'anda Nefs Kavramı

- Amin Kavramı ve Putperestlik

- Diyanet İşleri Başkanlığının Sitemize Cevabına Cevaplar

- Resul ve Nebi -1

- Resul ve Nebi -2

- Sapık Bir Fırka: Hansçılar

- Cihad mı, Çapulculuk mu?

- Kur'an Deyip Namazı Yok Sayanlar

- Cennete Sadece Müslümanlar mı Girecek?

- Kur'anda El Kesme Cezası var mı?

- Nazar veya Göz Değmesi Var mı?

- Şehadet Getir, Münafık(?) Ol

- Kur'anda Eleştiri Metodu

- Hacc Mekkede mi, Bekkede mi?

- İslami Tebliğde Kur'an Metodu

- Saptırılan Kavram: Mekruh

- Kur'anda Cuma Namazı var mı?

- Of Be Kader, Allah mı Suçlu Yoksa Biz mi?

- Kader Açısından Cebir ve İhtiyar

- Baban Peygamber Olsa Ne Yazar

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Vahdet-i Vücud, Şirkin Alası

- Tasavvufi Bilginin Kaynağı Vahiy mi?

- İslam'da Resullük Son Bulmuştur

- Teveffi Kelimesi ve Arap Dili

- Tasavvuf Üzerine Düşünceler

- Nefis Mertebelerinin İç Yüzü

- Allah Rızası Anonim Şirketi; Tarikatlar

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -1

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -2

- Nakşi Şeyhi Allah'ın Avukatı mı?

- Kur'anda "ve+la" Öbeği

- Putlar ve Tapanlar

- Son Peygamberimizin Okuma Yazması

- Mesih ve çarpıtılan Bir Ayet

- Hac İzlenimleri

- "Üzerinde 19 var" da Son Nokta

- Secde Emri

- Kur'andaki Hac

- Aracıların Gaybı Bildiği İnancı

- Tarikatçı - Müşrik Karşılaştırması

- Gazali'nin Kadına Bakışı

- Kur'anda Kadına Verilen Önem

- Başörtüsü Allah'ın Emri Değil

- Başörtüsü Takmak Kur'anda Var mı?

- Kur'anda Kadın Dövmek Var mı?

- Cariye, Köle; Utanmaz Mealciler

- Kadına Yönelik Şiddet

- Sünnet Edilen Kızın Öyküsü

- Erkekçe ve Kadınca Meal Konusu, Nebe 33. Ayet

- Harem - Selamlık Kimin Emri?

- Zina, Evlilik ve Örtünme Adabı

- Cariyeleri Aç, Hür Kadınları Kapat (!)

- Çok Eşliliği Yasaklayan Ayetler

- Kur'ana Göre Evlilik Hukuku

- 2 Kadın = 1 Erkek, Uydurma mı?

- Danimarkalı mı Sapık, Buhari mi?

- Ebu Hanife, Cariyenin Avreti

- Nisa 25, Hür Kadın ve Fahişe İfadesi

- Maymunların Hadisi ve Recm Vahşeti

- Hz. Muhammed'in Tebliği

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Angarya Haline Getirilen İbadet

- Buhari'nin Hadislerini Buhari Yazmamıştır

- Hadis ve Sünnet Gerçeği

- Uydurma Hadisler, İslamın Kara Boyası

- Hadisler Dinin kaynağı Olamaz

- Uydurmaların Sınırı Yok; Şeytan Geyiği

- Beşeri Hükümler Neden Kutsal Oluyor?

- Hadis - Kur'an Çelişkisi

- Kur'anda/Dinde Olanlar ve Olmayanlar

- Cehennem'den Çıkış Yok

- Kur'anda Tağut

- Ebu Hureyre Gerçekte Kimdir?

- Hadis - Mantık Çelişkileri

- Kurban ve Kurban Bayramı Nereden Geliyor?

- Hadislere Göre Kur'an Eksiktir

- Bildiri: İslam Anlayışında Reform

- Arapça mı, Arap Saçı mı?

- Koca mı Üstün, Allah mı?

- Esbab-ı Nüzül Komedi Hadisleri

- İşte Geleneğin Dini

- Ulul Emir İle Kim Kastediliyor?

- Kul Hakkı

- Yezidi Bir Gelenek: Aşure Tatlısı

- Hz. İbrahim'den Asrımıza Dersler

- Taklitçiliğin Boyutları

- Seb-ul Mesani Nedir?

- Kelle Sayılarak Gerçek Bulmak

- Kıyamet - Mahşer Günü ve Sonrası

- Kur'anda Namaz Vakitleri

- Kur'anda Cuma Konusu

- Salih Olmak Yetmez

- Hudeybiye Anlaşması Uydurma mı?

- Kitap Yüklü Eşekler

- Kur'andaki Hac

- Hz. Nuh'un Oğlu Kimdi? İftira mı?

- Ruhun Ağırlığına Başka Bakış

- Hz. İbrahim Yalancı Değildi

- İncil'de Kadına Bakış

- Şirkin Büyüğü Küçüğü Olur mu?

- Kur'andaki Abdest ve Hijyen

- Din de Bir Araçtır

- Kur'an Okumanın Zararları

- Kur'anda Dua Ayetleri

- Kur'anda Tarih Kavramı ve Bilinci

- Şekilsel Secde Kur'anda Yok mu?

- Salat ve salatı İkame

- Kur'andaki Emr Kavramı Üzerine

- Dindar İnsanlar Şirk Koşar

- Alak Suresinin İlk Beş Ayeti

- Men Arefe'nin Çözümü

- Kur'andaki Av Yasağı

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Din Büyüklerini Tanrılaştırma

- Allah'a ve Muhammed'e Değil

- Kur'andaki Örnek Tevekkül

- Şekilsel Rüku Kur'anda Yok mu?

- Hz. İbrahim Kuşları Kesti mi?

- Ehli Sünnet Dininin Anayasası

- İnsan Allah'ın Halifesi mi?

- Kur'an Üzerinde Düşünmek

- Şirkin Kuyusuna Düşenlere Uyarılar

- Kur'an Ölülere Okunmak İçin mi İndirildi?

- Ayda Okunan Kur'an Masalı

- Hz. İbrahim, Safa ve Merve Masal mı?

- "Haç"er-ul Esved (!)

- Mevlana Sahte Bir Peygamber Değil mi?

- Tasavvufun Tanrısı İki Zıttır

- Kur'andaki Tasavvuf: Teveccüh

- Önce Batıl ve Hurafe İle Savaşalım

- Resuller Haram Kılamaz mı?

- Elçi Muhammed ile İnsan Muhammed'in Farkı

- Tarikatlarda Aracılar Rezaleti

- Nur Suresi 31. Ayet Nasıl Çarpıtılıyor?

- Sırat Kıldan İnce, Kılıçtan Keskin mi?

- Kur'anda Zalimler

- Bütün Mehdileri Çöpe Atıyoruz

- Kur'ana Göre Ramazan Ayı ve Haram Aylar

- Tasavvufçuların İlahı; Varlık ve Yokluk

- Tasavvufçuların Küçük Putları

- Sünnet Etmek yaratılışı Değiştirmedir

- Son Peygamberimizin Mektupları

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Mescid-i Aksa Nerede?

- Büyük Kandırmaca: Hadis

- Kur'an Neden Arapça Olarak İndirilmiştir?

- Kimin dini? Kimin Kitabı? Kimin Meali?

- Evliya Kelimesinin geçtiği Ayetler

- Şimdiye Kadar Yaşanan İslam

- Ayın Yarılması Diye Bir Mucize Yoktur

- Kabe Dikili Taş Değil mi?


Up | Down | Top | Bottom
 
Şu da emredildi: Yüzünü dine bir Hanif olarak çevir. Sakın müşriklerden olma.

Yunus Suresi 105

Ben bir Hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden değilim ben.

Enam Suresi 79

İbrahim ne bir Yahudi idi, ne de bir Hıristiyan. O sadece hanif bir müslümandı. O müşriklerden değildi.

Ali İmran Suresi 67

Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlıbaşına bir ümmetti; bir Hanif olarak Allah'ın önünde eğiliyordu. Müşriklerden değildi.

Nahl Suresi 123

De ki Allah doğrusunu söylemiştir / vaadinde sadıktır.Haydi artık Hanif olarak İbrahim'in Milleti'ne uyun! Müşriklerden değildi o.

Ali İmran Suresi 95

Allah'a ortak koşmadan, Hanifler olarak... Allah'a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir.

Hacc Suresi 31


Up | Down | Top | Bottom

HABERLER

 

 








 

 

  Hanif Islam

 

Tasavvuf -Din Felsefe- Bilim Kurgu
 Hanif Dostlar Ana Sayfa -> Tasavvuf -Din Felsefe- Bilim Kurgu
Konu Konu: TASAVVUFTA İSLAM VAR MI? Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Gönderi << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
evrenselilkeler
Newbie
Newbie
Simge

Katılma Tarihi: 31 ocak 2006
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 27
Gönderen: 01 nisan 2007 Saat 23:34 | Kayıtlı IP Alıntı evrenselilkeler

TASAVVUFTA İSLAM VAR MI?


v       Günümüzde pekçok kişi tasavvuftaki inanışların, tarikatlardaki uygulamaların sadece islamın farklı bir yorumlanışı olduğunu sanıyor ver bunda bir yanlışlık görmüyor. Oysa bu konularla ilgili basit bir araştırma ve Kuran ayetleri ile karşılaştırma yapıldığında ‘’ İslamda tasavvuf var mı ?’’ yerine ‘’Tasavvufta islam var mı?’’ demek gerek. Çünkü tasavvuftaki inanışlar Hint (Budizm, Vedalar, vb.), İran, Mısır (Hermes, vb.), Arap (Cahiliye Dönemi), Yunan (Pisagor, Sokrat, Eflatun, vb.), Türk (Şamanizm, vb.), Yahudi (Zohar, vb.) ve Hristiyanların (Gnostikler, Denys, vb.) uydurduğu ruhbanlık ve tasavvuf uygulamaları islama değil başka inanç ve kültürlere dayanır.


‘’Pisagor’un buluşu olan hikmeti işrak, felsefe ilimleri meyanında bizim ilimler arasında tasavvuf gibidir. İslam mutasavvıfının hikmeti işraka nisbeti, kelam ilminin hikmeti ilahiyyeye nisbeti gibidir. Keşfuz Zunun’a göre hukemayı ilahiyyundan işrakiyyun, meşreb ve ıstılahta sofiyyun gibidir. Hikmeti işrak kitaplarını inceleyenlere gizli kalmayacağı şekilde, tasavvufun ıstılahları işrakiyyun ıstılahlarından alınmadır…Pisagor, tasavvuf tekkesi ve rahipler manastırının banisidir. Velayet seyrinin müşahhası gibidir.’’ (Tasavvuf Tarihi, Mehmed A. Ayni)


‘’Vedalar’da…Hadsiz hesapsız mabudlardan bahsedilmekte ise de, Ariyalar bu bedevi durumu bırakıp Ganj nehrinin suladığı münbit ovalara yerleştikten sonra mezhepleri incelmiş, yükselmiş ve muhteşem bir Vahdeti vucud (Panteizm-Çoktanrıcılık) mezhebine dönmüştür. ..Hint münzevilerinin düşündükleri hep yokluk dalgasıdır. Zira her suret zaildir. Buna göre dünya rüya içinde rüya görmektir. Öyleyse elem çekmek, sevmek, bir arzu bir murad arkasında koşmak niçin? Hayat gam ve kederden ibaret bir rüyadır ki, ruh biran evvel bundan kurtulmak ister… Vedalar’ın tefsiri olan Vedanta’nın öğretilerinin özü vahdeti vücuddan ibarettir…Zira Brahman, yani bütün varlıkların mebdei ezelisi yahut bütün alemleri yaratan, hıfz ve irca eden kuvvet ile insan ruhunun birliğini öğretmekte…Vedanta’ya göre herbirimizin ruhu Brahman’ın bir parçası, bir zuhur ve tecellisi değil, bütün kemaliyle sermedi ve bölünmez olan Brahman’ın kendisidir.’’ (Tasavvuf Tarihi, Mehmed A. Ayni)


‘’Çile gecesinde yeraltındaki hücrede kendisine manaları izah olunan ve yirmi iki sırra delalet eden kutsal nakışlar iki sıra olarak mabedin divanhanelerinden birinde aynen mevcuttu. İlmi ledun şehrinin kapısında kendisine kenarından gösterilen bu sırlar ilahi ilimlerin bizzat umutları idi, fakat onları anlamak için seyr ve suluku bitirmiş olmak lazımdır…Bunun üzerine salik yine hücresine dönerdi. Böylelikle nice  aylar ve seneler geçerdi…Bundan sonra salikin içinde ne muhalefet, ne esef, ne emel, hiçbir şey kalmazdı. O artık Hakka teslim olmuş, hakikate nefsini adamıştı. Salikin bu irfan derecesine ulaştığı anlaşılınca başrahip günün birinde salikin yanına gelip kendisine hakikatin inkişaf etme saatinin yaklaştığını tebliğ ederdi.’’ (Tasavvuf Felsefesi veya Gerçek Felsefe, Cavit Sunar; Tasavvuf Tarihi, Mehmed A. Ayni)


‘’Zohar’a göre ruhlar, ilahi olan asıl vatanlarına dönebilmek için temizlenip saf hale gelmek ve geldikleri ilahi yeri ve kaynağı bilmek, bunun için de bazı çileler geçirmek zorundadırlar. Ruh, bilgi ve irfana ancak dünyadaki hayatında ulaşabilir. Eğer bir ruh dünyadaki hayatında bilgi ve irfana ulaşamazsa, dünyaya tekrar başka bir kalıpta gelip yeniden bu yolda çalışmak zorundadır….Bu gelip gitmelerden ancak bilgi ve irfana kavuştuktan sonra kurtulur. ‘’ (Tasavvuf Felsefesi veya Gerçek Felsefe, Cavit Sunar)


‘’Denys, özellikle İlahi İsimler adlı kitabında ruhun duyular aleminden nasıl sıyrılabileceğini, bu dünya ve nimetlerini nasıl bırakabileceğini ve bizzat kendinden de geçerek, kendini de yokedip Hakka nasıl ulaşabileceğini öğretmektedir ki, sonu Allah’a ulaşan bu yol, aklen stidlal yolu değil, aşk yoludur…Kısaca Hristiyan tasavvufunda esas şudur: Bütün kemalleri, faziletleri ve nimetleri ortaya koyan ve onların en yüksek örneği olan Allah, akıl ile bulunamaz, ilim ile bilinemez. Allah ancak aşk ile bulunabilir ve bilinebilir. Şu halde insan, vücudunu Allah’ta yokedip Allah’ta ve Allah için yaşamalıdır.’’ (Tasavvuf Felsefesi veya Gerçek Felsefe, Cavit Sunar)

‘’Eskiden Hindistan’da Brahman, Mısır’da Hermes mezheplerinin dış yüzlerinden başka birde iç yüzleri vardır ki, bu ledun ilmini gizli olarak derece derece yalnız mürid ve müntesiplere verirlerdi. Bunun konusu tasavvuftan başka bir şey değildi. Dinin panteizme (çoktanrıcılık),ezeli, kendiliğinden varolan bir Allah’ın varlığına inanılmış, buna Brahma ismi verilmiştir….Keza eski Mısır’da Ledun ilmine sahip bulunan güzide kimselerin tevhid akidesine inandıkları Maspero tarafından vesikalara dayanılarak ispat edilmiştir. Eski Yunan’da tasavvufun öncüsü olarak Pisagor’u görüyoruz. Sokrat, Platon ve Aristo gibi düşünürler, tasavvufla ilgili fikirleri dolayısıyla Pisagor’u tasdik ve takdir etmişlerdir. Sokrat insanın her şeyden evvel kendini bilmesini tavsiye etmiş, Platon’da gözle görülen vücut alemine çıkabilen şeylerin, Allah’ın ezeli sıfatlarından ibaret olduklarını ve Allah’ın vücudundan ayrı bir vücuda malik olmadıklarını (vahdeti vücud) belirtmişlerdir.’’ (Sosyolojik Açıdan Tasavvuf ve Laiklik, Amiran Kurtkan)

 

 

v       Başka dinlerin etkisi:


‘’ Türklerin bozkır medeniyetlerinin tabii bir sonucu olarak; toprak, su, ağaç, gökyüzü, güneş, ay ve yıldızların gizli kuvvetler taşıdıklarına inandıkları tespit edilmektedir. Böylece onların en eski dinlerinin ‘tabiat kültü, atalar kültü ve gök tanrı kültü’ şeklinde olduğu ortaya çıkmaktadır. Şamanizmin ise dinden ziyade bir büyü sistemi olduğu görüşü ağırlık kazanmaktadır…Şamanizmin en belirgin özelliği mistik karakterli olması, vecd ve istiğrak tekniğinin bulunmasıdır. Şaman kendi özel usulleri sayesinde ulaştığı vecd haliyle ruhunu göklere yükseltmek, yeraltına inmek ve oralarda dolaşmak üzere bedeninden ayrıldığını hisseden aşkın bir ustadır. Bu sırada o, ruhları hükmü altına alarak ölüler, cinler, periler ve şeytanlarla bağlantı kurmaya muvaffak olur. Ayrıca dertli insanların dilek ve şikayetlerini arzetmek üzere gökteki ve yeraltındaki tanrıların  yanına giderek aracılık vazifesi de görür. Bu özellikleriyle topluluk üzerinde korku ve saygı uyandırıp dini otorite kuran şaman, vasfını ve kaderini bildiği insan ruhunun mütehassısı olarak toplum maneviyatının düzenleyicisi durumundadır.’’ (Osmanlı Halkının Geleneksel İslam Anlayışı ve Kaynakları, Hatice K. Arpaguş; Türk Medeniyeti Tarihi, Ziya Gökalp; Şamanizm, Mircae Eliade)


‘’Şamanizm, Türklerin İslamiyete girmeden önce benimsedikleri Zerdüştlük, Mazdeizm, Maniheizm ve Budizm gibi dinlerde etkinliğini sürdürdüğü gibi, islamiyetten sonra da varlığını devam ettirmiştir. Hatta araştırmalar bugün bile izlerinin silinmediğini göstermektedir.’’ (İslam Sufi Tarikatlerinde Türk-Moğol Şamanlığının Tesiri, Fuad Köprülü)


‘’Araştırmalar Türk velilerin kerametleriyle Budist azizlerin kerametleri arasında büyük benzerlikler bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bundan dolayı doğrudan değil de Şamanizm aracılığıyla Budizm’den gelen kalıntıların Yeseviyye’ye sızmış olma ihtimali büyüktür.’’ (İslam Sufi Tarikatleri / Ahmed Yesevi, Fuad Köprülü)


‘’Türkmenler ‘La İlahe İllallah Baba Rasulullah’ dediklerinden Baba İshak ismi Baba Rasul şekline dönmüştür.’’ (Babailer İsyanı, Ocak)

‘’Barak Baba, Buzağı Baba, Sarı Saltuk gibi Türkmen babaları da kıyafet ve hareketleriyle mutasavvıf şeyh olmalarına ve münevver müslüman muhitlerinde itibarlı kimseler olarak kabul edilmelerine rağmen, eski kamlara benzedikleri düşünülmektedir.’’ (Ariflerin Menkıbeleri, Ahmed Eflaki)


‘’Mevcut araştırmalar bunların yarı kutsi içtimai bir unsur oluşturan eski ozanların yerini alarak ilahi ve şiirler okuyan, Allah rızası için halka birçok iyilikte bulunan, cennet ve saadet yollarını gösteren ‘ata veya baba’ isimli dervişler şeklini aldıklarını ve Türkmen boyları üzerinde etkili olduklarını göstermektedir.’’ (Edebiyat Araştırmaları, Fuad Köprülü)

 

 

v       Toplumdaki siyasi, idari, ahlaki, dini ve sosyal bozukluklar, ekonomik ve sosyal dengesizliğin artması ve  yaygın hale gelmesi insanların tasavvufa, zühd hayatına yönelmelerinin sebeplerinden biridir.


‘’…Bazen eğlence sırasında aşırı neşe, halifenin aklını başından alır ve bazı hareketlerde bulunurdu ki, bu hareketlere cariyelerden başkası muttali olamazdı. Perdenin arkasından herhangi bir ses yükselir veya garip bir hareket meydana gelirse, perdedar ‘Yeter ey cariye, kendini tut, son ver, kısa kes’ diye bağırarak nedimlere bu hareketi cariyelerden birinin yaptığını vehmettirmek isterdi…Ses sanatkarlarının Şam’a gelmelerinin halkın ahlakı ve toplum hayatı üzerinde büyük tesiri oldu. Nihayet ülkede yavaş yavaş konfor yayıldı.’’ (İslam Tarihi, H. İbrahim Hasan)


‘’Eğlence ve içki meclisleri ile bu meclislerde olup biten ahlaksızlıkların haddi hesabı yoktur….Müzik meclislerinde içki ve atışmalar yapıldı…Fakirlerin iş yerlerinde ve bile kumar alabildiğine yayıldı…Cariyeler muhtelif yerlerden seçilip getirildi. Güzellikte yarıştılar. Bunun neticesi olarak, eğlence, ahlaksızlık ve çıplaklık eğilimleri çoğaldı…Bazı şairler bu duyguları şiirleriyle körüklediler ve müstehcenliği yaydılar…Bu şekilde hayat bu asırda.. ahlaksızlık ve oyunla dolmuştur…’’ (Duhal İslam, Ahmed Emin)

‘’Müzik, oyun, eğlence, lüks ve israf hayatın ağırlığını gösterirken, toplumda değişik ahlaksızlık şekilleri de sergileniyordu… Hadımlaştırma uygulamalarına değinmek istiyoruz. Bu adet, daha önceleri Bizans ve antik bazı şark memleketlerinde mevcut olmuş, daha sonra İslam alemine hicri 200/810 yıllarında girmiştir. Halbuki Hz. Peygamber bunu şiddetle yasaklamıştır...Halife Emin, halife olduğunda hadımlaştırılmış erkeklere ilgi duydu ve para ile satın aldı…Onlarla oturup kalkmış, hür kadın ve cariyelere iltifat etmemiş, bundan dolayı da kınanmıştı.’’ (El Hadaratul İslamiyye, Adam Netz, Tarihut Taberi’den alıntı)


’’Ey müslümanlar, hepiniz Allah’a hamdediniz ve sonra usanmadan ‘Allah’ım Emin’e ömür ver’ deyiniz. Hadımlaştırmayı yaydı, öyle ki hadım olmayı din haline getirdi. Halk da Emirul Müminun’e uydu.’’ (El Hadaratul İslamiyye, Adam Netz, Tarihut Taberi’den alıntı)


‘’Bu asırda insanlar üç sınıfa ayrılmıştı: Birinci sınıf, halifeler, tüccarlar, vezirler ve eşraf takımı olan aristokratlar. İkinci sınıf halk, orta tüccar ve emlak sahipleri; üçüncü sınıf , fakir sınıf. Küçük çiftçi, işçi ve halifelerden uzak duran alimler.’’ (Fecrul İslam, Ahmed Emin)


‘’Hicri dördüncü asırda değişik yer ve medeniyetlerden tasavvufa birçok yabancılıklar girmiştir. Bunlar bilinçsizce yapılan tercümeler, basiretsizce meydana gelen gelişmeler, Kuran ve sünnetten uzaklaşıp Hristiyanlık, Hint ve İran din ve mezheplerine dayanan hurafe, heves ve kuruntulara sarılma sonucu girmiş ve yayılmıştır. Tasavvufçu zümrenin meydana gelmesinde Hristiyan rahiplerin tarihini, Suriye ve Mısır’daki kilise ve manastır kültürünü, Yahudi zühdünün dirilişini görüyoruz. Yeni Eflatuncu düşüncelerin de bunda açık etkisi olduğu kesindir. Nitekim o yüzyıllarda Hint yoga sisteminin büyük revaç bulduğu anlaşılmaktadır. Feyiz (kalbe akıp gelme) ve Vahdeti vücudu Eflatunculuktan, ittihad ve hululun Hristiyanlıktan,sarhoşluk ve müziğin budizmden geldiği bir gerçektir’(Nazarat fi Mutekadat İbn Arabi,Kemal İsa)

 

 

2-Bakara-143: ‘’Böylece biz sizi, insanlara şahit (ve örnek) olmanız için orta (vasat) bir ümmet kıldık…..’’


17-İsra-9: ‘’Şüphesiz ki Kuran insanları en doğru olana iletir ve salih amel işleyen müminlere büyük bir mükafat olduğunu müjdeler.’’


11-Hud-112,113: ‘’Seninle birlikte tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru davran. Ve azıtmayın. Çünkü O (Allah) yaptıklarınızı görendir. / Zulmedenlere eğilim göstermeyin, yoksa size ateş dokunur.. Sizin Allah’tan başka velileriniz yoktur, sonra yardım göremezsiniz.’’


42-Şura-13, 14, 15, 16: ‘’O: ‘Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin’ diye dinden Nuh’a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri etti (bir şeriat kıldı). Senin kendilerini çağırdığın şey müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini buna seçer ve içten kendisine yöneleni hidayete erdirir. / Onlar kendilerine ilim geldikten sonra, yalnızca aralarındaki ‘tecavüz ve haksızlık’ dolayısıyla ayrılığa düştüler. Eğer Rab’ binden, adı konulmuş bir ecele kadar geçmiş (verilmiş) bir söz olmasaydı, muhakkak aralarında hüküm verilmişti (iş bitirilmişti). Şüphesiz onların ardından Kitaba mirasçı olanlar ise, herhalde ona karşı kuşku verici bir tereddüt içindedirler. / Şu halde sen bundan dolayı davet et ve emrolunduğun gibi doğru bir istikamet tuttur. Onların hevalarına uyma. Ve de ki: ’Allah’ın indirdiği her Kitab’a inandım. Aranızda adaletli davranmakla emrolundum. Allah bizim de Rab’bimiz, sizin de Rab’binizdir. Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz sizindir. Bizimle aranızda deliller getirerek tartışmaya(huccete gerek) yoktur. Allah bizi biraraya getirip toplayacaktır. Dönüş O’nadır.’ / O’na icabet olunduktan sonra, Allah hakkında (sözde) deliller öne sürüp tartışanların delilleri Rab’leri katında geçersizdir. Onların üzerinde bir gazap vardır ve şiddetli azap onlaradır.’’


42-Şura-21: ‘’Yoksa onların birtakım ortakları mı var ki, Allah’ın izin vermediği şeyleri , dinden kendilerine teşri ettiler (bir şeriat kıldılar)? Eğer o fasıl kelimesi olmasaydı elbette aralarında hüküm verilirdi. Gerçekten zalimler için acı bir azap vardır.’’


57-Hadid-27: ‘’Sonra onların izleri üzerinde elçilerimizi birbiri ardınca gönderdik. Meryem oğlu İsa’yı da arkalarından gönderdik; ona İncil’i verdik ve onu izleyenlerin kalplerinde bir şefkat ve merhamet kıldık. (Bir bidat olarak) Türettikleri ruhbanlığı ise, Biz onlara yazmadık (emretmedik). Ancak Allah rızasını aramak için (türettiler) ama buna da gerektiği gibi uymadılar. Bununla birlikte onlardan iman edenlere ecirlerini verdik, onlardan birçoğu da fasık olanlardır.’’


6-Enam-144: ‘’Deveden iki, sığırdan da iki: De ki: ‘İki erkeği mi haram kıldı? Yoksa iki dişiyi mi yada o iki dişinin rahimlerinin, kendisini kapsadığı (yavruları) mı? Yoksa Allah, bunları size tavsiye ettiği zaman şahit miydiniz?’ Hiçbir bilgiye dayanmaksızın insanları saptırmak için Allah’la ilgili konularda yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir? Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.’’


2-Bakara-120: ‘’Sen onların dinlerine uymadıkça, Yahudi ve hristiyanlar senden kesinlikle hoşnut olmazlar. De ki: ‘Şüphesiz doğru yol Allah’ın yoludur’. Eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların hevalarına uyacak olursan, senin için Allah’tan ne bir dost vardır ne bir yardımcı.’’


6-Enam-119: ‘’Ne oluyor ki size, kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalmanız dışında, O size haram kıldıklarını ayrı ayrı açıklamışken, üzerinde Allah’ın ismi anılan şeyleri yemiyorsunuz? Gerçekten çoğu, bir ilim olmaksızın kendi hevalarıyla saptırıyorlar. Şüphesiz senin Rab’bin haddi aşanları en iyi bilendir.’’


6-Enam-151: ‘’De ki: ‘Gelin size Rab’binizin neleri haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak etmeyin, anne babaya iyilik edin, yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizin de onların da rızıklarını biz vermekteyiz. Çirkin kötülüklerin açığına ve gizli olanına yaklaşmayın. Hakka dayalı olma dışında, Allah’ın (öldürülmesini) haram kıldığı kimseyi öldürmeyin. İşte bunlarla size tavsiye etti, umulur ki akıl erdirirsiniz.’’


7-Araf-28: ‘’Onlar çirkin bir hayasızlık işlediklerinde: ‘Biz atalarımızı bunun üzerinde bulduk. Allah bunu bize emretti’ derler. De ki: ‘Şüphesiz Allah, çirkin hayasızlıkları emretmez. Bilmediğiniz bir şeyi Allah’a karşı mı söylüyorsunuz?’’

 

 

GEÇMİŞTEN VE GÜNÜMÜZDEN ÖRNEKLER


Aşağıdaki örnekler ‘’Tasavvuf ve İslam (İbrahim Sarmış-Ekin Yayınları)’’ kitabından alınmıştır.


v       Veli denilen şeyhleri yada din adamlarını peygamberlerden üstün tutma:


‘’ İşte kendilerine hizmet, nafile ibadetlerden efdal tutulan evliyaullah, yukarıdan beri birer vesile ile zikredilen Yüce Allah dostlarıdır. Onların en yüce mevkiinde bulunanlardan birisi de Gavsul azam (kendisinden yardım istenen en büyük kişi) Abdulkadir Geylani hazretleridir.Onun yüce kerameti nasıl nübüvvet mucizatının bir cüzü sayılmasın ki, Risale-i Gavsiye’lerinde görüldüğü vechiyle Kelimullah’a vaki ilahi sohbet kendilerine de nasip olmuştur. ‘Len teraniden terani’ sırrı bu yüce velide zahir olmuştur.(Yani Hz. Musa Allah’ı göremedi ama bu yüce veli görmüştür). Yukarıda bir vesile ile ehlullahın beşeri sıfatlardan tecerrüdle melekiyet sıfatını iktisap ettiklerini arzetmiştik. El Bazul Eşheb olan Gavsı azamın yüce kanatları cihanı muhit olduğu gibi, kendisine iltica eden bendeganını (kullarını) daima bir siyanet meleği gibi o yüce kanatların altında hıfz buyurmuşlardır. Burada Cebrail denilen ulu meleğe Gavsu-l azam da meleklik sırrı itibariyle yoldaştır denirse hakikatin ta kendisi ifade edilmiş olur.’’ (El Bazul Eşheb, Melih Yuluğ)


‘’Hz. Mevlana için Molla Cami’nin ‘’Peygamber değildir ama kitap sahibidir’’ arifane kelamı, elbet Sultanul Evliya Abdulkadir Geylani hazretleri için de evleviyetle variddir. Gavsul Azam hazretlerinin kutsal kitabı ise Risale-i Gavsiyye’dir.’Kelimullahlık’’ payesine erişti’ denilmesinde hiçbir mahzur görmemekteyiz. Şu manada ki, elbette kendileri nebi değildir. Ama ‘Kelimullah’ Hak Teala ile mukaleme mazhariyetine ermişlerdir.’’ (El Bazul Eşheb, Bekir Uluçınar)


‘’Hızır ve İlyas’ın görüşmeleri ve hallerinden bir nebze bilgi verilmesine dair Molla Bedi’a yazılmış mektuptur. Allah’a hamd ve seçtiği kullarına selam olsun. Hızır a.s. hakkında arkadaşların sorusu üzerinden epey zaman geçti…Bugün sabah toplantısında Hızır ve İlyas’ın ruhaniler suretinde hazır olduğunu gördüm. Hızır ruhani bir kelam ile şöyle dedi: ‘Biz ruhlar alemindeniz. Allah ruhlarımıza tam bir kudret vermiştir ki, bu kudretle vücutlar suretinde teşekkül ve temessül eder, vücutlardan sadır olan cismani duruş ve hareketler, bedeni itaat ve ibadetler ondan sadır olur. O anda kendisine: ‘Siz  Şafii mezhebine göre namaz kılıyorsunuz’ dedim. Şöyle dedi: ‘Biz şeriatlerle mükellef değiliz ama ev Kutbu’nun (sahibi) görevlerinin yerine gelmesi bize bağlı olup, kendisi de Şafii mezhebinde olduğundan biz de arkasında İmam Şafii’nin mezhebine göre namaz kılıyoruz….Yine anlaşılmıştır ki, velayetin kemalatı Şafii fıkhına muvafık, nübüvvetin kemalatı da Hanefi fıkhına muvafıktır. (Yani veliler şafii, peygamberler de hanefidir)…Hz. İsa indikten sonra Ebu Hanife’nin mezhebine göre amel edecektir). O anda ikisinden medet istemek ve dualarını almayı talep etmek aklımıza geldi…Sanki aradan sıyrılıp gittiler. İlyas a.s. o zaman hiç konuşmadı.’’ (Mektubat, B. Said Nursi)

‘’…Veliler arasında az daha peygamber yardımına muhtaç olmadan nuru parlayan kimseler vardır (Gazali) ‘’ (İşari Tefsir Okulu, Süleyman Ateş)

 

 

2-Bakara-118: ‘’Bilgisizler dediler ki: ‘Allah bizimle konuşmalı veya bize de bir ayet gelmeli değil miydi?’ Onlardan öncekiler de onların bu söylediklerinin benzerini söylemişlerdi. Kalpleri birbirine benzedi. Biz, kesin bilgiyle inanan bir topluluğa ayetleri apaçık gösterdik.’’


28-Kasa-46, 47, 48: ‘’(Musa’ya) Seslendiğimiz zaman da sen Tur’un yanında değildin. Ancak Rab’binden bir rahmet olmak üzere senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarmış olman için (gönderildin). Umulur ki öğüt alıp düşünürler diye. / Kendi ellerinin öne sürdükleri dolayısıyla onlara bir musibet isabet ettiğinde: ‘Rab’bimiz bize de bir elçi gönderseydin de böylece senin ayetlerine uysaydık ve müminlerden olsaydık’ diyecek olmasalardı (seni göndermezdik). / Fakat onlara kendi katımızdan hak geldiği zaman: ‘Musa’ya verilenlerin bir benzeri buna verilmeli değil miydi?’ dediler. Onlar daha önce Musa’ya verilenleri inkar etmemişler miydi? ‘İki büyü birbirine arka çıktı’ dediler. Ve gerçekten biz hepsini inkar edenleriz’ dediler.’’


7-Araf-33: ‘’De ki:’Rab’bim yalnızca çirkin hayasızlıkları –onlardan açıkta olanlarını ve gizli olanlarını- günah işlemeyi, haklı nedeni olmayan isyan ve saldırıyı, kendisi hakkında ispatlayıcı bir delil indirmediği şeyi Allah’a ortak etmenizi ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.’’


2-Bakara-169: ‘’O (şeytan) size yalnızca kötülüğü, çirkin hayasızlığı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.’’


2-Bakara-257: ‘’Allah iman edenlerin velisidir (dostu ve destekçisi). Onları karanlıklardan nura çıkarır, inkar edenlerin velileri ise tağuttur. Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar ateşin halkıdırlar, onda süresiz kalacaklardır.’’


9-Tevbe-71: ‘’Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah’a ve Rasulü’ne itaat ederler. İşte Allah’ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.’’


29-Ankebut-41: ‘’Allah’ın dışında başka veliler edinenlerin örneği, kendine ev edinen örümcek örneğine benzer. Gerçek şu ki, evlerin en dayanıksız olanı örümcek evidir, bir bilselerdi!’’


39-Zumer-2, 3: ‘’Şüphesiz sana bu Kitabı hak ile indirdik, öyleyse sen de dini yalnızca O’na halis kılarak Allah’a ibadet et. / Haberin olsun, halis (katıksız) olan din yalnızca Allah’ındır. O’ndan başka veliler edinenler (şöyle derler): ‘Biz bunlara bizi Allah’a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.’ Elbette Allah kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecektir. Gerçekten Allah yalancı, kafir olan kimseyi hidayete erdirmez.’’

 

 

v       Veli denilen şeyhlere yada üstünlüğüne inandıkları din adamlarına Allah’ın sıfatlarını yakıştırma, ilahlaştırma, yüceltme, ‘’Allah’tır’’ , ‘’Allah’tan bir parçadır’’  deme yada onların hatalarını Allah’a maletme (Allah’a açıkça iftira):


‘’Aslında yüce veliler, Hak Teala’nın tam ve kamil mahzarlarıdır. Ol ayinede görünen Hakk’ tır. Esasen nasıl Tur vadisinde bir ağaçtan yüce Mevla, Kelimullah’a ‘inni enellah’ demişse, El Bazul Eşheb (Abdulkadir Geylani) mahzarında da görünen O’dur. Yani Hu’dur.’’ (El Bazul Eşheb, Bekir Uluçınar)


‘’Eski şarihlere göre buradaki ney, insanı kamildir. O, birlik kamışlığından kesilmiştir. Kendi varlığından geçmiş, gerçek varlıkta varolmuştur. Ondan çıkan her ses tanrı iradesini bildirir. Onun ihtiyarı tanrı ihtiyarıdır. Fakat görünüşte sıfatlarla, fiillerle kayıtlıdır. Bu bakımdan ıtlak alemini özler. Daha doğrusu da, onun bu özleyişi bir cilvedir, kendi kendisine bir nazdır… Mevlana, ‘Dinle bu ney nasıl şikayet ediyor, ayrılıkları nasıl anlatıyor’ derken, hem kamışlıktan kesilen ney’i hemde mutlak varlıktan mukayyed varlığa düşen kendisini kastetmektedir…’’ (Mesnevi ve Şerhi, Abdulbaki Gölpınarlı)


‘’Tanrısal varlığına kavuşmak isteyen muvahhid, beşeri varlığını kaybetmek, unutmak zorundadır. İşte bu kaybediş şekline ‘fena’ denir; bu da üç mertebeye ayrılır: (1)Amellerini yaparak, cehd ve gayret sarfederek, nefsine aykırı giderek onu istediği amellere koşarak, nefsani sıfatlardan, huylardan ve tabii özelliklerden fani olmaktır. (2) Hakkın senden istediği şeye uymak ve seninle O’nun arasında hiçbir vasıta kalmamak, her şeyden vazgeçip sırf ona yönelmek, ibadet ve tatlardaki zevk alma düşüncelerinden fani olmaktır. (3) Vecdin son mertebesinde Hak şahidi galebe edince artık Allah’ı müşahedeye ermenin farkına varmaktan da fani olmaktır. İşte o zaman sen fani bakisin…(Cüneyd Bağdadi)’’ (İşari Tefsir Okulu, Süleyman Ateş)


‘’Bu sürekli yolculuk, tasavvuf düşüncesindeki ‘Asli vatan’ kavramıyla da ilişki arzeder. Asli vatan insanın ruhlar alemindeki yeridir. Mevlana bunu Mesnevi’sinde ‘Kamışlık’, İkbal ise Cavidname’sinde ‘Can yoldaşın yanı’ olarak nitelendirmiştir. Bu asli vatan –ki insanın ayrıldığı bütün olan Allah’tan başkası değildir- tanımlanamaz, ele geçmez, yakalanmaz bir hedef ve sevgili olduğundan, ona varma zevki, onun yolunda olma zevkinden başka türlü düşünülemez. Onu istemek ve yine istemek…Kuşadalı bunu şu güzel sözü ile ifadeye koymuştur: ‘Vatanı aslimiz bezmi elest (Allah’tan ayrıldığımız an ve alem) dir. Her yerde misafir gibiyiz.’’ (Din ve Fıtrat, Yaşar N. Öztürk)


‘’Tecelli dolayısıyla evrendeki her şeyde tanrı sıfatlarının belirdiğini (yani ilahi sıfatların canlı ve cansızlar şeklinde tezahür ettiğini) görmüştük. …Tanrının bütün sıfatları evrende dağınık ama insanda toplu olarak vardır. Aynaya baktığında nasıl kendini görürse, Allah da bütün vasıflarını toplu olarak insanda görmüştür. İnsan biri ölümlü, öteki ölümsüz olan iki unsurdan teşekkül eder. ..Ölümsüz unsur ise, insana asıl şerefini ve değerini bağışlayan ilahi tarafımızdır. Ruh denen bu unsur tanrının bütün sıfatlarına mahzardır…Allah’tan kopmuş olan uyanık ve hasretli ruhu Mevlana Celaleddin Mesnevi’sinde neyi ile anlatmaktadır. İnsan ruhu kamışlıktan koparılmış olduğu için durmadan inleyen, herkesi dertlendiren bir şeydir…’’ (Türk Edebiyatı, Ahmet Kabaklı)


‘’Şimdi sufiler şekil ve kıyafet bakımından eski sufilere benziyor ama ruh ve muhteva bakımından başkalaşmışlardır. ..Şeriata hürmet hissi kalplerden zail olmuştur.Dine karşı kayıtsızlığı, menfaat temin etmenin en güvenilir vasıtası olarak kabul eden zamanın sofuları, haram ile helal arasında fark görmez olmuşlardır. Dine ve din büyüklerine karşı saygısız olmayı, din haline getirmişlerdir. İbadet etmeyi hafife almışlar, namaz kılmayı ve oruç tutmayı basit bir şey saymışlar, gaflet meydanında at koşturmuşlardır. Nefsani arzulara kendilerini teslim etmişler, halktan, kadınlardan ve zalim devlet adamlarından elde ettikleri şeylerden hiç çekinmeden faydalanmışlardır. Sonra bu nevi kötü şeyler yapmaya da kanaat etmeyerek en yüksek manevi hallere ve hakikatlere ulaştıklarını söylemişler, bu gibi şeylerden bahsederek kulluk boyunduruğundan kurtulup hürriyete kavuştuklarını, Allah’a vuslat hali ve hakikati ile muttasıl olduklarını, daima hak ile kaim bulunduklarını, iradelerinin Allah’ta fena bulduğunu ve kendilerine Allah’ın böyle hareket ettirdiğini, nefsaniyetlerinin yokolup fena mertebesine ulaştıklarını, işledikleri haramlardan veya işlemedikleri farzlardan dolayı azarlanıp yerilmeyeceklerini, ehadiyetin sırlarını keşif yolu ile bildiklerini, cismani varlıklarının çarpılma ve kapılma suretiyle kendilerinden tamamen alındığını…konuştukları zaman kendilerinden değil, kendilerinin adına başkasının (Hakk’ın) konuştuğunu, tasarruflarında kendilerinin dışında bulunan bir velinin (mutevelli Hak) bulunduğunu (hal ve hareketlerinin Hak tarafından idare edildiğini) iddia etmişlerdir.’’ (Er Risaletul Kuşeyriyye,Kuşeyri; Abdulhalim Mahmud)


‘’Allah herşeydir ve neye ibadet edilirse, Allah’a ibadet edilmiş olur… Her şey Allah olduğu için kulların Allah’tan başka taptıkları bütün şeyler de aslında Allah’tır. Bu ayrımı kullar uydurmuştur.’’ (Fususul Hikem, İbn Arabi)

‘’…Hallac şöyle diyor: ‘Lahutiliğinin delici ışığının sırrı tarafından beşeriyeti açığa çıkarılan yüce olsun! Sonra yaratıkları arasında yiyen ve içen suretinde açıkça göründü. Hatta yaratıkları O’nu kapıcıların birbirlerini fark etmeleri gibi fark etti…Sana bir şey olursa bana olur, zira her durumda sen benim.  Sevdiğim kişi benim ben de oyum. Biz bir bedene girmiş (hulul etmiş) iki ruhuz. Beni görürsen onu görürsün. Onu görürsen bizi görmüş olursun’’ (Hallacı Mansur ve Eseri, Yaşar N. Öztürk)


‘’Hangi şeye işaret ederseniz, gerçekte Allah’a işaret etmiş olursunuz. Çünkü Allah, işaret edilen o şeyin aynıdır (kendisi)’’ (Mişkatul Envar, Gazali)


‘’Zatı itibariyle yüce olan Hak’kın açığa çıktığı her varlığa tapmak gerekir. O, alemin zerrelerinde açığa çıkmıştır.’’ (El İnsanul Kamil Fi Marifetul Evahir, Abdulkerim El Cili)


‘’Varlığımız O’nun varlığıdır. Varlığımız açısından biz O’na muhtaç, nefsinde zuhuru için O bize muhtaçtır….Senin özelliğin ne ise O’nun özelliği de odur…O bana hamd eder, ben O’na hamd ederim. O bana ibadet eder, ben O’na ibadet ederim’ (İbn Arabi) ‘’Risaleler Mecmuası, Ali El Kari)

‘’Erkek, Allah’ı kadında müşahede ederse, buna münfailde müşahede denir…Allah’ı kadında müşahede etmesi tam ve en mükemmeldir…Onun için Rasulullah kadınları sevmiştir. Çünkü Allah, onlarda çok mükemmel müsahede edilmektedir …Kavuşmanın en büyüğü de nikahtır’’ (Fususul Hikem, İbn Arabi)

 

 

20-Taha-14: ’’Gerçekten Ben, Ben Allah’ım. Ben’den başka ilah yoktur, şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl.’’


9-Tevbe-30, 31: ‘’Yahudiler: ‘Üzeyr Allah’ın oğludur’ dediler; hristiyanlar da: ‘Mesih Allah’ın oğludur’ dediler. Bu onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar bundan önceki inkar edenlerin sözlerini taklit ediyorlar. Allah onları kahretsin nasıl da çevriliyorlar! / Onlar Allah’ı bırakıp bilginlerini ve din adamlarını rabler edindiler ve Meryem oğlu Mesih’i de. Oysa onlar tek olan bir ilaha ibadet etmekten başka birşeyle emrolunmadılar. O’ndan başka ilah yoktur. O, bunların ortak ettikleri şeylerden yücedir.’’


112-İhlas-1, 2, 3, 4: ‘’De ki: ‘O Allah birdir / Allah Sameddir (herşey O’na muhtaçtır, O hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır) / O doğurmamıştır ve doğrulmamıştır / Ve hiçbir şey O’nun dengi değildir.’’


16-Nahl-74: ‘’Artık Allah’a benzerler armaya kalkışmayın, çünkü Allah bilir siz ise bilmezsiniz.’’


16-Nahl-57: ‘’Ve Allah’a kızlar isnad ediyorlar, (haşa) O yücedir. Hoşlandıkları (erkek çocuklar) da kendilerinindir.’’


16-Nahl-62: ‘’Onlar Allah’a hoşlarına gitmeyen şeyleri uygun görürler, dilleri de yalan olarak en güzel olanın kendilerinin olduğunu düzmektedir. Hiç şüphesiz ateş onlar içindir ve hiç şüphesiz onlar (cehennemde) öncülerdir.’’


19-Meryem-88, 89, 90, 91, 92, 93: ‘’Rahman çocuk edinmiştir dediler. / Andolsun siz oldukça çirkin bir cesarette bulunup geldiniz. / Neredeyse bundan dolayı gökler paramparça olacak, yer çatlayacak ve dağlar yıkılıp göçüverecekti. / Rahman adına çocuk öne sürdüklerinden (ötürü bunlar olacaktı). / Rahman’a (olan Allah) çocuk edinmek yaraşmaz. / Göklerde ve yerde olan (herkesin ve her şeyin) tümü Rahman’a yalnızca kul olarak gelecektir.’’


42-Şura-11: ‘’O, göklerin ve yerin yaratıcısıdır. Size kendi nefislerinizden eşler, davarlardan da çiftler varetti. Sizleri bu tarzda türetip yayıyor. O’nun benzeri gibi olan hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.’’


2-Bakara-165: ‘’İnsanlar içinde Allah’tan başkasını ‘eş ve ortak tutanlar’ vardır ki, onlar (bunları) Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah’a olan sevgileri daha güçlüdür. O zulmedenler azaba uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah’ın olduğunu ve Allah’ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi.’’


30-Rum-40: ‘’Allah sizi yarattı, sonra size rızık verdi, sonra sizi öldürmekte, daha sonra sizi diriltmektedir. Ortaklarınızdan bunlardan herhangi birini yapacak var mı? O, ortak ettiklerinizden münezzeh ve yücedir.’’


10-Yunus-17,18: ‘’Allah’la ilgili konularda yalan uydurup iftira düzenden ve O’nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Şüphesiz O, suçlu günahkarları kurtuluşa erdirmez. / Allah’ı bırakıp kendilerine zarar vermeyecek ve yararları dokunmayacak şeylere kulluk ederler ve: ‘Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir’ derler. De ki: ‘Siz Allah’a göklerde ve yerde bilmediği bir şey mi haber veriyorsunuz? O sizin ortak ettiklerinizden uzak ve yücedir.’’


20-Taha-52: ‘’Dedi ki: ‘Bunun bilgisi Rab’bimin katında bir kitaptadır. Benim Rab’bim şaşırmaz ve unutmaz.’’


2-Bakara-255: ‘’Allah… O’ndan başka ilah yoktur. Diridir, kaimdir. O’nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O’nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp kuşatamazlar. O’nun kürsüsü bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. Onların korunması O’na güç gelmez. O pek yücedir, pek büyüktür.’’


10-Yunus-34, 35: ‘’De ki: ‘’Sizin ortak ettiklerinizden ilk kez yaratacak, sonra onu iade edecek olan var mı?’ De ki: ‘Allah yaratmayı başlatır, sonra onu iade eder. Öyleyse nasıl çevriliyorsunuz?’ / De ki: ‘Sizin ortak ettiklerinizden hakka ulaştırabilecek var mı?’ De ki: ‘Hakka ulaştıracak Allah’tır. Öyleyse hakka ulaştıran mı uyulmaya daha hak sahibidir yoksa doğru yola ulaştırılmadıkça kendisi hidayete ulaşmayan mı? Ne oluyor size nasıl hükmediyorsunuz? / Onların çoğu zandan başkasına uymaz. Gerçekten zan ise haktan hiçbir şeyi sağlayamaz. Şüphesiz Allah onların işlemekte olduklarını bilendir.’’


39-Zumer-67: ‘’Onlar, Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Oysa kıyamet günü yer, bütünüyle O’nun avucundadır (kabzası); gökler de sağ eliyle dürülüp bükülmüştür. O, ortak ettiklerinden münezzeh ve yücedir.’’

 

 

v       İnsanlara insanüstü özelliklerin verilmesi (ölümsüzleştirme, uçma, vb.):


‘’Bir adam hacca niyet ettiği halde müteaddid seneler bir türlü gitmek nasip olmamış,… Hanımı adamcağıza ‘Her sene böyle niyet edersin, bir türlü gidemezsin. Ben de komşulara mahcup olurum. Eğer bu sene de gidemezsen ben seni artık eve almam’ demiş… Sokakta kalan adam Hz. Utfade’ye halini anlatmış, o da derviş Eskici Baba’ya havale etmiş. Eskici Baba’nın himmetiyle adam kendini Mekke’de bulmuş, bütün Bursalılarla birlikte haccını yapmış, Eskici Baba vasıtasıyla Bursa’ya dönmüş…ama hanımına kendini inandıramamış, hanımı onu eve almamış… Kadı’ya gitmiş… Kadı karar veremez, hacıların dönmesini bekler ve hacılara sorar: ‘Bu adamı hac esnasında … gördünüz mü?’. Şahit hacıların hepsi de: ‘Efendim bütün hac merasimini beraberce yaptık…’.Kadı: ‘Bu iş nasıl oldu bana anlat’ der…Hacı efendi de mecburine Hz. Utfade vasıtasıyla Eskici Baba’nın bu işi başardığını anlatır…Kadı Hüdai efendinin aklı hakikatlere erişir, ‘Böyle kadılık yapmaktansa Hz. Utfade’ye mürid olmak daha iyidir’ hükmüne varır ve Hazret’e müracat eder. Eğer Hüdai efendi bir kadı olarak kalsaydı, şimdiye kadar çoktan unutulup gitmişti…’’ (Tasavvufi Ahlak, Mehmed Z. Koktu)


‘’Arşın üstüne yükselmek çok oluyor. Bunlardan birinci çıkışta uzun yolculuklardan sonra arşın üstüne yükselince, cennet yukarıdan kuşbakışı göründü. Bildiklerimden birkaçının cennetteki makamlarını görmek istedim. Dikkat ettim, göründüler. Makamların sahiplerini de o makamlarda gördüm’’(Mektubat Tercümesi-İmam Rabbani, Mektup1,Hüseyin Işık)

 

 

16-Nahl-76: ‘’Allah şu örneği verdi: ‘İki kişi; bunlardan birisi dilsiz, hiçbir şeye gücü yetmez ve herşeyiyle efendisinin üstünde (bir yük), o onu hangi yöne gönderse bir hayır getirmez. Şimdi bu, adaletle emreden ve dosdoğru yol üzerinde bulunanla eşit olabilir mi?’’


4-Nisa-135: ‘’Ey iman edenler, kendiniz, anne babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa Allah için şahitler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) İster zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır…’’


3-Ali İmran-18: ‘’Allah, gerçekten kendisinden başka ilah olmadığına şahitlik etti, melekler ve ilim sahipleri de O’ndan başka ilah olmadığına adaletle şahitlik ettiler. Aziz ve Hakim olan O’ndan başka ilah yoktur.’’


36-Yasin-74,75: ‘’Yardım görürler umuduyla Allah’tan başka ilahlar edindiler. / Onların (o ilahların) kendilerine yardım etmeye güçleri yetmez; oysa kendileri onlar için hazır bulundurulmuş askerlerdir.’’


3-Ali İmran-126: ‘’Allah bunu (yardımı) size ancak bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla tatmin bulsun diye yaptı. Yardım ve zafer (nusret) ancak üstün ve güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah’ın katındandır.’’


3-Ali İmran-150: ‘’Hayır, sizin mevlanız Allah’tır. O, yardım edenlerin en hayırlısıdır’’


55-Rahman-26, 27: ‘’(Yer) Üzerindeki herşey yok olucudur. / Celal ve ikram sahibi olan Rab’binin yüzü (kendisi) baki kalacaktır.’’


25-Furkan-58: ‘’Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan (Allah) a tevekkül et ve O’nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından O’nun haberdar olması yeter.’’


7-Araf-190,191,192,193,194,195,196,197,198: ‘’Ama O (Allah) onlara salih (bir çocuk) verince, kendilerine verdiği şey konusunda O’na ortaklar kılmaya başladılar. Allah onların ortak ettiklerinden yücedir. / Kendileri yaratılıp dururken, hiçbir şeyi yaratamayan şeyleri mi ortak ediyorlar? / Oysa (bu ortak ettikleri güçler ve nesneler) ne onlara bir yardıma güç yetirebilir ne kendi nefislerine yardım etmeye. / Onları hidayete çağırsanız size uymazlar. Onları çağırsanız da suskun dursanız da size karşı (tutumları) birdir. / Allah’tan başka taptıklarınız sizler gibi kullardır. Eğer doğru iseniz, hemen onları çağırın da size icabet etsinler. / Onların yürüyecek ayakları var mı? Ya da tutacakları elleri mi var? Veya görecek gözleri mi var? Yoksa işitecek kulakları mı var? De ki:’Ortak ettiklerinizi çağırın, sonra bir düzen (tuzak) kurun da bana göz bile açtırmayın’ / Hiç şüphesiz benim velim Kitab’ı indiren Allah’tır ve O, salihlerin koruyuculuğunu (veliliğini) yapıyor. / O’ndan başka taptıklarınız ise size yardıma güç yetiremezler, kendilerine de. / Eğer onları doğru yola çağırsanız işitmezler. Onlar sana bakar görürsün oysa onlar görmezler bile. ‘’

 

 

v       Tasavvuf ehlinin öldürüp diriltme gücünün olduğu inancı:


‘’Birisi talebelik zamanında bir fırından ekmek alırmış. Bir kıtlık gününde cemaat fırının önünde pek kalabalıkmış. Fırıncı bu talebeye hiç kulak asmamış, talebe de kızmış, yerden aldığı taşı atmak istemiş. Fakat taş kendiliğinden bunun avucuna gelmiş. Bundan ürken talebe ’Bir sebebi vardır’ diyerek taşı bir kenara bırakmış…Ekmeği alıp odasına dönmüş…Birgün tekrar fırına gittiğinde fırında başka biri varmış. Fırıncıyı sorduğunda: ‘Hasta ama bir türlü ölemiyor’ (demişler). ‘Hemen taş aklıma geldi. Koyduğum yerden alıp evine gittik. Taşı usulca göğsüne koydum. Adam derhal öldü.’’ (Ehli Sünnet Akaidi Dersler, Mehmed Z. Koktu)

 

 

2-Bakara-258: ‘’Allah kendisine mülk verdi diye, Rab’bi konusunda İbrahim’le tartışmaya gireni görmedin mi? Hani İbrahim: ‘Benim Rab’bim diriltir ve öldürür’ demişti; o da: ‘Ben de öldürür ve diriltirim’ demişti. İbrahim: ‘Şüphe yok, Allah güneşi doğudan getirir (hadi) sen de onu batıdan getir’ deyince, o inkarcı böylece afallayıp kalmıştı. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.’’


9-Tevbe-116: ‘’Gerçek şu ki göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır; diriltir ve öldürür. Sizin Allah’tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur.’’


30-Rum-40: ‘’Allah sizi yarattı, sonra size rızık verdi, sonra sizi öldürmekte, daha sonra sizi diriltmektedir. Ortaklarınızdan bunlardan herhangi birini yapacak var mı? O, ortak ettiklerinizden münezzeh ve yücedir.’’

 

 

v       Velilerin yada din adamlarının olağanüstülükleri (insanüstü özellikler) olduğu inancı:


‘’Bazı evliya şarabı ağızlarına alsa bal şerbeti olurmuş derler amma büyük veliler bu, zayıfların halidir diyorlar. Kamil olan insanlar her şeyi yerli yerinde yaparlar’’ (Tasavvufi Ahlak, Mehmed Z. Koktu)


‘’İmam Rabbani hazretlerini müridlerinden on ikisi akşam iftara davet etmişler ve aynı zamanda on iki kişinin iftar sofrasında da hazır bulunmuşlardır.’’ (Tasavvufi Ahlak, Mehmed Z. Koktu)


‘’Bu iddialara bir örnek olması için bazı keramet çeşitlerini belirtmekte yarar vardır: Diriyi öldürmek, ölüyü diriltmek; Kabir haline ve ölülerin durumuna vakıf olmak ve aynı zamanda ölülerle konuşabilmek; Su üzerinde yürümek ve havada uçmak; Gaybı bilmek, görmek ve herkesin kalbindeki sırlara vakıf olmak; Melekut alemine nüfuz edip tasarruf etmek; Rüzgar estirip esen rüzgarı dindirmek, soğuğu sıcak ve sıcağı soğuk yapmak; Ateşte yanmamak ve öldürücü sebeplerden etkilememek…’’ (İslam Sofileri, Kültür Bakanlığı Yayınları; Tarikatler, Hasan Küçük; Türk Halk İnanışlarında ve Edebiyatında Evliya Menkıbeleri, Ahmet Y. Ocak)

‘’Ebu Ali Ed Dekkak’ın şöyle dediğini duydum: ‘Belh Halkı Muhammed İbn El Fadl’ı şehrinden sürgün edince onlara beddua etmiş ve ‘Allah’ım onları doğru söylemekten mahrum et’ demiştir. Ondan sonra Belh şehrinden doğru söyleyen çıkmamıştır.’’ (Er Risale, El Kuşeyri)

 

 

10-Yunus-28, 29, 30, 31: ‘’O gün onların tümünü birarada toplayacağız, sonra ortak edenlere: ‘Yerinizden ayrılmayınız, siz de ortak ettikleriniz de’ diyeceğiz. Artık onların arasını açmışızdır. Ortak ettikleri derler ki: ‘Siz bize ibadet ediyor değildiniz. / Bizim ile sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Gerçekten biz, sizin ibadetinizden habersizdik.’ / İşte orada her nefis önceden yaptıklarıyla imtihana çekilmiş olacak ve onlar asıl gerçek mevlaları olan Allah’a döndürülecekler. Yalan yere uydurdukları da kendilerinden kaybolup uzaklaşacaklar. / De ki: ‘Göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip çeviren kimdir? Onlar: ‘Allah’ diyeceklerdir. Öyleyse de ki: ‘Peki siz yine de korkup sakınmayacak mısınız?’’


36-Yasin-83: ‘’Herşeyin melekutu (hükümranlık ve mülkü) elinde bulunan (Allah) ne yücedir. Siz O’na döndürüleceksiniz.’’


25-Furkan-3: ‘’O’nun dışında hiçbir şeyi yaratmayan, üstelik kendileri yaratılmış olan, kendi nefislerine bile ne zarar ne yarar sağlamayan, öldürmeye, yaşatmaya ve yeniden diriltip yaymaya güçleri yetmeyen bir takım ilahlar edindiler.’’


10-Yunus-106, 107: ‘’Allah’tan başka, sana yararı ve zararı olmayana (ilahlar) tapma.Eğer sen (bu emirlerin tersini) yapacak olursan, bu durumda muhakkak zulmedenlerden olursun. / Allah sana bir zarar dokunduracak olsa, O’ndan başka bunu senden kaldıracak yoktur. Ve eğer sana bir hayır isterse, O’nun bol fazlını geri çevirecek de yoktur. Kullarından dilediğine bundan isabet ettirir.’’

 

 

v       Şeyhlerin kalpleri okuduğu ve gaybı bildiği inancı:


‘’Hayrun Nessac anlatıyor; Birgün evimde otururken Cüneydi Bağdadi kapıda durmaktadır, diye içime bir fikir doğdu. Bu düşünceyi kalbimden attım. Fakat aynı düşünce tekrar içime doğdu. Dışarı çıktım. Baktım ki Cüneydi kapıda beklemekte. Cüneyd bana dedi:’İlk defa hatırladığında neden dışarı çıkmadın?’’ (Er Risale, El Kuşeyri)


‘’İnsanın kalbinden geçirdiğini bilir, gelenin sormadan cevabını verir, ihtiyaç sahibinin muhtaç olduğu şeyi bağışlardı. Gönüllere ve rüyalara tasarrufu vardı. Bereket gittiği yere yağar, bolluk onunla beraber gezer, en ücra, en kıtlık yerlerde o gelince nimet dolardı. Beraberinde seyahat edenler tevafuklara, tecellilere, maddi ve manevi hallere ve ikramlara şaşar, hayretlere düşerler, parmaklarını ısırırlardı.’’ (Ehli Sünnet Akaidi Dersler, Halil Necatioğlu, M. Esad Coşan)


‘’İnsanlar ya nakil ve rivayet yahut akıl ve fikir sahipleridir. Tarikatın şeyhleri ise, bütün bunların üstündedir. Başkaları için gayb olan şey onlar için açıktır. İnsanların elde etmek istediği bilgiler, Allah tarafından onlara verilmektedir.’’ (Er Risale, El Kuşeyri)

 

 

11-Hud-123: ‘’Göklerin ve yerin gaybı Allah’ındır, bütün işler O’na döndürülür. Öyleyse O’na kulluk edin ve O’na tevekkül edin. Senin Rab’bin yaptıklarınızdan habersiz değildir.’’


20-Taha-7: ‘’Sözü açığa vursan da(gizlesen de birdir). Çünkü şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir.’’


72-Cin-26: ‘’O, gaybı bilendir. Kendi gaybını (görülmez bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz.’’


10-Yunus-3: ‘’Şüphesiz sizin Rab’biniz altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden, işleri evirip çeviren Allah’tır. O’nun izni olmadıktan sonra hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rab’biniz olan Allah budur, öyleyse O’na kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?’’


7-Araf-188: ‘’De ki:’Allah’ın dilemesi dışında kendim için yarardan ve zarardan (hiçbir şeye) malik değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı arttırırdım ve bana bir kötülük dokunmazdı. Ben iman eden bir topluluk için bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim’’


11-Hud-31: ‘’Ben size Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum. Melek olduğumu söylemiyorum ve gözlerinizin aşağılık gördüklerine Allah kesin olarak bir hayır vermez de demiyorum. Nefislerinde olanı Allah daha iyi bilir. Bu durumda (bunun aksini yaparsam) gerçekten o zaman zalimlerdenim (demek) dir.’’

 

 

v       Peygamberimizin kıyamet saatini bilmesi inancı:


‘’…Hz. Peygamber efendimiz, Miraç’ta Cenab-ı Halık’ tan haber verdi. Mahluku olan ruhu niçin bilmesin? Binanaleyh ruhu ve saatin ne zaman kopacağını da bilirdi.’’ (Tasavvufi Ahlak, Mehmed Z. Koktu)

 

7-Araf-187: ‘’Sana Kıyamet Saati’nden, onun ne zaman gelip çatacağından soruyorlar. De ki: ‘O’nun ilmi yalnızca Rab’bimin katındadır. Onun vaktini O’ndan başkası açıklayamaz. O, göklerde ve yerde ağırlaştı. O, size apansız bir gelişten başkası değildir.’ Sanki sen ondan tümüyle haberdarmışsın gibi sana sorarlar. De ki:’Onun ilmi yalnızca Allah’ın katındadır.’’

 

 

v       Kendi eserlerini ‘‘Bunu bize Allah vahyetti, yazdırdı’’ diyerek peygamberlere vahyedilen Kitaplarla bir yada onlardan daha üstün tutmaları:


‘’Arifler yazıp bablara ayırdıkları şeylerde sadece kelama bağlı değildirler. Çünkü kalpleri Allah’ın kapısında durmakta ve oradan çıkacak şeyleri beklemektedir…Bütün söylediklerimiz, lafızların ifade ettiği şeylere değil, Allah’ın kalplerimize verdiği bilgilere dayanıyor…Bizim ve ashabımızın ilimleri düşünce yolu ile değil, ilahi feyz yolu iledir…Çünkü zevk ilimleri ancak ilahi bir tecelli ile olur…Futuhat kitabının tertibinin kendisinin değil, ilham meleği yolu ile Allah’ın kendisine yazdırması yolu ile olduğu, sözlerinin arasında bazen irtibatsız şeyler olabileceği…Rasulullah’tan başka kimseyi taklit etmediği ve bütün bilgilerinin hatadan korunmuş olduğu…Yazdığım ve yazmakta olduğum bütün şeyler ilahi bir yazdırma, rabbani bir ilham veya ruhuma yapılan üflemedir… (Futuhatı Mekkiyye, İbni Arabi) ‘’ (El Yakavıt vel Cevahir, A. Eş Şarani)


‘’Hayal aleminde Allah’ı gördüm ve bütün söylediklerim O’ndandır…Rüyada Rasulullah’ı gördüm ve Fususul Hıkem kitabını yazmamı emretti…Size söylediklerimiz O’ndan bizedir. Bizim size verdiklerimiz bizden sizedir.’’ (Fususul Hıkem, İbn Arabi)


‘’Kuran dolayısıyla insanlardan çoğunun delalete düşeceğini, çoğunun da hidayet bulacağını bildiriyor. Kuran öyle olduğu gibi Mesnevi de öyledir. Nitekim arif sahibi de ’Kuran gibi bizim Mesnevi de bazılarını hidayete, bazılarını delalete gönderir’ diyor’’ (Şerhi Mesnevi, Tahirul Mevlevi, Ahmed S. Matbaası)


‘’Hüzünleri giderir, bu şifadır kalplere / Ledunni mana verir müteşabih ayetlere / Kuranı Kerim gibi kimini hidayete / Kimini hak ettiği delalete sevkeder / Şerefli katiplerdir onun yazıcıları / Temastan menederler temiz olmayanları / Kalbe mutluluk veir, huyları güzel eyler / O ilhamla inmiştir alemlerin Rab’binden / Gelemez batıl onun önünden ve ardından / Koruyucu olan Hak onu korur gözetir / Ki O, merhametlilerin merhametlisidir / Mesnevi kitabının başka adları da var / Adları verense Allah’ın kendisidir.’’ (Mevlana Mesnevi, O Mevlevi)

 

 

6-Enam-93: ‘’Allah’la ilgili konularda yalan uydurup iftira düzenden veya kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken ‘Bana da vahiy geldi’ diyen ve ‘Allah’ın indirdiğinin bir benzerini de ben indireceğim’ diyenden daha zalim kimdir? Sen bu zalimleri, ölümün şiddetli sarsıntıları sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara: ‘Canlarınızı çıkarın, bugün Allah’a karşı haksız olanı söylediğiniz ve O’nun ayetlerinden büyüklenerek yüz çevirmeniz dolayısıyla alçaltıcı bir azapla karşılık göreceksiniz’ (dediklerinde) bir görsen’’


10-Yunus-15: ‘’Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda, bizimle karşılaşmayı ummayanlar, derler ki: ‘Bundan başka bir Kuran getir veya onu değiştir’ De ki: ‘Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben yalnızca bana vahyolunana uyarım. Eğer Rab’bime isyan edersem gerçekten ben, büyük günün azabından korkarım.’’


29-Ankebut-51: ‘’Kendilerine okunmakta olan Kitabı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? Şüphesiz bunda iman eden bir kavim için bir rahmet ve bir öğüt vardır.’’


2-Bakara-23: ‘’Eğer kulumuza indirdiğimizden (Kuran) şüphedeyseniz, bu durumda siz de bunun benzeri bir sure getirin. Ve eğer doğru sözlüyseniz Allah’tan başka şahitlerinizi çağırın’’


17-İsra-88: ‘’De ki: ‘Eğer bütün ins ve cin (toplulukları), bu Kuran’ın bir benzerini getirmek üzere toplansa –onların bir kısmı bir kısmına destekçi olsa bile- onun bir benzerini getiremezler’’



Yukarı dön Göster evrenselilkeler's Profil Diğer Mesajlarını Ara: evrenselilkeler
 
evrenselilkeler
Newbie
Newbie
Simge

Katılma Tarihi: 31 ocak 2006
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 27
Gönderen: 01 nisan 2007 Saat 23:38 | Kayıtlı IP Alıntı evrenselilkeler

TASAVVUFTA İSLAM VAR MI? (DEVAM)

v       Makamlar ve fenalar inancı, şeyhe sonsuz teslimiyet :


‘’Nefsi inkarla başlayan bu yolculuk, kemal noktasına kadar bazı basamaklardan tırmanır: Fena fiş şeyh; Mürşidin muhabbetinde yokolma, erime ve kaybolma demektir. Onda yokolma ile başlayan bu hal sonsuz teslimiyeti gerektirir. Yaptığı işlerde hikmetler aranır. Kusurlar ’ene’ ye maledilir. Bu zatın hali Allah tarafından bir elbise gibi ona giydirilir…’’ (İcmal Dergisi, 1984).


‘’Fena fir Rasul: Fena fiş Şeyh ‘ten sonra bu makam başlıyor ve şöyle anlatılıyor: Nefsi mülhimden nazarı Hak kamil insan vasıtasıyla zuhur edince, Salik beşeri sıfatlardan kurtulup ilahi sıfatları hal edinmeye başlar. Bu dönemde esmai ilahinin ve efali ilahinin tecellileri zuhur eder….’’ (İcmal Dergisi, 1984)


Fena fillah: Nefsin bu halinden sonra tecelli zat zuhur eder. Bu, seyri sulukta kemal noktasıdır. Bu halde salikte fena fillah zuhur eder. İkilik ortadan kalkmıştır. Görünen kendi zatıdır, ‘değil sanmak gayrullah’ ölçüsünde yok olunmuş, nefis aradan çekilmiştir. Ene unutulur. Hak ile olunur.Bu halin izahı zor ve mahsurludur. ..Bu haller hususi hallerdir’(İcmal Dergisi, 1984)


‘’Müridin bir şeyhten edep alması gerekir. Üstadı yoksa ebediyyen felah bulmaz. Ebu Yezid şöyle diyor: ‘Üstadı olmayanın imamı şeytandır’’ (Er Risale, El Kuşeyri)


‘’Şeyhi dışında düğmesine varıncaya kadar kimseye açmamalıdır. Alıp verdiği nefeslerden bir tanesini bile şeyhinden gizlerse, beraberlik hakkına hıyanet etmiş olur. Şeyhinin söylediklerine herhangi bir muhalefeti olursa, derhal onu itiraf etmeli,…uygun göreceği herhangi bir cezaya tam teslim olmalıdır. Müridlerin hatalarını şeyhlerin bağışlaması doğru değildir. Çünkü bu, Allah’ın haklarını gözetmemektir…Müridin hiçbir kimseye muhalefet etmemesi gerekir. Kendisinin haklı olduğunu bilse susar, herkese muvafık olduğunu izhar eder…Şeyhlere saygı göstermeme zilletine düşen kişi bedbaht olur, bu hiç şaşmaz…Kendisinin bir kusuru bulunmadığını ve şeyhlerin eziyetinin arttığını görürse, onlara daha çok hizmet ve iyilik etmeye çalışır’’ (Er Risale, El Kuşeyri)

 

 

2-Bakara-128, 129, 130, 131, 132: ‘’Rab’bimiz, ikimizi Sana teslim olmuş (müslümanlar) kıl ve soyumuzdan Sana teslim olmuş(Müslüman) bir ümmet ver. Bize ibadet yöntemlerini göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin. / Rab’bimiz içlerinden onlara bir elçi gönder, onlara ayetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz Sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin.’ / Kendi nefsini aşağılık kılandan başka İbrahim’in dininden kim yüz çevirir? Andolsun biz onu dünyada seçtik, gerçekten ahirette de o salihlerdendir. / Rab’bi ona :’Teslim ol’ dediğinde: ‘Alemlerin Rab’bine teslim oldum’ demişti. / Bunu İbrahim oğullarına vasiyet etti, Yakup da: ‘Oğullarım, şüphesiz Allah sizlere bu dini seçti, siz de Müslüman olarak can verin.’’


95-Tin-4, 5, 6: ‘’Doğrusu biz insanı en güzel bir biçimde yarattık. / Sonra aşağıların aşağısına çevirdik. / Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka, onlar için kesintisi olmayan bir ecir vardır.’’


2-Bakara-2, 3, 4, 5: ‘’Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici bir Kitaptır. / Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. / Ve onlar sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar. / İşte bunlar Rab’lerinden olan bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler bunlardır.’’


3-Ali İmran-134, 135: ‘’Onlar (muttakiler) bollukta da darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir. Allah iyilik yapanları sever. / Ve çirkin bir hayasızlık işledikleri yada nefislerine zulmettikleri zaman, Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma isteyenlerdir. Allah’tan başka günahları bağışlayan kimdir? Birde onlar yaptıkları (kötü şeylerde) bile bile ısrar etmeyenlerdir.’’


49-Hucurat-13: ‘’Ey insanlar, gerçekten biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz Allah katında sizin en üstün olanınız takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.’’

 

 

v       İçki, sarhoşluk, vb. övülmesi:


Sahv, kendinden geçmeden (gaybet) sonra ayılma (kendine gelme) haline dönmektir. Sarhoşluk (sekr) ise, kuvvetli bir varidden sonra kendinden geçmedir…Sarhoşluğu gaybeti geçecek kadar çok da olabilir…Gaybet, kişilerin kalplerinde ortaya çıkan havf ve reca, korku ve arzu sebebiyle olabilir. Ama sarhoşluk sadece vecd sahiplerinde olabilir.Kişiye güzelliğin tavsifi yapılır, kalbi coşar ve havalara girerse, sarhoş olur. .. Şüphesiz sahv (ayıklık), sarhoşluğa göredir. Sarhoşluğu hak ile olanın ayıklığı da hak ile olur…Sahvında haklı olan, sarhoşluğunda korunmuş olur… Ayıklık ve sarhoşluk, zevk ve içmekten sonra olur.’’ (Er Risale, El Kuşeyri)

‘’Sufiler zevk ve şur (içmek) kelimelerini de kullanıyorlar. Gördükleri tecellilerin ürünlerini, keşifleri ve varidleri bunlarla ifade ediyorlar. Önce zevk, sonra şurb (içmek, sonra kanmak geliyor…Menzillerine ulaşmaları içmelerini gerektiriyor. Vasıl olmalarının devamlılığı da kanmalarını gerektiriyor. Zevkin sahibi biraz sarhoştur. İçen de sarhoştur. Kanmış olan da atık olur. Sevgisi kuvvetli olan devamlı içer. Bu özelliği devam ederse, içmek artık onu sarhoş yapmaz. Hak ile ayık olur, her türlü nasipten kurtulmuş olur, kendisine varid olanlardan etkilenmez ve bulunduğu halden değişmez. Sırrı saf olanın içmesi bulanık olmaz. Şarap kimin gıdası olursa, içkisiz kalamaz ve içmeden edemez.Şöyle demişlerdir: ‘Kadeh mememizdir, ondan içmeden yaşayamayız.’ Yine şöyle demişlerdir: ‘Rab’bimi hatırladım diyenlere şaşarım, unuttuğum var mı ki unuttuğumu hatırlayayım. Aşkı kadeh kadeh içtim, ne şarap tükendi ne ben kandım’‘. (Er Risale, El Kuşeyri)

 

 

5-Maide-90, 91: ‘’Ey İman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse bunlardan kaçının, umulur ki kurtuluşa erersiniz. / Gerçekten şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?’’


2-Bakara-219: ‘’ Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki:’Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için (bazı) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından daha büyüktür’ …’’

 

 

v       Dünyayı terketmeye ve cehalete davet etme:


‘’….Daima zikr-i kalbi ile meşgul olup havatır geldikte istiğfar edip Cenab-ı Hakk’a teveccüh ile iltica etmek ve halktan uzlet edip kelam söylemekten dilini tutmak ve amal-i dünyeviyeyi terk edip ayrıca kalbi iştigal eden işlerden ihtiraz etmelidir.’’ (Muhasebe, Mahmud S. Ramazanoğlu)


2-Bakara-201, 202: ‘’Onlardan öylesi de vardır ki: ’Rab’bimiz bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik (ver) ve bizi ateşin azabından koru’ der. / İşte bunların kazandıklarına karşılık nasipleri vardır. Allah hesabı pek seri görendir.’’


20-Taha-114: ‘’Hak olan, biricik hükümdar olan Allah yücedir. O’nun vahyi sana gelip tamamlanmadan evvel, Kuran’ı (okumada) acele etme ve de ki: ‘Rab’bim ilmimi arttır’’

 

 

v       Köpeğin insana ideal örnek seçilmesi, rezil bir yaşamın idealleştirilmesi:


‘’Bektaş hoca sabah vakti hocasını ziyarete gelir. Hocası kapıyı ona açar. Hacasının köpeği Bektaş hocaya saldırır ve saldırısı devam eder. Bektaş hoca köpeğe: ‘’Sus be ne oluyorsun? Beş sene evvel ben de bu kapının köpeği idim. Senden eskiyim’’ demesi üzerine, hocası orada secdeye kapanıp üç defa:’Benim ilmimi de ona ver’ der ve Bektaş hoca imtiyazlı alimlerden olur ve icazet alır.’’ (Hatıratım, Ali Erol)


‘’Ebu Osman El Hiri bir davete çağrıldı. Çağıran adam kendisini denemek istiyordu. Davet edildiği eve gelince ev sahibi:’Seni alamayacağım’ dedi.Ebu Osman geri döndü. .. Bunu birkaç defa tekrarladı. Ebu Osman hiç bozulmadı. Bunun üzerine adam Ebu Osman’ın ayaklarına kapandı ve ‘Üstad, seni denemek istedim ne güzel ahlakın var’ dedi. Ebu Osman, ‘Benim bu tavrım köpeğin ahlakıdır; çağrılınca gelir, kovulunca gider’ dedi.’’ (İhyau Ulumiddin, Gazali)


‘’Dışı ibadetlerle süslenip organları açık günahlardan arındığı zaman şeyh, müridin ahlakına ve kalbin hastalıklarına nüfuz etmek için ahval karineleriyle batınına bakar. Zaruri ihtiyacından fazla malı olduğunu görürse, ondan alır ve hayır şeylere harcayarak kalbini ondan temizler. Böylece mala iltifat etmesini önlemiş olur. Onda gurur, kibir ve izzeti nefis görürse, çarşılara çıkıp dilencilik yapmasını emreder...Beden ve elbise temizliğine genellikle düşkün olduğu… bu şeylere özen gösterdiğini görürse, onu banyo ve tuvalet temizliğinde ve pis yerleri süpürmede çalıştırır. Temizliğe düşkünlüğünün kaybolması için onun mutfakta ve dumanlı yerlerde bulunmasını söyler... İnsanın kendine tapması ile bir puta tapması arasında bir fark yoktur…’’ (İhyau Ulumiddin, Gazali)

 

 

16-Nahl-60: ‘’Ahirete inanmayanların kötü örnekleri vardır, en yüce örnekler ise Allah’a aittir. O, güç sahibi olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.’’


33-Ahzab-21: ‘’Andolsun sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Rasulü’nde güzel bir örnek vardır.’’


95-Tin-4, 5, 6: ‘’Doğrusu biz insanı en güzel bir biçimde yarattık. / Sonra aşağıların aşağısına çevirdik. / Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka, onlar için kesintisi olmayan bir ecir vardır.’’

 

 

v       Marifetin tevhidden üstün tutulması:


‘’Bütün kemaller makamı-ı marifettir, makam-ı tevhide değildir. Tevhid makamının muktezası, orada gayrı görünmeye. Zira muvahhid muvahhide vasıl olsa, o mahalde meratip fena olur...’’ (Tasavvufi Ahlak, Mehmed Z. Koktu)

 

14-İbrahim-52: ‘’İşte bu (Kuran) uyarılıp korkutulsunlar, gerçekten O’nun yalnızca bir tek ilah olduğunu bilsinler ve temiz akıl sahipleri iyice öğüt alıp düşünsünler diye bir bildirip duyurma (belağ) dır.’’


28-Kasas-87, 88: ‘’Sana indirildikten sonra, sakın seni Allah’ın ayetlerinden alıkoymasınlar. Sen Rab’bine çağır ve sakın müşriklerden olma . / Ve Allah ile beraber başka bir ilaha tapma. O’ndan başka ilah yoktur. O’nun yüzünden (zatından) başka her şey helak olucudur. Hüküm O’nundur ve siz O’na döndürüleceksiniz.’’


4-Nisa-48: ‘’Gerçekten Allah kendisine ortak edilmesini bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise dilediğini bağışlar. Kim Allah’a ortak ederse doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur.’’


39-Zumer-65: ‘’Andolsun sana ve senden öncekilere vahyolundu (ki): ‘Eğer ortak edecek olursan, şüphesiz amellerin boşa çıkacak ve elbette sen hüsrana uğrayanlardan olacaksın.’’

 

 

v       Manevi hac inancı:


‘’Bize suri hac müyesser olmadı, manevi haccı Hak’tan umarız. Kabe’nin şerefi, Hz. Peygamberin şerefiyledir. Zira o sultan o topraktan gelmiştir.’’ (Tasavvufi Ahlak, Mehmed Z. Koktu)

 

2-Bakara-196, 197: ‘’Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın. Eğer kuşatılırsanız artık size kolay gelen kurban (ı gönderin)…/ Hac bilinen aylardır. Böylelikle kim onlarda haccı farz ederse (yerine getirirse) hacda kadına yaklaşmak, fısk yapmak ve kavgaya girişmek yoktur. Siz hayır adına ne yaparsanız, Allah onu bilir. Azık edinin. Şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır. Ey temiz akıl sahipleri benden korkup sakının.‘’

 

 

v       Ömür boyu nefisle mücadeleyle ilgili inanışlar:


‘’Gavs-ı azam Abdulkadir Geylani’ nin oğlu halka vazetmiş ama halkın üzerinde hiç tesir etmediğini görünce, sebebini babasına sormuş, o da şöyle demiştir: ‘Oğlum eğer sen de Bağdad çöllerinde yirmi beş sene nefsinle mücadele etseydin, semeresini görürdün...Nefsinle bir kere mücahede, on yıl gündüz saim gece kaim olmaktan ve nafile ibadetten efdaldir’’ (Tasavvufi Ahlak, Mehmed Z. Koktu)


‘’Tasavvufa göre vücut, ruhun zindanı veya kafesidir. Ruh bu zindandan kurtulmak ister. Ruhun Allah’tan koptuğu ve vücut kafesi içinde hapis olduğu, onun için Allah’a kavuşma özlemi ile yaşadığı felsefesi İslam’ın değil, Gnostizm’indir.’’ (Tasavvuf Tarihi, Cavit Sunar)


‘’Ney’den maksat bildiğimiz ney de olsa, mecazen insanı kamil bulunsa da, her ikisinde de bu vatan hasreti bulunduğundan, hikayelerin dinlenilmesi faydalıdır…İnsanı kamil de menşei feyzi olan ayanı sabite aleminden ayrılıp şu beşeriyet sahasına geldiği  ve fırkatin acıklı ızdırabını çektiği için, yüreğinden fışkıran tesirli sözler, kim olursa olsun dinleyenleri kabiliyetleri derecesine göre müteessir eder…’’ (Şerhi Mesnevi, Tahirul Mevlevi)


‘’Ebu Yezid’e soruldu:’Allah yolunda karşılaştığın en çetin şey nedir?’. Anlatamam dedi. Nefsinin senden çektiği en çetin şey nedir denildi. Bunu anlatayım dedi.’Onu biraz itaate çağırdım, bana icabet etmedi. Bir yıl ona su vermedim’’ (Er Risale, El Kuşeyri)


‘’Ebu Yezid: ‘Rab’bimi rüyada gördüm. Sen’i nasıl bulayım dedim.’Nefsini bırak ve gel’ dedi.’’ (Er Risale, El Kuşeyri)


‘’Ebu Süleyman Ed Darani şöyle demiştir: ‘Rıza, Allah’tan cenneti talep etmemek ve cehennemden korumasını istememektir.’’ (Er Risale, El Kuşeyri)

 

 

2-Bakara-177: ‘’Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik (birr) değildir. Ama iyilik Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitab’a ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen onu yetimlere, yakınlara, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahitleştiklerinde ahitlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler (in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar doğru olanlardır ve muttaki olanlar da bunlardır.’’


4-Nisa-29, 30: ‘’Ey iman edenler, mallarınızı sizden karşılıklı anlaşmadan (doğan) bir ticaretten başka haksız nedenler ve yollarla (batılca) yemeyin. Ve kendi nefislerinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah sizi çok esirgeyendir. / Kim haddi aşarak ve zulmederek böyle yaparsa, biz onu ateşe göndeririz. Bu, Allah için pek kolaydır.’’


89-Fecr-27: ‘’Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis, / Rab’bine hoşnut edici ve hoşnut edilmiş olarak dön. / Artık kullarımın arasına gir. / Cennetime gir.’’


91-Şems-7, 8, 9, 10: ‘’Nefse ve ona bir düzen içinde biçim verene / Sonra da fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun) / Onu arındırıp temizleyen gerçekten felah bulmuştur. / Ve onu (isyanla, günahla) örtüp saran da elbette yıkıma uğramıştır.’’


10-Yunus-44: ‘’Şüphesiz Allah insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar kendi nefislerine zulmediyorlar.’’

 

 

v       Büyük cihad- Küçük cihad inancı:


‘’İslam düşüncesi, müminin iç dünyasında verdiği mücadeleye iç cihad (batıni cihad), dış dünyada verdiği mücadeleye dış cihad (zahiri cihad) demektedir...İslam düşüncesi iç cihadın zafere ulaşmadığı yerde dış cihadın bir anlam ifade etmeyeceğini belirtir...’Allah’tan bir nefha olan insan ruhu, insanın iç dünyasındaki İslam padişahıdır. İç dünyamızdaki süfli ve şehevi kuvvetler bu İslam padişahının çevresini saran düşman kuvvetlerdir. Cihadı ekber odur ki, bu kuvvetlere karşı verilir ve İslam padişahının çevresindeki güçlerin onun emrine girmesini sağlar.’ (Kuşadalı İbrahim) ‘’ (Din ve Fıtrat, Yaşar N. Öztürk)

 

 

8-Enfal-72: ‘’Gerçek şu ki; iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad / mücadele edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler, işte birbirlerinin velisi olanlar bunlardır. İman edip hicret etmeyenler, onlar hicret edinceye kadar sizin onlara hiçbir şeye velayetiniz yoktur. Ama din konusunda sizden yardım isterlerse yardım üzerinize bir yükümlülüktür…’’


2-Bakara-218: ‘’Şüphesiz iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad / mücadele edenler; işte onlar Allah’ın rahmetini umabilirler. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.’’


4-Nisa-95: ‘’Müminlerden özür olmaksızın oturanlar ile, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir. Allah mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır. Tümüne güzelliği vadetmiştir ancak Allah, cihad edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır.’’

 

 

v       İlmi (Zahir ilim) küçümseme, batıniliği (Gizli ilim), keşf ve ilhamı teşvik; bunları vahiyle bir tutma yada vahiyden üstün görme:


‘’Zahiri ilim, melekler arasında bulunup cennet ve cehennemi bilfiil gören şeytanı dahi kurtarmadı. Zira ilmi gırtlaktan yukarı kafasında kalmış, kalbine inmemişti...’’ (Hatıratım, Ali Erol)


‘’Bilmiyorsanız ehl-i zikir (alimler)’den sorunuz ayetindeki ehl-i zikirden maksat evliyaullah hazeratıdır.’’ (Muhasebe, Mahmud S. Ramazanoğlu)

‘’İbni Arabi, hayatının son günlerini yaşayan Fahreddin Er Razi’ye yazdığı meşhur mektupta, okuyup yazarak, ilim tahsil ederek ve eserler yazarak ömrünü boşa geçirdiğini, bunun yerine mücahede ve mukaşefe yolundan gitseydi bütün bunlara ihtiyaç kalmayacağını, elde ettiği bilgilerin boşuna olduğunu, keşf ve ilham yolundan gitmeyenlerin akıbetinin hüsran olacağını söylemektedir…’’ (Er Razi min Hilali Tefsirih, Abdulaziz el Mecdub)

‘’Evliya ve enbiyaya bu işin (gaybden ilham alma) inkişaf etmesi ve kalblerine nurun akması, okuma, öğrenme ve kitaplar yazmakla değil, dünyaya değer vermeme, ondan ilişkileri kesme, dünya uğraşlarından kalbi boş tutma ve himmet künhüyle Allah’a yönelme ile olmuştur.’’ (İhyau Ulumiddin, Gazali)


‘’Levhi mahfuz aynasından bilgilerin kalp aynasına yansıması, aynadan karşı aynaya görüntünün yansıması gibidir. İki ayna arasındaki perde bazen elle kaldırılır, bazen rüzgar kaldırır…kalplerin gözünden de perdeler kalkabilir. ..Bu bazen uykuda olur..Uyanık iken de bazen Allah’tan gizli bir lütufla perde kalkar…Bilginin kendisi, bilgilerin yeri ve onları edinmenin sebebi açısından duyularla ve ilhamla bilgi edinme açısından bir fark yoktur. Fark sadece perdenin kalkması açısındandır…Bu konuda vahiy ile ilham arasında da bir fark yoktur. Fark sadece bilgi getiren meleğin görülmesindedir…Allah kulun kalbini yönlendirirse ona rahmet taşar, içinde nur parlar, gönül ferahlar, melekutun sırrı ona açılır…Kulun yapacağı şey, sadece mücerred tasfiye ile hazırlıklı olmak, sadık irade ile himmeti toplamak, bağrı yanık olmak ve Allah’ın vereceği rahmeti devamlı beklemektir.Peygamberlere ve velilere durum açık olmuş, öğrenme okuma ve yazma ile değil, belki dünyaya karşı zühdle, dünyadan ilişkileri kesmekle, dünyanın işlerinden kalbi boşaltmakla ve himmet künhü ile Allah’a yönelmekle kalplerine nur dolmuştur.’’ (İhyau Ulumiddin, Gazali)


‘’Keşfle elde edilen bilgiler, çalışma ile kazanılan bilgilerden daha berrak, bol ve kalıcı olabilir.’’ (İhyau Ulumiddin, Gazali)


‘’Ebu Yezid ve başkaları şöyle diyordu: ‘Alim, bir kitaptan ezberleyip unuttuğu zaman cahil kalan kişi değildir. Belki alim, ezberleme ve okuma olmaksızın, dilediği zaman ilmini Rab’binden alan kimsedir. İşte bu Rabbani ilimdir’… Ancak ilimlerin bazısı insanların öğretmesi vasıtasıyla olmaktadır. Bu ilme ledunni ilim denilmez. Ledunni ilim, dışarıda bilinen hiçbir sebep olmadan kalbin içinde meydana gelen ilimdir.’’ (İhyau Ulumiddin, Gazali)

 

 

20-Taha-114: ‘’Hak olan, biricik hükümdar olan Allah yücedir. O’nun vahyi sana gelip tamamlanmadan evvel, Kuran’ı (okumada) acele etme ve de ki: ‘Rab’bim ilmimi arttır’’


96-Alak-1: ‘’Yaratan Rab’binin adıyla oku’’


2-Bakara-168, 169, 170: ‘’Ey insanlar, yeryüzünde olan şeyleri helal ve temiz olarak yiyin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Gerçekte o, sizin için apaçık bir düşmandır. / O size yalnızca kötülüğü, çirkin hayasızlığı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder. / Ne zaman onlara: ‘Allah’ın indirdiklerine uyun’ denilse onlar: ‘Hayır biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız’ derler. Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler?’’


9-Tevbe-34: ‘’Ey iman edenler gerçek şu ki, bilginlerin ve din adamlarının çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah’ın yolundan alıkoyarlar. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar… Onlara acı bir azabı müjdele’’


22-Hac-8, 9: ‘’İnsanlardan kimi, hiçbir bilgisi, yol göstericisi ve aydınlatıcı kitabı olmaksızın Allah hakkında tartışır durur. / Allah’ın yolundan saptırmak amacıyla, gururla salınıp kasılarak (bunu yapar). Dünyada onun için aşağılanma vardır, kıyamet günü de yakıcı azabı ona taddıracağız.’’

 

 

v       İnanmayanlara cehennem azabının ebedi olmadığı ve cehennemde varolmanın yok olmaktan daha iyi olduğu inancı:


‘’Pekala, o ebedi ceza hikmete muvafıktır kabul ettik. Amma merhamet ve şefkatli ilahiyyeye ne diyorsun? Azizim! O kafir hakkında iki ihtimal vardır; o kafir ya ademe (yokluğa) gidecektir veya daimi bir azap içinde mevcut kalacaktır. Vücudun velev cehennemde olsun, ademden (yok olma) daha hayırlı olduğu vicdani bir hükümdür. Zira adem şerri mahz olduğu gibi, bütün musibet ve masiyetlerden de merciidir. Vücut ise velev cehennem de olsa, hayrı mahzdır. Bununla beraber kafirin meskeni cehennemdir ve ebedi olarak orada kalacaktır. Fakat kafir, kendi ameliyle bu duruma kesbi istihkak etmiş ise de amelinin cezasını çektikten sonra, ateş ile bir nevi ülfet peyda eder ve evvelki şiddetlerden azade olur. O kafirlerin dünyada yaptıkları ameli hayriyelerine mükafeten, şu merhametli ilahiyyeye mahzar olduklarına dair işareti hadisiyye vardır.’’ (İşaretul İcaz, Bediuzzaman S. Nursi)

 

 

3-Ali İmran-24: ‘’Bu, onların:’Ateş bize sayılı günler dışında kesinlikle dokunmayacak’ demelerindendir. Onların bu iftiraları, dinleri konusunda kendilerini yanılgıya düşürmüştür.’’


78-Nebe-21, 22, 23, 24, 25, 26, 27:’’Gerçekten cehennem bir gözetleme yeridir. / Taşkınlık edip azanlar için son bir varış yeridir. / Bütün zamanlar boyunca (kesintisi olmayan, asla son bulmayan) içinde kalacaklardır. / Orada ne serinlik tadacaklar ne bir içecek. / Kaynar sudan ve irinden başka. / (İşlediklerine) Uygun bir ceza olarak./ Doğrusu onlar hesaba çekileceklerini ummuyorlardı.’’


78-Nebe-40: ‘’Gerçekten Biz sizi yakın bir azap ile uyardık. Kişinin kendi ellerinin önceden takdim ettiklerine bakacağı gün, kafir olan da:’Keşke ben bir toprak oluverseydim’ diyecek’’

 

 

v       Zikirde bidat örnekleri:


‘’Nefyi isbatın şartı dokuzdur: Habei nefis, Lailaheillallah zikri, Nakşi mülahaza, manayı mülahaza, cümlesiyle vukufu kalbi, vukufu adedi, zikri Muhammedi, Rasulullah, rucu illallah. Evvela dilini damağına yapıştırır ve nefesini toplayarak göbeğinde hapseder, La kelimesi göbeğinden dimağına kadar uzanır. İlahe kelimesini sağ omzunun küreği üzerine yazar. İllallah kelimesini de kalbe şiddetle indirir…. İkinci şıkkıyla da beka nazarıyla Cenabı Hak’kın zatını ispat eder. Mahalli letaifin hepsini mülahaza eder. Merkezi de kalp olur. Nefes daraldığında son adet tek olmak üzere yirmi bir kadar söyleye… Tekrar nefes alarak yeniden nefyu isbata başlar (Lailaheillalah der). Yalnız bu halde adede riayet etmek işi tefekkür ile olmak lazımdır…’’ (Tasavvufi Ahlak, Mehmed Z. Koktu)

 

 

7-Araf-205: ‘’Rab’bini sabah akşam, yüksek olamayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle , yalvara yalvara ve için için zikret. Gaflete kapılanlardan olma.’’


20-Taha-14: ’’Gerçekten Ben, Ben Allah’ım. Ben’den başka ilah yoktur, şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl.’’

 

 

v       Son olarak;


4-Nisa-49, 50: ‘’Kendilerini (övgüyle) temize çıkaranları görmedin mi? Hayır, Allah dilediğini temizleyip yüceltir. Onlar bir hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar bile haksızlığa uğratılmazlar. / Allah’la ilgili konularda nasıl yalan uyduruyorlar bir bak! Bu apaçık bir günah olarak yeter.’’


17-İsra-81: ‘’De ki: ‘Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur.’’


2-Bakara-286: ‘’Allah hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez. (Kişinin) kazandığı lehine, kazandırdıkları aleyhinedir. ‘Rab’bimiz unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rab’bimiz bize bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Rab’bimiz kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma. Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge. Sen bizim mevlamızsın. İnkar edenler topluluğuna karşı bize yardım et!’’


3-Ali İmran-8: ‘’Rab’bimiz bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma ve katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz bağışı en çok olan Sensin Sen!’’

 

Yukarı dön Göster evrenselilkeler's Profil Diğer Mesajlarını Ara: evrenselilkeler
 
iblissavar
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 06 subat 2007
Gönderilenler: 363
Gönderen: 02 nisan 2007 Saat 10:41 | Kayıtlı IP Alıntı iblissavar

 Selam kardeş,
 Alıntından da anlaşıldığı üzere bu tasavvuf denen uyuşturucu ve esrar partisinin (hizbul-Esrar=sırlar partisi derler ama bana göre resmen esrarkeşler partisi!) İslamdan başka herşey olduğu net.Ama adamlar esrarkeş olduklarından,kafalarının ayık olmaması nedeniyle bunlar için ne söylesek boş.Cahillere selam,yola devam..


__________________
ŞEYTANDAN VE ONUN EVLİYASINDAN KAÇINMANIN EN İYİ YOLU,ŞEYTANA KÜLAHINI TERS GİYDİRMEKTİR!
Yukarı dön Göster iblissavar's Profil Diğer Mesajlarını Ara: iblissavar
 
ORTUM_NAMUSUM
Newbie
Newbie
Simge

Katılma Tarihi: 05 nisan 2007
Gönderilenler: 5
Gönderen: 05 nisan 2007 Saat 23:12 | Kayıtlı IP Alıntı ORTUM_NAMUSUM

ıÜüHangi tarikattan olursa olsun, tasavvuf ehli olan herkes eninde sonunda “veli”
olmuştur! Tabi bu velîlik Allah katında değil insanlar katındadır, zira Allah
katında veli olup olmadıkları mahşer gününde belli olacaktır.
Velî kelimesine aşırı düşkün ve bütün şeyhlerini evliya etmiş keramet hastası
tasavvuf ehli bir tarafa,Ehl-i sünnet alimlerinden herhangi birine, örneğin İmam
Ebu Hanife’ye veya İmam Şafi’ye “veli” denilmemesi ne ilginç! Hatta sahabeden
hiçbirine “veli” sıfatının nisbet edilmemesi, üzerinde düşünülmeye değer bir konudur.
Kendilerine veli denilmese de onlardan birçoğu bize göre; -tasavvuf ehli olmadıkları
halde Allah’
ı
n sevdiği kullar idi.
Görülüyor ki tasavvuf ehlinin
isimleştirdiği “veli” kelimesi kendilerine nisbet edilen birçok insanın –inanç ve
amel yönüyle- sapkın olması da göz önünde bulundurulunca onlara
sıfat olmaktan maalesef çok uzaktır...




__________________
ELİNDEN GELDİĞİ KADAR HERKESE İYİLİK ET,EĞER O BUNA LAYIK DEĞİLSE SEN LAYIKSIN(MUHAMMED S.A.V.)
Yukarı dön Göster ORTUM_NAMUSUM's Profil Diğer Mesajlarını Ara: ORTUM_NAMUSUM
 
Alperen
Admin Group
Admin Group
Simge

Katılma Tarihi: 09 nisan 2005
Gönderilenler: 2974
Gönderen: 05 nisan 2007 Saat 23:54 | Kayıtlı IP Alıntı Alperen

Tarikatçıların Evliya Tanımı (=Ruhban Takımı) ile Kur'andaki Evliya tanımı arasında uçurum var: 

Kur'andaki Veli/Evliya Kavramı



      




__________________
Yunus 105. Şu da emredildi: "Yüzünü dine bir hanîf olarak çevir. Sakın müşriklerden olma!"
Yukarı dön Göster Alperen's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Alperen
 
evrenselilkeler
Newbie
Newbie
Simge

Katılma Tarihi: 31 ocak 2006
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 27
Gönderen: 29 nisan 2007 Saat 03:05 | Kayıtlı IP Alıntı evrenselilkeler

TASAVVUFTA İSLAM VAR MI (2)

v       Vahdeti Vücud ve Vahdeti Şuhud inancı:


‘’…Yaratan ve yaratılan iki varlık vardır ancak bu ayrılık sadece isimdedir. Gerçekte bunlar aynı varlıktırlar. Tanrı ile kainat bütünleşmiş tek varlık halindedir. Bu nedenle Vahdeti Vücudcu için, görünen, hissedilen alemden başka varlık yoktur. Buna ise Tabiat veya Tanrı demek fark etmez. Nasıl olsa iki ayrı isim de aynı şeyi ifade eder (İbn Arabi)’’ ( Celaleddin Vatandaş, Vahiyden Kültüre)


‘’Kendisinden başka birşey yaratmamıştır, eğer Hakkın gayrı bir şey yaratmışsa o batıldır. Belki onları senin isimlerin ve sıfatların ile ortaya koymuştur. Senden gayrı olanları tenzih ederiz. (İbn Arabi) ‘’ (Celaleddin Vatandaş, Vahiyden Kültüre)


‘’…O’nu tesbih ederim ki O, tıpatıp insanın kendi kendine nisbeti gibidir. / …Biz Hakkı ne ile niteledikse, biz de o niteliğin aynıyız. Hak da kendisini bizimle nitelemiştir. Ne zaman O’nu görsek kendimizi görürüz, ne zaman O bizi görse kendisini görür. /... Futuhatta: O Allah’ı tesbih ederim ki yarattığı eşyanın aynıdır. / …Hud Fas’sında: O bana hamdeder, ben O’na hamdederim; O bana ibadet eder, ben O’na ibadet ederim. (İbn Arabi)’’ (Risale Fi Vahdetil Vücud, Ali El Kari)


’’Hud Fas’sında: Bizim vücudumuz Hak’kın gıdasıdır, O da bizim gıdamızdır (İbn Arabi) ‘’ (Risale Fi Vahdetil Vücud, Ali El Kari)


‘’İsa Fas’sında: İsa ölüyü dirilttiğinden dolayı bazıları Hakkın ona hulul ettiğini (girdiğini), bazıları onun Allah olduğunu söylediler de kafir oldular. Yüce Allah da: ‘‘Allah Meryem oğlu Mesih’tir, diyenler kafir oldular’’ dedi.Onlar bu sözün tamamında küfür ile hatayı birleştirdiler. Zira ‘yalnız Allah’tır’ sözleri veya ‘Meryem oğlu Mesih’tir’ sözleri küfür değildir. Ama bu iki beraber söylemeleri (yani hem Allah, hem Meryem oğlu Mesih deyip ikilik düşünmeleri) küfürdür. Aslında Allah’ın her şey olduğunu söylemeyip sadece Mesih veya Meryem’le sınırlandırmaları küfürdür.’ (İbn Arabi) ‘’ (Risale Fi Vahdetil Vücud, Ali El Kari)


‘’Bana bakanlara tecelli ederek varlığını gösterdi. Görünen her varlıkta O’nu bir surette gördüm.. Bana bakanlar, beni görürken aslında O’nu görüyorlar. Çünkü O, ben olarak ortaya çıkmıştır. (İbn El Farid)’’ (Şerhi Divani İbnil Farid, Emin Hori)


‘’İnsan Hak’kın kendisidir. Zat, sıfat, arş, kürsi, levh, kalem, melek, cin, gökler ve yıldızlar, yer ve içindekiler, dünyevi uhrevi alem, varlık ve içindekiler, ne varsa hepsi insanın kendisidir. Hak’kın kendisi odur. Kadim ve hadis odur.’’ (Meratibul Vücud, Sadrettin El Konevi)


‘’Allah’ı tenzih edersen O’nu sınırlandırmış olursun, başka varlıklara benzetirsen (teşbih), yine tahdit etmiş olursun. Hem tenzih hem teşbih edersen, doğruyu bulmuş olursun; böylece bilgi bakımından imam ve üstad olmuş olursun. ‘Allah ayrı, varlıklar ayrıdır’ diyen müşrik olur, ‘Allah- alem ikiliği yoktur’ diyen muvahhid olur…Sen, O değilsin, hayır sen O’sun. Sen O’nu işlerde mutlak ve mukayyet olarak görürsün (İbn Arabi)’’ (Fususul Hikem Tercüme ve Şerhi, Ahmed A. Konuk)


‘’Vahdeti Vücudu savunanlar, alemin varlığını inkar etmeyip, bütün bu varlıkların Allah olduğunu söylüyorlar. Bunlar felsefelerine tevhid mezhebi adını vermektedirler. Çünkü bütün varlıkların bir tek varlık olduğunu söylüyorlar.’’ (El Mektebetul İslamiyye, Mustafa Sabri)


‘’Vahdeti Vücuda bir cephe olarak ortaya çıkan İmam Rabbani’nin Vahdeti Şuhudu, Tanrı-alem ilişkisini kurmaya çalışırken, esasta Vahdeti Vücud ile birleşmektedir.Zira Vahdeti şuhud, birçok noktalarda Vahdeti vücud ile tam olarak ayniyyet gösterir…. Vahdeti vücudu herkesin anlayamayacağı ince bilgiler olarak nitelendiren İmam Rabbani, onun başlangıcını ‘Herşeyde Allah’ı görmek’ ve ‘Vahdette kesreti (çokluğu) bulmak’ diye belirler’’ (Varlık Hakkında Ana Düşünceler, Cavit Sunar)


‘’İki ayrı vücud görmemek için Vahdeti şuhudun yeterli olduğunu söyler (İbn Rabbani)… Varolanı bir bilmek değil, bir görmek, O’ndan başkasını görmemek lazımdır (Vahdeti Şuhud). Böyle görmekle fena meydana gelir ve Allah’tan başka herşey unutulur.’’ (Panteizm ve Vahdeti Vucud Mukayesesi, Hüsamettin Erdem)


‘’Faysalatu Vahdeti Vücud veş Şuhud adlı eserinde (Şah Veliyullah) İbn Arabi’nin fikirleri ile İbn Rabbani’nin fikirleri arasında hakikatte hiçbir ayrılık bulunmadığını, şuhudi vahdetin gerçekte vücudi vahdetten başka bir şey olmadığını, aralarındaki ayrılığın ancak isimden ibaret olduğunu iddia eder.’’ (Vahdeti Şuhud- Vahdeti Vücud Meselesi, Cavit Sunar)


‘’Vahdeti Vücud meşrebi masivayı ilahinin (Allah’tan başkasının) rububiyyetini o derece şiddetle reddeder ki, masivayı inkar ve ikiliği reddediyor…(Vahdeti vücudun çok yüce bir meşreb olduğu iddiası) ‘’ (Lemalar, Bediuzzaman S. Nursi)


‘’İbn Arabi’nin velilerüstü (hatemul evliya) bir velayete sahip olduğu ancak bazı aykırı ifadelerini istiğrak ve sekr hallerinde söylediği halde sahv halinde söylemesi gerektiğini belirtmektedir’’ (Lemalar, Bediuzzaman S. Nursi)


‘’Vahdeti Vücud meşrebi masivayı ilahinin (Allah’tan başkasının) rububiyyetini o derece şiddetle reddeder ki, masivayı inkar ve ikiliği reddediyor…(Vahdeti vücudun çok yüce bir meşreb olduğu iddiası) ‘’ (Lemalar, Bediuzzaman S. Nursi)


 ‘’Vahdeti vücudun manası :…Bütün mümkinat, hatta nefsi bile yok olur, cümlesi münadim (yok) olunca, vücudu zatından olan vacibul vücud kalır…İnsanda bir vücudu manevi vardır, onunla görür, asıl vücud fena bulsa, nutfei imkan kalır, o gitmez’’ (Tasavvufi Ahlak, Mehmed Z. Koktu)

‘’Tevhid ettikçe, masiva (Allah’tan başka şeyler) nazarımdan kaybolurdu. İştigal ettikleri zaman her eşyanın tesbihini işitirdim (Aziz M. Hudai) ‘’ (Tasavvufi Ahlak, Mehmed Z. Koktu)


‘’Temelde iki varlığın mevcut olduğunu kabul, şirktir. Yaratıcı kudret ve yaratıcı oluş eşsizdir. O halde birtek şey aynı anda kendi kendinin zıttı nasıl olur? Kuran ‘Evvel ve ahir, gizli ve açık hep Allah’tır’ demiyor mu? Zuhur ve tecellinin, bizim gözümüzle görülmesi ve yine bizim idrakimiz tarafından kavranması, tek olanı parçalar halinde görmeyi, göstermeyi zorunlu kılıyor…Yani iki gibi görünenin, esasta bir ve aynı olduğunu fark edince insan olursunuz. Zıtlar ve çokluk ‘görüntüsü’nün arkasındaki gerçeği önce fark ederiz ve birlik esastır, deriz.’’ (Din ve Fıtrat, Yaşar N. Öztürk)


‘’Varlık Allah’a aittir. Allah’a ait varlık  mertebelere inerek çoğalmak suretiyle kainatı teşkil etmiştir. Taahhüd ve çoğalmaya rağmen bütün mertebelerde yalnız mutlak varlık vardır. Ondan başka bütün mahiyetler, o mutlak varlığın şekillere girmesi, örtülere bürünmesidir. Çoğalma ve tahhüd hakikatte değil, sadece görünüşlerdedir (Bahaeddin Nakşibend)’’ (İslam Tasavvufu, Süleyman Ateş)


‘’Allah (tabiri caizse) denizdir. Bizse dalgalarız…Şimdi imamın sözlerinin zahirine bakan cahil, imamın Allah ile eşyanın ayniliğine inandığını sanır…Gerçi İslami tüm gerçeklerin 600 sayfalık bir kitapta olduğunu ve bunu da herkesin kolayca anlayabileceğini söyleyen bir cahile bunları anlatmak zordur.’’ (İrfan ve İslam, Kadri Çelik)


‘’Görünce Rab’bimi gönül gözü ile / Sordum: ‘Kimsin sen?’ Dedi: ‘Senim Ben’..’’ (Hallacı Mansur ve Eseri, Yaşar N. Öztürk)

 

112-İhlas-1, 2, 3, 4: ‘’De ki: ‘O Allah birdir. / Allah Samed’dir (Her şey O’na muhtaçtır, daimdir, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır) / O doğurmamıştır ve doğurulmamıştır / Ve hiçbir şey O’nun dengi değildir’’


2-Bakara-255: ‘’Allah…O’ndan başka ilah yoktur. Diridir, kaimdir. O’nu uyuklama ver uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O’nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp kuşatamazlar. O’nun kürsüsü bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. Onların korunması O’na güç gelmez. O pek yücedir, pek büyüktür’’


57-Hadid-1, 2, 3, 4, 5, 6: ‘’Göklerde ve yerde olanların tümü Allah’ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir / Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Diriltir ve öldürür. O herşeye güç yetirendir / O Evveldir, Ahirdir, Zahirdir, Batındır. O her şeyi bilendir / Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istiva eden O’dur. Yere gireni, onda çıkanı, gökten ineni ve ona çıkanı bilir. Her nerede iseniz, O sizinle beraberdir, Allah yaptıklarınızı görendir / Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. (Sonunda bütün) İşler Allah’a döndürülür / Geceyi gündüze bağlayıp katar, gündüzü de geceye bağlayıp katar. O, göğüslerin özünde (saklı) olanı bilendir’’


4-Nisa-48, 49, 50: ‘’Gerçekten Allah, kendisine ortak edilmesini bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah’a ortak ederse, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur / Kendilerini (övgüyle) temize çıkaranları görmedin mi? Hayır, Allah dilediğini temizleyip yüceltir. Onlar, bir hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar bile haksızlığa uğratılmazlar / Allah’a karşı (Allah’la ilgili konularda) nasıl yalan uyduruyorlar bir bak. Bu, apaçık bir günah olarak yeter’’

 

v       Rablik iddiaları:


‘’İki alemde de mülk benimdir. İkisinde de iyiliğini umacağım veya kendisinden korkacağım benden başkasını görmedim. Önceliğimden önce yoktur ki ona katılayım, sonralığımdan sonra yoktur ki anlamını geçeyim. Kemalin her türlüsüne sahibim ve Küll’ün büyüklüğünün cemaliyim. Ben O’ndan başkası değilim.’’ (El İnsanül Kamil, Abdulkerim El Cili)

‘’Gördüğün ne kadar maden, bitki, hayvan ve seciyeleriyle insan / Gördüğün ne kadar unsur, tabiat, asıldan bir toz ve koku olan / …/ Gördüğün ne kadar düşünce, hayal, akıl, nefis, kalp ve iç organ / Gördüğün ne kadar melek şekli ve manası İblis olan görünüm / Gördüğün ne kadar parlayan yıldız ve onlara hazırlanan hoş Adn cenneti / …/ İşte onların hepsi benim, hepsi benim manzaramdır (görünüşüm). / Onun hakikatinde tecelli eden benim, o değildir. / Halkın Rab’bi ve efendisi benim. Bütün alem isim, zatım onun müsemmasıdır. Mülk benimdir, melekut benim dokumam ve sanatımdır / Gayb ve ceberut benimdir ve benden meydana gelmiştir…’’ (El İnsanuül Kamil, Abdulkerim El Cili)


‘’Allah İsa’ya ‘Sen mi ‘Beni ve annemi Allah’tan başka iki ilah olarak benimseyin, dedin?’ diye sorunca; İsa subhaneke dedi. Bu teşbihte önce tenzihi getirdi, ‘Hakkım olmayan şeyi söylemeye hakkım yoktur, dedi. Yani Senin ve benim ayrı şeyler olduğumuzu nasıl söyleyebilirim! Allah’tan başka bana ibadet edin nasıl diyebilirim? Halbuki Sen zatımın ve hakikatimin kendisi, ben de Senin zatının ve hakikatinin kendisiyim. Seninle benim aramda başkalık yoktur.’’ (El İnsanul Kamil, Abdulkerim El Cili)


 ‘’Allah beni bir defa yükseltti, önüne oturttu ve bana şöyle dedi: ‘Ey Ebu Yezid, yaratıklarım seni görmeyi arzuluyorlar. Bunun üzerine ben dedim: ‘Beni vahdaniyetinle donat ve senin benlik elbiseni bana giydir ve beni ehadiyetine yükselt, ta ki yaratıkların beni gördüklerinde diyebilsinler: ‘Sen’i (Allah’ı) gördük ve sen O’sun. Fakat ben (Ebu Yezid El Bistami) orada olmam. / Kendimi tesbih ederim, şanım ne yücedir. / …Melekut ummanına daldım hatta arşa ulaştım. (Birde ne göreyim?) O boştu. Böylece kendimi onun üzerine attım ve dedim: ‘Rab’bim seni nerde bulayım? Ve perdeler kaldırıldı da gördüm ki ben benim, evet Ben Benim. Aradığım şeye geri döndüm ve O Ben idim ve Benden başkası değildi. (Ebu Yezid El Bistami, Şatahat)’’ (İslam Felsefesi Tarihi, Macit Fahri)


‘’İlahi zat açığa çıkıp göründüğü anda gaybim bana gösterildi ve yalnızlığım kalktığında O’ndan başkası olmadığımı gördüm. / …Benden bana bir peygamber gelmiştir, sıkıntı çekmem kendisine zor gelir, bana son derece de düşkündür. Benden bana peygamber olarak gönderildim, ayetlerimle zatım bana delalet etti.(İbn Farid)’’ (Şerhi Divani İbnil Farid, Emin Hori)


‘’Herhangi bir işin benden habersiz olduğunu savunma, ancak bana kulluk yapan kişiler üstün olur. Ben olmasaydım ne varlık olur, ne şahitler bulunur, ne verilen sözler olurdu. Hayatını hayatımdan almayan hiçbir canlı yoktur, herkes ancak benim istediğimi isteyebilir. Her konuşan ancak benim sözlerimi konuşur, her bakan ancak benim gözümle görür. Her dinleyen ancak benim kulağımla işitir. Her kahreden ancak benim şiddetimle kahreder. Benden başka ne konuşan, ne bakan, bütün yaratıklardan benden başka işiten yoktur. Terkip aleminde her suret ve güzellikte onun bir manası ile zahir oldum. (İbn Farid)’’ (Şerhi Divani İbnil Farid, Emin Hori)

 

9-Tevbe-30, 31:’’Yahudiler ‘Üzeyr Allah’ın oğludur’ dediler, hristiyanlar da: ‘Mesih Allah’ın oğludur’ dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar bundan önceki inkar edenlerin sözlerini taklit ediyorlar. Allah onları kahretsin, nasıl da çevriliyorlar? / Onlar Allah’ı bırakıp bilginlerini ve din adamlarını rabler edindiler ve Meryem oğlu Mesih’i de. Oysa onlar, tek olan bir ilaha ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O’ndan başka ilah yoktur. O, bunların ortak ettikleri şeylerden yücedir’’


5-Maide-116: ‘’Allah: ‘Ey Meryem oğlu İsa, insanlara ‘beni ve annemi Allah’ı bırakarak iki ilah edinin’ diye sen mi söyledin?’ dediğinde: ‘Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söyledimse mutlaka Sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin ama ben Sen’de olanı bilmem. Gerçekten görünmeyenler (gaybleri) bilen Sensin Sen’’


42-Şura-11: ‘’Hakkında ihtilafa düştüğünüz herhangi bir şey, artık onun hükmü Allah’ındır. İşte Rab’bim olan Allah. Ben O’na tevekkül ettim ve yalnızca O’na dönüp yönelirim’’


59-Haşr-22, 24: ‘’O Allah ki, O’ndan başka ilah yoktur. Gaybı da müşahede edilebileni de bilendir. Rahman, Rahim olan O’dur’’

 

v       İnkar edenlerin gerçekte Allah’a ibadet ettikleri, O’nunla aynı oldukları (!) iddiası:


‘’Kafirler bizzat ona ibadet etmişlerdir. Çünkü yüce Allah baştan başa hem bu alemin, hemde bu alemin bir parçası olan kafirlerin hakikati (kendisi) olduğundan, ona ibadet etmişlerdir. Allah kendi hakikatleri olduğu için bir rablerinin olmasını reddetmişlerdir. Onun hiçbir rabbi olmayıp, mutlak rab kendisidir. Allah kafirlerin zatlarının aynı olduğu için zatlarının gereğine göre ona tapmışlardır. Putperestlere gelince; onlar da karışım ve hulul olmaksızın Allah kainatın varlıklarının her zerresinde bulunduğu için taptıkları o putların hakikatidir (kendisi) diyerek putlara taptılar. Onun için puta tapanlar Allah’tan başkasına tapmış değildirler.’’ (El İnsanul Kamil, Abdulkerim El Cili)


‘’…İnsanlar hangi din ve mezhepten olup neye taparsa tapsınlar, gerçekte Allah’a taptıklarını, çünkü o şeylerin Allah’ın görünümü olduğuna inanarak ona taptıklarını; peygamberlerin bildirdikleri şekilde Allah’a tapanlar ilk etapta saadete kavuşacakları halde, başka şekillerde tapanların ancak bir süre sonra saadete kavuşacakları, azap veya bedbahtlığın saadete kavuşuncaya kadar geçecek zaman içindeki ayrılıktan ibaret olduğu açıkça anlatılmaktadır. Onun için muvahhidler olsun, hangi türden kafir veya müşrikler olsun, hepsi de gerçekte Allah’a tapmışlar ve saadete ergeç nail olacaklardır.’’ (El İnsanul Kamil, Abdulkerim El Cili)

 

2-Bakara-6,7: ‘’Şüphesiz inkar edenleri uyarsan da uyarmasan da, onlar için fark etmez, inanmazlar. / Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinin üzerinde perdeler vardır. Ve büyük azap onlaradır’’


2-Bakara-21: ‘’Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rab’binize kulluk edin ki sakınasınız’’


2-Bakara-39: ‘’İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar ise; onlar ateşin halkıdırlar ve orada süresiz kalacaklardır’’


112-İhlas-1, 2, 3, 4: ‘’De ki: ‘O Allah birdir / Allah Sameddir (herşey O’na muhtaçtır, O hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır) / O doğurmamıştır ve doğrulmamıştır / Ve hiçbir şey O’nun dengi değildir.’’


16-Nahl-74: ‘’Artık Allah’a benzerler armaya kalkışmayın, çünkü Allah bilir siz ise bilmezsiniz.’’


42-Şura-11: ‘’O, göklerin ve yerin yaratıcısıdır. Size kendi nefislerinizden eşler, davarlardan da çiftler varetti. Sizleri bu tarzda türetip yayıyor. O’nun benzeri gibi olan hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir’’


2-Bakara-165: ‘’İnsanlar içinde Allah’tan başkasını ‘eş ve ortak tutanlar’ vardır ki, onlar (bunları) Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah’a olan sevgileri daha güçlüdür. O zulmedenler azaba uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah’ın olduğunu ve Allah’ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi.’’

 

     Ahlaksızlığın ve müstehcenliğin övülmesi:


‘’Ordudaki erin bir kıza aşık olmasıyla ilgili zina hikayesi / Halayığı ile zina yapan zahidin hikayesi / Homoseksuellerin hikayeleri / Camide kadın kılığına giren tacizci erkeğin hikayesi / Halifenin cariyesi ve başka erkeklerin hikayesi / Eşek hikayesi / Halayıkla hanımının hikayesi, vb. ‘’ (Mesnevi, Mevlana, Veled İzbudak)


‘’Salik kafir olmadıkça, Müslüman olamaz, kardeşinin başını kesmedikçe Müslüman olamaz, anası ile evlenmedikçe Müslüman olamaz (Şeyh Şerafeddin Yahya Muniri)’’ (Mektubatı Rabbani, İmam Rabbani)

‘’…Erkek, Allah’ı kadında müşahede ederse, buna münfailde müsahede denir…Allah’ın kadında müşahede etmesi tam ve en mükemmel müsahededir…Onun için Rasulullah kadınları sevmiştir. Çünkü Allah onlarda çok mükemmel müşahede edilmektedir…Kavuşmanın en büyüğü nikahtır.’’ (Fususul Hikem, İbn Arabi)

 

12-Yusuf-23, 24: ‘’Evinde bulunduğu kadın ondan murad almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak: ‘İsteklerim senin içindir, gelsene’ dedi. Yusuf: ‘Allah’a sığınırım. Çünkü o benim efendimdir, yerimi güzel tutmuştur. Gerçek şu ki zalimler kurtuluşa ermez. / Andolsun kadın onu arzulamıştı, eğer Rab’binin  (zinayı yasaklayan) kesin kanıtını görmeseydi, o da (Yusuf) onu arzulamıştı. Böylelikle biz ondan kötülüğü ve fuhşu geri çevirmek için (ona delil gönderdik) Çünkü o, muhlis kullarımızdandı.’’


29-Ankebut-28, 29: ‘’Lut da, hani kavmine demişti: ‘Siz gerçekten, sizden önce alemlerden hiç kimsenin yapmadığı çirkin bir utanmazlığı yapıyorsunuz. / Siz (yine de) erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve bir araya gelişlerinizde çirkinlikler yapacak mısınız?’ Bunun üzerine kavminin cevabı yalnızca: ‘Eğer doğru söylüyor isen, bize Allah’ın azabını getir’ demek oldu’’


3-Ali İmran-110: ‘’Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz, iyiliği emreder, kötülüklerden sakındırır ve Allah’a iman edersiniz…’’

 

v       Kuran’ın şirkle dolu olduğu iddiası:


‘’…Hulul düşüncesi çok aptalca bir iddiadır. Zira hululun olabilmesi için iki ayrı varlığın olması gerekir. Halbuki bütün varlık birdir ve bir olan şeyde hulul olmaz, imkansızdır. Arifuddin Et Tilemsani Kuran’ın tamamıyla şirkle dolu olduğunu iddia edecek kadar Vahdeti Vücudcudur. İddiasını şöyle savunur. Kuran, yaratan yaratılan ayrımı yapmaktadır ki, Bir’den başkasının varlığını kabul şirktir.’’ (Celaleddin Vatandaş, Vahiyden Kültüre)

 

2-Bakara-2: ‘’Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici bir Kitap’tır’’

 

‘’Rab’bimiz, bizi dosdoğru yola ilet; kendilerine nimet verdiklerinin yoluna, gazaba uğrayanların ve doğru yoldan uzaklaşanlarınkine değil ‘’


Yukarı dön Göster evrenselilkeler's Profil Diğer Mesajlarını Ara: evrenselilkeler
 
Tunboga
Katilimci Uye
Katilimci Uye


Katılma Tarihi: 03 haziran 2007
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 66
Gönderen: 16 temmuz 2007 Saat 20:41 | Kayıtlı IP Alıntı Tunboga

Hanif dostlara selam sunuyorum !

Bir zamanlar , kişiliğini takdir etdiğim bir üstad olan , Namık Kemal Zeybek in , 15 temmuz pazar günü  Yeniçağ tv. deki programını izledim      Tasavvuf hakkında anlatdıklarını kendisine yakıştıramadım 

Programın konusu Hallac-i Mansur idi fakat bitime yakın Kuran dan ayet vererek tasavvuf u İslam ile bağdaştırdı .

Verdiği ayet Bakara 151 ve anlatmasına bakarsak Resul Muhammed için , mümin leri arındırdığını  söyledi . Arındırmak kelimesini de Teskiye olarak telaffuz etdi .

Fakat Arapça metinde Teskiye yok , Yüzekkiküm var ! İşte Bakara 151 Türkçe / Arapça karşılıklı kelime tercümesi

Nitekim  gönderdik biz size bir Resul sizden= Kema erselna  fiküm Rasulem minküm,

Okuyacak size ayetlerimizi = Yetlü aleyküm ayatina

Ve Arındıracak sizi ve öğretecek size Kitabı ve Hikmeti = Ve Yüzekkiküm ve yüallimükümül kitabe vel hikmete ,

Yine öğretecek size o şeyleri ki, bilmiyor idiniz =Ve yüallimüküm ma lem tekünü teğlemun . 

Peşi sıradaki ayet olan Bakara 152  ise şöyle = O halde beni anın ,bende anayım sizi , şükredin bana , sakın etmeyin inkar beni. / nankörlük bana .

Bu Ayetlerin ikisine bakış atdığımızda ,Sayın Namık Kemal Zeybek in Resul Muhammed için , Arındıran / Yüzekkiküm Kelimesini hem tezkiye olarak telaffuz etmesi hemde tasavvufa bağlaması bana akıllıca gelmiyor

Kendilerince tayin etdikleri bir silsile ile , Önce Evliyalara sonra Hz.Ali ye oradan da Resul Muhammed e dayan dıklarını iddia eden mutasavvıflar,  Takva ve Tevhid bilincinin yerine , bu şirk sirkini nasıl kabullendiklerini aklım almıyor 

Üstelik dayanılması gerekenin Yalnız Allah olduğu Kuran da mevcut iken .

ENFAL_2 = İnanmış olanlar ancak o kişilerdirki , Allah anıldığında yürekleri ürperip titrer ve onlara Allah ın ayetleri okunduğunda bu onların İmanlarını artırır . Ve Onlar Yalnız Rablerine Güvenip Dayanırlar .

Merak ediyorum ! acaba musiki çalarken veya semazen dönerken , Yüreklerinde Ürperti oluyormudur ?

 



__________________
Cinn 20= Deki Şüphesiz ben ancak Rabbime ibadet ederim ve O'na hiç kimseyi ortak koşmam
Yukarı dön Göster Tunboga's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Tunboga
 
leyla
Newbie
Newbie


Katılma Tarihi: 14 agustos 2007
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 1
Gönderen: 14 agustos 2007 Saat 02:16 | Kayıtlı IP Alıntı leyla

"Merak ediyorum ! acaba musiki çalarken veya semazen dönerken , Yüreklerinde Ürperti oluyormudur ? "

başka insanların içerisinde ne olduğunu nerden bileceksiniz Allah aşkına.belki de sizin sembolik olarak gördüğünüz ve kınayarak yaklaştığınız şey onlarda iman ın kuvvetlenmesini, aşk a meyl etmesini sağlıyordur.bu forumu bu konuyla ilgili araştırma yaparken buldum.ve açıkcası tasavvuf üzerine söylenmiş bu cümleler bana çok garip geldi.bi şeyler üzerine konuşrken böyle bi üslupla bakmamalı insan bence çevresine.özellikle bu konulrda..

Yukarı dön Göster leyla's Profil Diğer Mesajlarını Ara: leyla
 
adalet
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 02 ekim 2006
Gönderilenler: 1195
Gönderen: 14 agustos 2007 Saat 19:07 | Kayıtlı IP Alıntı adalet

 Selam Leyla!
 helal olsun valla.ne güzel yorumlamış,insanların içinin cıllığını çıkartmışsınız.Tef ile,ney ile aşka gelmek delilerin ve delirmekte olanların sembolüdür,ama sen aksini diyorsan,buradaki bütün yazıları okumalısın,sonra konuşmalısın.haydi bismillah..


__________________
"Bir kavme olan kininiz sizi adaletten ayırmasın.."
Yukarı dön Göster adalet's Profil Diğer Mesajlarını Ara: adalet
 
muvahhit
Ayrıldı
Ayrıldı


Katılma Tarihi: 24 haziran 2006
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 669
Gönderen: 11 eylul 2007 Saat 22:53 | Kayıtlı IP Alıntı muvahhit

selam kayabatuhan

bende yazarken imla ile uğraşmayı pek sevmem,burada seninle ortak noktamız var.
gelelim diğer ortak noktalara;Kurana inanırsın,bende
peygamberlerin tümünü seversin,bende
dini doğru anladığını düşünür ve savunursun,bende
kainatın tek bir yaradanı var bunu söylersin,bende
Allaha inanırsın,bende

yanlız aramızda çok ufak bir fark var
____________________________________________________________ _
şu yukarda ki çizgi kadar
ben Vahit olan Allaha muvahhit olarak dönerim

bin yılı aşkındır yaradılan kullardan ve yaradılacaklardan elbette cennetlik olanlar vardır
ancak o bin yılı aşkındır deyip savunduklarına bir bak
hadi onların tamamı cennetlik diyelim şimdiki zevata bir bak
biz istemezmiyiz peygamberin sözleri tahrif edilmeden uydurulmadan günümüze kadar gelsin
ancak dört bir yanı saran samiriler çoğalmış din için halkı dinden etmiş.
içinden küfretmek geldiği halde küfretmediğin ve kurallara uyduğun için sağol..kızmanın asıl nedeni nedir bu arada bunu da yaz,yaz ki bende tam olarak anlayayım halini

kim bir iyilikte bulunursa ona karşılığı verilir.

selametle




__________________
Herkes kendi ameliyle Allah’ın huzuruna gider
Yukarı dön Göster muvahhit's Profil Diğer Mesajlarını Ara: muvahhit
 

Sayfa Sonraki >>
  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Sizin yetkiniz yok foruma yeni mesaj ekleme
Sizin yetkiniz yok forumdaki mesajlara cevap verme
Sizin yetkiniz yok forumda konu silme
Sizin yetkiniz yok forumda konu düzenleme
Sizin yetkiniz yok forumda anket açma
Sizin yetkiniz yok forumda ankete cevap yazma

Powered by Web Wiz Forums version 7.92
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide
hanif islam

Real-Time Stats and Visitor Reports Sitemizin Gunluk, Haftalik, aylik Ziyaretci  Detaylari Real-Time Stats and Visitor Reports

     Sayfam.de  

blog stats