| Yazanlarda |
|
Alperen Admin Group


Katılma Tarihi: 09 nisan 2005 Gönderilenler: 2975
|
| Gönderen: 07 ekim 2005 Saat 18:48 | Kayıtlı IP
|
|
|
'Müslümanlar İslam'ı doğru anlamıyor!..'
Müslümanların 'değerlendirme' sorunu olduğunu belirten Prof. Dr. Hasan Onat, "İslam'ı doğru anlayamadığımız için sorunların kaynağını tespit edemiyoruz" diyor.
Reform dinde mi, dindarlıkta mı? (1)
Mehmet GÜNDEM Sunuş... Osmanlı'nın yıkılmasına yakın tartışılan, geri kalmışlığın temelleri, dinin rolü, dini hayatın tanzimi, kalkınma, teknoloji üretme gibi pek çok başlık bugün de tartışılıyor. 11 Eylül sonrasında özellikle "aşırı uçların" üremesinde İslam'ın etkisi de üzerinde durulan konuların başında geliyor. Aynı şekilde bugünün devlet ve toplum hayatında, dini değerlerin ne kadar yer alacağı, hangi düzeyde rol oynayacağı sorusu da cevap bekliyor. Malezya eski Cumhurbaşkanı Mahathir Muhammed, İslam dünyasının geri kalmasından sorumlu olarak bütün Müslümanları işaret ederken, Başbakan Recep Tayip Erdoğan da bu görüşü paylaşarak bugün karşılaşılan sorunların "Müslümanların kişisel ve toplumsal meselesi" olduğunu dile getiriyordu. Ekim 2003'te yapılan İslam Konferansı Örgütü toplantısında Muhammed'in "Kuran'ı okuduk ama yaşamadık" sözleri oldukça dikkat çekmişti. Muhammed'in sözlerinden Osmanlı da nasibini almıştı: "Osmanlılar dünyada gücü olan son Müslümanlardı. Fakat bu başarılarına entelektüel bir ekleme yapamadılar. Bunun yerine 'dar pantolon ve fes İslam'a uygun mu? Camileri aydınlatmak için elektriğin kullanılması İslam'a uygun mu?' gibi küçük meselelere takılıp kaldılar."
Problem nerede? Türkiye, neden hem diniyle hem de demokrasiyle barışık yaşayan 'model ülke' olmasın? Problem nerede? Dinde mi, dini anlayışlarda mı? Çözüm için 'dinde reform' mu yapılmalı? Bu yazı dizisinde bir asra yayılan soruları yeniden masaya yatırıyoruz. *** Yeryüzünde 1 milyardan fazla Müslüman var. Halkı Müslüman olan ve BM'de temsil edilen ülke sayısı 60'a yakın. Ne var ki bu ülkelerin hiç birisi "gelişmiş ülke" kategorisinde değil. Prof. Dr. Hasan Onat'a göre, son iki asır Müslümanlar açısından tarihin en acı zaman dilimidir. 19. asrın başlarından itibaren Müslümanların yaşadıkları bölgeler, Batının 'sömürge' alanları oldu. İslam ülkelerinin çoğu 1945'lerden sonra bağımsızlıklarına kavuştular. Bugün dünyanın en problemli ülkeleri yine halkı Müslüman olan ülkelerdir. Doğru değerlendirme sorunu Onat diyor ki; "Zihniyetle ilgili sorunların üstesinden gelmeden bu gidişi tersine çevirmek çok zor. Sorunun kaynağının Müslüman insanın kendisi olduğunu itiraf edelim. Müslümanların, doğru düşünme, doğru anlama, doğru değerlendirme de ciddi sorunları var. İslam'ı doğru anlamadığımız için sorunların kaynağını tespitte zorlanıyoruz." Teokratik bir devlet olmamasına karşılık Osmanlı için din, hem devlet, hem de toplumsal hayatta önemli bir referanstır. İmparatorluğunun yıkılma nedenleri sorgulanmaya başladığında iki görüş öne çıkar. İlk görüş, "Din bizi geri bıraktı". İkincisi ise Said Halim Paşa'da da ifadesini bulan "Müslüman milletlerin kurtuluşu ve saadeti onların tam olarak İslamlaşmalarına bağlıdır." Bu arada Batı'da Hıristiyanlığın yaşadığı reform sürecine atıflar yapılıyor, Luther türü bir başkaldırı da öngörülüyordu. 'Düşünce tembelliği artık bitmeli' Reform, değişim, yenilenme (tecdit), kavramlarının aynı kapıya çıktığı, fakat çağrışımları nedeniyle birinin diğerine tercih edilebileceği düşüncesinde Prof. Dr. Bekir Karlığa. İslam'da reform ihtiyacını karşılayacak mekanizmaların bulunduğu ve bunları hayata geçirmenin dini bir yükümlülük olduğunu belirten Karlığa bunun için; "Düşünmenin önündeki engeller kaldırılmalı, akıl etkin kılınmalı, zihnî atalet yok edilmeli" diyor. 'Yenilikçilerin aslında yeni bir fikri yok' İslam'ı; tarihin akışına giren, ona müdahale eden ve sonuç itibariyle de insanı inanç ve ahlak çizgisinde tutmak isteyen bir din olarak tanımlayan Devlet Bakanı Prof. Dr. Mehmet S. Aydın, "Değişme ve süreklilik" kavramlarının, İslam'ın vazgeçemeyeceği iki büyük hayati kategori olduğunun altını çiziyor. Aydın; "En büyük sıkıntımız şu; dini kendimizce, yüksek bir yerde tutmuş, hayatın içine gelip hayatla cedelleşmesini (mücadele etmesini) önlemişiz. Bu ilim ve tefekkür (düşünce) anlayışı, Müslüman'ı İslam'ın evrensel hareket prensibi olan 'İçtihat kapısının kapandığı' kanaatine kadar götürdü" diyor. 'Çoğunun sistematiği yok' Son yıllarda Türkiye'de yenilikçi İslam'dan, reformdan bahsedenlerin, zannedildiği kadar 'yeni' bir düşünce taşımadıklarını belirten Aydın, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Öyle şeylere reform dendiğini işitiyorum ki, onların pek çoğu sıradan düşünceler, sistematiği yok. Reform kelimesi benim kültür, din terimim değil. Protestanlık bir reform hareketidir. Her kim İslam'la ilgili Protestanlık anlamında bir reform düşünürse, bu iki dini de bilmiyor demektir."
'Aslında reform gereksiz'
İslam dünyasının ünlü yazarlarından Ali Bulaç, "İslam'ın, Batı'daki gibi bir reform ihtiyacı yoktur" görüşünde....
Dinde reform tartışmalarının tarihi seyrini Ali Bulaç üç başlıkta özetliyor: 1- Dinlerin teolojisiyle ilgili değişim talepleri, 2- Siyasi taleplerin dindarları dinde reform yapmaya sürüklemesi, 3- Kendi mecrasında akan toplumsal ihtiyaçların dini anlayışla yüz yüze gelmesi ve burada bir değişim ihtiyacının kendiliğinden ortaya çıkması. Kilisenin rolü Ali Bulaç, Hıristiyanlıkta Luther'in reform talepleriyle İslam'daki durumu da karşılaştırıyor: 1- İncil ana dillerde tercüme edilmeli ve okunmalıdır. (İslam'ın ilk dönemlerinden itibaren Kuran başka dillerde tercüme edildi.) 2- Tanrı ile kul arasına kimse giremez. Din adamları sınıfının ve kilisenin rolü sorgulanmalıdır. (İslamiyet'te böyle bir sorun yoktur. Allah doğrudan insanı muhatap kabul etmiştir.) 3- Din adamları sınıfının dini yorumları mutlak değildir. İnsanlar İncil'den kendi anladıklarıyla ibadet edebilirler. Katolik kilisesi, 'Hayır bizim İncil yorumumuz tek, genel geçer bir yorumdur' diyordu. Bu bir dogmadır. (İslam'da bu açıdan da bir sorun yoktur. Kuran yorumu için iki şart vardır: ilki, asla uygun olmalı; ikincisi, belli bir usul içinde yapılmalı. İslam'da yorumu yapanlar alimlerdir, ama bunlar kutsal değillerdir. Alimlerin bilgilerinde mutlak kesinlik yoktur.) Katolik kilisesinde Papa tanrı adına konuşur, dolayısıyla dini dogmayı, amentüyü değiştirme hakkına sahiptir. 'Zaten içinde var' Bulaç diyor ki; "İslam'ın kendisinde Batı'daki gibi bir reform ihtiyacı yoktur. Zaten Protestanlığın Katoliklik içinde tarihte yapmak istediği her şey İslam'ın bizzat kendi içinde vardır." 'Batı'da durum farklı' Hıristiyanlıktaki reformun, dinden ziyade kiliseyle ilgili olduğunu belirten Prof. Dr. M. Akif Aydın da, şöyle devam ediyor: "Hıristiyanlık'ta reform ilk bakışta dinin esaslarına yönelik gibi görünür. Aslında Katolik Kilisesi çevresinde şekillenen din adamları tekelciliğine ve kilisenin siyasi ve mali egemenliğine yönelik bir başkaldırıdır. Olay bir yönüyle dini, bir başka yönüyle de siyasidir."
Din bilginleri neleri tartışıyor?
İslam'la ilgili tartışmaların merkezinde iki konu var: Zamanla hükümlerin değişmesi gerektiği ve hakkında ayet, hadis bulunan konularda içtihat yapılamayacağı...
Eski Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki diyor ki; "Dinin esasatı baki kalmak şartıyla, şer'i hükümlerin hangisinde gerekliyse orada büyük bir değişme ortaya çıkabilir veya değiştirilebilir." Akseki'ye göre, değişiklik yapılırken özün korunması zaruridir. Türkiye'de yenilik hareketleri Tanzimat'la başlar. Hint alt kıtası, Mısır ve Kuzey Afrika'da modernist anlayışlar ortaya çıkar. Bu hareketler çağdaşlaşmanın zeminini hazırlamış ise de demokratik yapılanmaya imkan veremez. Cumhuriyet'le birlikte gelişmeye başlayan demokrasi henüz rayına oturmadı. Bu bağlamda yapacağımız siyasal, sosyal ekonomik ve entelektüel reformlar ister istemez dini algılayışımızı da etkileyecekti. 'En makul din İslam' Atatürk'ün İslam dini konusundaki yaklaşımlarını bu noktada hatırlamakta fayda var: "Bizim dinimiz en makul ve tabii bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki, son din olmuştur. Bir dinin tabii olabilmesi için akla, ilme ve mantığa uygun olması lazımdır. Bizim dinimiz bunların tamamına uygundur... Türk milleti daha dindar olmalıdır. Yani bütün sadeliğiyle daha dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Düşünceye aykırı, ilerlemeye hiçbir engel içermiyor." Bu dönemde Atatürk, Mehmet Akif'ten meal, Elmalılı Hamdi Yazır'dan da tefsir yazmasını ister. Bu konu bir kısım çevreler tarafından 'cumhuriyetin din projesi, dinde reform' bağlamında değerlendirilirken, bir kısım çevreler tarafından da Atatürk'ün dinin anlaşılmasında gösterdiği samimiyet, tarihi bir çıkış olarak yorumlanır. Yapılması gereken 3 şey Bulaç ise şöyle değerlendiriyor: 19. yüzyılda yeni Osmanlıcılar ve İslamcılar diyorlar ki: "Biz İslam'ın ana değerlerine yabancılaştığımız için geri kaldık. Batı'da ortaya çıkan ekonomik ve teknolojik gelişme özü itibarıyla İslam'a aykırı değildir. İslam'a aykırı olan, toplumun hurafelerin içerisinde olması, cehaletin yaygınlaşması ve insanların artık İslamiyet'ten hiçbir şey anlamaz hale gelmesidir." Yapılması gereken üç şey vardır: 1- Kur'an'a ve Sünnet'e dönüş, 2- İçtihat kapısının açılması, 3- Cihat ruhunun uyandırılması. Kuran ve sünnete dönüş demek, dinden hurafelerin ayıklanması, yeni bir olayla karşılaşıldığı zaman geleneksel müçtehitlerin (ayet ve hadislere dayanarak hüküm ortaya koyan kişi) yaptığı gibi tekrar Kuran ve sünnete dönüştür. Değişen toplumun yeni sorunlarına çözüm için içtihat kaçınılmazdır. Geleneksel kitaplar buna cevap veremez. İçtihatta da en önemli unsur akıldır. Bu da aynı zamanda entelektüel hayatın canlanmasıdır. Cihattan da iki şeyi anlıyorlardı: Sömürgeciliğe karşı fiili savaş ve toplumsal geriliğin önüne geçmek için bir toplumsal motivasyon. Mesela kalkınma bir cihat olarak tanımlanır. Atatürk de etkilenmişti Ali Bulaç'a göre; Atatürk, Cemalettin Efgani'den büyük ölçüde etkilenmiştir. Atatürk'ün İslamcılara hayırhah baktığı bir dönemi vardır. Ona göre, içinde bulunduğumuz durumun aşılması için dinden, öncelikle geleneklerin, hurafelerin, yalan yanlış bilgilerin tasfiye edilmesi gerekiyordu. Bu, dinin aslına dönmekle mümkün olacaktı. Onun için de Kuran'ın Türkçe tercüme ve tefsirini istedi. Kamil Miras ve Ahmet Naim de yine bu çerçevede Tecrid - i Sarih'i yapıyorlardı. Hatta Ömer Nasuhi Bilmen'in Kamus'u da bu çerçevede yazılmıştır. Dönemin siyasi şartları bu projenin devamını mümkün kılmadı. Tepki gösteren ulema oldu.
http://www.milliyet.com/2004/02/16/guncel/agun.html
__________________ Yunus 105. Şu da emredildi: "Yüzünü dine bir hanîf olarak çevir. Sakın müşriklerden olma!"
|
| Yukarı dön |
|
| |
Alperen Admin Group


Katılma Tarihi: 09 nisan 2005 Gönderilenler: 2975
|
| Gönderen: 07 ekim 2005 Saat 18:48 | Kayıtlı IP
|
|
|
'Reform talepleri devletin projesi'
Özellikle laikleşme sürecindeki İslam toplumlarında devletin reform arzusu taşıdığına dikkat çeken Ahmet Taşgetiren, "Özgürce yaşanan din, devlet için tehdit değildir" diyor
Reform dinde mi, dindarlıkta mı? (2)
Mehmet GÜNDEM
Ahmet Taşgetiren, 'hâkim anlayışın', İslam'ın reforme edilmesi yönünde bir arzuyu hep taşıdığını, İslam toplumlarının laikleşme sürecinde de bunun daha güçlü dile getirildiğini söylüyor. Taşgetiren'e göre, hâkim anlayışın toplumla kavgasının nedeni, kültür değerleri, ahlaki yapılanması, insan ilişkileri büyük ölçüde din tarafından biçimlendirilmişti. Fakat şimdi bu ilişkilerin yeniden düzenlenmesi kaçınılmazdır. "Aklınızdaki din anlayışını kabul ettirmek için ne kadar diretirseniz, toplumla aranızdaki mesafe de o kadar açılıyor" diyen Taşgetiren, sözlerini şöyle sürdürüyor: 'Politikaya dönüştürmek riskli' "Hâkim yapının din çerçevesi ile toplumun din çerçevesi birbiriyle uyuşmadı. İnsan dini nasıl anlayacak? Buna hâkim yapı cevap veremez. Öncelikle Kuran ve Sünnet cevap verir. İnsanın din üzerindeki tasarrufu ancak yorum olarak kabul edilebilir. O da dini iyi bilen ve dindar insanların yorumu. Hâkim yapı bir siyasi duruştur. Onun dine yönelik tavrı da siyasi bir tavır ve taleptir, dine siyasi müdahaledir. Toplum devlet tavırlarını tartışır hale geliyorsa, burada kabahat toplumun değil. Bizde toplum ne devleti ne de dinini tartışmıyor, ama sanki devlet dini tartışma alanına sürmek istiyor. Dindar olmayabilirsiniz, din ile ilişkiniz de olmayabilir ama bunu bir politika halinde hayata geçirmeye yöneldiğinizde problem doğar. Dinin etkisi ve toplumun dindarlığı azalsın. Böyle bir beklenti var. Özgürce yaşanan din, çağdaş devlet için tehdit oluşturmaz. Devlet sadakati o kadar derin bir toplumuz ki, muhalefet bile yapamıyoruz. Müslümanlar devleti tartışmadılar bugüne kadar. Bunu içlerine sindiremediler."
'Zihinsel konfor bozulmalı'
Bugün İslam dünyasının "iyi" durumda olduğunu söyleyebilecek aklı başında insan bulmak pek mümkün değil. "Din bu hayata cevap veremez" diyenlere karşı Müslümanların, bugünün insanları olarak, yeni ve farklı çözümler ortaya koymaları kaçınılmaz. İslam dünyasında yöneticilerin genellikle düşünce endişesi taşımamasından yakınan Prof. Dr. Mehmet S. Aydın, bu zihinsel konforun bozulması gerektiğine inanıyor; "Endişeli düşünmeyi öğrenememiş olanlar, bu hal üzere var olduklarından dolayı da inanç, düşünce, vicdan ve ifade hürriyetinin mevcudiyetini hâlâ lüks sayıyorlar. Bu hal var olduğu sürece, teceddüd (yenileşme) de, ıslah da ve Yüce Kitap'ın 'izzet' diye vasıflandırdığı hayat da acı ve üzüntüyle hatırlanan bir hayalden ibaret kalır." Yazar Ali Bulaç'a göre de içtihat talebi ve reform siyasidir. Abbasilerin orta zamanlarında 500 civarında mezhep ve müçtehit (ayet ve hadislere dayanarak hüküm ortaya koyan kişi) vardı. Onların yorumlarından rahatsız olan Abbasi, 'Birkaç mezhep imamını yüceltelim' dedi. Bunun için de içtihat kapısının kapatılmasını öngördüler. Tarihte içtihat kapısını kapatan siyasi iktidardır.
'Ya Kuran'ı bilmiyoruz ya da tam inanmıyoruz'
Kuran'ın insanlığın dertlerine çare olabilecek bir kaynak olduğunu vurgulayan Yaşar Nuri Öztürk, Müslüman aydınlara kafalarını, büründükleri örtüden çıkarmalarını öneriyor
A. Toynbee, 1940'larda diyor ki; "Hıristiyanlığın ve komünizmin çözemediği en büyük dertlere çözümler var İslam'da. İslam yeniden sahneye gelecek." Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk de buradan hareketle şu soruyu soruyor: "Biz son 50 yılda insanlığın dertlerine çare olabilecek kitabın hangi mesajını gündeme getirdik. Alkolizmle, uyuşturucuyla, yalanla, yeraltı kaynaklarının fakirlerin hayrına sarf edilmesi yönünde hiçbir mücadele vermedik. 30 yıldır başörtüsü mücadelesi veriyoruz. Başörtüsünü tartışmıyorum ama soruyorum, Kuran mesajının içinde başörtüsünden başka insanlığın önüne çıkaracağımız hiç mi değer yok? İnsanlık inim inim inlerken Müslümanlar neden bu kitaptan çıkarttıkları yüzlerce reçetenin kavgasını vermediler? Bu kitap onlara hiç mi bir şey söylemiyor. Ya biz bu kitaba adam gibi inanmıyoruz ya da onu bilmiyoruz. Müslüman aydınların büründükleri örtüden kafalarını çıkarmaları lazım. Şunu kabul edelim, Kuran'ın insan hayatına ivme kazandıracak bütün değerleri Müslüman patenti taşımayan ülkeler tarafından paylaşılmıştır. Bize kalan sadece, fotoğrafı çekilen üç beş tane ibadettir. Kuran bunlardan mı ibaret?"
'Anlamlar değil, yorum değişmeli'
Dine dinlik vasfını veren ana noktaların temel inanç, ahlak ve ibadet ilkeleri olduğunu belirten Prof. Dr. Yunus Apaydın, bunlar üzerinde, yapılacak her değiştirme girişiminin tahrif riski taşıdığına dikkat çekiyor. Kuran'da gündelik hayatın düzenlenmesine ilişkin ayetlerin yorumu için de Apaydın şöyle diyor: 'Ayet neyse odur' "Bir ayetin anlamı, bugünkü anlayışa uygun düşmüyor diye onu yeniden anlamamız gerektiğini söyleyemeyiz. Ayetin anlamı, en yalın şekliyle neyse odur. Anlamın tayini konusunda en yetkili kişi Kuran'ı beyan eden peygamberdir. Müçtehitlerin işi, bu anlamları tespit etmek ve gelişmeler doğrultusunda yorumlamaktır."
Şeriat devreye girince...
Prof. Dr. Beyza Bilgin: "İslamda Allah'la kul arasına giren din adamları, ruhban sınıfı yoktur. Buna rağmen, Müslüman devletlerin, hayatı yüzyıllar boyu İslam yorumuyla yönetmiş olması, şeriat adı altında, aşılamaz hale gelmiş kurum ve kanunların meydana gelmesine yol açtı. Bu kurum ve kanunlar şeriat adı altında, İslam dininin kendisiyle özdeşleştirilince, hayatın yeni biçimlerine geçit vermeyen engeller şeklinde donuklaştı. İslamın görünen yüzü, yani Müslüman ülkelere dışardan bakanların gördükleri, İslamın yapı ve hareket açısından olduğu kadar, çağdaş endüstri toplumunun sorunlarına bakış açısından da, uyumsuz bir moral akım olduğudur. İslam geleneği, Müslümanları modern toplumlarla çatışmasızca birlikte yaşamaktan alıkoymakta."
Değişiklik değil, yenilik
Dün 'yeniliğin öncülerinden' gösterilirken, bugün modernist çevrelerce muhafazakâr olarak algılan Prof. Dr. Hayrettin Karaman'a, "Siz geri mi çekildiniz, yoksa yeniliğin çerçevesi mi genişledi?" diye soruyorum. Karaman'ın cevabı: "Ben tecdid (yenileme) ve içtihat çerçevesinde değişimi, yenilemeyi savunuyorum. Bazı ilahiyatçılar dinin değişmezlerini de değiştirme sonucu doğuran bir yenilikten söz edince, söz etmekle kalmayıp İslami olmayan akıl ile bunun teorik altyapısını hazırlayınca bunlara karşı çıktım. Bizim işimizi, klasik usulde içtihat ve tecdidin görebileceğini söyledim. Batı özentili anlama, yorumlama, değiştirme teşebbüslerinin dine uygulanmasının 'dini, çağın nefsani arzulara bağlı gidişine uydurma tehlikesi' gibi sakıncalarına dikkat çektim."
http://www.milliyet.com/2004/02/17/guncel/agun.html
__________________ Yunus 105. Şu da emredildi: "Yüzünü dine bir hanîf olarak çevir. Sakın müşriklerden olma!"
|
| Yukarı dön |
|
| |
Alperen Admin Group


Katılma Tarihi: 09 nisan 2005 Gönderilenler: 2975
|
| Gönderen: 07 ekim 2005 Saat 18:49 | Kayıtlı IP
|
|
|
Kadın başı açık namaz kılabilir
Prof. Atay, "Kuran'da kadere iman yoktur. Kuran'ın bütün emirleri İslamın şartıdır, beş değildir. Ayetler, günümüzün şartlarına göre yorumlanmalıdır" diyor.
Reform dinde mi, dindarlıkta mı? (3) Mehmet GÜNDEM
Prof. Dr. Hüseyin Atay, "Dinde Reform" adındaki kitabında reformu şöyle tanımlıyor: "Değiştirmek değil düzeltmek, ıslah etmek, yararlı bir iş yapmaktır. Reform ve içtihat yapmak, kayıtsız ve şartsız düşünmekle olur. Kötü yönde değiştirmeye ve bozmaya reform denmez; ona deform denir. İslamda reform yapmaya içtihat denir. Bundan dolayı her müçtehit reformcudur." Önce dini reform yapacağız Atay görüşlerini şöyle ifade ediyor: "İslamda en büyük inkılapçı - müceddit - yenilikçi olarak Hz. Ömer'i görmek lazım. Hz. Ömer'in yaptığı yenilikler, bir Fransız veya İngiliz ya da Alman Müslümanı tarafından kaleme alınmış olsa, onlara Hz. Ömer'in reformları, der. Zekât konusunda, boşanma konusunda verdiği kararlar Kuran'a aykırı gibi gözükse de aslında Kuran'ın maksadına uygundur. Biz önce dini reformu yapacağız. İlmi reform arkasından gelecek. İslam dünyasında ve Türkiye'de modernistler halk tarafından da, devlet tarafından da desteklenmedi, kösteklendi ve köstekleniyor. Dini yenilenmenin önünde üç dini engel var: 1. Uydurma hadisler, mevzu ve zayıf hadis kültürü. 2. Tasavvuf ve tarikat kültürü. 3. Fıkıh taklitçileri. Müslümanları bu yollardan kurtarmak, ancak dinde reformla, Kuran yoluna çevirmekle mümkün olur. Reform yapmak bilgi sorunu olmaktan çok zihniyetle ilgilidir." Düzeltme şart Prof. Atay, "Düzeltilmesi gereken fıkıh hükümleri" başlığında 46 madde sayıyor. İşte bunlardan bazıları: "Boşanma erkeğin elinde değildir, mahkeme iledir. Kadının da boşanma hakkı vardır, mahkeme iledir. Kuran'da kadını dövme yoktur. Kuran'da miraç olayı yoktur. Kuran'da kadere iman yoktur. Kuran'da erkek kadından daha erdemli değildir. Kuran'da şefaat yoktur. Kuran'da kadınların çalıştıkları kendilerinindir. Kuran'da boşanmanın tek nedeni geçimsizliktir. Kuran'da idare sistemi 'şûra'dır. Farz namazların kazası yok, tövbesi vardır. Kadınların başı açık, Kuran okumaları, namaz kılmaları caizdir. Başı örtmek, namazla ilgili değildir. Hz İsa ölmüştür, tekrar gelmeyecektir. İslamda mehdi inancı yoktur. İslam inancında deccal yoktur, ama her ulusu düşüren, fasık, facir, deccaller zaman zaman çıkabilir. Kadınlar eğe kemiğinden yaratılmamışlardır. Kuran'da eşcinselliğin hükmü bulunmamaktadır. Gusülde ağza, burna su vermek gerekmez. Oruç'ta kefaret yoktur. Kuran'da İslam ve iman ayrıdır. Tövbe kefaretten daha büyük cezadır. İslam'ın din bilgisi kaynağı akıl ve Kuran'dır. İslamın şartı beş değildir, Kuran'ın bütün emirleri İslamın şartıdır. Kuran'a gidip fıkhın, tasavvufun, kelamın, hüküm ve kurallarını gözden geçirip değiştirmenin temel kuralı şudur: Günümüzün şartlarına göre ayetleri insanın, toplumun, yararına göre yorumlamaktır. Kuran'ın amacı insanın yararıdır." Uygulamada olacak Prof. Dr. Beyza Bilgin de İslamda değil, İslami anlayışlarda bir reformun gerekliliğine dikkat çekiyor. Ona göre, İslam, yanlış yüklenmiş anlamlardan kurtarılıp özüne ulaştırılarak yeniden yorumlanabilir. Özüne ulaşmak, yeniden düşünmek, onu yeniden anlamaya çalışmakla olur. Müslüman ülkelerdeki sosyo ekonomik değişmelerin ilerleyişindeki problem, İslamın teolojik temellerinde değil, fakat uygulamadaki şekilciliğindedir. Reform bu şekilcilikte olacaktır.
Tasavvuftaki yanlış bilgilere İslam denildi
Dini düşüncenin ve dini yorumların pörsüdüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Yunus Vehbi Yavuz, dinde reform konusunu şöyle yorumluyor: "İslam, aslında her çağda yaşayan insanların tüm gereksinimlerini karşılayacak ilkeler getirmiştir. Ne yazık ki, Kuran'ın getirdiği bu kurallar yaklaşık 11 asırdan beri işletilmemiş, akıl devre dışı bırakılmış, ilim adamı olarak nitelendirdiğimiz taklitçi âlimler daha önceki bilim ve fikir adamlarının ürettiklerini tüketmekle meşgul olmuşlar." Hurafeler İslam zannedildi "Hızlı bir şekilde yayılan İslam, bu dine yeni giren toplumlardan etkilenmiş, eski dinlerden kalma bazı inançlar ve hurafeleri de bünyesine almıştır. Bu durum inanç, tefsir ve ahlak kitaplarında olmuş, özellikle tasavvuf kültüründe daha fazla olmuştur. Tasavvufta yer alan birçok yanlış bilgi İslam dinine mal edilerek dinde ve dindarlıkta değişik şekillenmeler olmuştur. Bugün Müslümanların önünde duran büyük sorun budur. İslamın reforma ihtiyacı yoktur. Kuran, tahrif edilmeden elimize ulaştırılmış mükemmel bir kitaptır. Sünnet ikinci dereceden kaynaktır." İslam anlaşılırsa, sorun çözülür "Akıl bu iki temel kaynağın en geniş alanı kapsayan üçüncü bir unsurdur. Sonsuz olaylar zincirinde, akıl toplumun din - dünya bağlantısını sağlayacak güce sahiptir. İlk Müslümanlardan Sahabe ve Tabiûn bu temellere dayanarak İslam dünyasını en ileri derecede bir dindarlık düzeyine kavuşturmuşlardır. Çağımızda asıl sorun, İslam dininin temel kaynaklarında değil, belki bu kaynaklara ulaşıp bunları doğru anlamadadır. Dinin alanına girmeyen birçok şey bu alana girince, toplumun yükü ağırlaşmıştır. Bunun hafifletilmesi gerekir. İslamın temel kaynaklarına inilip bilimsel çaba ile İslam doğru anlaşılabilirse, sorun kökünden çözülür."
'Reform dinde değil dindarlıkta olur...'
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, "Din çağdaşlıkla çatışmaz. Biz, dini değil dindarlığımızı sorgulamalıyız" dedi...
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu'nun dile getirdiği şu cümleleri tartışmaya yön gösterici bir özellik taşıyor: "Din ile modernlik, din ile hayatın çağdaş dünyaya bakan yönü arasında bir çatışma olmaz. Din, 'evrensel geçerlilik' teziyle gelir. Her bir toplum ve birey, dini kendi dünyasına indirerek, kendi dünyası ve imkânları içinde dindarlığını kurarak dini aktüelleştirir. Dinde reform olmaz, ama dindarlığımızda reform olur, devamlı yenilenme olur. Dinin kaynakları belli, öğretisi genel ve açıktır. Biz, dini değil dindarlığımızı sorgulamalıyız." Prof. Yaşar Nuri Öztürk, "Kuran'ın dışına çekilerek başka bir biçimde yapılandırılan dini, Kuran'ın tekrar içine döndürmek gerekiyor" diyerek şöyle konuşuyor: "Kuran diyor ki, 'Dedelerinizin, babalarınızın size din adına söylediklerini akıl ve ilim süzgecinden geçirin.', 'Eskiyi kutsallaştırıp dokunulmaz kılmayın, bu putperestliğin alametidir.' Değişimin esası İbrahimi bir isyandır. (Allah'ın varlığını ve birliğini ikna edici bir şekilde anlatma). İslam dünyasında değişmenin kaçınılmazlığı ortadadır. Yoksa size şu soruyu, herkes sorar: İslam dünyasının hali perişan. Sizin dininiz mi sizi bu hale getiriyor, yoksa siz mi dininizi bu hale getirdiniz? Bizim yüzümüzden hem din töhmet altındadır, hem Allah." 'Her çağ kendi dindarlığını üretir' Doç .Dr. Mehmet Görmez (Diyanet İşleri Başkan Yrd: Dindarlık tarih boyunca insanların dini öğretileri anlama, algılama, yorumlama ve uygulama biçimidir. Dinin kendisi, anlaşılması, yorumlanması ve uygulanmasıyla her zaman örtüşmez. Siyasi, sosyal ve ekonomik şartlar; zaman, mekân ve coğrafi gibi faktörler dindarlığın şekillenmesinde etkilidir. Her çağ ve her coğrafya kendine özgü bir dindarlık üretmiştir. Bazı dönemlerde 'ritüelci', 'ahlak eksenli', 'mistik', 'şekilci' ve 'siyasal ve ideolojik dindarlık' gibi dindarlık çeşitleri görülmüştür.
http://www.milliyet.com/2004/02/18/guncel/agun.html
__________________ Yunus 105. Şu da emredildi: "Yüzünü dine bir hanîf olarak çevir. Sakın müşriklerden olma!"
|
| Yukarı dön |
|
| |
|
|