HANiFDOSTLAR.NET

 

Kuran Müslümanı
 

(Şahıs odaklı din anlayışından Allah odaklı din anlayışına...)

Ana Sayfa Hanif Mumin  Iste Kuran Kurandaki Din  Kur'an Yolu  Meal Dinle Sohbet Odasi Hanifler E- Kitaplik Kütüb-i Sitte ?  ingilizce Site Kuran islami Aliaksoy Org  Hasanakcay Net Tebyin-ül Kur'an Önerdiğimiz Siteler Bize Ulasin

 

- Konulara Göre Fihrist

- Saçma Hadisler

- Hadislerin-Sünnetin İncelemesi

- Haniflikle İlgili Sorular Cevaplar

- Misakın Elçisi Kim?

- Kuranda Namaz/Salat

- Onaylayan Nebi

- Kuranda Namaz/Salat

- Enbiya 104

- Kuranda Yeminler

- Adem Hakkında Sorular

- Ganimetleri Resulün Eline Nasıl Vereceğiz?

- Allahın ındinde YIL ve DOLUNAYLAR

- Abese ve Tevella

- Hadisçilerce Tahrif Edilen Ayetler

- Mübarek Yer, Mübarek Vakit

- Arkadaş Peygamber

- Kuranın İndirilişinden Günümüze Gelişi

- Bir Türban Sorusu

- Kuran ve Bize Öğretilenlerin Farkı

- Namazın Kılınışı

- Hadislere Göre Namaz

- Kuranda Salat Namaz mıdır?

- Kuran Yetmez Diyen Uydurukçular

- Bizler Hanif Dostlarız

- Sahih Hadis mi İstersiniz?

- Hakkı Yılmaz'ın Tebyin Çalışması

- Kur'anı Anlamada Metodoloji

- Tarikatçıların Çarpıttığı Birkaç Ayet

- Nasıl Kur'an Okuyalım?

- Kur'anı Kerim Nedir?

- Kur'anda Oruç

- Allah'sız Bir Din ve Allah'sız Bir Kur'an İnancı

- Kuransız Bir İslam Anlayışı ve Müşrikleşme

- Meal Çalışmasına Davet

- Allah Şahit Olarak Kafi Değil mi?

- Doğru Hadisleri Ne Yapacağız?

- Kur'andaki Muhammed ve Peygamberlerin Misyonu

- Mahrem, Avret, Ziynet

- Nur Suresi Çeviri-Yorum

- Cilbab

- Resule İtaat Ne Demektir?

- Hadis Kalburcuları ve Kalburları

- Kur'anı Kerim'in İndiriliş Gayesi

- Kur'anda Amellere Karşı Cahili Yaklaşım

- İslamdışı İnanışlara Kur'andan Örnekler

- Biri Şu Haram Üretim Tesislerini Kapatsın

- Tasavvufta İslam Var mı?

- İslamda Delil Sorunu

- Kurban Kesmek

- İlahi Hitabın Serüveni

- Ecel Nedir?

- Şirk, İşrak, Müşrik, Müşareke, Müşterik

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Peygamberlere Karşı Rabbani Yaklaşımlar

- Salat-ı Tefriciye yada Zikri Çarpıtmaya Bir Örnek

- Mucize Nedir?

- Ayrılıkların Nedenleri

- Sıfır Hata veya Kur'an

- Haniflik Nedir?

- Rabıta İle Şeyhlere Tapanlar

- Hadis Zindanının Mezhepçi Mahkumları

- İslam Dininin Öğrenilmesinde Kaynak Sorunu

- Fasık ve Münafıkların Genel Tanımlaması

- Hadisler, Hıristiyanlık ve Selman Rüştü

- Kur'anı kerim'in İndiriliş Gayesi

- Müstekbirlere Karşı Cahili Yaklaşım

- Halis-Hanif İslam

- Kur'anda Şefaat

- Fuhuş Tellalı Tefsirciler

- Hayızlıyken Neden Namaz Kılınmasın?

- Cebrail, Vahiy, Melek

- Dindarlıkta Müşrikleşme Temayülü

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Yaratılış, Adem, Havva

- Kur'an Yerel mi, Evrensel mi?

- Reform Dinde mi, Dindarlıkta mı?

- Ne Mutlu Tağutu Olmayanlara

- Peygambere Saygı(?)

- Hadislere Kanıt Diye Gösterilen Ayetler

- Allah Nazara Karışmadı mı?

- Kur'anı Kerimle Amel Etmek Mümkün mü?

- Kur'anda İnkar Edenlerin Vasıfları

- Müminlerin Vasıfları

- Allah'ın Vasıfları

- Kur'anın Vasıfları

- Dine Karşı Cahili Yaklaşımlar

- Kur'an Merkezli Din

- İrin Küpü Patladı; Mevlana

- Hurafe ve Bidatlar

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Hz. İsa'nın Ölümü

- Allah'ın Mesajının Adı: Kelamullah

- Allah'ın Resule Uyarıları

- Kur'ana Göre Tenkit ve Eleştiri Nasıl Olmalı?

- Kur'anda Sevgi

- Sofuların Devlet Desteğiyle Desteklenmesi

- Hans Von Aiberg Aldatmacası

- Kabir Azabı Safsatası

- Kur'an Kıssalarının Önemi; Masal Değiller

- Kur'anda Toplumsal Sünnetler

- Tefsirde İsrailiyyat

- Kardeş Evliliği Olmadan Çoğalma

- Hans Von Aiberg Tutuklandı

- Kur'anda Tevbe Kavramı

- Yaşar Nuri Öztürk'ün Yorumuyla Namaz

- Karadelikler; Bir Büyük Yemin

- Mezhepçilerin Ümmi Açmazı

- Kabe Nedir? Mekkede midir, Kudüste mi?

- Kur'anda Ruh Kavramı

- Kur'anda Nefs Kavramı

- Amin Kavramı ve Putperestlik

- Diyanet İşleri Başkanlığının Sitemize Cevabına Cevaplar

- Resul ve Nebi -1

- Resul ve Nebi -2

- Sapık Bir Fırka: Hansçılar

- Cihad mı, Çapulculuk mu?

- Kur'an Deyip Namazı Yok Sayanlar

- Cennete Sadece Müslümanlar mı Girecek?

- Kur'anda El Kesme Cezası var mı?

- Nazar veya Göz Değmesi Var mı?

- Şehadet Getir, Münafık(?) Ol

- Kur'anda Eleştiri Metodu

- Hacc Mekkede mi, Bekkede mi?

- İslami Tebliğde Kur'an Metodu

- Saptırılan Kavram: Mekruh

- Kur'anda Cuma Namazı var mı?

- Of Be Kader, Allah mı Suçlu Yoksa Biz mi?

- Kader Açısından Cebir ve İhtiyar

- Baban Peygamber Olsa Ne Yazar

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Vahdet-i Vücud, Şirkin Alası

- Tasavvufi Bilginin Kaynağı Vahiy mi?

- İslam'da Resullük Son Bulmuştur

- Teveffi Kelimesi ve Arap Dili

- Tasavvuf Üzerine Düşünceler

- Nefis Mertebelerinin İç Yüzü

- Allah Rızası Anonim Şirketi; Tarikatlar

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -1

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -2

- Nakşi Şeyhi Allah'ın Avukatı mı?

- Kur'anda "ve+la" Öbeği

- Putlar ve Tapanlar

- Son Peygamberimizin Okuma Yazması

- Mesih ve çarpıtılan Bir Ayet

- Hac İzlenimleri

- "Üzerinde 19 var" da Son Nokta

- Secde Emri

- Kur'andaki Hac

- Aracıların Gaybı Bildiği İnancı

- Tarikatçı - Müşrik Karşılaştırması

- Gazali'nin Kadına Bakışı

- Kur'anda Kadına Verilen Önem

- Başörtüsü Allah'ın Emri Değil

- Başörtüsü Takmak Kur'anda Var mı?

- Kur'anda Kadın Dövmek Var mı?

- Cariye, Köle; Utanmaz Mealciler

- Kadına Yönelik Şiddet

- Sünnet Edilen Kızın Öyküsü

- Erkekçe ve Kadınca Meal Konusu, Nebe 33. Ayet

- Harem - Selamlık Kimin Emri?

- Zina, Evlilik ve Örtünme Adabı

- Cariyeleri Aç, Hür Kadınları Kapat (!)

- Çok Eşliliği Yasaklayan Ayetler

- Kur'ana Göre Evlilik Hukuku

- 2 Kadın = 1 Erkek, Uydurma mı?

- Danimarkalı mı Sapık, Buhari mi?

- Ebu Hanife, Cariyenin Avreti

- Nisa 25, Hür Kadın ve Fahişe İfadesi

- Maymunların Hadisi ve Recm Vahşeti

- Hz. Muhammed'in Tebliği

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Angarya Haline Getirilen İbadet

- Buhari'nin Hadislerini Buhari Yazmamıştır

- Hadis ve Sünnet Gerçeği

- Uydurma Hadisler, İslamın Kara Boyası

- Hadisler Dinin kaynağı Olamaz

- Uydurmaların Sınırı Yok; Şeytan Geyiği

- Beşeri Hükümler Neden Kutsal Oluyor?

- Hadis - Kur'an Çelişkisi

- Kur'anda/Dinde Olanlar ve Olmayanlar

- Cehennem'den Çıkış Yok

- Kur'anda Tağut

- Ebu Hureyre Gerçekte Kimdir?

- Hadis - Mantık Çelişkileri

- Kurban ve Kurban Bayramı Nereden Geliyor?

- Hadislere Göre Kur'an Eksiktir

- Bildiri: İslam Anlayışında Reform

- Arapça mı, Arap Saçı mı?

- Koca mı Üstün, Allah mı?

- Esbab-ı Nüzül Komedi Hadisleri

- İşte Geleneğin Dini

- Ulul Emir İle Kim Kastediliyor?

- Kul Hakkı

- Yezidi Bir Gelenek: Aşure Tatlısı

- Hz. İbrahim'den Asrımıza Dersler

- Taklitçiliğin Boyutları

- Seb-ul Mesani Nedir?

- Kelle Sayılarak Gerçek Bulmak

- Kıyamet - Mahşer Günü ve Sonrası

- Kur'anda Namaz Vakitleri

- Kur'anda Cuma Konusu

- Salih Olmak Yetmez

- Hudeybiye Anlaşması Uydurma mı?

- Kitap Yüklü Eşekler

- Kur'andaki Hac

- Hz. Nuh'un Oğlu Kimdi? İftira mı?

- Ruhun Ağırlığına Başka Bakış

- Hz. İbrahim Yalancı Değildi

- İncil'de Kadına Bakış

- Şirkin Büyüğü Küçüğü Olur mu?

- Kur'andaki Abdest ve Hijyen

- Din de Bir Araçtır

- Kur'an Okumanın Zararları

- Kur'anda Dua Ayetleri

- Kur'anda Tarih Kavramı ve Bilinci

- Şekilsel Secde Kur'anda Yok mu?

- Salat ve salatı İkame

- Kur'andaki Emr Kavramı Üzerine

- Dindar İnsanlar Şirk Koşar

- Alak Suresinin İlk Beş Ayeti

- Men Arefe'nin Çözümü

- Kur'andaki Av Yasağı

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Din Büyüklerini Tanrılaştırma

- Allah'a ve Muhammed'e Değil

- Kur'andaki Örnek Tevekkül

- Şekilsel Rüku Kur'anda Yok mu?

- Hz. İbrahim Kuşları Kesti mi?

- Ehli Sünnet Dininin Anayasası

- İnsan Allah'ın Halifesi mi?

- Kur'an Üzerinde Düşünmek

- Şirkin Kuyusuna Düşenlere Uyarılar

- Kur'an Ölülere Okunmak İçin mi İndirildi?

- Ayda Okunan Kur'an Masalı

- Hz. İbrahim, Safa ve Merve Masal mı?

- "Haç"er-ul Esved (!)

- Mevlana Sahte Bir Peygamber Değil mi?

- Tasavvufun Tanrısı İki Zıttır

- Kur'andaki Tasavvuf: Teveccüh

- Önce Batıl ve Hurafe İle Savaşalım

- Resuller Haram Kılamaz mı?

- Elçi Muhammed ile İnsan Muhammed'in Farkı

- Tarikatlarda Aracılar Rezaleti

- Nur Suresi 31. Ayet Nasıl Çarpıtılıyor?

- Sırat Kıldan İnce, Kılıçtan Keskin mi?

- Kur'anda Zalimler

- Bütün Mehdileri Çöpe Atıyoruz

- Kur'ana Göre Ramazan Ayı ve Haram Aylar

- Tasavvufçuların İlahı; Varlık ve Yokluk

- Tasavvufçuların Küçük Putları

- Sünnet Etmek yaratılışı Değiştirmedir

- Son Peygamberimizin Mektupları

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Mescid-i Aksa Nerede?

- Büyük Kandırmaca: Hadis

- Kur'an Neden Arapça Olarak İndirilmiştir?

- Kimin dini? Kimin Kitabı? Kimin Meali?

- Evliya Kelimesinin geçtiği Ayetler

- Şimdiye Kadar Yaşanan İslam

- Ayın Yarılması Diye Bir Mucize Yoktur

- Kabe Dikili Taş Değil mi?


Up | Down | Top | Bottom
 
Şu da emredildi: Yüzünü dine bir Hanif olarak çevir. Sakın müşriklerden olma.

Yunus Suresi 105

Ben bir Hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden değilim ben.

Enam Suresi 79

İbrahim ne bir Yahudi idi, ne de bir Hıristiyan. O sadece hanif bir müslümandı. O müşriklerden değildi.

Ali İmran Suresi 67

Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlıbaşına bir ümmetti; bir Hanif olarak Allah'ın önünde eğiliyordu. Müşriklerden değildi.

Nahl Suresi 123

De ki Allah doğrusunu söylemiştir / vaadinde sadıktır.Haydi artık Hanif olarak İbrahim'in Milleti'ne uyun! Müşriklerden değildi o.

Ali İmran Suresi 95

Allah'a ortak koşmadan, Hanifler olarak... Allah'a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir.

Hacc Suresi 31


Up | Down | Top | Bottom

HABERLER

 

 








 

 

  Hanif Islam

 

Kur'an Hükümleri ve Kavramları
 Hanif Dostlar Ana Sayfa -> Kur'an Hükümleri ve Kavramları
Konu Konu: Kabir Azabı safsatasi Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Gönderi << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
Kumru
Katilimci Uye
Katilimci Uye
Simge

Katılma Tarihi: 08 mart 2006
Gönderilenler: 75
Gönderen: 03 nisan 2006 Saat 17:44 | Kayıtlı IP Alıntı Kumru

16. Kabir Azabı:

Kuran:

36:52 (İşte o zaman) Eyvah! eyvah! Bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu, Rahmân’ın vâdettiğidir. Peygamberler gerçekten doğruyu söylemişler! derler.

Ölüm ile kıyamet öncesi de bir uyuklama dönemine benzetiliyor. Kuran’daki islam’a göre ölüler kıyamet gününe kadar hiçbir şekilde yargılanmayacak ve kıyamet gününde yaptıklarına göre cennete girip SONSUZA kadar orada kalacak veya cehenneme girip azap görecek. Yok

“azabımı çeker cennete girerim” bunlar safsata sadece! Ayrıca Arap dinine mezarda kişiler iki melek tarafından sorgulanıp (Kuran’da kesinlikle böyle bir şey geçmez) sınava tabii tutulacaklar. Sınavı geçemezse kabrinde hayvanların bile bağırışlarını duyacağı kadar (!) dehşetli bir azap görmeye başlayacak.

Hadis:

Buhâri; Cenâiz 89; Müslim, Mesâcid 123, (584); Nesâî, Cenâiz 115, (4,104,105).

Hz. Aişe radıyallahu anhâ'nın anlattığına göre, bir yahudi kadın, yanına girdi. Kabir azabından bahsederek: "Seni kabir azabından Allah korusun!" dedi. Aişe de Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a kabir azabından sordu. Aleyhissalâtu vesselâm: "Evet, kabir azabı haktır. Onlar kabirde azap çekerler, onların azabını hayvanlar işitir!" buyurdu. Hz. Aişe der ki: "BUNDAN SONRA* Aleyhissalâtu vesselâm'ı namaz kılıp da, namazında kabir azabından istiaze etmediğini hiç görmedim."

* Çok ilginçtir ki Peygamber kabir azabını Hz. Aişe’den duyduktan sonra dularında ondan sığınmaya başlamış!

Buhârî Cenâiz, 82; Müslim, İmân, 34; Ebû Dâvud, Tahâret, 26

Hz. Peygamber (s.a.s) bir mezarlıktan geçerken, iki mezardaki ölünün bazı küçük şeylerden dolayı azap çekmekte olduklarını gördü. Bu iki mezardaki ölülerden biri hayatında koğuculuk yapıyor, diğeri ise idrardan sakınmıyordu. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s) yaş bir dal almış, ortadan ikiye bölmüş ve her bir parçayı iki kabre de birer birer dikmiştir. Bunu gören ashap, niye böyle yaptığını sorduklarında: "Bu iki dal kurumadığı sürece, o ikisinin çekmekte olduğu azabın hafifletilmesi umulur" buyurmuşlardır.

Kıyamet günü gelmeden kim azap görüyor? İnsanlar Allah tarafından yargılandıktan sonra, şayet cehenneme girerlerse azap göreceklerdir. Kuran’da kabir azabı olduğuna dair hiçbir delil yoktur.

Isimsiz Kitapdan



__________________
Okuyoruruz   ve izliyoruz Ama hic bir zaman uyumuyoruz
Yukarı dön Göster Kumru's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Kumru
 
Hamide
Katilimci Uye
Katilimci Uye
Simge

Katılma Tarihi: 07 mart 2006
Gönderilenler: 74
Gönderen: 03 nisan 2006 Saat 18:14 | Kayıtlı IP Alıntı Hamide

Kumru Yazdı:
Kuran:

36:52 (İşte o zaman) Eyvah! eyvah! Bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu, Rahmân’ın vâdettiğidir. Peygamberler gerçekten doğruyu söylemişler! derler.

Ölüm ile kıyamet öncesi de bir uyuklama dönemine benzetiliyor. Kuran’daki islam’a göre ölüler kıyamet gününe kadar hiçbir şekilde yargılanmayacak ve kıyamet gününde yaptıklarına göre cennete girip SONSUZA kadar orada kalacak veya cehenneme girip azap görecek. Yok

“azabımı çeker cennete girerim” bunlar safsata sadece! Ayrıca Arap dinine mezarda kişiler iki melek tarafından sorgulanıp (Kuran’da kesinlikle böyle bir şey geçmez) sınava tabii tutulacaklar. Sınavı geçemezse kabrinde hayvanların bile bağırışlarını duyacağı kadar (!) dehşetli bir azap görmeye başlayacak.

Hadis:

Buhâri; Cenâiz 89; Müslim, Mesâcid 123, (584); Nesâî, Cenâiz 115, (4,104,105).

Hz. Aişe radıyallahu anhâ'nın anlattığına göre, bir yahudi kadın, yanına girdi. Kabir azabından bahsederek: "Seni kabir azabından Allah korusun!" dedi. Aişe de Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a kabir azabından sordu. Aleyhissalâtu vesselâm: "Evet, kabir azabı haktır. Onlar kabirde azap çekerler, onların azabını hayvanlar işitir!" buyurdu. Hz. Aişe der ki: "BUNDAN SONRA* Aleyhissalâtu vesselâm'ı namaz kılıp da, namazında kabir azabından istiaze etmediğini hiç görmedim."

.........

Kuran olmamasi onemli degil ki. Nasilsa bunlarin zihniyetine gore, Hadis geldi Ayet batil oldu.  Yani Hadis var ise , ayeti takan yok. Ayet yok diyebilir ama Buhari var diyorsa vardir

Nerdeyse papatyaya katilacam bunlarin dini hirislam ( hiristiyanlasmis islam) baska hic bir sey degil.

 



__________________
Müslüman olmak güzeldir AMMA Hanif Müslüman olmak bir başkadır başka ......
Yukarı dön Göster Hamide's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Hamide
 
ebuzer
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 18 mart 2006
Yer: Fiji
Gönderilenler: 244
Gönderen: 03 nisan 2006 Saat 21:07 | Kayıtlı IP Alıntı ebuzer

İMAM SUYUTIDEN

 

 

 

Kabir Herkese Daralır
« : 2 »

Kabir Herkese Daralır
 

îmam Ahmed, Hakim-İ Tirmizi, Beyhaki, Huzeyfe aköı) 'den rivayetlerine göre şöyle demiştir:

Bir cenazede Resûlullah ile beraberdik, kabre vardığımızda Re­sûlullah (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) kabrin kenarında oturdu, sık sık kabrin içine bakmaya başladı ve sonra şöyle buyurdu:

Burada mümin Öyle sıkıştırılır İd damarları ve kasları şiddetten

kopar. Kâfir ise üstü ateşle dolar.                                             

imam Ahmed, Ibn-i Cerir, Beyhaki (Radıyallahû anhâ)'dan vâyet ettiklerine göre Resûlullah (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) ;ŞöJr-le buyurdu:

Kabrin öyle bir sıkıştırılması vardır ki, eğer kimse ondan tulabilseydi Sa'd ibn-i Muâz da kurtulurdu.

îmam Ahmet, Hakim-i Tirmizi, Taberani, Beyhaki, Câbir binjj Ap-dullah1 dan rivayet ettiklerine göre:

Sa'd bin Muâz defnedildiği zaman peygamber teşbih getirdi. Millet de uzun uzun teşbih getirdiler. Sonra tekbir getirdi  Millet de tekbir getirdi, «ya Resûlallah neden teşbih getirdin» dediler. Buyur­du ki:

Bu salih adama kabir çokça sıkıştı. Sonra Allah sıkıntısını gi­derdi.

Said bin Mansur, Hakim-i Tirmizi, Taberani, Beyhaki, ibn-i Ab-bas (Radıyallahû anhüma)'dan rivayet ettiklerine göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Seilem) Sa'd bin Muâzı defnet­tiği zaman kabrinin başında durdu. «Eğer kabrin sıkıştırmasından bir kimse kurtulsaydı Sa'd kurtulurdu. O bir sefer sıkıştırıldı sonra gevşetildi» diye buyurdu.

Nesai ve Beyhaki Abdullah bin Ömer (Radıyallahû anhüma) ta­rikiyle Resûlullah (Sâllallâhû Aleyhi v& Seilem) 'den rivayet ettikle­rine göre:

Sai'd bin Muâz (Radıyallahû anh) 'in Ölümü için Arş sevincinden titredi, semânın kapıları ona açıldı. Ve yetmiş bin melek cenazesine hazır bulundu. Bunun beraber o da kabir sıkıntısını çekti. Sonra genişlenerek ona ferah verildi.

Hâkim-i Tirmizi, İbni Ömer (Radıyallahû anhüma)'dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Seilem) Sad bin Muâz'ın kab­rine girdi ve içinde biraz durdu. Çikmca:

«Yâ Resûlullah niye kabirden geç çıktın?» dediler.

Resûlullah  (Sallallâhû Aleyhi ve Seilem)  cevaben:

«Kabir^Jia'da daraldı. Genişlemesi için Allah'a dua ettim» diye buyurdu.

Hakim-i Tirmizi ve Beyhaki, ibn-i îshak yoluyla Ümeyye bin Ab-dullah'dan rivayet ettiklerine göre;

Sa'd'ın bâzı akrabalarmdan, Resûlullah'ın «Sa'd için kabir da­raldı» sözünden ne anladınız diye sorulmuş.

Onlar cevaben:

Resûlullah  (Sallallâhû Aleyhi ve Seilem)'e ne kastettiği sorul-

du, küçük taharetten kusurlu davrandığından dolayı kabir ona sı­kıştı  diye buyurdu, demişler.                                                     

k Taberani, Enes (Radıyallahû anh) 'den şöyle rivayet etmişti»:

Resûlullah'ın kızı Zeynep vefat edince Resûlullah'a vardık. Mah­zun olduğunu gördük. Kabrin yanında oturdu ve göğe bakmaya baş­ladı. Sonra kabrin içine indi. Mahzunluğu devam ediyordu. Kabirden çıkınca sevinçli olduğunu gördük. Hemen sebebini sorduk. Cevaben, kabrin darlığını ve Zeyneb'in zayıf olduğunu düşünüyordum. Hafif-Ienmesi için dua ettim. Kabul oldu. Amma yine de ins ve cinnin hari­cinde her şeyin duyacağı bir bağırmaya sebeb olan kabir daralma­sından kurtulamadı» buyurdu.

Yine sahih bir senedle Ebû Eyyub'dan rivayet edildiğine şöyle demiştir:                                                                           

Küçük bir çocuk defin edildi. Resûlullah  (Sallallâhû Aley| Seilem) :                                                                                     

«Eğer kabir daralmasından kimse kurtulsaydı bu çocuk kurtula­caktı dedi.                                                           

Saîd bin Mansûr ve İbn-i Ebi Dünya Za'zan'dan rivayet ne göre, İbni Ömer  (Radıyallahû anhüma)  dedi ki:

Resûl-i Ekrem kızı Rûkiye'yi defin edince kabrin yanında otur­du. Yüzünden sevinçli olmadığı belirleniyordu. Sonra sevinmeye baş­ladı. Bunun üzerine Ashabı Kiram'dan bâzıları sebebini sordular. Cevaben «Kabrin sıkıntısı ve Rukiye'nin zayıflığını hatırladım. Ko­laylaşması için dua ettim, kabri genişledi. Allah'a yemin ederim ka­bir onu öyle sıkıştırdı ki yer ve göklerin arasındaki her şey ısıttı, diye buyurdu.

Hennad bin Sırrı Zühd'de İbn-i Ebi Melike'den rivayet e  göre şöyle demiştir:                                              ,

Kabrin sıkıştırmasından hiç kimse kurtulmaz. S a'd bin Muâz Cennette, bütün dünyadan daha hayırlı mendillere sahip olduğu hal­de yine kabrin ilk sıkışmasından kurtulamadı.[1]

Yine Hennâd'ın, Hasan (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiğine göre:

Resûlullah CSallailâhû Aleyhi ve Sellem) Sa'd bin Muâz defin edilince şöyle buyurdu:

Sa'd kabirde öyle sıkıştırıldı ki, bir kıl kadar înceldi. Allah'dan bu sıkıştırılmanın kolay geçmesi için dua ettim.

Ve bu sıkışmanın sebebi de bevl'den kendini korumadığındandır.

îbn-i Saicl, Saîd'el Makberi'den rivayet edip dedi ki:

«Eğer kabrin sıkıştırmasından bir kimse kurtulsa idi Sa'd, de kur­tulacaktı. O kabirde öyle sıkıştırıldı ki kaburgaları birbirinden geçti. Bunun sebebi ise küçük abdeste dikkat etmediğidir.

Abdürrezzak ...Mücahid'den rivayet edip dedi ki, peygamber­den duyduğumuz en şiddetli hadis, Sa'd ile ilgili hadis ve kabir du­rumunu bildiren hadistir.

Ali bin Mabed «Taat ve İsyan» kitabında îbrâhim el-Ganeyi ta­rikiyle bir adamdan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Ben Âişe (Radıyallahû anhâ) 'nın yanmda idim. O anda oradan bir çocuğun cenazesi geçiyordu. Âişe (Radıyallahû anhâ) ağladı, Ömer bin Şeybe, Enes (Radıyallahû anh)'den rivayet ettiğine gö­re;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

Kabrin şiddetinden Esed'in kızı Fâtıma'dan başka hiç kimse kur­tulamadı, diye buyurdu. Oğlun Kasım da mı kurtulmadı? diye sor­dular :

Hayır oğlum İbrahim de kurtulmadı, diye buyurdu. İbrahim oğullarının en küçüğü idi.                                       |

Başka bir rivayette Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Sa'd'ın kabri başında ayakta iken şöyle buyurdu:                   

«Sa'd öyle bir sıkıştırıldı ki, eğer ameliyle biri kurtulsa idi Sa'd kurtulacaktı.

îbn-i Asakir ve ibn-i Ebi Dünya, Abdulmecid bin Abdülaziz'den, o da babasından rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

İbn-i Ömer'in kölesi Nâfi sekerâta girince ağlamaya başladı, ni­ye ağlıyorsun? diye sorulunca s

«Sa'd bin Muâz'ı ve kabir şiddetini hatırladım» dedi.

Zübeyr bin Bekkâr «Münkıyat» adlı kitapda îbrâhim bin Muhammed bin İshak'dan rivayet ettiğine göre Abdullah bin şöyle dedi:

Sa'd bin Muâz vefat etti. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sel­lem) de cenazeye hazır bulundu. Cenazeyi kabre taşırlarken Re­sûlullah geride- gecikti. Bunun üzerine (sahabeler) durdular ve Re­sûlullah onlara kavuştu.

(Ashap) neden geride geciktiğini sordular

Resûlullah cevaben: «Sa'd'm kabirde sıkıştırıldığını işittîitt de onun için geciktim.»

Onlar:       

«Yâ Resûlullah, Arş Sa'd için sallandı. Bu durumda olan bir kim­se kabir sıkıntısını çeker mi?» diye sordular.

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

«Evet. Sa'd mi efdal, yoksa Zekeriya Peygamber mi efdaldır? Al­lah'a yemin ederim ki, Zekeriya arpa ekmeğinden bir defa doyun­caya kadar yediği için o da kabir daralmasını çekmişti,» dedi.

Ben diyorum ki bu hadis Münkerdir. Senedinde iki halka kopuk­luk var ve meşhur olan odur ki, peygamberler kabir cezasını çek­mezler.

Ebu'l-Kasim  es-Sadi  «Ruh» kitabında  demiş ki:

Ne salih, ne de salih olmayan hiç kimse kabrin daralıp sıkıştır­masından kurtulmaz. Mümin ile kâfir arasındaki fark ise, kâfirin sıkıştırılması devam eder, müminin ise başta daralır, sonra ferah­lanır.

Hakim et-Tirmizi demiştir ki:

Kabir sıkıştırılmasının sebebi kulların mutlaka bir hatayı işle­meleridir. Kabrinde sıkıştırılması bu hatâya keffârettir. Sonra rah­met imdada gelir.

Sa'd küçük abdestten taksirat yaptığı için sıkıştırıldı.

Peygamberler hakkında ise kabrin sıkışmasını bilmiyoruz-ve ma­sum oldukları için onlara sual de yoktur.

îmam Sübki, «Bahr'ül-Kelâm»da dedi ki:

«Muti» kullara kabir azabı yoktur, ancak kabrin sıkışması vardır. Kul, bunun şiddet ve korkusunu hisseder. Çünkü gerektiği gibi ni­mete şükür etmemiştir,

tbn-i Ebi Dünya, Muhammed et-Teymi'den rivayet ettiğine göre şöyle denilmiştir:

Kabir azabının sebebi kabrin insanların anası olmasındandır. Ve insanlar ondan yaratılmışlar. Uzun zaman analarından uzakta

kaldıklarından kabir, ananm kucaklaması gibi, onları kucaklar. Tıp ki çocuğunu bulmuş ana gibi... İşte kim ki, Allah'a itaat etmişse, bir onu şefkat ve yumuşaklıkla kucaklar. Kim ki, isyan etmişse kg bir onu kızgınlık içinde kucaklar. Kabir bu işi Allah için yapar. [2]

 

Faidelî Bir Mesele
 

Bâzı âlimler demişler ki;

«Kim bir günahı işlese o günahın cezasından on şeyle muaf   bilir.

Tevbe edip istiğfar ederse... o günaha bedel iyiliklerde bulunup günahin yok olmasına çalışırsa...

Ve dünyada musibete düçâr olup, günahına kefaret olursa... Ve­ya kabirde sıkıştırılıp  günahına kefaret olursa...   ,

Mümin kardeşleri onun için duada bulunsa... veya onun için istiğfarda bulunsalar... veya amellerinin sevabını ona hediye etse­ler... veya kıyamette şiddetlere düçâr kalıp günahına kefaret olur­sa;... veya peygamberin şefaati imdadına yetişirse... Bu on şekilde kurtulabilir.

Beyhakî, ibn-i Mende, Deylemi, ibn-i Necar, Saîd bin Müseyyib (Radıyallah'û anh)'dan rivayet ettiklerine göre, Hz. Âişe (Radıyal-lahû anhâ) Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'a şöyle demiş­tir:

.— Yâ Resûlullah; Bana Münker-Nekirin sesinden ve kabrin sı­kıştırmasından söz ettiğinden bu yana hiç bir şeyden yararlanamı­yorum.

— Ey Âişe! Münker-Nekir'in sesi, müminler kulağmda gözdeki sürme gibidir. Kabrin sıkıştırması ise şefkatle ananın kucaklaması gibidir. Çocuğu başının ağrıdığını ona anlatır. O da yumuşaklıkla ba­şını okşar. Fakat Ey Âişe, ne yazık o kimselere ki, Allah'dan şikâyet ederler. Taş, yumurtanın üstüne düşüp onu ezdiği gibi kabirlerinde ezilirler.

Ebû Nuaym'in «Hüye»de Abdullah bin eş-Şağir'den rivayet etti­ğine göre, Resûluliah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)  dedi ki:

«Son hastalığında kim İhlâs sûresini okursa kabir fitnesinden emin kain- ve kabrin darahp sıkıştırılmasından da emin kalır. Kıyamet gününde melekler onu avucuna alarak Sırattan geçirip Cennete korlar.

îbn-i Ebi Dünya, «Kabirler» kitabında demiş ki:

Ölünün kabirde ilk olarak hissettiği şey, ayaklarının yanında bir kımıldanmanın varlığıdır. O zaman meyyit bağırıp o şeye «neci­sin diye sorar, cevaben:

«Ben senin amelinim» diye söyler.

îbn-i Ebi Dünya, Yezid, er-Rakkaş'dan rivayet ettiğine göre O demiş ki:

Ölü kabre konulunca amelleri onu sarar. Cenab-ı Hak (Celle Celâlühü)  onun amellerini konuşturur. Onlar;

«Ey bu çukurda dostlarından ayrılıp yalnız kalan kul! Bugün bizden başka dost ve arkadaşın yoktur» derler.

Ata bin Yesar'dan rivayet edildiğine göre Meyyit kabre bırakılınca ilk olarak ona varan şey amelidir. Sol baldırına dokunup, «senin amelinim» der. Meyyit kendi amelinden sorar:

—  Benim ehlim, çocuklarım, aşiretim ve nimetlerim nerde kal­dılar?

Ameli cevaben:

—  Onlar seni unutup terkettiler. Benden başka seninle kabre giren olmadı, der.

Meyyit o zaman i

— Keşke dünyada seni ehlime, evladlarana ve aşiretime tercih

etseydim, der.

Başka bir rivayette de ölü kabre girince dünyada Allah'daiî baş­ka neden korkmuşsa o şeyle korkutulur. O şey ona temessül eder.

Tirmizi, Hasen gördüğü bir rivayetle Ebû Said (Radıyallahû anh)' dan nakline göre, Resûluliah {Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle bu­yurdu :

«Lezzetleri yıkan ölümü hatırlayınız. Zira kabir, her gün ko­nuşarak şöyle der * 'Ben gurbet ve yalnızlık eviyim. Ben topraktan bir evim. Ben böcekler eviyim.'

Mümin kul defin edilince' kabir ona «enlen merhaba» diyerek «üzerimde yürüyenlerin en sevimlisi sensin. Benimle başbaşa kaldı­ğında sana ne yapacağımı göreceksin,» der. Sonra, gözü kestiği ka­dar kabir ona genişleyip Cennete bir kapı açılır.

Zâlim veya kâfir ise, defin edilirken kabir «merhaba olmasın. Üzerimde yürüyenlerden en nefret ettiğim can sensin. Benimle baş­başa kaldığında sana ne yapacağımı göreceksin.» Kabir, onu öyle sıkıştırır ki kaburgaları birbirine geçer.

(Ravi dedi ki, Peygamber (Sallallâhû'Aleyhi ve Sellem) parmak­larını birbirine geçirerek böyle olur, buyurdu.)

Kabirde ona pis koku salan yetmiş ejderha eşlik edecekler, eğer birisinin üfürüğü yere isabet etseydi, yer yüzünde bitki bitmezdi.

Hesaba çekilinceye kadar onu rahatsız edip, kendisini parçalaya­caklardır.

Râvi dedi ki: Resûluliah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)

«Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçe veya Cehennenjl çu­kurlarından bir çukurdur,» diye buyurdu.                                 

Taberani, «Evsat»da Ebû Hüreyre CRadıyallahû anh)ıden rivâyetj ettiğine göre şöyle dedi:

«Bir cenaze ihtifalinde Resûlullah CSallallâhû Aleyhi ve .SeUem)| Ue beraber gittik. Kabrin yanma oturdu ve şöyle dedi:

«Her gün bu kabir anlaşılır bir lisanla şöyle çağırır: 'Ey Âdem oğlu! Nasıl beni unuttun, benim yalnızlık ve gurbet diyarı olduğumu bilmiyor muydun?. Ben, vahşet ve kurt diyarıyım, dar bir menzilim. Ancak Cenâb-ı Hak (Celle Celâlühü) benim geniş olmamı emrettiği zaman genişlenirim.'

Sonra Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) dedi ki: «Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçe veya Cehennem çu­kurlarından bir çukurdur.»

 (Resûlullah

Ebu   Hacâc-es-Semâli'den  rivayet   edildiğine (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)  şöyle ferman etti:

Ölü kabre konulunca, kabir ona der ki:

«Yazıklar olsun, benim fitne, zulmet, yalnızlık Ve kurtlar diyarı olduğumu bilmiyor muydun? Ey Âdem oğlu üzerimde neşeyle gez­diğin zaman beni nasıl unuttun.»                     

Eğer ölü salih birisi ise kabre karşı şöyle sorulup: «Bu adam em­ri marufu işlemişse, münkerden kaçmışsa yine liıi ona öfkelene­ceksin»                                                                     

Kabir cevaben, «Öyle ise yeşilliğe dönüşürüm.! Cesedi nura dö­nüşerek ruhu öylece Allah'a doğru yükselir» der.

İbn-i Mendeh «Ruhlar» babında Mucâhid tarikiyle Berâ bin Azip (Radıyallahû anh)'den o da Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sel­lem) 'den naklettiklerine göre:

«Mümin sekerâta girince, güzel surette, güzel kokuyla ona bir melek gelir. Ruhunu kabz etmek için yanma oturur. Cennetten bir tabut ve kefenle iki melek daha gelir. Bunlar biraz uzakta oturur­lar. Ölüm meleği ruhunu çıkarınca uzakta duran o iki melek acele ile onu alırlar, onu ilaçlarlar. Ve iyice kefenlerler. Sonra semaya yük­seltirler. Semanın kapısı ona açılır. Melekler onun semaya çikmasiy-le birbirlerine müjde verirler:

«Bu güzel ruh kimindir ki semanm kapısı ona açıldı» derler. Ve dünyada iken en güzel ismiyle onu isimlendirirler.

Öylece semadan semaya yükselterek Cenâb-ı Hakk'm huzuruna eriştirirler. Ve ameli Âla'yı İlliyine bırakılır. Cenâb-ı Hak (Celle Ce­lâlühü)  o meleklere:

«Siz şâhid olun ki ben bu amelin sahibini affettim.» der. Kitabı mühürlenir ve illiyuıe  (en yüksek makama) konulur.

Sonra Cenâb-ı Hak «kulumun ruhunu yere götürün» der. «Zira onlara öyle söz vermiştim.» Kabre konulunca kabir der

«Üstümde iken en sevimli idin. Şimdi içime düştün. Sana yapa­cağımı göreceksin.» Gözünün kestiği kadar ona genişlenir. Ayakları tarafından Cennete bir kapı açılır. «Allah'ın sana hazırladığı mükafatı gör» denilir. Sonra baş ucunda bir pencere açılır. Cehennemi de gör. Allah seni nasıl kurtarmış, uykuya dal» denilir. Bundan sonra meyyit için en sevimli şey kıyametin kopmasıdır.

İbn-i Ebi Dünya, Abdullah bin Ebi Ubeyd (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiğine göre Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle ferman etti:

«Ölü kabirde oturur, kabri başındakilerin ayak sesini işitir, onun­la ilk önce kabri konuşur ve şöyle der:

'Yazıklar olsun sana ey Âdem oğlu! Acaba darlığımdan, şidde­timden, korkulu ve kurtlu oluşumdan dünyada iken hiç uyarılma-dın mı? Sen buraya hazırlandın. Bana ne hazırladın?

İbn-i Ebi Şeybe Musannaf adlı kitapta Abdullah bin Ömer dıyallahû anh) 'den rivayet edip dedi ki:

Kul kabre konulunca kabir onunla konuşur:

«Ey Âdem oğlu yalnızlık, karanlık ve hak diyarı olduğumu bil­miyor muydun? Seni kandıran neydi ki, sevinçli olarak etrafımda gezerdin.»

Eğer ölü mümin ise kabir ona genişlenir, yeşilliğe dönüşür ve ruhu Cennete yükselir.

Yine İbn-i Ebi Şeybe, Yezid bin Şecere'den rivayet ettiğine göre kabir kâfirlere der ki:

«Karanlıklı olduğumu, vahşetli, yalnızlık ve dar bir yer olduğu­mu düşünmüyor muydun? Gam ve kederli olacağımı hatırlamıyor muydun?»

Yine ibn-i Ebi Şeybe, Ubeyd bin Ömer'den rivayet ettiğine göre kabir insana şöyle der:

«Ey Âdem oğlu! Bana neyi hazırladın. Yalnızlık, gurbet ve kurt­ların menzili olduğumu bilmiyor muydun?»

îbn-i Ebi Dünya, Ubeyd bin Ümeyr'den rivayet ettiğine göre; içinde defin edilen çukur (kabir) kendisine varan herkesle mutlaka şöyle konuşur:

«Ben karanlık, yalnızlık menziliyim. Eğer dünyada Allah'a itaat edenlerdensen, sana rahmet mekânı olurum. Allah a isyan edenler-densen ben sana bir bela bir musibet olacağım. Ben mutîlerin sevi­neceği, âsilerin helak olacakları bir mekânım.»

Câbir'den merfûan rivayet edildiğine göre:

Kabir konuşacak bir lisana sahiptir. Ve şöyle der:

«Ey insan oğlu! Beni nasıl unuttun? Vahşetli, gurbetti, kurtlu bir mekân olduğumu bilmiyor muydun?

Ebû Bekir bin Abdülaziz bin Cafer el-Hambeli, «El-Mesâni» ki­tabında müttesil bir sened ile Berrâ ERadıyallahû anh) 'dan rivayet ettiğine göre;

Bir cenaze merasiminde Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sel­lem) ile beraber çıktık. Kabir henüz tamamlanmamış idi. Resûlullah

(Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) oturdu. Biz de onun etrafında oturduk. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)  dedi ki:

«Meyyit kabre bırakılınca yer onunla konuşur: «Vahşet, gurbet, ve kurtlar diyarı olduğumu bilmiyor muydun? Bana ne hazırladın» diye sorar.

Beyhaki  Şuab'de  Bilal bin Sa'd'dan rivayet edip dedi ki: Hergün kabir şöyle sesleniyor:

«Ben gurbet, kurt ve vahşet diyarıyım. Ben Cehennem çukurla­rından bir çukur veya Cennet bahçelerinden bir bahçeyim.» Mümin kabre konulunca kabir onunla konuşur: «Vallahi üstümde gezerken bana en sevimli idin. Şimdi içime düştün. Sana ne yapacağımı bundan böyle göreceksin, der ve gö­zünün kestiği kadar ona genişlenir.

Kâfir kabre konulunca, kabir ona da şöyle seslenir: «Vallahi üstümde gezerken bana en fazla nefret veren kişi sen­din. Şimdi ise, içime düştün. Sana ne yapacağımı göreceksin»  der ve onu öyle sıkıştırır ki, kaburgaları birbirine geçer.

Deylemî, ibn-i Abbâs (Radıyallahû anhüma) 'dan rivayet ettiğine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)  şöyle buyurmuştur:

«Kabirleriniz için hazırlanınız. Çünkü kabir hergün yedi sefer şöyle der  ki

'Ey zayıf olan insanoğlu! Bana gelmeden önce, kendine acı ki, ben de sana acıyayım.»

İbn-i Ebi Dünya «Kabirler» kitabında ve ibn-i MendeZer'den rivayet ettiklerine göre demiş ki:

Mümin kabre konulunca kabir ona şöyle seslenir:,

«Allah'a itaat edenlerden misin, yoksa isyan edenlerden misin?» Eğer salih biri ise, kabir köşesinden biri kabre, «yeşilliğe dönüş,

ona rahmet ol» emrini verir, «Sana gelen en iyi bir kuldur. Çok se­vimli biridir» der. Toprak da «işte şimdi ikrama müstahak oldu» der.

İbn-i Ebi Dünya «Kabirler» kitabında Muhammed bin Subayh'den rivayet edip şöyle demiştir:

Ölü kabre konulup azaba (işkenceye) verilince, ondan daha ön­ce ölen komşuları ona:

«Ey bizden sonra dünyada yaşayan komşu! Bizim ölümümüzden sana ibret olabilecek bir şey olmadı mı? Senden önce ölümümüz sa­na bir fikir vermedi mi? İşimizin sona erdiğini görmedin mi? Tüm bunlara rağmen işini ciddiye almayıp erteliyordun ve yapman gere­kenleri ifâ etmeye özen göstermiyordun» derler.

Kabir dahi, ona şöyle der-.

«Ey üstümde mağrurcasına dolaşan insan! Daha Önce içime dü­şen akrabalarından ibret almadın mı? Onlarında gafil dolaşıp ergeç bana vardıklarını görmedin mi? Ecelleri onları kabre götürürken, dostları onları teşyi* ederken görmedin mi?»

Süfyân es-Sevri demiştir ki

«Kim dünyada, kabirden çok bahsederse, kabir ona Cennet bah­çelerinden bir bahçe olur. Kim kabirden habersiz ve gafil olursa ka­bir ona Cehennem çukurlarından bir çukur olur.»

Hatip el-Bağdad «Tarihi»nde Yezid er-Rekkaş'dan rivayet edip dedi ki:

Ölü kabre konulunca amelleri onu sararlar. Allah onları şöyle konuşturur:

«Ey bu çukurda yalnız kalan! Dostların ve ehlin seni yalnız bı­raktılar; bizden başka bugün herhangi bir dostun yoktur.»

Ravi dedi ki: Yezid bunu derken, ağlamaya başladı. Ve şöyle devam etti:

«Müjdeler olsun o kimseye ki, amelleri salih olup ona eşfBİeder. Meyi olsun o kimseye ki, amelleri kötü olup ona eşlik eder.

Beyhaki «Şuab-ı İman»da Enes bin Mâlik (Radıyallahû) 'dan rijvâyet ettiğine göre şöyle demiştir: .

«Size duymadığınız, bilmediğiniz çok önemli iki gün ve iki ge­ceden haber vereyim mi? Bu iki günden biri, Allah taraf indan elçinin ya beraat veya cezayı getirdiği gündür. İkinci gün ise Allah'ın hu­zurunda kişinin hesaba çekileceği gündür. O gün kitabı ya sağma veya soluna verilir. İki geceden ilki ise, kabre ilk misafirlik gecesidir. ikincisi de Haşır arefesi olan gecedir.» [3]

 



------------------------------------------------------------ --------------------

[1] Bu, Müslim ve Buhari'nin Sahih bir senedle rivayet ettikleri hadise İşaret­tir. Berra' (Radıyallahû anhl'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (Salla­llâhû Aleyhi ve Seli em)'e İpek bir kaftan hediye edildi. Sahabeler, giyip güzellik ve yumuşaklığından hayrette kaldılar. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) «Neden hayrette kalıyorsunuz. Allanın Cennet­teki mendiller) bundan daha güzel ve daha yumuşaktır» buyurdu.

den ağladığım sorunca, kabrin daralmaması için, çocuğa şefkatden ağladım» dedi

[2] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 193-199.

[3] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 199-207.
SE


__________________
HAKİKATİ NERDE BULURSAN AL..
Yukarı dön Göster ebuzer's Profil Diğer Mesajlarını Ara: ebuzer
 
ebuzer
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 18 mart 2006
Yer: Fiji
Gönderilenler: 244
Gönderen: 03 nisan 2006 Saat 21:15 | Kayıtlı IP Alıntı ebuzer

İNCİLER DEVAM EDİYOR....

 

Ölüye Veya Kabrin Üzerine Kur'an Okuma
 

Kur'an okuiria sevabının ölüye kavuşup kavuşmadığı ihtilaf edilmiştir:

Selefin çoğunluğu ve üç imam ölüye kavuştuğu görüşün ler. İmamımız Şafii,

İnsana çalıştığından başka yoktur.[1]

âyetini delil göstererek, bunlara muhalif görüşü savunmuştur

Birinci görüştekiler, âyet-i kerimeyi çeşitli yönlerle cevaplandır­mışlar :

l- O Ayet,

«İman edip zürriyetleri onlara imanla uyanlara zürriyetleı vuştururuz.» [2] âyetiyle neshedilmiştir.

2- O âyet, İbrahim ve Musa (Aleyhi's-selâm) kavimlerine mah­sustur. Amma îslam ümmeti İse, yaptıkları ameller ve onlar için ya­pılan sevaplar vardır. îkrime bu görüştedir.

3- Ayette insandan kasıt,  «kafir insandır. Mümin ise, kendi yaptığı gibi başkalarının da ona yaptıkları geçerlidir. Rebi' bin Enes bu görüştedir.

4- Âyetteki, «insana çalıştığından başka yoktur» hükmü, ada­let yönündedir. Amma fadl ve ihsan yönünde ise, Allah'ın istediği her şey insana gelebilir. Hüseyin bin Fadil bu görüştedir.

5- Ayetteki, «lâm» «ala» mânâsındadır. Bu takdirde ayetin ma­nası şöyle olur:

İnsan ancak yaptığından sorumludur.

Bu görüştekiîer, sevabın ölüye kavuştuğunu şöyle kıyas yap­mışlar :                                                                  '

Dua, sadaka, oruç, hac, köle azat etmenin sevapları ölüye ka­vuştuğu sahih hadislerle sabittir. Bunların sevapları kavuştuğuna göre, Kur'an okumanın da sevabı ölüye gider.

Hem de gelecek hadisler, her ne kadar zaif iseler de bir bütün olarak gösteriyorlar ki, bu meselenin bir aslı vardır.

Hem de müslümanlar, hiç bir red görmeden her asırda toplanıp ölülerine Kur'an okumuşlardır. Bunların bu yaptıkları fiili bir ic-madır.

Hafız Şemseddin bin Abdulvahid el-Mukaddesi el-Hanbeli, bu konuda telif ettiği bir risalecikte bütün bu görüşleri yazmıştır.

Kurtubî dedi ki:

Şeyhü'l-îslam İzzeddin bin Abdülselâm fetva veriyormuş ki, oku­nan Kur'an'm sevabı ölüye gitmez. Öldüğü zaman bir arkadaşı onu rüyada görmüş. Ona:

«Sen okunan ve hediye edilen Kur'an'ın sevabı ölüye gitmez» diyordun, kabre girdikten sonra nasıl gördün? demiş. Şeyh.:

Ben dünyada iken öyle derdim. Şimdi o görüşten vazgeçtim. Çün­kü Allanın ikramını ve okunan Kur'an'ın ölüye kavuştuğunu gör­düm.

Amma kabir üzerinde okumak ise bütün arkadaşlarımız öriun meşru' olduğunu söylemişler:

Lezafer dedi ki: «Ben Şafii (Rahimehüllah) 'dan kabir üzerine okumanın hükmünü sordum. O, «Onda bir sakınca yoktur» dedi.

Nevevi de «Mühezzeb»in Şerh'inde demiş ki:

Kabir ziyaretçisine, okuyabildiği mikdar Kur'an okumak ve pe­şinde ölülere dua etmek müstehaptır. Şafii bunu kesin olarak söy­lemiştir. Ve Şafii arkadaşlarımız bunda ittifak etmişlerdir.

Ve yine Nevevi bunun da ilerisinde: «Eğer kabir üzerinde Kur'an'ı hatmetseler daha üstün olur, demiştir.

îmam Ahmed bin Hanbel ise başta bu meseleyi inkâr edermiş. Çünkü bu konuda ona hiç bir hadis ulaşmamıştı. Sonra, «Definde Denilen Şeyler» babında geçen İbn-i Ömer ve Ala bin. el-Hallac'm merfu' hadisleri ona ulaşınca eski görüşünden vazgeçmiştir.

Hallâl el-Camii kitabında Şabi'den rivayet ettiğine göı demiştir:

Ensardan birisi ölünce Ensar onun kabrine gidip ona Kur'an okurlardı.

Ebû Muhammed es-Semerkandi, İhlas suresinin faziletleri hak-Kinda Ali (Radıyallahû anh)'dan merfuan rivayet ettiğine göte şöy­le demiştir:

Kim kabristana girip onbir sefer ihlas sûresini okusa ve seva­bını Ölülere hibe etse, ölüler sayısınca kendisine ecirler yazdı.

Ebu'l-Kasım Sa'd bin Ali ez-Zencâni «Fevaİd»inde Ebû re'den rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi lem)  şöyle buyurmuştur:

«Kim kabristana girdiğinde fatiha, ihlas ve elhakümüttekâsürü sûrelerini okusa ve  «Yâ Rabbi senin kelâmından okuduğum mik-

tarın sevabını bu kabristanda yatan mümin ve müminelere hibe et­tim» dese, ördaki bütün ölüler Allah katında ona şefaatçi olurlar.

Kadî Ebû Bekir bin Abdülbaki el-Ensâri Meşihat'inde Seleme bin Ubeyd'den rivayet ettiğine göre Hammad el-Mekki şöyle demiştir =

Bir gece Mekke kabristanına çıktım, başımı bir kabrin üstüne koydum ve uyudum. Rüyamda makberdeki ölüleri halka halka gör­düm. Ben, «kıyamet mi koptu?» dedim. Onlar;

«Hayır, fakat bir kardeşimiz ihlas suresini okudu, sevabını bize hediye etti. İşte biz bir senedir onun sevabım paylaşıyoruz.

El-Halİal'ın arkadaşı Abdülaziz senediyle Enes (Radıyallahû anhî'dan rivayet ettiğine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sel-lem) şöyle buyurdu:.

Kim kabristan'a girse ve Yasin suresini okusa, Allah ordaki ya­tanların yükünü hafifletir. Ve o ölüler sayısınca oha hasenat ya­zılır.

Kurtubî dedi ki: «Ölülerinize Yasin sûresini okuyunuz»  hadisi ikz mânâya muhtemeldir:

1- Sekerâta girenlere...

2- Kabirde yatan Ölülere...

Ben diyorum: Kitab'ın başında geçtiği gibi Cumhûr-u Ulemâ bi­rinci görüştedirler. İbn-i Abdülvâhid el-Mukaddesi ise ikinci görüşü savunmuş. Şâfiiler'in müteahhirininden olan Muhibb-i Taberi, hadisi umumi tutarak her iki görüşün de kast edildiğini söylemiştir.

Gazali'nin «İhyâ»sında, Abdülhakk'ın «el-Âkibe»sinde Ahmed bül-Hanbel'den nakledildiğine göre şöyle demiştir:

Kabristana girdiğiniz zaman Fatiha, mauzeteyn ve ihlâs sûrele­rini okuyunuz, sevabını ölülere hediye ediniz. Çünkü okumanın se­vabı onlara kavuşur.

Kurtubî demiş ki: Okuyan- için kıraatin sevabı, ölü için de din-, lemenin sevabı vardır. Bunun için rahmet ona da kavuşur. Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor:

«Kur'an okunduğu zaman dinleyiniz ve sesinizi kesiniz, umulur ki rahmet edilesiniz.»

Allah'ın kerem ve rahmetinden uzak değil ki: Kıraetin ve din­lemenin de sevabını birden ona kavuştursun veya o işitmeden ona okunan ve hediye edilen kıraetin sevabını ona kavuştursun. Sadaka ve duanın sevabı ona kavuştuğu gibi...

Hanefi Kadihan'ın Fetavâsmda şöyle denilmiştir:

«Kim kabirlerin yanında Kur'an okusa eğer Kur'an sesiyle on­lara ünsiyet vermek istiyorsa okuyabilir. Eğer o niyetle okumasa istediği her yerde okuyabilir. Çünkü Allah her yerde işitir.» [3]

 

Bir Fasıl
 

Kurtubî dedi ki: Bâzı alimlerimiz, kabir yanında okunan Kur'an'-

la löiünün yararlandığına hurma dalı hadisini delil getirmişler. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) bir hurma dalını ikiye

böldü bir kabrin üstüne dikti.

«Umulur ki bunlar kurumadan Allah onlarla Ölünün yükünü hafifletsin.» diye buyurdu.

Hattâbi dedi ki: Bu mesele ilim adamlarınca şu manaya yorum­lanmıştır :

Eşya, yaradılışları yaş ve yeşil kaldıkça teşbih ederler. Hattabi de demiş ki: Hurma dalının tesbihiyle Allah ölünün yükünü hafif­letirse müminin Kur'an okumasiyle tarik-i evlâ ile hafifletir.

Bu hadis, kabirler üzerinde ağaç dikme meselesinin aslıdır.

İbn-i Asakir, Hammad bin Seleme tarikiyle Katâde'den rivayet ettiğine göre, Ebû Berzete el-Eslemi (Radıyallahû anhüm) nakîedi-yormuş ki:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) bir kabrin yanından geçti. Sahibi azap içinde idi. Bir dal aldı, Kabre dikti ve şöyle bu­yurdu :

Umulur ki, bu dal yaş kaldıkça onu azaptan korusun.

Ebû Berzete de şöyle vasiyet ediyormuş: Öldüğüm zaman kabrime iki dal koyun...

Ravi dedi ki: O Kerman ve kümes arasında bîr çölde öldü, or-dakiler: Bu arkadaşımız kabrine iki dal dikilsin, diye vasiyet edi­yordu. Fakat içinde yaş hiç bir şey olmadan bir çölde öldü, dediler. Onlar, böyle konuşurken Sicistan tarafından bir kervan geldi. Bera­berlerinde hurma dalları vardı. Onlardan iki dal aldılar ve onunla beraber kabre koydular.

îbn-i Sa'd Müverrık'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir: Büreyde, kabrine iki dalın konmasını vasiyet etti.

İbn-i Neccar'ın tarihinde Kesir bin Salim el-Heytirün hâl terce-mesinde şöyle yazılıdır ;

Kesir bin Salim kabri yıkıldığında tamir edilmemesini tavsiye etmiş, bu konuda şiddetli te'kitlerde bulunmuş ve demiştir ki: Allah (Azze ve Ceîle) yıkılmış kabirlere bakar, içindekilere merhamet eder, Ben istiyorum ki, onlardan olayım.

İbn-i Neccâr «Kesir bin Salim'in dediğine benzer, sahabelerden rivayetler vardır,» demiş. Sonra Abd bin Hamid tarikiyle... Vehb bin Münebbih'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:    -

îrmiya Peygamber (Aleyhi's-selâm) içindekilerin azap gördugu bir Kabristan'm yanmdan geçti. Bir sene so»ra bir daha ordan geç­ti Baktı azapları sakinleşmiş. «Sübhanallah! Sübhanallah. Geçen aene burdan geçtim, bu ölüler azap içinde idi. Bu sene azapları sa­kinleşmiş, dedi. Birden gökten bir ses:

— Yâ îrmiya! Ya İrmiya! Kefenleri parçalanmıştı. Saçları dökül­müş kabirleri yıkılmıştı. Sen onlara bakıp onlara addın! Ben de ka­birleri yıkılmış, kefenleri parçalanmış saçları dökülüşlere böyle ba-kıp rahmet ederim. [4]

 



------------------------------------------------------------ --------------------

[1] Necm, 39

[2] Tur, 21

[3] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 521-525.

[4] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 525-527.

devam edecek..



__________________
HAKİKATİ NERDE BULURSAN AL..
Yukarı dön Göster ebuzer's Profil Diğer Mesajlarını Ara: ebuzer
 
ebuzer
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 18 mart 2006
Yer: Fiji
Gönderilenler: 244
Gönderen: 03 nisan 2006 Saat 21:19 | Kayıtlı IP Alıntı ebuzer

bu kadar yeterrrrr...

 

Kabir Fitnesi Ve Meleklerin  Soruları
 

Bu konuda tekidli hadisler varid olmuştur. Enes, Berra', Temim-i Dari, Beşir bin Kemal, Sevban, Cabir bin Abdullah, Abdullah bin Re­vana, Ubadete bin Sâmit, Hüzeyfe, Dumrete bin Habip, ibn-i Abbâs, ibn-i Ömer, ibn-i Mes'ud, Osman bin Affan, Ömer bin Hattap, Amr bin As, Muâz bin Cebel, Ebû Ümâme, Ebû Derda, Ebû Esma ve Âişe (Radıyallahû anhüm ecmain)'den çeşitli rivayetler gelmiştir.

Buhari ve Müslim, Katade yoluyla Enes'den rivayet ettiklerine göre Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)  şöyle buyurmuştur:

Ölü kabre konulup arkadaşları geri dönünce, arkadaşlarının ayak seslerini işitir. Ve ona iki melek gelir, onu oturturlar.

«İçinizde olan ve kendisine Muhammed denilenin hakkında ne diyorsun?» Mümin olan;

«Allah'ın kulu ve Resûlu olduğuna şehâdet ederim,» der.

Ö zaman, o melekler mümine derler: Cehenemdeki yerine bak. Allah onu senin için, Cennetten bir menzille değiştirdi.»

Peygamber  (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem buyurdu ki:

«Ölü hem Cennetteki yerini hem de Cehennemdeki yerini bera­ber görür».

Katade dedi ki; Resûlullah {Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) bize kabrin yetmiş zira geniş ve yeşilliğe dönüştüğünü söyledi.

Münafık ve kafire de «içinizdeki Muhammed denilen şahıs hak­kında ne diyorsun?» denilince «Biz onu bilmiyoruz, insanlar onun için ne dedilerse biz de onu diyorduk» der.

Ona «bir şey bilmeyesin ve ok um ay asın» denilir. Ve demir so al arıyla dövülür. Öyle bir sesle bağırır ki ins ve cinden mâada her  şey o sesi işitir.

îmam, Ahmed, Ebû Dâvud, Beyhaki, ibn-i Merdeveyh, Enes'den rivayet ettiklerine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«Bu ümmet kabirde suâle çekilir. Mümin kabre konulunca ona bir melek gelir. Neye ibadet ediyordun» der. Allah hidayeti nasip etmişse cevaben:

«Allah'a ibadet ediyordum,» der.

Melek: «Peygamber için ne diyorsun?» diye sorar.

Cevaben: «O Allah'ın kulu ve elçisidir» der. Ve artık hiç bir şeyi ondan sormazlar.

Sonra onu Cehennemdeki menzilinin karşısına götürür. «İşte bu menzil senindi. Ancak Allah seni bundan korudu, sana acıdı. Ona bedel Cennet'den bir yer sana verdi» der.

O zaman ölü der ki:

«Bırakın beni ehlime dönüp onlara kurtulduğuma dair müjde ve­reyim.»

Melek; «dur» der.

Kâfir ise, kabre konulunca onu azarlayan bir melek gelir. «Neye ibadet ediyordun» diye sorar. Kâfir «bilmem» der. Daha sonra ona der ki:

«O adam (peygamber) için ne diyorsun?» Yine «bilmem, herke­sin dediklerini diyorum» der. Melek, demir sopalarla kaf asma vurur O da ins ve cinden başka her şeyin duyacağı bir sesle bağırır.

Deylemi, Enes (Radıyaîlahû anh)'den merfuan rivayet ettiğine göre şöyle buyurmuştur:

Kabirde ölüye Münker ve Nekir denilen iki melek gelir. Onu oturttu p hesaba çekerler. Mümine: «Rabbin fchn?» denilince «Rabbîm Allah'tır» der. «Peygamberin kim?» sorusuna da;  Muhammed'dir» cevâbını verir. «İmamın kimdir?» denilince de;

«Kur'an'dır» der. Bunun üzerine melekler kabrini genişletirler. Eğer kâfir ise «Rabbin kimdir? diye sorulunca; «Bilmem» der. «Peygamberin ve imamın kimdir?» diye Sorulunca; Yine «Bilmem» der ve büyük demir sütunlarla dövülür. Kabri ateşle dolar. Kabir ona öyle daralır ki kaburgaları birbirine girer.

 Berra ve Temim (Radiyaîlahû anhüma)'ın hadisleri «Ölünün Ba-, şmda Duran Melekler» babında geçti.

El-Bezzâr; Taberâni, ibn-i Sekin Eyyüp bin Beşir'den, o da ba­basından rivayet ettiklerine göre;

Muaviye oğulları arasında bir kalabalık vardı. Resûlullah (Sal-lallâhû Aleyhi ve Sellem) barıştırmak için gitti. O esnada bir kabre bakarak «Bilmeyesin» dedi. Resûlullah (Sallâllâhû Aleyhi ve Sel­lem)'e ne demek istediğini sordular. Resûlullah (Sallâllâhû Aleyhi ve Sellem) cevaben:

«Beni ondan sordular,  «bilmiyorum»  dedi.

Ebû Nuaym, Sevbân'dan rivayet ettiğine göre, Resûlullah CSalla-Uâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«Mümin ölünce dünyada kıldığı namazı baş ucunda, verdiği sa­dakaları sağ tarafında, tuttuğu orucu ise göğüs hizasında durur.»

Câ'bir (Radıyallahû anh) 'in hadisi:

Anmed ve Taberâni «Evsat»da ve Beyhaki ve ibn-i Ebi Dünya ibn-i Zübeyr yoluyla rivayet ettiklerine göre;

İbn-i Zübeyr, (Radıyallahû anh) Câbir bin Abdullah (Radıyal-lahû anh)'dan kabir sorgucuları hakkında soru sormuş. O da de­miş ki: Resûlullahtan işittim. Dedi ki:

«Bu ümmet kabirde suale çekilecek. Mümin kabre bırakılıp yalnız kalınca, şiddetli ve tehdit edici bir melek ona gelir. Muhammed denilen adam için ne diyorsun? diye sorar. Cevaben

Ben onun Allah'ın kulu ve Resûlu olduğunu biliyorum,» der.

Melek, ona, Cehennemdeki yerine bak. Allah seni ondan koru­du ve ona bedel Cennette gördüğün şu makamı sana verdi, der.

Mümin, Cennetteki yerini ve kurtulduğunu görünce «Bırakın beni gidip ehlime, dostlarıma müjde vereyim» der. Ona «dur, artık gitmek yokdenilir.

Kâfir kabre konulup yalnız kalınca, kabirde oturur, ona da o adam için ne diyorsun, denilir. Bilmem der. İnsanların dediğini diyo­rum. Bunun üzerine ona bilmeyesin. Cennette şu gördüğün yer se­nindi, ona layık olmadın. Ona bedel Allah Cehennemden şu gördü­ğün yeri sana verdi,» denilir.                                           

Câbir dedi ki Resûlullah (Sallâllâhû Aleyhi ve Sellem) den işit­tim şöyle diyordu:                                                             

«Kişi taşıdığı inanç üzere haşrolunur. Mümin imanı, münafık ise, münafıklığı üzere haşrolunur.»

İbn-i Maceh, Cabir bin Abdullah (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiğine göre Resûlullah (Sallâllâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular:

Mümin kabre konulunca, ona göre sanki güneş batmak üzere­dir. Oturup yüzünü silerek bırakın, beni, namazımı kılayım, der.

îbn-i Ebi Dünya ve Ebu Nuaym, Câbir bin Abdullah (Radıyalla­hû anh)'dan rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'den şöyle buyurduğunu işitmiş:

-Âdem oğulları asıl yaradılışlarından gafildirler. Allah (Cella Celâlühü) kişiyi halk etmeyi irade ettiği zaman bir meleğe emre­der : Rızkını, eserini, ecelini, iyi veya kötü olduğunu yaz. Sonra o me­lek gider, Allah, başka bir meleği gönderir. Doğuncaya kadar onu korur. O melek de gider iki melek daha gelir, iyilik ve kötülüklerini yazmaya müekkel kılınırlar.

Eceli zamanında bu iki melek de gider, ruhunu almak için ölüm meleği gelir.

Kabre konulunca ruhu cesedine iade edilir. Bu sefer kabir me­lekleri gelip, hesaba çekerler. Onlar da hesaptan sonra giderler.

Haşirde yine dünyada iyilik ve kötülüklerini yazan iki melek kendisine gelirler. Boynuna kitabını asarlar. Sonra biri iter, diğeri gözler. Ondan ayrılmazlar.

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki;

«Önünüzde büyük bir mesele var, ona gücünüz yetmez. Yüce Allah'dan yardım;; isteyin.»

İbn-i Ebi Asım, ibn-i Merdeveyh, Beyhaki, Ebu Süfyan tarikiyle Cabir'den rivayet ettiklerine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Selîem)  şöyle buyurdular :

«Mümin kabre konulunca ona azarlayıcı iki melek gelir. Uyku­dan yeni kalkanın ürktüğü gibi ölü öyle ürker. Ve ölüden Rabbin kim? Dinin nedir? diye sorarlar. O da R&bbinı Allah, dinim İslamdır, Muhammed Peygamb erimdir, der. Doğru söyledin diye bir ses ge­lir. Cennetten ona sergiler serin ve elbise giydirin, denilir.

Ölü o zaman meleklere der: Bırakın beni kurtulduğuma dair dost ve akrabalarıma müjde vereyim. Melekler ona «dur» derler.

Hüzeyfe'nin hadisi «Ölü Kendisini Yıkayanı Bilir» babında geçti. Dumrate'nin Hadisi:

Ebû Nuaym, Dümrete 'bin Habib'den rivayet edip dedi ki:

«Kabirde Enker, Nahûr ve Rumem denilen üç melek ölüleri im­tihan ederler.»

Ibn-i Lal ve ibn-i Cevzi, «Mevzuatta» Dumrate bin Habip'ten, Mar-fuan rivayet ettiklerine göre;

Kabir sorgucuları dörttür. Münker, Nekir, Nakur ve onların efen­disi Ruman...       

İbn-i Cevzi dedi ki, bu hadisin aslı yoktur. Dumrate ise tabüle-rindendir. Rivayetin senedini onda kesip, Resûlullaha CSallallâhû Aleyhi ve Sellem)'e isnad etmemek daha doğrudur.

Şeyhül-İslam ibn-i Hacer'den ölüye Ruman isminde bir melek gelip soru sorar mı diye sorulmuş; O, «orta kuvvetli bir senedle riva­yet vardır, demiştir.

Ubâde bin Samit'in hadisi:

îbn-i Ebi Dünya, Teheccüd konusunda ve ibn-i Dirs Kur'an fazi­letlerinde ve Hamid bin Zenceveyhi amellerin faziletlerinde Ubade

bin Sâmit'den rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Sizden biri gece namazına kalkar olursa sesli okusun. Zira şey­tan ve fasık cinler sesli okumadan kaçarlar.

Hem de melek ve evdekiler o sesli okuyuşu işitirler. Onun na­mazıyla namaz kılarlar.

İbâdetle geçen o gece arkada gelen geceye o kişiyi tavsiye eder. Bu adamı saatmda uyandır, ona hafif ol, der.

O adama ölüm gelince de okuduğu Kur'an-ı Kerim yıkanması esnasmda onun  baş ucunda bekler.

Yıkanması bitince Kur'an kefen ve göğsü araşma girer. Kabre konulunca münker ve Nekir gelir. Kur'an onunldi M me-lekler arasına girer. Melekler, Kur'an'a bırak bizi bu adamgjflft so­ru soralım.

Kur'an ise, hayır Vallahi bunu Cennete kadar yalnız bflfHkma-yacağım. Kur'an ölüye beni tanır mısın? O:

Hayır der. i   Kur'an:

Ben o Kur'anım ki seni gece uykusuz bırakır. Gündüz susuz. Şeh­vetten men eder. Benden başka bir şey görmez ve işitmezdin, beni dostlar arasında en doğru dost ve kardeşler içinde en sadık kardeş bulacaksm. Sana müjdeler olsun, Münker ve Nekir'den sonra sana endişe verecek bir şey yoktur, deyince o melekler giderler. Kur'an ise

Allah'ın huzuruna' yükselip, o ölü için Allah'dan döşek, yorgan ve nurdan bir kandil ve Cennet yaseminlerinden bir yasemin çiçeğini ister. Allah da kabul eder. Bunları sema meleklerinden bin melek taşırlar. Bunlardan önce yine Kur'an o ölüye varır, ona benden son­ar sıkıldın mı? Bu şeyleri Allah*dan istemekten başka bir şey için durmadım. İsteyip sana getirdim, der.

Melekler kabirde ona yatak serer. Yasemin çiçeğini ayak ucu­na bırakırlar. Önce sağ taraf üzerine uzatırlar, daha sonra sırtüstü yatırırlar ve melekler semaya gidinceye kadar onlara bakarak, gö­züyle onları takip eder.

Sonra Kur'an, kıble cihetinde onun kabrini Allah'ın istediği ka­dar genişletir. Ebû Muaviye'nin kitabında şöyle yazılmıştır:

Dörtyüzsenelik bir mesafe kadar kabri genişletilir. Önünden ya­semini alıp Sura üfürülünceye kadar onu koklatır. Hergün bir veya, iki sefer ailesine gelir, onların hayır ve akıbeti İçin dua eder. Çocuk­larından biri Kur'an okumuşsa ona müjde verir. Eğer kötü bir ço­cuğu varsa, kıyamete kadar ona ağlar.

Hafız Ebu Musa el-Medini dedi ki, bu güzel CHasen) bir riva­yettir, îmam Ahmed, Ebu Hayseme ve onların muasırları, ubade bin Samite varan bir senedle Abdurrahman el-Makarri  den rivayet et­mişlerdir. Ukayli bunu zaif hadisler arasında, ibn-i Cevzi mevzu hadisler arasında saymışlar ve sahih değildir, demişler.

Beyhaki, «Kabir Azabı» kitabında ibn-i Abbas'dan rivayet etti­ğine göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellemî Hz. Ömere hitaben şöy­le dedi:

Toprağa varacağında durumun ne olacak ey Ömer! Üç zira, bi karış uzunluğunda bir zira bir karış genişliğinde sana bir çukur kazılıp, saçları yerde çekilen, sesleri bulut gürültüsüne benzeyen, gözleri şimşek gibi ve dişleriyle yeri kazan, siyah Münker ve Nekjr gelirlerse, seni oturtup, sükseler hâlin ne olacak!

Hz. Ömer' (Radıyallahû anh) : Yâ Resûlallah. O gün dünyada üzerinde olduğum inanç üzere olmayacakimyım? diye sordu. Resûlullah, evet deyince Hz. Ömer Allah'ın izniyle a günün üstesinden gelirim, dedi.

Beyhaki, hasen bir senedle ibn-i Abbas (Radıyallahû anhüma)'-dan rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

Ölü kabirde geri dönenlerin ayak seslerini işitir, sonra oturur, ona: i    «Rabbin kimdir?» denilince,

Rabbim Allah'dır der. Dinin nedir? sorulur. O

İslamdır, der. «Peygamberin kimdir?» O

Peygamberim Muhammed'dir. Onun hakkında bilgin nedir? io-rarlar;

Cevaben onu tanıdım, ona iman ettim ve getirdiği şeylerde onu tasdik ettim, deyince gözünün kestiği kadar kabir ona genişlenir. Ruhu müminlerin ruhlarıyla beraber olur.

Taberâni «Evsât»da, sahih bir senedle ibn-i Abbas'dan rivayet ettiğine göre, kabre gelen iki meleğin ismi Münker ve Nekİr'dir.

îbni Ebi Hatem ve Beyhakî ibni Abbas'dan rivayet ettiklerine göre;

Mümin sekerâta düşünce melekler ona selâm vererek hazır olur­lar, ve Cennetle müjdelerler. Ölünce cenazesiyle beraber yürürler. İnsanlarla beraber cenaze namazını kılarlar. Ölü defn edilince ka­birde oturur, ona «Rabbin kim?» denilir. O «Rabbim Allah'dır» der. «Resulün kim?» denilir. O Resulüm Muhammeddir, der. Ona «şeha-detin nedir?» denilir. O, Şehadetimdir, der.

İşte Kur'an'da kavl-i sabit  (kuvvetli kelam) denilen budur: «Allah kavl-i sabit ile ehl-i imanın ayağını kaydırmaktan alıko­yuyor»

Sonra kabir ona genişlenir.

Kâfir ise ona melekler gelirler. Ölümü anında arkasına yüzü-

ne vururlar. Kabirde oturtulur ve ona «Rabbin kimdir?» denilir. O hiç cevap vermez. «Peygamberin, kimdir?» sorulunca yine hiç bir şey cevap vermez. İşte Kur'an'da buyurulan «Zalimleri delalete gö­türür, yollarını saptırır» [1] mealindeki âyet-i kerimenin mânâsı bu­dur.

Cüveybir «Tefsirimde, Dahhak'dan, o da ibn-i Abbas'tan (Radı-yallahû anhüma)  rivayet ettiklerine göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleylıi ve Seîlem) Ensardan birinin ce­nazesinde hazır bulundu. Kabre varınca, kabir tamam olmamıştı. Resûlullah oturunca ashab da sessiz olarak oturdular. Sanki baş­larında kuş vardı.

Resûlullah (Sallalîâ^ıû Aleyhi ve Sellem) gözünü yere dikti. Elin­deki değnekle yeri deşiyordu. Sonra semaya göz gezdirdi. Ve üç kere kabrin azabından Allah'a sığınırım dedi, sonra da şöyle buyurdular.

Mümin kul âhirete yönelip dünyayı geride bırakınca ona ölüm gelir. Onun baş ucunda oturur. Cennetten yanlarında hediyeler, ko­ku ve elbiseler olan melekler de gelir.

Göreceği bir şekilde iki saf kurarlar. Önce ölüm meleği, sonra öbür melekler ona müjde verirler ve su, testisinden akarcasına ru­hunu çekerler. O, meleklerin müjdelediklerinden aldığı sevinçle ru­hunu kolaylıkla teslim eder. Sonra melekler ruhunu alır. Ve hiç bir melek ona getirilen kokuyu sürmeden ve zinetleri giydirmeden ay­rılmaz. Koku sürmesinden sonra onun kokusuyla feza aniden dop­dolu olur.

Gökteki melekler, nedir bu koku? diye sorarlar. Bu filanın ru­hunun kokusudur, derler. Ve ona rahmetle dua ederler. Sonra, onu semâya götürürler, ve semâ kapıları ona öyle açılır ki her kapı ona adeta âşıktır.

Her semânın ehli ona merhaba derler, «Ey Rabbinin öğütlerini kabul eden ruh, sana merhabalar olsun» denilir.

Sidretü'l-Müntehaya vardırılınca, melekler Yâ Rab. Ruhunu aldık, derler. Allah, onu yere götürün.

«Zira ben onları topraktan yarattım. Tekrar toprağa iade ede­rim ve bir daha onları oradan çıkartacağım.»  [2] der.

O vakit ölü geıi dönenlerin ayak ve el seslerini işitir. Ve kabirde iki rahmet bir de azap meleği gelir. Bakar ki amelleri onu sarmış­lar : Namaz ayakları yanında, Oruç başı yanında, zekat sağında, sa­daka solunda, hayır ve iyi ahlâkı göğüsü hizasında durmuşlar.

Azap meleği hangi cihette ona varmak istese salih ameli engel   olur.

Elinde demirden, ağır bir sopa ile ölüye şöyle der:

«Eğer namazın, orucun, zekâtın ve sadakaların seni ihata edip muhafaza etmeseydi. Sana öyle bir darbe vuracaktım ki kabrin ateş­le dolardı.» Sonra azap meleği gider, onu rahmet meleklerine bırakır. Rahmet melekleri biri öbürüne der ki:

«AUah'm bu velisine şefkat et, zira o büyük bir zorluk içinden geliyor. Ve ona der ki! . Rabbin kimdir? O, Allah'dır der. Dinin nedir? O, İslamdır, der. Peygamberin kimdir?

O, Muhammeddir der.

Ona sana bunu bildiren ne idi? derler. O ise, -ben Allah'ın kita­bını okudum. İman edip, tasdik ettim, der. !

Bu şiddetli imtihandan sonra semadan bir ses gelir. Kulum doğ­ru söyledi, ona Cennet sergilerini serin, Cennet elbiselerini giydirin temiz kokusunu sürün ve kabrini genişletin. Baş ucunda Cennete bir kapı açın.

Sonra rahmet melekleri ölüye,  «kabir azabını tatmadan; hare­minde zifafa giren çiftlerin uykuları gibi uykuya dal» derler. Ölü,  durmadan «Yâ Rabb kıyameti kopar,  ehlimle görüşeyim. ıCennetteki nasibime kavuşayım» der. O, kıyamette yüzü ak olarak haşre kalkar.                                                                                               

Ibn-i Ömer (Radıyallahû anh) 'in hadisi:

Beyhaki, Zühd'de ve ibn-i Asâkir kesik bir senedle ibn-i Ömer  (Rachyallahû anhüma)'dan rivayet ettiklerine, göre;

İbn-i Ömer, bir adama ey kardeş bilmiyor musun, önünde ölüm var. Bilmezsin, Sabah mı akşam mı? Dikkat et! Önünde kabir şid­deti ve arkasında Münker ve Nekirin gelişi var, sonra da kıyamet kopar. Ve bâtıl işleyenler hüsrana uğrarlar.

Deylemî, Firaevs Müsned'inde ibni Ömer (Radıyallahû anh)'den rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöy­le buyurmuştur:

Ağzınızdan:

Allah Rabbimiz, İslam dinimiz, Muhammed   (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)  nebimizdir. Sözlerini ayırmayınız. Zira kabirde bunlar dan sorulacaksınız,

İbn-i Ömer'in hadisi;

Ahmed, Taberani ibn-i Ady sahih bir sened ile ve ibn-i Ebi Dün­ya ve Acûri, ibn-i Ömer (Radıyallahû anh)'den rivayet ettiklerine göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) kabirde soru soran meleklerden bahsederken Hz. Ömer (Radıyallahû anh) Yâ Resûlul­lah o zaman aklımız bize iade edilecek mi? dedi. Resûlullah da, evet dünyadaki halinize dönersiniz, dedi.

Hz. Ömer (Radıyallahû anh) : Öyle ise ağzında taş mı olur? (Ya­ni öyle ise îıeden cevap vermesin.) dedi.

tbn-i Mesûd  (Radıyallahû anh) 'm hadisi:

Taberani -el-Kebir'de- sahih bir sened ile ve Beyhakî, Azah-ül Kabir kitabında, ibn-i Mesûd (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettik­lerine göre, şöyle demiştir:

Mümin öldüğü zaman, kabrinde oturtulur. Ona:

Rabbin kimdir? Dinin nedir, Peygamberin kimdir? diye sorulur.

O, Rabbim Allah'dır. Dinim İslam'dır. Peygamberim de Muham-med'dir, der. Kabri ona genişlenir. İçi ferah olur.

îbn-i Mes'ud (Radıyallahû anh) bunu dedi, sonra şu âyeti oku­du !

«Allah kuvvetli söz ile (kelime-i şehadetle) dünyada da ahirette de ehl-i imanın ayaklarını kaydırmaktan alıkor.»[3] 

Kâfir ise, kabrine sokulduğu zaman, oturtulur. Rabbin kimdir? Dinin nedir? Peygamberin kimdir? sorulur. O bilmem, der. Kabri ona daralır. Azap içinde kalır.

Sonra ibn-i Mes'ud (Radıyallahû anh) şu âyeti okudu:

«Kim ki, Benim zikrimden yüz çevirirse onun için dar bir geçim vardır. Ve onu kıyamet gününde kör olarak haşr ederiz»  [4]

H îbn-i Ebi Şeybe ve Beyhaki ibn-i Mesud'dan rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Sizden biri, ölünce kabirde oturur, ona, sen necisin, denilir. Mü­min ise ben hayatta da ölümde de Allah'ın kuluyum.»

Eşhede ella ilahe illallah ve eşhedu enne Muhammederresulul-lah» der. Kabri genişlenir. Cennetteki yeri ona görünür, Cennet el­biseleri kendisine giydirilir.

Kâfir ise, ona necisin denilince, bilmem, der. Ona, bilmeyesin denilir. Kabri daralarak kaburgaları birbirine girer. Kabrin duvar­larından yılanlar, ona hücum ederek onu kemirmeye başlarlar. Ba­ğırınca da demir sopalarla dövülür ve ona Cehennem kapıları açılır.

Acuri, eş-Şeria'da ibn-i Mes'ud (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:                ,

Kul vefat edeceği zaman Allah bazı melekler gönderir. Ruhunu kefenler, içinde kabzederler. Kabrine konulduğu vakit, Allah, iki me­lek gönderir. Onu kovalarlar. Ona Rabbin kimdir? derler. Q, Rab­bim Allah'dır, der. Onlar, dinin nedir, derler, O İslâmdir, der. Onlar, Peygamberin kimdir, derler; O Muhammed'dir der. Onlar, doğru söyledin hayatında da öyle idin, derler. Ona Cennet sergileri ve el­biselerini getirin, ona Cennetteki yerini gösterin, denilir.

Kâfir ise; öyle bir darbe yer ki, kabri ondan ateşle dolar. Ve öy­le daralır ki, kaburgaları birbirini kırar. Deve boynu gibi yılanlar ona gönderilir.!

El-Hallal kendi kitabında ibn-i Mesûd (Radıyallahû anh) 'dan ri­vayet ettiğine göre;          :

Müminin ölümü yaklaşınca, ona ölüm meleği gelir ve ey temiz ruh, temiz bedenden çık, der. Ruh çıkınca melek onu kırmızı bir beze sarar. Yıkanıp, kefenlenip, kabre doğru yola koyulunca ruhu cesedi üzerinde onu takip eder.

Kabre konulunca da oturtulup, ruhu kendisine iade edilir ve Rabbin kim, dinin nedir, peygamberin kimdir, soruları sorulur. Doğ­ru cevap verince kabri genişletilir. Ruhu âla-yı illiyine yükselir.»

Sonra ibn-i Mesud şu âyet-i kerimeyi okudu:

İyilerin kitabı (yazgısı) illiyindedir. Bilir misin, illiyin nedir, ya­zılmış bir kitaptır. Onu makerrep melekler müşahede eder.[5]

Dedi ki: «O kitap yedinci göktedir. Kafir hakkında ki sözü de rivayet edip şu âyeti okudu:

«Evet facirlerin kitabı, siccindedir. Bilir misin siccin nedir. O yazılı bir kitaptır. [6] Dedi ki: Siccin, yerin yedinci alt tabakasıdır.

Hz. Osmaifm hadisi:

Ebû Davud, Hakim, Beyhaki, Hz. Osman (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiklerine göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)   defin edilmek üzere olan bir cenazenin kabri yanından geçerken şöyle buyurdu:

«Şu kardeşiniz için istiğfarda bulunun. Cevapda sebat bulması için dua edin. Zira O şimdi sorguya çekilmektedir.»

Hz. Ömer'in (Radıyallahû anh)  hadisi:

|Ebu Dâvud, Hakim, Beyhaki Hz. Ömer  (Radıyallahû anh)'(Ja(n rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) bana şöyle buyurdu

Ey Ömer, dört zira1 uzunluğunda iki zira' eninde bir çukura dü-ştip, Münker ve Nekiri göreceğin zaman, durumun ne olacaktır? Ben ey Allah'ın Resûlu Münker ve Nekir nedir, dedim.

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) onlar imtihan melek­leridirler. Dişleri, saçları ve sesleri çok şiddetli olup, yanlarında, bir cemâatin yerde kaldırmayacağı bir sopa (kamçı) vardır. Onlara gö­re bir baston gibidir. Seni imtihan ederler. Bilmeyip karıştırırsan onunla seni kül edercesine döverler. Ben ey Allah'ın Resûlu o zaman yine böyle miyim. Resûlullah, evet deyince. Ben üstesinden gelirim, dedim.

Ebû Nuaym, ibn-i Ebi Dünya, Acuri, Beyhakı, Ata bin Yesâr'den rivayet ettiklerine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Hz. Ömer'e (Radıyallahû anh)  şöyle buyurdu:

«Ey Ömer, ölüp üç zira' bir karış uzunluğunda, bir zira bir ka­rış eninde olan bir çukura defnedilmek üzere, yıkanıp, kefenlenip, üstün toprakla örtülerek, sesleri bulut gürültüsü, gözleri şimşek gibi olan Münker ve Nekirin sorularına maruz kaldığın, sağa sola seni silkeleyip korkutacakları zaman hâlin ne olacaktır?»

Hz. Ömer (Radıyallahû anh) Ey Allah'ın Resûlu! O zaman aklım benimle beraber mi olacak? diye sordu. Resûlullah (Sallallâhû Aley­hi ve Sellem) «Evet» deyince Hz. Ömer (Radıyallahû anh) «Üstesin­den gelirim inşaallah» dedi.

Amr bin As'ın. hadisi:

Müslim, Amr bin As (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiğine gö­re şöyle demiştir:

Benî defin edeceğinizde, üstüme toprağı şefkatla dökün. Bir de­ve yavrusunu kesmek, soymak ve etini parçalamak kadar bir vakit yanımda kalın ki sizinle ünsiyet edeyim ve Rabbimin elçilerine nasıl cevap vereceğim diye bakayım. Muâz'ın hadisi:

El-Bezzâr, Muâz bin Cebel (Radıyallahû anh)'den rivayet ettiği­ne göre Resûlullah (Sallalîâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«İçinde Kur'an okunan evin üstünde Nurdan bir çadır vardır. Denizin içinde ve kırda kılavuz olarak tâkib edilen parlak yıldızlar gibi gök ehli de o nuru takib edip ona uyarlar.

Kur'an sahibi ölünce o nur çadırı o evin üstünden kaldırılır. Se­mâdaki melekler bakarlar, fakat o nur çadırını görmezler.   ,

Melekler onu semadan semaya karşılar ve ruhunun üzerinde na­maz kılarlar. Sonra kıyamete dek ona istiğfar ederler.

Kur'ân-ı öğrenen her şahıs, gece bir an kalkıp namaz kılsa, o gece, ertesi geceye, namaza kalkması ve ona hafif gelmesi için mut­laka vasiyet eder. Ölünce de ehli techiziyle meşgulken, Kur'an güzel bir surette onun baş ucunda durur, kefenlerken de göğsü ve kefeni arasına yerleşir. Kabre bırakılınca da ona Münker ve Nekir gelir. O zaman yine Kur'an araya girmek üzere gelir. Onlar Kur'an'a bı­rak bizi bunu muhasebe edelim. Kur'an ise Kabe'nin Rabbi ile ye­min ederim. O benim arkadaşım ve dostumdur, onu yalnız bırak­mayacağım. Yapacağınız bir şey varsa yapın. Amma ben burdan ayrılmayacağım. Onu Cennete bırakıncaya kadar.

Sonra, Kur'an okuyucusuna dönerek:

«Ben çok sevdiğin, sesli ve gizli okuduğun Kur'an'ım. Ben dos­tunum ve ben kime dostsam Allah da ona dost olur. Münker ve Nekir sualinde sana artık bir endişe olmasın- der. Sonra, melekler gi­derler. Kur'an ve arkadaşı kabirde başbaşa kalır. Dünyada gece uy­kusuz kalıp, gündüzleyin meşakkate katlanıp bana saygı gösterdi­ğin gibi, sana güzel bir yatak ve elbise hazırlayacağım der ve kısa bir zamanda semaya yükselerek Allah'tan mezkur şeyleri ister. Al-lah'da icabet edip verir. Kur'an onları alarak altıncı gökten bin me­lekle sahibine ulaşır. Ve bir kaç dakika içinde geçen zaman için dahi halini sorar, tesellide bulunur. Kabri genişlenir. Ve onları sahibine amade eder. Ona kalk der. Melekler onu yumuşaklıkla kaldırırlar. Kabri dörtyüz senelik mesafe kadar genişlenir. Sonra melekUr onun için güzel döşenmiş yeşil ipekten döşekleri, altma sererler. İpek ku­maş başucuna ve ayak ucuna serilir ve o zinet eşyasıyla beraber, kabrinde kıyamete dek bir nur lambası yakılır.

Kur'an haşre dek her gün arkadaşının evine uğrar. Hâl ve du­rumlarını öğrenip ona bildirir. Ana çocuğuna sahip çıktığı gibi ona sahip çıkar. Çocuklarından biri Kur'an'ı öğrenmeye başlasa sahi­bine (arkadaşına) müjde verir.

Kötü bîr nesli varsa, ıslah olmaları için Kur'an duada bulunur.

Bu hadis gariptir. Senedinde meçhüllük ve kesiklik vardır.

îbn-ül-Mübarek Zühd»deibn-i Ebi Şeyfce ve Acûri «Şe-ıjiat»da ve Beyhhaki Ebu Derda (Radıyallahû anh)'dan rivayet et­tiklerine göre;

«Bîr adam,» ibnül-Mübarek'e, bana fayda verecek bir hayrı öğ­ret» dedi. O'da, ona cevaben, eğer başka bir şey istemiyorsan işte dinle! dedi.

Daracık yere düşüp senden ayrılmayı istemeyen dostların ora­ya seni bırakıp, toprakla üstünü örterlerken, sana iki melek gele­cek. Onlar, heybetli olup Münker ve Nekir denilen meleklerdir. Rab-bin, dinin ve peygamberin kimdir, diye seni muhasebeye tâbi tuta­caklar. İşte o vakit cevâbını verirsen, kurtulursun ve doğru yolu bul­muş olursun. Sen, bu zorluk ve korku ile beraber, ancak Allah'tan ve­rilen bir güçle buna muktedir olabilirsin.

Eğer bilmezsen, Allah'a yemin ederim ki helak oldun demektir ve büyük zarara girmiş sayılırsın.

Ebû Said (Radıyallahû anh)in hadisi;

Ahmed ve Bezzâr sahih bir senedle Ebû Saîd el-Hudri (Radıyal­lahû anh)'den rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellenı) ile beraber bir cenaze­de hazır bulundum. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) orar dakilere hitaben şöyle buyurdu:

Ey insanlar. Muhakkak ümmetim kabirde sorguya çekilecektir.

Mümin defn edilip, arkadaşlar onu yalnız bıraktıklarında ona elinde bir kamçı ile bir melek gelir. Kabirde onu oturtur. Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) için ne diyorsun, onu nasıl biliyorsun, diye sorar.

Mümin ise Allah'dan başka bir ilâhın bulunmadığına ve Mu-hammed'in onun elçisi olduğuna şehâdet ediyorum, der. Melek ona, doğru söyledin, der ve ona Cehenneme bir kapı açar, orada bir yer ona gösterir. Eğer iman etmeseydin bu senin yerin olacaktı. İman ettiğin için ona bedel işte sana cennette şu gördüğün menzil veril­miştir, der.

Cennetteki yerini gördüğünde, oraya gitmeyi arzular, fakat ona şimdi dur, denilir ve kabri çokça genişletilir.

Eğer kâfir ise veya münafık ise, ona «peygamber için ne diyor­sun» sorulunca o bilmem, yalnız onun için insanlar bir şeyler diyor-dular. Ona bilmeyesin denilir. Sonra Cennetten ona bir makam gös­terilir. Ve eğer iman etseydin o makam senin olacaktı. Şimdi ona be­del Cehennemde şu gördüğün yer sana verilmiştir, denilir. Kabri çok­ça daraltılır. Ve demir kamçüarıyla vurulur. Öyle ki ins ve cinden başka her şeyin işiteceği bir sesle bağırır.

Oradaki insanlardan bir kısmı, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'den sordular:

Ey Allah'ın Resulü, elinde demir kamçıyı gören herkes kork-

maya başlar, dolayısıyla cevaba güzelce muktedir olamaz, dediler. Resûlullah   (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

—  Allah o  zaman müminlere cesaret verir. Cevaba muktedir olurlar, diye buyurdu.

Rafi' (Radıyallahû anh) 'in hadisi:

Ebû Rafi'den Taberani ve Ebû Nuaymin rivayet ettiklerine gö­re;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) bir kabrin başından ge­çlerken üç sefer «yazık» dedi. Ben:

—Ne oldu yâ Resûlullah, bende mi bir şey gördün? dedim. Resûlullah  (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

—  Hayır, şu kabir var ya... Ben sahibinden soruldum, benden şüphe ettiği için kurtulamadı, diye buyurdu.

Yine Bezzar, Taberani ve Beyhaki Ebû Râfi'den rivayet ettik­lerine göre şöyle demiştir:

Bak  el-Garkad denilen yerde Resûlullah ile beraberdim. Ben Resûlullah'm  ardında  yürüyordum. Yüzümü  çevirdim.   Resûlullah

Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:

—  Hayır bilmeyesin, doğruyu bulamayasın! Ben:

—  Ey Allah'ın Resûlu ne yaptım, dedim. Resûlullah  (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :

—  Seni kastetmiyorum, dedi. Fakat şu kabirdekinden beni sor­ular. Beni tanımadığını söyledi. Onun için öldüğü günden beri kab­il ilk defin olduğu halde su ile ıslaktır, buyurdu.

Ebû Katâde'nin hadisi:

îbn-i Ebi Hâtem, Ebû Katâde (Radıyallahû anh)'den rivayet etâğine göre şöyle demiştir :

«Mümin ölünce kabrinde oturtulur. Ona Rabbin kim? denilir. O ise:

Rabbim Allah'dır, der.

Peygamberin kimdir? denilince!

Cevaben: Muhammed (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'dir der. Üç kere böyle sorulur. Sonra Cehennemden ona bir kapı açılır, işte iman etmeseydin orası senin olacaktı, denilir.

Sonra kendisine Cennetten bir makam gösterilir, burası senin­dir. Zira cevaba muktedir oldun, denilir.

Kâfir ise, kabirde oturtulur. Rabbin, peygamberin kimdir, soru­lur. O, bilmem der, ona bilmeyesin denilir. O, insanların bir şeyler söylediklerini işitirdim, der. Ona önce Cennetten bir makam göste­rilir, sonra Cehennemdeki yeri gösterilir, orası senindir. Zira cevap veremedin, denilir.

İşte «Allah Kavl-i sabit (lâ ilahe illallah) ile dünyada da ahi-rette de ehli imana sebat verir» mealindeki âyet-i kerimenin mânâsı budur.

Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh) 'in hadisi:

Tirmizi, Hasen gördüğü bir rivayetle ve ibn-i Ebi Dünya ve Acûri ve ibn-i Ebu Asım ve Beyhaki, Ebû Hüreyre'den rivayet ettiklerine göre;

Resûîullah  (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

Ölü kabre konunca siyah ve mavi iki melek gelirler. Birine Mün-ker, diğerine Nekir denilir, ona o adam için ne diyordun? diye sorar­lar. O ise şehâdetini getirerek cevap verir. Onun için kabrini geniş­letir, aydınlatırlar. O bu durumunu ehline haber vermek için onlar­dan izin ister. Ona «hayır gelin uykusu gibi uykuya dal, denilir. O da dirilinceye kadar öyle yatar.

Eğer o ölü münafık ise, şöyle der:

insanların o zât hakkında bazı şeyler söylediklerini işittim. Ben de onlar gibi diyordum. Başka bir şey bilmiyorum. O iki melek de, biz senin öyle dediğini biliyorduk derler. Bunun üzerine onu sıkmak için yere emir verilir. Kaburgaları birbirinden geçecek şekilde yer onu sıkar. Ve Kıyamet gününde Allah onu kaldırmcaya kadar öy­lece azap içinde kain Taberani «Evsat»da ve Merdeveyh, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh) 'den rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Resûîullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) ile beraber bir cenaze ihtifalinde bulunduk. Defni bitip insanlar dağılınca, şöyle buyurdu s

— Şimdi onların ayak seslerini işitir. Ona Münker ve Nekir gel­diler. Gözleri bakır kazanları gibi, dişleri öküz boynuzuna benzer. Gök gürültüsü gibi sese sahiptirler. Onu oturturlar. Ona neye iba­det ettiğini, peygamberinin kim olduğunu sorarlar. Eğer Allah'a iba­det edenlerden ise; ben Allah'a ibadet ederdim. Peygamberim ise Mu­hammed (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'dir. Bize mucizeler gösterdi. Biz de ona inandık ve ona uyduk, der.

İşte «Allah iman edenleri kavli sabit ile dünyada da âhirette de korur» mealindeki âyetin mânası böyle gerçekleşmiş olur.

Ona denilir ki, imanla dünyaya geldin. Ve imanla öldün. Ve iman üzere dirileceksin. Sonra kabrinden ona Cennete bir kapı açı­lır.

Eğer şüphede ise, bilmem der, yalnız insanların söylediklerini söylerdim, der. Ona, şüphe ile geldin ve şüphe üzere öldün ve şüphe üzere dirilesin, denilir. Sonra ona cehnneme bir kapı açılır. Üstüne öyle akrep ve yılanlar musallat olur ki, şayet birisi dünyaya tifürse, dünyada hiç bir şey bitmez. Ve onu sıkmak için yere emir verilir. Onu öyle sıkıştırır ki, kaburgaları birbirinden geçer.

Hennâd, «Zühd»de ibn-i Ebi Şeybe, ibn-i Cerir, ibn-i Münzir, ibn-i Hibban, Taberani, ibn-i Merdüveyh, Hakim, Beyhaki, Ebu Hüreyre (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiklerine göre, Resûîullah (Sallallâ­hû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«Allah'a yemin ederim ki, ölü kabre konulunca dönen teşyicî-lerin ayak seslerini işitir. Mümin ise, namazı baş ucunda, zekâtı sa­ğında, orucu sol tarafında ve iyilikleri ise ayakları yanında durur.

Sorgu meleği baş ucuna gelmek ister. Namazı, hayır benden ge­çit yoktur. Sağında zekât, solunda orucu, ayak ucunda iyilikleri biz­den de geçit yok, derler.

O vakit melek ona otur, der. O da oturur. O an ölüye göre gü­neş batmak üzeredir. Ona senden soracaklarımıza cevap ver, denilir. O ise meleğe, bırak beni, akşam namazını kılayım da ondan sonra benden sor, der.

Melek ona, şimdi kılarsın, sorduklarımıza cevap ver. Ölü neyi soruyorsunuz, der.

Melek, ona, sen içinizdeki adama ne dersin. Ölü, «Ben onun Al­lah'ın Resulü olduğuna şehâdet ederim, getirdiği âyetleri tasdik et­tik ve ona uyduk» der.

Melek ona, Evet, doğru söyledin. Bu iman üzere geldin ve iman üzere gideceksin ve o şekilde de haşrolacaksın. Bundan sonra gözü kestiği kadar kabri genişlenir.

İşte bu ölüde Allah'ın şu sözü tahakkuk eder:

«Allah, dünyada da Ahirette de ehl-i imana Kavl-i sabit ile kuv­vet verir.»[7]

Sonra, ona Cehennemden bir kapı açılıp, bir mekân gösterilir ve eğer iman etmeseydim bu gördüğün senin olacaktı, denilir. O zaman ölünün neşesi daha da artar.

Bunun ardında Cennet'den bir yer ona gösterilir. îşte bu Allah'ın sana hazırladığı bir yerdir» denilir ve o, daha da sevinir.

Cesedi toprağa dönüşür. Ruhu da Cennette ağaç üstünde duran yeşil bir kuşun içine girer, orda gezer.

Kâfir ise, etrafında koruyucusu olmaksızın melek kendisine va­rır. Korkulu bir şekilde oturtur. ResûluUah'ı ondan sorarken, ismini bilmpz. Ona bilmeyesin, denilir. Böyle yaşadın ye böyle haşr olacak­sın, denilir. Kabir ona daralır. Kaburgaları birbirine girer. İşte Al­lah'ın şu sözü bunda böyle gerçekleşir.

Kim ki benim zikrimden yüz çevirirse ona dar bir hayat var­dır. Ve kıyamet gününde kör olarak haşredilecektir.»  [8]

Ona önce Cennetten bir makam gösterilir. Ve eğer iman etsey-din bu senin olacaktı, denilir. Ve cehennemden Allah'ın ona hazır­ladığı yeri gösterirler M hayret ve feryadı daha da artar. Ebû Ömer ed-Darir dedi ki: Hammad bin Selemeye dedim :

Yukarda bahsedilen kişi ehli Kıbleden mi? O evet dedi. Ebu Ömer dedi ki;

O insan şehadet getiriyordu. Fakat inanmadan, insanlardan İşittiği gibi söylüyordu. İman onda bir bilgi olarak kalbine yerleşme­mişti.

Taberani   «Evsat»da Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh)'dan ri­vayet ettiğine göre:

Kabirde melek ölüye, baş ucundan gelmek istediğinde, Kur'an okuyuşu, ayaklan yanından gelmek istediğinde, sadakaları, sağ ve solundan gelmesinde ise, camiye gitmesi o meleğe engel olur.

Sabır kenarda durup, şöyle der: Eğer bir açık kapı bulsaydım ona da ben bakardım.

îbn-i Ebi Dünya, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh) 'dan rivayet et­tiğine göre şöyle demiştir:

Meyyit kabre konulduğu zaman iyi amelleri ona gelir. Etrafını tutarlar. Azap ona başucundan gelse, Kur'an kıraati, karşısına çı­kar. Ayakları tarafından gelse, namaza kıyamı karşısına çıkar. El­leri tarafından gelse,

Vallahi biz ancak, sadaka ve dua için uzanırdık. Sana (ey azap) yol veremeyiz, derler. Azap ağzı tarafından gelmek istediğini zaman, zikir ve oruç ona karşı gelirler.

Ravi dedi ki; namaz dahi karşı gelir.

Sabır kenarda durur. Eğer açık bir gedik bulsaydım, ona da ben karşı gelirdim.

Böylelikle, onun salih amelleri, kişinin akrabası kendisini sa­vunduğu gibi, onu savunurlar.

Bunun üzerine ona, uyu! Cenab-ı Hak senin bu yatağını mü­barek kılsın.

Ne iyi dostların var. Ve ne iyi arkadaşların vardır! denilir.

îbn-i Ebi Dünya ve ibn-i Mende, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh) '-dan rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

Mümin sekerâta girdiği ve ruhu cesedinden çıktığı vakit, melek­ler şöyle der: Güzel ruh, güzel bir cesetden çıkmıştır.         

Evinden kabrine götürüldüğü vakit, ister ki, onu çabuk götür-sünler. Kabrine bırakıldığı zaman biri gelir, başından tutmak ister. Onun secdesi onunla o gelen arasına girer. Karnından tutmak ister. Oruç araya girer. Elini tutmak isteyince sadaka araya girer. Aya­ğından tutmak isteyince namaza kıyamı ve ayaklarıyla camiye yü­rümesi araya girer.

Bundan sonra, Mümin daha asla korkmaz. Korkutmak için han­gi yaratık gelse de...

Sonra Cennetteki makamını ve Allah'ın ona hazırladığı şeyleri görünce, Allah'ım beni menzilime kavuştur, der. Ona: Git, gözün aydın olarak yat. Daha sana kavuşması gereken kardeşlerin vardır, denilir.

Kafir ise, sekerata girip, ruhu cesedinden çıkınca, melekler: Ne pis bir ruh, ne pis bir cesetten çıkmış! Evinden kabre götürüldüğü zaman geciktirilmesini ister. Ve beni nereye götürüyorsunuz, diye bağırır.

Kabrine konulup, Allah'ın Ona hazırladığı Cehennemi görünce Allah'ım! beni geri gönder ki tevbe edip iyi ameller işleyeyim» der... Ona sen çok yaşadın denilir. Sonra Kabri daralır, kaburgaları bir­birinden geçer. Ürkülmüşün uykusu gibi bir uyku ile uyur ve irki-lir. Yerin akreb ve yılanları her taraftan ona hücum eder.

Bezzâr ve İbn-i Cerir «Tehzibü'l-Asâr»da Ebû Hüreyre (Radı-yallahû anh) 'dan ki Resûlullah'a nisbet etmiştir rivayet ettik­lerine göre şöyle demiştir:

Mümin başına ölüm gelip de gördüğünü görünce ruhunun çık­masını ister. Allah da onu huzuruna almayı sever.

Müminin ruhu göğe yükseltilir, diğer müminlerin ruhları gelip ondan dünyada tanıdıklarını sorarlar. O, ben filanı (dünyada) bırak­tım deyince, tuhaflarına gider. Ve filan öldü deyince diğer ruhlar, onun ruhu bize getirilmedi. Demek ateş arkadaşlarının ruhları içi­ne götürüldü, derler.

Mümin, kabrinde oturtulur. «Rabbin kimdir?» diye melek ona sorar

O, «Rabbim Allah'dir» der. Melek; ^Peygamberin kimdir?» der.

O «Peygamberim Muhammed'dir» der. Melek»

«Dinin nedir?» diye sorunca;

O «dinim İslam'dır» der.

Bunun üzerine ona kabrinden bir kapı açılır. Ona, makamına bak ve gözlerin dinmiş olarak yat. Kıyamet gününde Allah onu di­riltince sanki, hafif bir uyku kestirmiş gibi kalkar.

Eğer o ölü, Allah'ın düşmanı ise, ölüm ona gelip, o, gördüğünü görünce asla ruhunun çıkmasını istemez. Allah da onu huzuruna almak istemez.

Kabrinde oturtulup «Rabbin kimdir?» denilince O «bilmem» der. Ona «bilmeyesin» denilir. «Peygamberin kimdir?» denilince, yine «bil­mem» der. Ona «bilmeyesin» denilir. Ona da kabrinden Cehenneme bir kapı açılır. Ve öyle bir darbe yer ki, ins ve cinden başka herşey işitir. Sonra ona ırkilmişin uykusu gibi bir uykuya dal denilir. Son­ra kabri ona öyle daralır ki, kaburgaları birbirine geçer.

İbn-i Ebi Dünyâ, Ebû Hüreyre (Radıyaîlahû anh) 'den rivayet et­tiğine göre;

Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Hz. Ömer (Radıyallâ-hû anh) 'e:

—  Ey Ömerl Münker ve Nekir'i göreceğin zaman halin ne olur, bilir misin? dedi.

Hz. Ömer (Radıyallâhu anh) :

—  Münker ve Nekir nedirler? dedi. Resûlullah (SaHalâhû Aleyhi ve Sellem) :

—  Onlar kabirde sorgu   melekleridirler.   Sesleri gök gürültüsü, gözleri şimşek gibi, saçları yerde çekilir, dişleriyle yeri kazarlar. Ve bir cemâatin yerden kıpırdatamayacağı bir demir sopayı da yanların­da bulundururlar, buyurdu.

îbn-i Mâce, Ebû Hüreyre (Radıyallâhu anh) 'dan rivayet ettiğine göre, Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular:

«Ölü kabre bırakılır. Salih kul kabirde korkusuz bir şekilde otu­rur. Ve ona «kimlerdensin?» denilince j

O «Ben İslâmı kabul edenlerdenim» der. Peygamber hakkında sorulunca:

«Allah'ın Resulüdür, Kur'an'la gelip kendisini tasdik ettik.» Son­ra ona;

«Allah'ı gördün mü?» denilir. O ise;

«Hayır kimse onu görmeye muktedir olamaz» der. Sonra birbiri­ni yiyen ve yakan Cehenneme bir pencere ona açılır. «Allah yârdı-miyle ondan korunduğun Cehenneme bak» denilir.

Daha sonra ona Cennetten bir pencere açılır. O da, o yerin gü­zelliğine bakar, ona «İşte orası senindir». Yine ona şöyle deniliri «Yakın üzere idin. Yakın üzere de öldün, inşaallah yakın üzerine de haşr olacaksın.» denilir.

- Kötü adam ise korkulu, çarpılmış bir tarzda kabirde oturur. Ona da «kimlerdensin» denilince. «Bilmem» der. Ve ona «Peygamber için ne bilirsin» denilince de «Bilmem, insanlar onun için bir şeyler di­yorlardı, ben de öyle derdim» der.

O vakit önce Cennetten bir pencere ona açılır. Güzelliğini tema­şa eder. Ve ona, «orası senin olacaktı amma sana nasib olmadı» de­nilir. Daha sonra da Cehennemden de ona bir pencere açılır. Birbi­rini yiyen o cehenneme bakar, ona «Orası senin karargâhındır» de­nilir.

Sonra ona: «Şek ve şüphe üzere idin. Öyle de öldün ve öyle haşr olacaksın» denilir.

Esma'nın hadisi:



__________________
HAKİKATİ NERDE BULURSAN AL..
Yukarı dön Göster ebuzer's Profil Diğer Mesajlarını Ara: ebuzer
 
Alperen
Admin Group
Admin Group
Simge

Katılma Tarihi: 09 nisan 2005
Gönderilenler: 2974
Gönderen: 04 nisan 2006 Saat 02:18 | Kayıtlı IP Alıntı Alperen

Kur'andaki İslamda Ne Kabir Alemi var, ne de Kabir Azabı.

Kabir azabı var mıdır?

 

 

 



__________________
Yunus 105. Şu da emredildi: "Yüzünü dine bir hanîf olarak çevir. Sakın müşriklerden olma!"
Yukarı dön Göster Alperen's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Alperen
 
Huysuz Melek
Katilimci Uye
Katilimci Uye
Simge

Katılma Tarihi: 18 mart 2006
Yer: United States
Gönderilenler: 75
Gönderen: 04 nisan 2006 Saat 05:36 | Kayıtlı IP Alıntı Huysuz Melek

Masallah Kabir azabi muhabet, bir edebiyat turu olmus. Uydurmanin siniri yok. Binbir gece masallari gibi 1001 kabir muhabeti ve msallari cikarilmis. Hatta bazilari oyle ballandira balandira anlatiiyor ki, etkisinde kalmamak cok zor.

Yukarı dön Göster Huysuz Melek's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Huysuz Melek
 
TİYERİLİ
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 05 nisan 2006
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 113
Gönderen: 21 nisan 2006 Saat 15:08 | Kayıtlı IP Alıntı TİYERİLİ

KABİR HAYATINA DAİR(!)

sözde kabir hayatı yada kabir azabıyla ilgili kurandan örnek verme yoluna gitmeyeceğim.çünkü konuyla ilgili fikir beyan eden arkadaşlar zaten benim örnek olarak sunacağım ayetleri zaten benden önce belirtmişler.olayın temcit pilavına dönmemesi için tekrar aynı hususları dile getirmeyeceğim.ben konuya akıl ve mantık çerçevesinde yaklaşmak istiyorum.

on bin sene önce ölen bir müşrik kıyamete kadar(mesela kıyamet 500 yıl sonra kopacağını düşünelim)onbin beşyüz yıl kabirde azap çekecektir haliyle.ama kıyametin kopmasından 5 saat önce ölen bir müşrik ise sadece 5 saatlik bir azapla kabir azabından paçayı yırtmışmı olacak?o zaman nerede ilahi adalet diye soru aklımıza takılır.aynı şekilde 10 bin yıl önce ölen bir mümin ile kıyametin kopmasından 5 saat önce ölmüş olan bir mümin için kabirdeki cennet bahçesi olayından istifade etmeleri bakımından bir adaletsizlik söz konusu olmayacakmı?

bunun yanısıra bir zamanlar içersinde yer aldığım bazı tarikat oluşumlarında kabre konulan bir müridin kabir sorgusu yapılırken,mürşid oraya gelir ve müridine bir nevi kopya vererek kabirdeki sorguda ona yardımcı olur ve kabirdeki meleklerin o müride azap vermesine mani olurmuş.peki bu kabir azabı mademki hak ve gerçektir,bu kabir azabı tüm insanlar için geçerlidir,o halde bu şeyh efendiler öldüklerinde kimden kopya alacaklar.onların azap görmesine kim engel olacak?ve bu şeyh efendilere kabir meleklerine deyim yerindeyse posta koyma yetkisini kim vermiştir?

 mesela peygamberimiz hangi sahabi efendimiz için kabir azabından muaf tutulması için böyle bir uygulama yapmıştır?hangi sahabi vefaat ettiğinde peygamberimizin ruhaniyeti hangisinin kabri içine girip münker ile nekire o sahabenin kabir azabından muaf olmasını telkin etmiştir?

 günahkar bir tarikat ehli bir insan takva yönünden allah katında kendinden belkide daha üstün olan ama tarikat ehli olmayan bir müslümana göre daha avantajlı duruma gelmiyormu?dört dörtlük bir islami hayat süren ama tarikata bağlı olmayan bir müslümanın sırf bir şeyhe intisap etmediği için azap görmesi,ancak ondan allah katında takva olarak daha aşağıda olduğunu varsaydığımız bir tarikat erbabı sırf bir şeyhe intisap ettiği için kabir azabından muaf tutulması Cenab-ı Allahın ilahi adaletiyle(haşa)çelişmiyormu?

 



__________________
TİYERİLİ
Yukarı dön Göster TİYERİLİ's Profil Diğer Mesajlarını Ara: TİYERİLİ
 
Alperen
Admin Group
Admin Group
Simge

Katılma Tarihi: 09 nisan 2005
Gönderilenler: 2974
Gönderen: 22 nisan 2006 Saat 11:18 | Kayıtlı IP Alıntı Alperen

TİYERİLİ Yazdı:

bunun yanısıra bir zamanlar içersinde yer aldığım bazı tarikat oluşumlarında kabre konulan bir müridin kabir sorgusu yapılırken,mürşid oraya gelir ve müridine bir nevi kopya vererek kabirdeki sorguda ona yardımcı olur ve kabirdeki meleklerin o müride azap vermesine mani olurmuş.peki bu kabir azabı mademki hak ve gerçektir,bu kabir azabı tüm insanlar için geçerlidir,o halde bu şeyh efendiler öldüklerinde kimden kopya alacaklar.onların azap görmesine kim engel olacak?ve bu şeyh efendilere kabir meleklerine deyim yerindeyse posta koyma yetkisini kim vermiştir?

Selam Dostlar

Sevgili Tirilyeli, aynı masalları bana da ezberletmişlerdi zamanında. O zamanlar sarığı başında, cübbesi sırtında, beşyüzlük tesbihi elinde ve virdü-ezkarı dilinde koyu bir tarikatçıydım.

Masal masal üstüne. Birileri uydurmuş bir yalan, onun üzerine uydurulmuş bin yalan.

Kişi kabre konduğunda Münker-Nekir melekleri gelecekmiş ve Rabbin Kim, Peygamberin Kim, Kitabın Hangisi diye soracakmış. Bilirsen ne ala, bilemezsen yandın. İşte bu esnada dünyada kendisine intisab ettiğin şeyhin ayakucunda belirecekmiş. Üstte imam efendi veriyor telkini, altta ise efendi hazretleri. Yani yardım yardım üstüne.

Melek soracakmış "Rabbin kim" diye şeyhin kopya verecekmiş "Rabbim Allah'tır de" diye. Düzene bakın düzene. Bu kadar hikaye sonrasında haydi koşalım bağlanalım her birimiz bir kutlu efendiye. Yoksa yanar kavruluruz kabirde.

Sapkınlık bu kadarla da sınırlı değil tabiki. Şeyhin "Allah'a rağmen" müridini koruyup kollaması ve kopya-mopya dümenleriyle müridine tüm sınavları geçirmesinin başka ayakları da var. Sırat Köprüsünde çekilen kıyaklar ve Mizan Terazisinde çaktırmadan yapılan torpiller.

Arkadan da "şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır" zırvaları.

Allah'a kul olabilmek ve Ahirette mutluluğu yakalayabilmek ancak ve öncelikle birilerine kul-köl olmaya bağlıymış. Pehhh.

Gözümüz açıldı birkez, bilginin anında paylaşıldığı ve detaylarıyla özgürce tartışıldığı günümüzde artık bu zırvaların yeri tarihin çöp sepetidir ancak.

Artık efendicilik devri kapanmalı, artık onların her sözüne "amenna ve saddekna" deyiveren insanlar kalmamalı. Bilgilenmenin önünün alabildiğine açıldığı bir devirdeyiz. Artık bilgi birilerinin tekelinde değil. Artık okur-yazar oranı %1 değil. Devir birilerinin laflarını kutsama devri değil, tartışma ve aklederek benimseme devri.

Atalarımızın elinde bizimki kadar imkan yoktu da kandılar bazı zırvalara ya bizlere ne oluyor Allah aşkına...

 



__________________
Yunus 105. Şu da emredildi: "Yüzünü dine bir hanîf olarak çevir. Sakın müşriklerden olma!"
Yukarı dön Göster Alperen's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Alperen
 
TİYERİLİ
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 05 nisan 2006
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 113
Gönderen: 22 nisan 2006 Saat 12:20 | Kayıtlı IP Alıntı TİYERİLİ

TİRİLYELİ DEĞİL TİYERİLİ OLACAK DOSTUM



__________________
TİYERİLİ
Yukarı dön Göster TİYERİLİ's Profil Diğer Mesajlarını Ara: TİYERİLİ
 

Sayfa Sonraki >>
  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Sizin yetkiniz yok foruma yeni mesaj ekleme
Sizin yetkiniz yok forumdaki mesajlara cevap verme
Sizin yetkiniz yok forumda konu silme
Sizin yetkiniz yok forumda konu düzenleme
Sizin yetkiniz yok forumda anket açma
Sizin yetkiniz yok forumda ankete cevap yazma

Powered by Web Wiz Forums version 7.92
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide
hanif islam

Real-Time Stats and Visitor Reports Sitemizin Gunluk, Haftalik, aylik Ziyaretci  Detaylari Real-Time Stats and Visitor Reports

     Sayfam.de  

blog stats