HANiFDOSTLAR.NET

 

Kuran Müslümanı
 

(Şahıs odaklı din anlayışından Allah odaklı din anlayışına...)

Ana Sayfa Hanif Mumin  Iste Kuran Kurandaki Din  Kur'an Yolu  Meal Dinle Sohbet Odasi Hanifler E- Kitaplik Kütüb-i Sitte ?  ingilizce Site Kuran islami Aliaksoy Org  Hasanakcay Net Tebyin-ül Kur'an Önerdiğimiz Siteler Bize Ulasin

 

- Konulara Göre Fihrist

- Saçma Hadisler

- Hadislerin-Sünnetin İncelemesi

- Haniflikle İlgili Sorular Cevaplar

- Misakın Elçisi Kim?

- Kuranda Namaz/Salat

- Onaylayan Nebi

- Kuranda Namaz/Salat

- Enbiya 104

- Kuranda Yeminler

- Adem Hakkında Sorular

- Ganimetleri Resulün Eline Nasıl Vereceğiz?

- Allahın ındinde YIL ve DOLUNAYLAR

- Abese ve Tevella

- Hadisçilerce Tahrif Edilen Ayetler

- Mübarek Yer, Mübarek Vakit

- Arkadaş Peygamber

- Kuranın İndirilişinden Günümüze Gelişi

- Bir Türban Sorusu

- Kuran ve Bize Öğretilenlerin Farkı

- Namazın Kılınışı

- Hadislere Göre Namaz

- Kuranda Salat Namaz mıdır?

- Kuran Yetmez Diyen Uydurukçular

- Bizler Hanif Dostlarız

- Sahih Hadis mi İstersiniz?

- Hakkı Yılmaz'ın Tebyin Çalışması

- Kur'anı Anlamada Metodoloji

- Tarikatçıların Çarpıttığı Birkaç Ayet

- Nasıl Kur'an Okuyalım?

- Kur'anı Kerim Nedir?

- Kur'anda Oruç

- Allah'sız Bir Din ve Allah'sız Bir Kur'an İnancı

- Kuransız Bir İslam Anlayışı ve Müşrikleşme

- Meal Çalışmasına Davet

- Allah Şahit Olarak Kafi Değil mi?

- Doğru Hadisleri Ne Yapacağız?

- Kur'andaki Muhammed ve Peygamberlerin Misyonu

- Mahrem, Avret, Ziynet

- Nur Suresi Çeviri-Yorum

- Cilbab

- Resule İtaat Ne Demektir?

- Hadis Kalburcuları ve Kalburları

- Kur'anı Kerim'in İndiriliş Gayesi

- Kur'anda Amellere Karşı Cahili Yaklaşım

- İslamdışı İnanışlara Kur'andan Örnekler

- Biri Şu Haram Üretim Tesislerini Kapatsın

- Tasavvufta İslam Var mı?

- İslamda Delil Sorunu

- Kurban Kesmek

- İlahi Hitabın Serüveni

- Ecel Nedir?

- Şirk, İşrak, Müşrik, Müşareke, Müşterik

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Peygamberlere Karşı Rabbani Yaklaşımlar

- Salat-ı Tefriciye yada Zikri Çarpıtmaya Bir Örnek

- Mucize Nedir?

- Ayrılıkların Nedenleri

- Sıfır Hata veya Kur'an

- Haniflik Nedir?

- Rabıta İle Şeyhlere Tapanlar

- Hadis Zindanının Mezhepçi Mahkumları

- İslam Dininin Öğrenilmesinde Kaynak Sorunu

- Fasık ve Münafıkların Genel Tanımlaması

- Hadisler, Hıristiyanlık ve Selman Rüştü

- Kur'anı kerim'in İndiriliş Gayesi

- Müstekbirlere Karşı Cahili Yaklaşım

- Halis-Hanif İslam

- Kur'anda Şefaat

- Fuhuş Tellalı Tefsirciler

- Hayızlıyken Neden Namaz Kılınmasın?

- Cebrail, Vahiy, Melek

- Dindarlıkta Müşrikleşme Temayülü

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Yaratılış, Adem, Havva

- Kur'an Yerel mi, Evrensel mi?

- Reform Dinde mi, Dindarlıkta mı?

- Ne Mutlu Tağutu Olmayanlara

- Peygambere Saygı(?)

- Hadislere Kanıt Diye Gösterilen Ayetler

- Allah Nazara Karışmadı mı?

- Kur'anı Kerimle Amel Etmek Mümkün mü?

- Kur'anda İnkar Edenlerin Vasıfları

- Müminlerin Vasıfları

- Allah'ın Vasıfları

- Kur'anın Vasıfları

- Dine Karşı Cahili Yaklaşımlar

- Kur'an Merkezli Din

- İrin Küpü Patladı; Mevlana

- Hurafe ve Bidatlar

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Hz. İsa'nın Ölümü

- Allah'ın Mesajının Adı: Kelamullah

- Allah'ın Resule Uyarıları

- Kur'ana Göre Tenkit ve Eleştiri Nasıl Olmalı?

- Kur'anda Sevgi

- Sofuların Devlet Desteğiyle Desteklenmesi

- Hans Von Aiberg Aldatmacası

- Kabir Azabı Safsatası

- Kur'an Kıssalarının Önemi; Masal Değiller

- Kur'anda Toplumsal Sünnetler

- Tefsirde İsrailiyyat

- Kardeş Evliliği Olmadan Çoğalma

- Hans Von Aiberg Tutuklandı

- Kur'anda Tevbe Kavramı

- Yaşar Nuri Öztürk'ün Yorumuyla Namaz

- Karadelikler; Bir Büyük Yemin

- Mezhepçilerin Ümmi Açmazı

- Kabe Nedir? Mekkede midir, Kudüste mi?

- Kur'anda Ruh Kavramı

- Kur'anda Nefs Kavramı

- Amin Kavramı ve Putperestlik

- Diyanet İşleri Başkanlığının Sitemize Cevabına Cevaplar

- Resul ve Nebi -1

- Resul ve Nebi -2

- Sapık Bir Fırka: Hansçılar

- Cihad mı, Çapulculuk mu?

- Kur'an Deyip Namazı Yok Sayanlar

- Cennete Sadece Müslümanlar mı Girecek?

- Kur'anda El Kesme Cezası var mı?

- Nazar veya Göz Değmesi Var mı?

- Şehadet Getir, Münafık(?) Ol

- Kur'anda Eleştiri Metodu

- Hacc Mekkede mi, Bekkede mi?

- İslami Tebliğde Kur'an Metodu

- Saptırılan Kavram: Mekruh

- Kur'anda Cuma Namazı var mı?

- Of Be Kader, Allah mı Suçlu Yoksa Biz mi?

- Kader Açısından Cebir ve İhtiyar

- Baban Peygamber Olsa Ne Yazar

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Vahdet-i Vücud, Şirkin Alası

- Tasavvufi Bilginin Kaynağı Vahiy mi?

- İslam'da Resullük Son Bulmuştur

- Teveffi Kelimesi ve Arap Dili

- Tasavvuf Üzerine Düşünceler

- Nefis Mertebelerinin İç Yüzü

- Allah Rızası Anonim Şirketi; Tarikatlar

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -1

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -2

- Nakşi Şeyhi Allah'ın Avukatı mı?

- Kur'anda "ve+la" Öbeği

- Putlar ve Tapanlar

- Son Peygamberimizin Okuma Yazması

- Mesih ve çarpıtılan Bir Ayet

- Hac İzlenimleri

- "Üzerinde 19 var" da Son Nokta

- Secde Emri

- Kur'andaki Hac

- Aracıların Gaybı Bildiği İnancı

- Tarikatçı - Müşrik Karşılaştırması

- Gazali'nin Kadına Bakışı

- Kur'anda Kadına Verilen Önem

- Başörtüsü Allah'ın Emri Değil

- Başörtüsü Takmak Kur'anda Var mı?

- Kur'anda Kadın Dövmek Var mı?

- Cariye, Köle; Utanmaz Mealciler

- Kadına Yönelik Şiddet

- Sünnet Edilen Kızın Öyküsü

- Erkekçe ve Kadınca Meal Konusu, Nebe 33. Ayet

- Harem - Selamlık Kimin Emri?

- Zina, Evlilik ve Örtünme Adabı

- Cariyeleri Aç, Hür Kadınları Kapat (!)

- Çok Eşliliği Yasaklayan Ayetler

- Kur'ana Göre Evlilik Hukuku

- 2 Kadın = 1 Erkek, Uydurma mı?

- Danimarkalı mı Sapık, Buhari mi?

- Ebu Hanife, Cariyenin Avreti

- Nisa 25, Hür Kadın ve Fahişe İfadesi

- Maymunların Hadisi ve Recm Vahşeti

- Hz. Muhammed'in Tebliği

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Angarya Haline Getirilen İbadet

- Buhari'nin Hadislerini Buhari Yazmamıştır

- Hadis ve Sünnet Gerçeği

- Uydurma Hadisler, İslamın Kara Boyası

- Hadisler Dinin kaynağı Olamaz

- Uydurmaların Sınırı Yok; Şeytan Geyiği

- Beşeri Hükümler Neden Kutsal Oluyor?

- Hadis - Kur'an Çelişkisi

- Kur'anda/Dinde Olanlar ve Olmayanlar

- Cehennem'den Çıkış Yok

- Kur'anda Tağut

- Ebu Hureyre Gerçekte Kimdir?

- Hadis - Mantık Çelişkileri

- Kurban ve Kurban Bayramı Nereden Geliyor?

- Hadislere Göre Kur'an Eksiktir

- Bildiri: İslam Anlayışında Reform

- Arapça mı, Arap Saçı mı?

- Koca mı Üstün, Allah mı?

- Esbab-ı Nüzül Komedi Hadisleri

- İşte Geleneğin Dini

- Ulul Emir İle Kim Kastediliyor?

- Kul Hakkı

- Yezidi Bir Gelenek: Aşure Tatlısı

- Hz. İbrahim'den Asrımıza Dersler

- Taklitçiliğin Boyutları

- Seb-ul Mesani Nedir?

- Kelle Sayılarak Gerçek Bulmak

- Kıyamet - Mahşer Günü ve Sonrası

- Kur'anda Namaz Vakitleri

- Kur'anda Cuma Konusu

- Salih Olmak Yetmez

- Hudeybiye Anlaşması Uydurma mı?

- Kitap Yüklü Eşekler

- Kur'andaki Hac

- Hz. Nuh'un Oğlu Kimdi? İftira mı?

- Ruhun Ağırlığına Başka Bakış

- Hz. İbrahim Yalancı Değildi

- İncil'de Kadına Bakış

- Şirkin Büyüğü Küçüğü Olur mu?

- Kur'andaki Abdest ve Hijyen

- Din de Bir Araçtır

- Kur'an Okumanın Zararları

- Kur'anda Dua Ayetleri

- Kur'anda Tarih Kavramı ve Bilinci

- Şekilsel Secde Kur'anda Yok mu?

- Salat ve salatı İkame

- Kur'andaki Emr Kavramı Üzerine

- Dindar İnsanlar Şirk Koşar

- Alak Suresinin İlk Beş Ayeti

- Men Arefe'nin Çözümü

- Kur'andaki Av Yasağı

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Din Büyüklerini Tanrılaştırma

- Allah'a ve Muhammed'e Değil

- Kur'andaki Örnek Tevekkül

- Şekilsel Rüku Kur'anda Yok mu?

- Hz. İbrahim Kuşları Kesti mi?

- Ehli Sünnet Dininin Anayasası

- İnsan Allah'ın Halifesi mi?

- Kur'an Üzerinde Düşünmek

- Şirkin Kuyusuna Düşenlere Uyarılar

- Kur'an Ölülere Okunmak İçin mi İndirildi?

- Ayda Okunan Kur'an Masalı

- Hz. İbrahim, Safa ve Merve Masal mı?

- "Haç"er-ul Esved (!)

- Mevlana Sahte Bir Peygamber Değil mi?

- Tasavvufun Tanrısı İki Zıttır

- Kur'andaki Tasavvuf: Teveccüh

- Önce Batıl ve Hurafe İle Savaşalım

- Resuller Haram Kılamaz mı?

- Elçi Muhammed ile İnsan Muhammed'in Farkı

- Tarikatlarda Aracılar Rezaleti

- Nur Suresi 31. Ayet Nasıl Çarpıtılıyor?

- Sırat Kıldan İnce, Kılıçtan Keskin mi?

- Kur'anda Zalimler

- Bütün Mehdileri Çöpe Atıyoruz

- Kur'ana Göre Ramazan Ayı ve Haram Aylar

- Tasavvufçuların İlahı; Varlık ve Yokluk

- Tasavvufçuların Küçük Putları

- Sünnet Etmek yaratılışı Değiştirmedir

- Son Peygamberimizin Mektupları

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Mescid-i Aksa Nerede?

- Büyük Kandırmaca: Hadis

- Kur'an Neden Arapça Olarak İndirilmiştir?

- Kimin dini? Kimin Kitabı? Kimin Meali?

- Evliya Kelimesinin geçtiği Ayetler

- Şimdiye Kadar Yaşanan İslam

- Ayın Yarılması Diye Bir Mucize Yoktur

- Kabe Dikili Taş Değil mi?


Up | Down | Top | Bottom
 
Şu da emredildi: Yüzünü dine bir Hanif olarak çevir. Sakın müşriklerden olma.

Yunus Suresi 105

Ben bir Hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden değilim ben.

Enam Suresi 79

İbrahim ne bir Yahudi idi, ne de bir Hıristiyan. O sadece hanif bir müslümandı. O müşriklerden değildi.

Ali İmran Suresi 67

Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlıbaşına bir ümmetti; bir Hanif olarak Allah'ın önünde eğiliyordu. Müşriklerden değildi.

Nahl Suresi 123

De ki Allah doğrusunu söylemiştir / vaadinde sadıktır.Haydi artık Hanif olarak İbrahim'in Milleti'ne uyun! Müşriklerden değildi o.

Ali İmran Suresi 95

Allah'a ortak koşmadan, Hanifler olarak... Allah'a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir.

Hacc Suresi 31


Up | Down | Top | Bottom

HABERLER

 

 








 

 

  Hanif Islam

 

Kur'an Çalışmaları
 Hanif Dostlar Ana Sayfa -> Kur'an Çalışmaları
Konu Konu: KADINA YÖNELİK ŞİDDET Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Gönderi << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
bembeyaz
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 31 temmuz 2007
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 736
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı bembeyaz

Kur’an-ı Kerim‘de kadını dövmek var mıdır?


Yüce Allah Nisa suresi 4/34 ayette geçen "darebe" fiili ile erkeklere "kadınlarınızı dövünüz" dememektedir.


Nitekim; bu ayeti iyi anlayabilmek için "darebe" fiilinin anlamlarına bakmak gerekmektedir. “Darebe” fiili pek çok anlama gelmektedir.
Mesela; “bir şeyin üzerinde bir şey oluşturmak” bu anlamlardan biridir. Bir şey üzerinde bir şey oluşturmanın ise tabii olarak bir çok yolu ve yöntemi vardır. O nedenle sözcük mecazi olarak yüzlerce anlamda kullanılabilmektedir. Örneğin herhangi bir şeyin üzerine, el ile, ayak ile, sopa ile, kılıç ile, bir şey oluşturulabilir. Mesela; bir şey üzerinde el ile bir şey oluşturulmasına, dövmek, çarpmak; sopa ile olduğunda kırmak, parçalamak; kılıç ile olduğunda ise kesmek, yaralamak ve çizmek anlamları verilebilir. Tüm bu eylemler “darebe" fiilinin anlamı içerisindedir.
Yine herhangi bir metal parçası üzerinde oyma veya kabartma yapılabilir. Bu da “darebe” sözcüğüyle ifade edilir. İşte bu eylemden dolayı metal para basımına “darb”, para basılan yere de “darbhane” adı verilmektedir. (Osmanlı paralarının üstünde “duribe fi kostantıniyye" yani; İstanbul’da basılmıştır) ibaresinin mevcut olduğu unutulmamalıdır. Yine "bir şey üzerine bir şey oluşturmak" anlamı parelelinde “yollarda ayak ile iz oluşturmak" yani; rızık, ticaret veya savaş amacıyla yola çıkmak de “darebe fiili ile ifade edilmektedir. Ayrıca Araplar misafire “dârib (yol tepen, yola çıkan, yoldan gelen)” derler. Bu darebe fiili mecazî anlamı itibariyle “dövmek ve çarpmak” anlamlarıyla meşhur olmuş olsa da başka anlamlara da gelmektedir. "Yağmurun topraktaki izi, Musa’nın denizde İsrailoğulları’na asasıyla yol açması, tuvalete defi hacet için hızlı gitmek, çiş yapmak, bir yere bir şey dikmek, erkek hayvanın dişisinin üstüne çıkması, bir şeyi bir şeye çarpmak, karıştırmak, koyun boyamak, suda yüzmek, akrep sokması, kalp atışı, nabız vuruşu, bir şeyi kaldırmak, el ile işaret, sıkı tutmak, kavgadan, beladan kaçmak, bir yere varıp dikilmek, örnek vermek, uzaklaştırmak, ayırmak” gibi pek çok anlam “darebe” fiiliyle ifade edilmektedir. (Bkz. Lisanu’lArap, 5/477, 483; el-Müfredat s. 294.)

Dolayısıyla mezkur ayette geçen "darebe" fiiline bakıp buradan, sadece anlamlarından biri olan "dövmek"i almak ve peygamberin hiç yapmadığı ve tavsiye de etmediği bir sonuca ulaşmak bize yeterince doğru ve ikna edici gelmemektedir. Bu zamana kadar yapılan uygulamada ve anlamlandırmada ısrar ederek bütün bu diğer anlamları göz ardı etmek Kur'an'ın anlaşılmasını zorlaştırmak olarak değerlendirilebilir.


Nitekim, kendi anlayışlarını Kur'an'a söyleterek, bu ayetin "dövmeye" işaret ettiği sonucuna ulaşanların ve yıllarca aynı yanlış uygulamayı savunanların bugün dünyada İslam'ın doğru tanıtılmasına ne gibi olumlu veya olumsuz katkılar sağladıklarını yeniden gözden geçirmelerinin zamanının gelip geçtiğine inanmaktayız.


Bu düşünceden hareketle; bu ayette ifade edilenler ve bu sıralama şu şekilde olmalıdır diye düşünmekteyiz.

1. ETKİLİ İLETİŞİM...


2. CİNSEL YALNIZLIK...


3. MEKANSAL AYRILIK....




Konuyu biraz daha açıklamaya çalışalım.

1. ETKİLİ İLETİŞİM. Yani; güzel öğüt:


eşiyle karşılıklı iyi ve etkili bir iletişim kurma, güzel güzel konuşma, güzel örnekler verme, ona değer verdiğini hissettirme, samimi olma, sevgisini en iyi şekilde gösterme, bu yuvanın yıkılmasını istemediğini en güzel şekilde ona anlatma, onu düşünmeye sevk edecek sorular sorma, hatasını kavramasını sağlama, onun anlayacağı şekilde konuşma, eşini dinleme, onu da anlamaya çalışma, ona sevgi ve merhametini gösterme, ona kendi sadakatini ispatlama, yuvanın önemini kavratma... vs. vs…


2. CİNSEL YALNIZLIK. Yani; yatakta yalnız bırakma:


Onu aşağılamadan, kızmadan, küstürmeden, kırmadan, hakaret etmeden, küçük görmeden cinsel birliktelikten uzaklaşma, gerekçesini iyi bir şekilde ona açıklama, kendisini onun yanlış davranışlarının üzdüğünü ona hissettirme, onun yanlış tavırlarının (nüşüz) aile yuvasını tehlikeye attığını ona fark ettirme, böyle bir uygulama ile onu derin düşünceye sevk etme, işin ciddiyetini ona anlatma, bu fiilî durumu anlamasını, idrak etmesini sağlamaya çalışma… vs. vs…


3. MEKANSAL AYRILIK. Yani; evden uzaklaştırma:



Babasının evi olabilir, kadın sığınma evi olabilir. Veya kendi imkanlarıyla taşınacağı bir başka ev olabilir. Eğer kadının hiç gidecek bir yeri yoksa, bu takdirde koca evden ayrılabilir. O bir başka yere taşınabilir. Bir kaç ay da bu şekilde düşünebilirler. Birbirlerinin değerini belki o zaman çok daha iyi anlayabilirler...


Kanaatimizce "darebe" fiili bu ayette "dövme" anlamında değil, "evden uzaklaştırma" anlamında kullanılmıştır.


Hala sorun çözülmüyorsa, tayin edilmiş hakemler de bu konuda başarılı olamamışlarsa, o karı-kocanın ayrılmaları artık elzem olmuştur. Mahkeme kararı ile boşanırlar ve herkes kendi yolunu kendisi seçer. Kimse artık bir diğerini suçlayamaz. Çünkü bütün haklarını her iki tarafta kullanmış ve kendi kararlarını kendileri özgür iradeleriyle vermişlerdir.


Özetle ifade edecek olursak, etkili iletişim sorunu çözemediği zaman, kadının cinsel yalnızlığa terk edilmesi ona değer verilmemesi (bu arada erkeğin de kendini sorgulaması) ve hatasını anlaması tavsiye edilmektedir. Bu da sonuç vermediğinde ise, daha iyi düşünmelerini sağlayacak "mekansal ayrılık" maddesi devreye girmektedir. Bunun Kur'an'da verilen sıralamaya da uygun olduğunu düşünmekteyiz. "Hayır biz döveriz. Kadın milleti dayaktan anlar. Dövüyorsak aile yuvasını kurtarmak için dövüyoruz. Onun iyiliğine yapıyoruz. Dövmek Kur'an'da vardır. Dayak cennetten çıkmıştır. Bazı sahabeler de dövmüştür. Peygamber dövmese de biz döveriz kardeşim" diyenler kıyamete kadar elbette olacaktır. Bu da bir vakıadır. Böyle tipleri değiştirmek de oldukça zordur. Bu da o kişilerin kanaatidir. Bize göre ise son derece yanlıştır.

Dolayısıyla bu tür söylemler, şu an "olan"lardır ve “yaşananlar”dır. Bizim yukarıdaki tespitlerimiz ise "olması gereken"lerdir diye düşünmekteyiz. Medeni müslümanlara yakışan da budur. Adaletli olandır. Zulümden uzak bulunandır. Bütün dünyanın örnek alabileceği uygulamalardır.


Sonuç olarak; bütün dünya bu ayeti konuşurken, kadınlar bu ayetin yanlış yorumlarıyla suistimal edilirken, yahut kışkırtılırken, bu ayet vesilesiyle Batı dünyası İslam'a her fırsatta saldırırken, doğru yorum üzerinde kafa yormamız biz Müslümanların boynunun borcudur. Yanlışta ısrar etmek de doğru değildir
.



Prof. Dr. Hayreddin Karaman hocamızın aşağıdaki tespitleri gayet yerindedir.



“Haksız ve saldırgan davranışından ileri gelen aile geçimsizliğinde çözüm yollarını gösteriyor. Bu yollar içinde "saldırıya sopa ile karşılık vermek" de var. Bu çare dini bir vazife değil, aslında dince yasaklanmış olan şiddetin (bu arada sopanın) yalnızca bu durumda ve o günün tarihi, kültürel, sosyal şartları içinde kullanılabileceğinin açıklanmasından ibarettir. Günümüz şartlarında birçok insan şiddet kullansa bile bunu dile getirmek, itiraf etmek problem doğurmakta, tepki ile karşılanmakta, İslam'a mal edilmesi durumunda ise dine zarar vermektedir. Hem bugünkü şartlarda başvurulması düşünülemeyecek hem de sözü edildiğinde bile sakıncalar doğuracak bir konuyu doğrudan ortaya koymak hiç uygun değildir; başkaları ortaya koyar da tartışmak kaçınılmaz hale gelirse o zaman da bunun, dinle değil, kültür ve medeniyetle ilgili bir konu olduğunu, günümüzde İslam'ın (Kur'an'ın ve sünnetin genel kurallarının) bunu tecviz etmeyeceğini söylemek gerekir.” (Prof Dr. Hayreddin Karaman)


Bize göre doğru olan; dayaktan ziyade konuşarak ve düşünerek yani; etkili iletişim sonucu ikna ile yola gelmek ve gerçekleri fark edebilmektir. Bu zamana kadar yapılan tefsir ve meallerde dayağın ön plana çıkartılmış olması, aynı şekilde "darebe" fiiline doğru anlam verildiği sonucunu akla getirmemelidir. Kanaatimizce dayak ile yola gelen aslında hiç gelmemiştir. Korkusundan kabul etmiş ve yola gelmiş gibi görünmüştür. Yani iki yüzlülük yapmıştır. Zorla güzellik hiç bir zaman olmaz, olamaz. Sadece olmuş gibi görünür. Ben bu düşüncedeyim ve ayetteki ”darebe" fiiline bu anlamın verilmesinin daha doğru olacağına inanıyorum. Dileyen "darebe" fiiline "dayak" anlamı verip dövmeye devam edebilir. Herkes seçimini yapmakta özgürdür. Bizim tercihimiz ve bakış açımız böyledir. Herkes istediği yaklaşımı beğenip alabilir.

Öte yandan şunu ifade edelim ki; bir kelimenin 37 anlamı varken sadece bir anlamına takılıp diğerlerini göz ardı etmek ne kadar doğrudur? Tüm Batı dünyası bu ayete verilen eksik ve hatalı bir anlam yüzünden, İslam'ın kadınlara hiç bir hak vermediğini iddia ederken, her fırsatta dini değerlere saldırırken ve bu yolda bir hayli mesafeler kat ederken, kendi içimize kapanıp hala Batılıları haklı çıkartacak tarzda dayağı savunmak ve bu kelimeyi tek bir anlama hapsetmek, diğer anlamlarını göz ardı etmek ne kadar da ilginçtir? Bu kabul edilebilir bir durum mudur? Hem peygamberin hiç yapmadığı ve ashabına da kesinlikle tavsiye etmediği bir uygulamayı meşru göstermeye çalışmak ne kadar doğru olabilir? Kur'an'ı en iyi anlayan Hz. Peygamber değil miydi yoksa? O, anlayıp doğrusunu açıklamışken, bunun tersini savunmak doğru mudur? “Ataları aklını kullanmayan ve yanlış yolda olan kimseler idiyse de mi hala ısrarla atalarının peşinden gidecekler?" diyen Kur'an'a kulak vermenin zamanı gelmemiş midir?



Dolayısıyla Kur'an ve sahih sünnet ne diyorsa o olmalıdır. Geçmişten gelen bir takım yanlış uygulamalara körü körüne bağlı kalmak, eleştirmeden alıp kabul etmek insanları yanlış yollara götürebilir.



Nüşûz kavramıyla ilgili olarak da şunları söyleyebiliriz



Nüşuz; bazı tavır ve davranışları sebebiyle yoldan çıkan, aile hukukuna baş kaldırma belirtileri gösteren, böylece "naşize" (salihanın zıttı) olma ihtimali beliren, aileye ihanet etme durumuna gelen, ailenin şerefine leke sürme olasılığı güçlenen kimselerle ilgili kullanılan bir fiildir. Kur'an'da böyle bir fiili işlemeye başlamış kadınlara, üç aşamalı bir yaptırım söz konusu olmaktadır. Bunu; kısaca “iffetsizlik, sadakatsizlik veya flört ettiği şüphesi güçlenen kadın” şeklinde anlamak mümkündür. Yani; “iffet erdemine ihanet eden kadın, iffetsizlik gösteren, sadakatsiz davranan, böyle bir tehlikeli yola girmiş kadın, aile huzur ve düzenini bozan kişi” şeklinde de anlayabiliriz. Kur'an-ı Kerim’de bu ayette kesinlikle bu kadınları "öldürün" diye bir şey denilmemektedir. Sadece üç aşamadan söz edilmektedir. "Etkili iletişim", "cinsel yalnızlık" ve "mekansal ayrılık".


Darebe fiilini "dövme" şeklinde anlayan kimselere saygımız olmakla beraber bu görüşe katılmamaktayız. Zira bu fiilin "ayrılık" manasına geldiği de bir gerçektir. Dolayısıyla kızmadan ve öfkelenmeden meseleyi anlamaya çalışmak her zaman en iyi olandır.

Nitekim; bizim bu konudaki tek endişemiz ve tek derdimiz; bu ayete bakarak "İslam'da kadın hakları olmadığını ısrarla ve güçlü bir şekilde seslendiren ve dünyada epeyce de taraftar toplayanlara karşı" bir şeyler yapmak gerektiğine inanmamızdır. Dayak her dönemde olmuştur. Bugün de vardır. Ama doğrusu hiç olmamasıdır. Bu da elbette zordur. Ama ideal olan budur. Erkek karısını dövmesin. Kadın çocuğunu dövmesin. Patron işçisini dövmesin. Öğretmen öğrencisini dövmesin. Doktor hastasını dövmesin. Komutan askerini dövmesin. Hiç kimse bir diğerine ne fiziksel şiddet, ne de psikolojik şiddet uygulasın. Kimse kimseyi hiç bir şekilde incitmesin. Kurallar hakim olsun ve herkes bu kurallara uysun.


Bir kısım meallerde nüşuz kelimesine verilen "dikbaşlılık" eksik ve hatalı tercümedir. Burada erkeğin keyfi davranışlarına kapı aralanmaktadır. "Serkeşlik" ifadesi ise konuyu tam izah edememektedir. "İtaatsizlik" ise aynı şekilde erkeğin keyfi davranışlarına yol açmaktadır. Bu durum tıpkı "disiplinsizlik" kavramını istismar edenlerde olduğu gibidir. Burada akla şu sorular gelmektedir.

Sivrilikle kastedilen nedir? Kime göre bir sivriliktir? Nasıl bir sivriliktir? Bunu kim tayin edecektir? Bu konuda kararı kim verecektir? Birileri keyfi olarak: "Tamam işte. Bu sivrilik yaptı da ondan dövdüm" derse durum ne olacaktır? Kime göre dik başlılıktır? Nasıl bir dik başlılıktır? Bu herkese göre değişen bir husus değil midir? Buna kim karar verecektir? Burada da bir keyfiliğin yolu açılmakta değil midir? Karısından falanca yere gitmesini istememe konusunda keyfi kararlar alan bir erkeği kim engelleyecektir?

Ama nüşuz'a; iffetsizlik ve sadakatsizlik denilirse problemin bir nebze de olsa çözüme kavuşacağı görülmektedir. Zira iffetsizlik veya sadakatsizlik; "cinsel konularda ahlak kurallarına bağlılık göstermeyerek az ile yetinmemek ve gözün dışarıda olmasıdır" şeklinde ifade edilebilir.

Biz Kur'an'a olduğu gibi iman edelim ama tek bir anlam dayatmasının asırlardır doğurduğu probleme de dikkat çekelim. Bu ayet üzerinden Hıristiyanların İslam'ı karaladığını ve yanlış tanıttığını söylüyoruz. Kadınları İslam'dan soğuttuklarını söylüyoruz. Bu adamların ellerine böyle fırsatlar vermeyelim diyoruz. Dinimizi doğru tanıtalım diyoruz. Bu kelimenin diğer anlamlara da geldiğini ifade ediyoruz. Ama derdimizi maalesef anlatamıyoruz. Birileri anlıyor. Ama bazıları hala anlamamakta ısrar ediyor. Bize düşen; apaçık tebliğdir, beyandır, örnekliktir, temsildir, akla kapı açmaktır. Fikri ise okuyucuya bırakmaktır.

Zira biz haksız yere yapılan bütün şiddet eylemlerine karşıyız. Fikirlerin özgürce ifade edilmesinden ve tartışılmasından yanayız. Bize göre doğru olan; konuşarak ve düşünerek yani, etkili iletişim sonucu, ikna ile yola gelmek ve gerçekleri fark edebilmektir. Bu zamana kadar bir çok tefsirde, iffetsizlik yapma ihtimali beliren kadına karşı dayağın ön plana çıkartılmış olması; "darebe" fiiline doğru anlam verildiği sonucunu akla getirmemelidir. O dönemde böyle bir anlayışın olması normal karşılanabilirdi. Ancak günümüz dünyasında bu görüşü savunabilmek mümkün gözükmemektedir. Kanaatimizce dayak ile yola gelen; aslında hiç yola gelmemiştir. Korkusundan kabul etmiş ve yola gelmiş gibi görünmüştür. Yani iki yüzlülük yapmıştır. Zorla güzellik hiç bir zaman olmaz, olamaz, olmamıştır. Sadece olmuş gibi görünmüştür. Önemli olan; kalpleri fethetmektir.

Hz. Peygamber hiç bir zaman kadının dövülmesini savunmamıştır. O genel olarak her türlü dayağa karşı olmuştur. Çünkü Kur'an'ı en iyi anlayan O idi. İşte O'nun bu yönü de örnek alınmalıdır. Bu ayet farklı bir anlama çekilmemelidir.

Burada önemli olan; İslam'ın yanlış tanıtılıp tanıtılmaması meselesidir. Önemli olan; insanlığa hoş gözükmek değil, İslam'ı doğru anlayıp anlatabilme meselesidir. Önemli olan; İslam'ı iyi ve güzel şekilde temsil edebilme sorunudur. Önemli olan; insanları İslam'dan soğutup soğutmama meselesidir. Önemli olan; tebliği en doğru şekilde yapıp yapmama meselesidir. Önemli olan; İslam'a atılan iftiraları iyi açıklayıp, haksız saldırıları uzaklaştırabilme meselesidir. Önemli olan; aklı başında insanları ikna edebilme meseledir. Önemli olan düşünen ve sorgulayan batılı insana, muknî cevaplar verip verememe meseledir.

Dolayısıyla tüm bunları yapmadan Batı dünyasını doğrudan suçlamak yanlıştır. Evet, onların da bir sürü vahşetini gördük ve hala görüyoruz. Oysa bizim şimdiki konumuz bu değildir. “Siz de şöylesiniz işte", “aslında kadına şiddet en çok batıdadır" deyince mesele hallolmamaktadır.

Elbette batıda da bir takım yanlışlıklar vardır, ihlaller vardır, kadının sömürülmesi vardır, reklam malzemesi olarak kullanılması vardır. Ama önce biz kendi kapımızın önünü süpürelim. Önce kendi yanlış anlamalarımızı düzeltelim. Önce özeleştiri yapalım. Önce İslam'ın kadına hak ettiği değeri verdiğini sözde değil, özde gösterelim. Samimi olalım. "Ülkemizde eşini 54 yerinden bıçaklayan adamın haberi anında dünya basınında ilk haber olduğunda" ve buradan adamlar İslam'a saldırdıklarında, İslam’ın kadına değer vermediğini söylediklerinde biz de kendimizi sorgulamak yerine, "ne yani? Siz de kızılderilileri öldürdünüz. Birbirinizi I. ve II. Dünya savaşlarında tükettiniz" diyeceğiz öyle mi? Bu nereye kadar böyle devam edebilir ki?

Sonuç olarak; önce biz kendi anlayışlarımızı gözden geçirip düzeltelim. Bu adamların ellerine kozlar vermeyelim. Hayatımız boyunca dürüst ve erdemli davranışlar sergileyip bütün dünyaya örnek olalım. Kadınlarımızın kıymetini bilelim. Onları asla incitmeyelim.


Selam ve dua ile.

Dr. Ahmet Emin SEYHAN

__________________
Rabbim! ilmimi ve anlayisimi artir!

www.ahmeteminseyhan.blogcu.com/

selam ve dua ile...
Yukarı dön Göster bembeyaz's Profil Diğer Mesajlarını Ara: bembeyaz Ziyaret bembeyaz's Ana Sayfa
 
yusuf
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 09 mart 2005
Yer: United States
Gönderilenler: 100
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı yusuf

kadina karsi siddet diye bisey yoktur, insana karsi siddet vardir!!!!!!!!!!!!!

kadinlarin uyguladigi siddeti niye gozardi ediyorsunuz??????????????

Yukarı dön Göster yusuf's Profil Diğer Mesajlarını Ara: yusuf
 
bembeyaz
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 31 temmuz 2007
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 736
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı bembeyaz

merhabalar,

güzel ahlak sahibi insanların sayısı arttıkça, haksız yere uygulanan şiddet azalacaktır...

çare; herkesin kendisini düzeltmesidir... edepli olmasıdır...

duygularını kontrol altına alabilmesidir... aklını yerli yerinde kullanabilmesidir..

kendisi için istediğini başkaları için de isteme olgunluğuna ulaşabilmesidir...

empati yapabilmesidir...

selam ve dua ile...



__________________
Rabbim! ilmimi ve anlayisimi artir!

www.ahmeteminseyhan.blogcu.com/

selam ve dua ile...
Yukarı dön Göster bembeyaz's Profil Diğer Mesajlarını Ara: bembeyaz Ziyaret bembeyaz's Ana Sayfa
 
bembeyaz
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 31 temmuz 2007
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 736
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı bembeyaz

Sübyanla evlilik, çokeşlilik ve kadın dövme

ihsan eliaçık - haber10.com

Gerçi bu konularda daha önce defalarca yazdım; “Çokeşlilik”, “Kur’an kadınları dövün diyor mu?”, “İslam’da cariye var mı?”, “Kadın erkeğin kaburga kemiğinden mi yaratıldı?” başlıklı makalelerimize bakılabilir. Burada onları güncelleştirerek kısa bir özet sunacağım.


Görüyorsunuz, dönüyor dolaşıyor aynı şeyler yine gündeme geliyor.


Her şeyden önce şunu söyleyeyim: Ben bu tür vak’alara “mahalle duvarları” arkasından bakmıyorum. Çünkü zihnimdeki mahalle duvarlarını çoktan yıktım. Dolayısıyla olaya “İşte gördünüz, bunlar böyle; vurun abalıya!” veya “Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezseniz!” mantığı ile yaklaşmamaktayım.


İşin beni ilgilendiren tarafı Türkiye toplumunun din ile yani İslam ile ilişkisinde bir sakatlığın olması… Allah, kitap, peygamber anlayışının cehalet ve hurafelerle ile dolu olması… Sadece sevgi yetmiyor, akıl, idrak ve derin anlayış ta lazım.


***


Bakıyorsunuz, adam kendisinden 50 yaş küçük bir kızla evleniyor, gerekçe hazır;“Peygamberimiz de Hz. Aişe ile 9 yaşında evlenmişti!”


Bakıyorsunuz, adam iki, üç, dört kadınla evleniyor, gerekçe sağlam: “Allah’ın emri/izni var, kime ne?”
i
Bakıyorsunuz, adam karısını dövüyor, gerekçe kaya gibi: “Kur’an kadınları dövün diyor


Bu işin şu mahallesi bu mahallesi kalmadı. Toplum olarak her kesimde bunun benzerlerine rastlayabilirsiniz. Bugün bu mahallede yarın öbüründe pıtrak gibi bitiyor. Sorun, gerekçe olarak gösterilen eski dini kaynaklarla cesurca yüzleşmede, içeriden bir dini aydınlamada fakat ona da kimse yanaşmıyor.


Eh, bu durumda hariçten gazel okuyan birisine şöyle demek kalıyor: “Kardeşim, sizin dininizde bir sorun var galiba…”


Öyle ya iş sonunda gidip Allah, Kitap, Peygambere dayanıyor. Sokaktaki dindar ne yapsın, dinim bu diye biliyor.


Gerçekten öyle mi?


Acaba 9 yaşında kızla evlenmek, çokeşlilik, kadın dövme vs. olaylarının kaynağı, örfü, geleneği filan bıraktık direk Allah, Kitap, Peygamber mi?


Hayır! Kesinlikle hayır!


Müslümanlar Kitaplarını uzun bir süredir terk ettiklerinden yani duvarlara astıklarından, cenaze ritüeli haline getirdiklerinden, tapınak ayinine çevirdiklerinden, ölülerin arkasına okuyup durduklarından, ezber ve hafızlık yarışına girdiklerinden, en güzel hatlarla yazmakla meşgül olduklarından ve abdestsiz dokunamadıklarından dolayı içinde neler yazdığı ile ilgilenmiyorlar…


Eh, hal böyle olunca, ağlamak vaktidir bu an; çekin ceremesini!


***


Yukarıdaki üç konuda başı sıkışanın Allah, Kitap, Peygamber mazaretleri ileri sürüp onları gerekçe göstermeleri de işin cabası…


Oysa ne Peygamberimiz Hz. Aişe ile 9 yaşında evlenmiştir. Ne Allah çokeşliliği emretmiş veya ruhsat vermiştir. Ne de Kur’an kadınları dövün demektedir!

Bu konuda kanaatimce “İslam hukukunda birden fazla kadınla evliliğe şartlı izin vardır” diyen Diyanet bile yanlış yoldadır.


Bu nedenle yazıyı üç konuyla sınırlı tutuyor ve bunların dine dayandırılamayacağını söylüyorum: küçük yaştaki kızla evlilik, çokeşlilik ve kadın dövme…


1- SÜBYAN İLE EVLİLİK: Peygamberimiz Hz. Aişe ile 18-19 yaşında evlenmiştir. Daha sübyan (akil baliğ olmamış çocuk) bir kız ile evlenme diye bir şey asla söz konusu değil.

Çünkü Araplar kızları diri diri toprağa gömen bir toplum olduklarından, yeni doğan kızların yaşlarını tutmazlardı. Kız ancak akil baliğ yaşına ulaşınca yani ay hali görmeye başlayınca adamdan sayılır ve yaşı hesaplanmaya başlanırdı. Bu durumda Hz. Aişe evlendiğinde 9 yaşındaydı demek , “Akil baliğ olalı 9 yıl olmuştu, 9 yıldır ay hali görüyordu” demektir. O devirde ortalama bir kız 12-13 yaşında ay hali görmeye başladığına göre Hz. Aişe 18-19 yaşlarında olmuş olur. Nitekim başka hesaplar da tamı tamına bunu uyuyor. Hz. Aişe Peygamberimizle 9 yıl evli kalmıştı ve Peygamberimiz öldüğünde 28 yaşındaydı. Buradan da 18-19 yaşında olduğu ortaya çıkar. Öte yandan zaten Hz. Aişe daha önce nişanlıydı, bu nişan bozulup Peygamberimizle evlenmişti.


Yani Hz. Aişe’nin evliliğinde bir peygambere yakışmayacak, içinde yaşadığı toplum vicdanınca infialle karşılanacak bir durum yoktu. İnsanlığın öteden beri tanıyıp bildiği (ma’ruf) adetlere göre bir evlilikti.


Dolayısıyla vatandaşın 14 yaşındaki kızının evlendirilmesine önce karşı çıkıp sonra “Peygamberimizin de Hz. Aişe ile 9 yaşında evlendiği söylenince ikna oldum” demesi, Peygamberimizin neyin gerekçesi haline getirildiğini görmek bakımından korkunç bir durumdur.


2- ÇOKEŞLİLİK: Konuyla ilgili ayet şöyle:


“Öksüzlere haksızlık yapmaktan korkuyorsanız hoşlandığınız kadınlardan dörder, üçer ikişer evlenin; eğer haksızlık yapmaktan korkuyorsanız tek, ya da sahibi olduğunuz esir kadınlardan birisi ile evlenin. Bu, ilâve yapıp durmamanız bakımından daha hayırlıdır.” (Nisa; 4/3)


Ayette rakamlar bulunduğu için matematik mantığı açsından dizilişin Türkçe’ye aktarırken bu şekilde olması gerekir. Nitekim az sonra geleceği gibi ayetin iniş sebebi de bunu gerektirmektedir.


Sahabe bu ayeti şöyle anlamıştır: “Cenab-ı Hakk çok eşli olmamızın haksızlıklara yol açmasından rahatsız, azaltmamızı, hatta teke kadar indirmemizi istiyor….”


Bunun böyle olduğunu anlamak için “nuzül ortamına” yani arka plana gidelim ve ortamı biraz tasvir edelim:


***


Kuran'ın hitap çevresi, daha çok ekvator kuşağı ikliminde görüldüğü gibi “poligaminin” (çokeşlilik) yaygın olduğu bir toplumdu. Kadınların durumu çok kötüydü. Alınıp satılıyorlar, bırakın mirastan pay almayı kendilerine mirasçı olunuyordu. Boşanmış bir kadının üzerine paltosunu (gömleğini, entarisini, şalvarını) atan erkek onu "kapatmış" sayıyordu. Bırakın şahitliği, evlenirken de boşanırken de onlara bir şey sormak zül addediliyordu. Onlarla evlenmenin ve boşanmanın sınırı yoktu.


Mekkedeki 7-8 büyük tefeci bezirgan (Kâbe çetesi) şehrin kaderine el koymuştu. Kâbe'nin arka sokaklarında lüks genelevleri işletiyorlardı. Gariban Mekkelilere faizle borç veriyorlar, ödeyemeyenin karısına kızına el koyuyorlardı. Onları açtıkları gayet lüks döşenmiş fuhuşhanelerde Yemen'den, Habeş'ten, Mısır'dan, İran'dan vs. gelen zengin tüccarlara sunuyorlardı. Kimi Mekkeliler de ileride bunların eline düşmesin diye çocuğu kız olunca diri diri toprağa gömüyordu. Bu şekilde Mekke'de insanlık dışı, vahşi bir düzen/iktidar (Yeda Ebu Lehep) vardı ve büyük bir dram yaşanıyordu.


Mekke'nin sokaklarında “Ebu Lehep'in iki eli kurusun” (Kahrolsun Ebu Lehep iktidarı, kahrolsun!) sesleri yankılanmaya başlayınca, “Bu kız çocukları hangi suçundan dolayı öldürüldü?” diye bir soru ortaya atılınca, bu dramı yaşayanlar, bu düzenin mağdurları bir anda bu sese doğru koştular. Bu sesi yükselten Hz. Muhammed'in (s. a.v) etrafını sardılar. Kılıçlarını çekip arkasında saf bağladılar. Etrafında toplananların daha çok gençler, kabilesizler, yolu kesilmişler (ibnu's-sebil), tefeci bezirgânlara borçlandırılmışlar, köleler, kadınlar, kızlar vs. olması bu nedenle gayet anlaşılabilirdir.


Aynı düzenin bir benzeri Medine'de de vardı. Münafıkların başı İbni Selül'ün bir cariye pazarı vardı. Buradan kazandıkları paralarla müşriklere malî destek sağlamaktaydı. Medine'ye gelen yoksul muhacirler bir ara buna özenince şiddetle eleştirildiler. Öyle ki kadınları fuhşa zorlayanlar hem sert bir şekilde eleştirildi hem de fuhuş mağdurlarına sahip çıkıldı. Evet, yanlış duymadınız, Kuran istemediği halde zorla fuhşa zorlanan, Mekke ve Medine'nin bugünkü tabirle "fuhuş mafyasının" elinde kıvranan kadınlara bile sahip çıktı!


"Dünya hayatının geçici zenginliğini kazanacaksınız diye, sakın namusuyla yaşamak istediği halde elinize düşmüş esir kadınları fuhuş yapmaya zorlamayın. Her kim onları fuhuş yapmaya zorlarsa Allah, kendilerine zorla yaptırılan bu işten dolayı onları bağışlayacak, sevgi ve merhametine alacaktır; bundan hiç şüpheniz olmasın" (Nur; 24/33).

Rivayete göre bu ayet, eline düşen esir kadınları fuhuş sektöründe çalıştırarak para kazanan İbni Selül'ün "köle ve cariye" pazarını kapattırmak için nazil olmuştu. (Razi, İbni Kesir, Kurtubi).


***


Kadınların son derece kötü durumlarını düzeltmek için işe buralardan giren Kuran, evlenme, boşanma, miras vs. konularında da büyük reformlar yaptı. Doğrusu Kur’an ayetlerinin inişi sona erdiğinde, yani yirmi üç yılın sonunda bu işten tabiri caizse en kârlı çıkan kadınlardan başkası değildi. Çünkü Kuran'daki bütün kadınla ilgili ayetler onlara ya bir hak veriyor, ya da koruma ve kollama amaçlı hükümler ihtiva ediyordu.

İşte çokeşlilik ayetini de bu arka plan ışığında düşünmek lâzımdır.

***

Olayı iyi anlamak için ilk muhataplarının bu ayetten sonra ne yaptıklarına bakalım.


Bütün rivayetler bu ayetten sonra sahabe arasında evlenme olaylarının ikişer, üçer, dörder “arttığını” değil tam tersi “azaldığını” göstermektedir. (Kurtubi, İbn Kesir, Razi).


Bu ayetten sonra neden çokeşlilik olaylarında değil de, giderek dörder, üçer, ikişer, boşanmalarda artış olmuştur? Çünkü sahabe bunu çokeşliliğe teşvik olarak anlamamıştır. Bilakis az önce geçtiği gibi zaten çoğu çokeşliydi. Yani çokeşli olmaktan çekinen yoktu ki üstüne üstlük bunu teşvik için ayet gelsin. Zaten öyleydi çoğu…

Tam tersi “Cenab-ı Hak bu kadar çokeşli olmamızı istemiyor, az eşli olmamızı, hatta teke kadar indirmemizi; bizim için hayırlı olanın bu olduğunu söylüyor” diye anlamışlar ve dörder, üçer, ikişer, bire kadar… azaltmak suretiyle evliklerini sürdürmüşlerdir.


Bunu “dörde kadar” izin olarak anlayan da olmuştur. Kanaatimce burada ruhsat (izin) verilmiyor, bire kadar indirin deniyor. Emir veya ruhsat yok bire kadar indirme tavsiyesi var.

Demek ki ayetin sevk yönü, çokeşliliği teşvik değil; çokeşlilikten sakındırma, en azından dörde, üçe, ikiye hatta sonuçta “teke” indirme yönündedir. Yani genellikle tekeşli evliliklerin olduğu bir toplumda giderek ikiye, üçe, dörde kadar çoğalma değil; zaten çokeşliliğin yaygın olduğu bir toplumda giderek dörde, üçe, ikiye hatta bire kadar azaltma amaçlanmaktadır…

Ayetin sonundaki [zalike edna taulu] ifadesinin çoğu meallerde geçtiği gibi "Arzularınızın çoğalıp taşmaması (azmamanız) için bu daha uygundur" değil; "Eşlerinizi çoğaltıp artırarak haksızlıklara yol açmamanız için bu daha uygundur" şeklinde okumak bu nedenle bağlama uygun düşmektedir.


Öyle anlaşılıyor ki ayetin sonunda geçen [taulu] ifadesi taşmak, azmak (u'luv) anlamında değil; ek, katkı, ilâve, artma, çoğalma (ı'lave) anlamımda kullanılmaktadır (Şafi). Yani yeni eş ekleme, ilâve yapma, bu konudaki çoğalma kastedilmektedir.


Razi'nin naklettiği İkrime'den gelen rivayete göre bu ayetin iniş sebebinin şuydu;


Çokeşliler (ki sahabenin çoğu), eşlerini geçindirmek için yanındaki yetimin malını harcayabileceğini düşünmeye başlamıştı. Çokeşli olunca bu kadar kadını geçindirebilmek sorun olmaya başlamıştı. Eşlerini geçindirebilmek için yanlarındaki yetimlerin mallarına el uzatmaya başladılar. Bir taraftan da acaba haksızlık mı yapıyoruz diye endişeleniyorlardı. Bunun üzerine "Eğer yetimin hakkını yemekten korkmak diye bir endişeniz varsa, eşlerinize harcamak için yetimin malına el uzatmayı bırakın, hoşlanarak evlendiğiniz kadınların sayısını azaltın, hatta bire indirin, evlilikleri böyle yapın" denmek istendi. Ayetin “Yetimlerin malına el uzatmayın” diye başlaması bundandır… (Razi; Nisa;3 tefsirinde).


***

Görüldüğü gibi Kuran'ın bu ayetini “çokeşliliğe ruhsat” hatta “teşvik” olarak anlayanlar yanılıyorlar. Burada ruhsat verildiği filan yoktur. Çünkü konu erkeklerin tekeşle yetinememe sorununu çözmeye yönelik değildir. Zaten böyle bir sorun da yoktur. Ayetin ilk muhatapları zaten bol bol evlenmişlerdi. Bu ayet indiğinde zaten sahabelerin çoğu çokeşliydi.


Yani ortada dullar ve yetimler kalmış da, bunları ne yapacağız diye sahabe kara kara düşünmüş de, ayet imdatlarına yetişerek onlara çokeşlilik yolunu açmış değildir. Bunlar zaten yapılmıştır. Ortada kalan dullar ve yetimlerle zaten evlenilmiştir. “Arap” bunu zaten yapmaktadır. Ayet bunlar yapıldıktan sonra geliyor ve bunların yarattığı sorunları çözmeye yöneliyor.


Demek ki üzerinde titrenen, erkeklerin “tekeşle nasıl yetinecekleri” sorunu değil; kadınların, öksüzlerin, yetimlerin, kimsesizlerin, ezilenlerin, mağdurların sorunlarının nasıl çözüleceğidir. Yani hak ve adalet sorunudur.

Kur’an bunu gördüğü an âdeta otomatikman harekete geçen virüs programı gibi çalışıyor ve her şeyde ısrarla bunu arıyor. Kuran'ın bu ruhunu anlamayanlar, tabiî ki ellerini sıvazlayarak çokeşliliğe “ruhsat” yorumları yapacaklardır.


Şu halde çokeşlilik ne Allah'ın bir emri, ne de verdiği bir ruhsattır. Ruhsat sıkışana verilir. Buradaki sıkışma tekeşle yetinemiyor olmalarından kaynaklanan bir “erkek sıkışması” değildi. Bilakis mallarının çokeşli olanlarca yenmesinden kaynaklanan bir “yetim sıkışması” idi.


Allah erkeklerin “uçkuru” için ayet indirmedi, yetimlerin “hakkı” için ayet indirdi!


“Sen ne söylersen söyle, sizin Peygamberiniz 11 karılı değil mi kardeşim. Sokaktaki adam buna bakar. Bunun bire indirilmesi kıyamete kadar sağlanamaz, boşuna nefes tüketiyorsun!” diyenlere söyleyeceğim ise şudur: Peygamberimizin 11 eşli olması dinden değildir. Nitekim onun evliliklerine de sınır getirilmiş, onları boşamak, değiştirmek, yenileri ile evlenmek yasaklanmıştır (Ahzap; 52). Yani sınırlandırma, aza indirme, burada da var. Hatta onda daha fazlası var; boşayamıyor, değiştiremiyor, ölünceye kadar onlarla yetinmek zorunda…


Sınırlandırma ve teke varıncaya kadar azaltarak evlenme Kur’an ayetleri ile sabit olduğu için, bize örnek olacak olan Kur’an’ın o dönemdeki muhataplarının çokeşlilik yapmış olmaları değil; bugün çokeşli isek teke varıncaya kadar azaltmadır; dinden olan budur. Yani çokeşlilik ayetinin (Nisa:3) muhatabı bugün tekeşliler değil; hala varsa çokeşlilerdir…


3- KADIN DÖVME: Sokaktaki adamın karısını dövdükten sonra pişkin pişkin ileri sürdüğü gerekçelerden birisi de “Allah dövün demiş, sana ne?” mazaretidir.


Hayır! Allah dövün demiyor.

Hatim indirmeye, ölülerin arkasından okumaya kısa bir ara ver de, Kur’an’ı iyi oku;

“Şiddetli geçimsizlik yaşadığınız eşlerinizle önce oturup konuşun, olmazsa yataklarında yalnız bırakın, yine olmazsa bir müddet ayrılın. Barışıp anlaşırsa hala işi yokuşa sürüp bahaneler aramayın. Yücelik ve büyüklük Allah'a mahsustur; bundan hiç şüpheniz olmasın… Eğer eşlerin arasının iyice açılıp işin boşanmaya doğru gittiğini görürseniz tarafların ailelerinden birer hakem çağırın. Niyetleri gerçekten barışmaksa Allah niyetlerini boşa çıkarmaz. Allah her şeyi biliyor, her şeyi duyuyor; bundan hiç şüpheniz olmasın…” (Nisa; 4/34-35).

Şu halde “Kadınları dövün” ayeti olarak meşhur olan bu ayet, "İkişer, üçer, dörder…" ayetinin evliliklerin giderek çoğaltılmasını değil; giderek azaltılmasını amaçlaması gibi, kadın dövme olaylarının terk edilmesini amaçlamaktadır…

Hz. Peygamberin “Bütün gece, Muhammed ailesinin etrafında her biri kocasından şikâyet eden yetmiş kadın dönüp dolaştı. Hâlbuki sizler, o kadınlarını dövenlerin hayırlılarınız olduğunu göremezsiniz.” (İbni Mace, Ebu Davud) hadisinden de anlaşılacağı gibi, o dönemde de kadınlar dövülmektedir. Artan şikâyetler üzerine inen ayetlerde, dayak başta olmak üzere şiddeti yegâne çözüm yolu görenler bu işten vazgeçirilmeye çalışılmaktadır.

Zaten kadınlarını dövmekte olan, bu yüzden de koşup peygambere gelen ve bütün gece onun evinin etrafında şikâyetlenen "mağdur" kadınlar için, bir de gelen ayetlerde "Onları dövün, dövmeye devam edin" denir mi? Olacak şey midir? Bu, Kuran'ın daima mağduru koruyup kollayan ruhu ile bağdaşıyor mu?

Burada oturup konuşmadan, bir müddet yatağını veya odasını ayırma gibi gayet insanî yöntemlere başvurmadan, tek bildiği "Karnından sıpayı başından sopayı eksik etmeyeceksin" olduğu anlaşılan o günkü Arap toplumunu ıslahın amaçlandığı apaçık ortadadır.

Bu ayetten sonra ne gibi gelişmelerin olduğuna baktığımızda, bizzat Hz. Peygamber'in ömrü boyunca evli olduğu hanımlara tek bir kez bile el kaldırdığını göremiyoruz. Bir ara hanımlarıyla sorun yaşayınca önce onlarla konuşmuş, sonra yatağını ayırmış ve bir müddet (iki ay kadar) onlardan ayrılmıştır. Sonra anlaşma sağlanınca tekrar dönmüştür. Ayete verdiğimiz meal onun bu uygulamasına da dayanmaktadır.

Şu halde tıpkı evlenme, içki, zina ayetlerinin aşama aşama ve belirlenmiş bir hedefe doğru gitmesi gibi, şiddetli geçimsizlik yaşayan ailelerin nasıl tekrar anlaşacağını düzenleyen bu ayet de, “kadınlarını döven” her hangi bir topluma beş aşamalı çözüm planı ile harika bir yol gösteriliyor ve denmek isteniyor ki:

1-Önce konuşun, anlaşın… 2- Olmazsa ev içinde yatakları/odaları ayırın… 3- O da olmazsa bir müddet evden ayrı kalın (ön ayrılık)… 4- O da olmazsa aile büyüklerinden hakemler çağırın… 5- O da olmazsa yani bütün iç yollar tükenmişse o zaman boşanın (talak

Alın bu yol göstermeyi dünyanın bütün ülkelerine göğsünüzü gere gere götürün.

İnsanlığın kitabı budur, ey dindar kardeşim
!

Kanaatimce Kur’an yirmi üç yılda nazil olmasına rağmen, en fazla yüz yıla yayılan bir dönüşüm öngörüyordu. Bütün bu reformların yüz yıl içinde bitirilmesi ve insanlıkta devasa bir sıçrama yapılması gerekiyordu.Müslümanlar öncülüğünde ve Kur’an’ın devrimci hamleleleri ışığında büyük bir insanlık sıçraması planlanmıştı. Fakat Peygamberimizin ölümünden hemen sonra iç savaşlar başladı, İslam alemi bu savaş ve çekişmelerle ve de Bizans ile Sasani gelenek ve göreneklerine kendilerine kaptırarak bu hamleyi içeriden akamete uğrattılar. Rüzgar kısa sürede kesildi. Kur’an’ın insanlık rüyası gerçekleşemedi, yarım kaldı. Bu rüyanın peşine düşecek yeniden inşacılara bu nedenle şiddetle ihtiyaç var…

ihsan eliaçık.

selam ve dua ile... Allah razı olsun...
dikkatli okunması dileğiyle....


__________________
Rabbim! ilmimi ve anlayisimi artir!

www.ahmeteminseyhan.blogcu.com/

selam ve dua ile...
Yukarı dön Göster bembeyaz's Profil Diğer Mesajlarını Ara: bembeyaz Ziyaret bembeyaz's Ana Sayfa
 
umit1402
Newbie
Newbie


Katılma Tarihi: 15 ekim 2007
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 2
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı umit1402

selam arkadaşlar ben bir yerde ordakihafifçe vurun kelimesinin bir müddet ayrılma olarak okumuştum uzun zaman önce okumuştum keşke tam metin olarak sizlere sunabilseydim kusuruma bakmayın
sevgi ve saygılarımla


__________________
zümer suresi 3
Yukarı dön Göster umit1402's Profil Diğer Mesajlarını Ara: umit1402
 
bembeyaz
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 31 temmuz 2007
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 736
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı bembeyaz

ümit1402 kardeşim,

keşke önce yukarıda yazılanları okusaydın.... bu yorumu yapmazdın....

selam ve dua ile...



__________________
Rabbim! ilmimi ve anlayisimi artir!

www.ahmeteminseyhan.blogcu.com/

selam ve dua ile...
Yukarı dön Göster bembeyaz's Profil Diğer Mesajlarını Ara: bembeyaz Ziyaret bembeyaz's Ana Sayfa
 
gondolcu
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 07 haziran 2007
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 450
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı gondolcu

selamlar,

Nuran yelkenci çok güzel tesbit yapmış aşağıdaki yazı ;

 

Dayakçı erkekleri bekleyen son

Erkekler kadınlarına yıllarca yaptığı hakaretler ve dayaklar sonucu, farkında olmadan kendi düşmanlarını,  kendileri yetiştirmiştir. Kadın bir ömür boyu mecbur bırakılarak sabrettiğinden, için-için kocasına karşı kin beslemiştir. Yaşlılık kapıya dayandığında, eli kolu kalkmaz duruma gelen erkeğin, uzun uğraşlarla yetiştirdiği düşmanının eline, kendi eleriyle düşmüştür. Sonuç olarak hem kendi dünyasını, hem de eşinin dünyasını karanlığa çevirmiştir.

 

benim ekleyeceğim kadın yıllarca sabreder çocukları büyüyünce

 

onlarıda kendi safına çeker ve intikam saati başlar.

 

AMAN ha bu hataya düşmeyin!

 



__________________
saygılarımla

Aaydın
Yukarı dön Göster gondolcu's Profil Diğer Mesajlarını Ara: gondolcu Ziyaret gondolcu's Ana Sayfa
 

Eğer Bu Konuya Cevap Yazmak İstiyorsanız İlk Önce giriş
Eğer Kayıtlı Bir Kullanıcı Değilseniz İlk Önce Kayıt Olmalısınız

<< Önceki Sayfa 2
  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Sizin yetkiniz yok foruma yeni mesaj ekleme
Sizin yetkiniz yok forumdaki mesajlara cevap verme
Sizin yetkiniz yok forumda konu silme
Sizin yetkiniz yok forumda konu düzenleme
Sizin yetkiniz yok forumda anket açma
Sizin yetkiniz yok forumda ankete cevap yazma

Powered by Web Wiz Forums version 7.92
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide
hanif islam

Real-Time Stats and Visitor Reports Sitemizin Gunluk, Haftalik, aylik Ziyaretci  Detaylari Real-Time Stats and Visitor Reports

     Sayfam.de  

blog stats