| Gönderen: 27 ocak 2008 Saat 22:03 | Kayıtlı IP
|
|
|
Yaşadığımız her şey önemli. Başımıza gelenleri gözden geçirelim: yolda giderken ayağımız bir taşa takılır sendeleriz, başımızı bir yere çarparız birden, elimizdeki bişey birden düşer yere etrafa saçılır….. vs ne kadar küçük şeyler bunlar değil mi? Şimdi bu kadar ciddi ve Kuran araştırmalarının yapıldığı bir forumda konuşacak bişey kalmadı bunlarımı düşüneceğiz? Böyle ufak işlerle mi uğraşacağız diyebilirsiniz...Ama “Allah, o ufak şeylerle uğraşıyor”….
Atlanan bişey var ki o da şu: “ amannnn bunda ne var canım alt tarafı ayağım sendeledi, başımı hafifçe çarptım, elimdeki bir anlık dikkatsizliğimle yere düştü” dediğinizde hayatın o küçük şeylerin alt alta toplamından oluşan bir bütün olduğu gerçeğini görememek.
Ve “yanardağları patlatan, depremleri yapan Allah’tır”; deyip bunları yaşadığımızda ya da tanık olduğumuzda “huşu” ile düşünüp “bu deprem neden oldu, neden bunca acıyı yaşadık diyebilirken” neden ayağımızın sendelemesini de “Allah’tandır: Allah neden bana bunu yaşattı” deyip “huşu” ile üzerinde düşünemiyoruz? Bu sorunun cevabı nerede gizlidir?
Şura Suresi 30. ayet: Size isabet eden her musibet, (ancak) ellerinizin kazandığı dolayısıyladır. (Allah,) Çoğunu da affeder.
Bu ayette Allah küçük(!) büyük(!) ayırmadan başımıza gelen her musibetin bizim yaptıklarımızdan dolayı başımıza geldiğini söylemiyor mu? Kuran’ı kendilerine araştırma ve odak konusu seçenlerin Allah ın bu ayetteki sözü ile hayatlarında aslında küçük(!) büyük(!) her musibeti ciddiyetle araştırma, inceleme konusu yapıp; “şimdi ayağım neden sendeledi” ben ne yaptım da Allah bana bunu yaşattı deyip sürekli bir özeleştiri içinde olmaları gerekmiyor mu?
“Bu başıma gelen küçük bişey bir anlamı yok ki”, “şu başıma gelen de küçük bişey onun da bir anlamı yok ki” “o yüzden yaşadıklarım üzerinde düşünmeme de, bunları neden yaşadığımı anlamaya çalışmama da gerek yok ki” mantığı ile Allah tan gelen bu uyarı ve mesajları görmezden gele gele, Allah ı adeta yaşamımızdan çıkararak, sanki Allah, bizim her anımızı görmüyor ve duymuyor gibi (ki Allah ın duymasından ve görmesinden sanki put gibi bir Allah anlaşılıyor çünkü sanki Allah “put gibi duruyor”; duyduklarına, gördüklerine tepki vermiyor: duymasının görmesinin ne anlamı olur ki o zaman zaten; eğer görüp duyup bu gördüklerini ve duyduklarını bir değerlendirmeden geçirip gerekeni yapmıyorsa; dönüt (ceza ya da ödül) vermiyorsa duymuş ya da görmüş olur mu gerçek anlamda?)
Ciddi bir kaza ya da başka bir felaket yaşamadan başımıza gelenler ile Allah’ın bize bazı uyarılar ya da olumlu yönde cevaplar verdiğini idrak etmiyorsak eğer; yaptığımız yanlışların da yaptığımız doğruların da değeri olmaz. Çünkü yaptığımız yanlışlara Allah’ın gereken tepkiyi vermediğini, yaptığımız doğrulara Allah’ın gereken ödülü vermediğini düşünüyorsak yanlışın da doğrunun da anlamı kalmaz. Yanlışla doğru arasında fark kalmaz bize göre. Dolayısıyla dürüst olmakla dürüst olmamak arasında da fark kalmaz.
TEVBE suresi 70. ayet: Onlara, kendilerinden öncekilerin; Nuh, Ad, Semud kavminin, İbrahim kavminin, Medyen ahalisinin ve yerle bir olan şehirlerin haberi gelmedi mi? Onlara resulleri apaçık deliller getirmişlerdi. Demek ki Allah, onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.
Allah bu ve bunun gibi bir çok ayette; insanların takipçisi; “her adımlarına en uygun karşılığı veren” olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Kendilerine gelen apaçık delillere rağmen kendilerini değiştirmeyen toplumlar adım adım kendi felaketlerini hazırlıyorlar. Allah onların başlarına bu felaketleri zulmetmek için getirmiyor.
Ama eğer bu geçmiş toplumlar hakkındaki ayetleri görüp sanki Allah’ın bu mekanizmayı yani: “herkesin her yaptığını değerlendirip ona uygun olanı yaşattığını” adeta “efsanevi ya da tarihi” bir öykü gibi dinleyip; bu gerçeğin kendimize, bugünümüze uygun olmadığını yani bizim için bugün geçerli olmayan; teorik bir bilgi olduğunu düşünürsek kendi kendimizi kandırır ve aslında Allah sız bir din yaşadığımızı göz önüne sermiş oluruz.
|