(Şahıs odaklı din anlayışından Allah odaklı din anlayışına...)

HANiFDOSTLAR.NET

 

Kuran Müslümanı
 

Ana Sayfa Hanif Mumin  Iste Kuran Kurandaki Din  Kur'an Yolu   Sohbet Odasi Hanifler E- Kitaplik Kütüb-i Sitte ?  ingilizce Site Kuran islami Aliaksoy Net İhsan ELİAÇIK.net   Tebyin-ül Kur'an Önerdiğimiz Siteler Bize Ulasin

 

- Konulara Göre Fihrist

- Saçma Hadisler

- Hadislerin-Sünnetin İncelemesi

- Haniflikle İlgili Sorular Cevaplar

- Misakın Elçisi Kim?

- Kuranda Namaz/Salat

- Onaylayan Nebi

- Kuranda Namaz/Salat

- Enbiya 104

- Kuranda Yeminler

- Adem Hakkında Sorular

- Ganimetleri Resulün Eline Nasıl Vereceğiz?

- Allahın ındinde YIL ve DOLUNAYLAR

- Abese ve Tevella

- Hadisçilerce Tahrif Edilen Ayetler

- Mübarek Yer, Mübarek Vakit

- Arkadaş Peygamber

- Kuranın İndirilişinden Günümüze Gelişi

- Bir Türban Sorusu

- Kuran ve Bize Öğretilenlerin Farkı

- Namazın Kılınışı

- Hadislere Göre Namaz

- Kuranda Salat Namaz mıdır?

- Kuran Yetmez Diyen Uydurukçular

- Bizler Hanif Dostlarız

- Sahih Hadis mi İstersiniz?

- Hakkı Yılmaz'ın Tebyin Çalışması

- Kur'anı Anlamada Metodoloji

- Tarikatçıların Çarpıttığı Birkaç Ayet

- Nasıl Kur'an Okuyalım?

- Kur'anı Kerim Nedir?

- Kur'anda Oruç

- Allah'sız Bir Din ve Allah'sız Bir Kur'an İnancı

- Kuransız Bir İslam Anlayışı ve Müşrikleşme

- Meal Çalışmasına Davet

- Allah Şahit Olarak Kafi Değil mi?

- Doğru Hadisleri Ne Yapacağız?

- Kur'andaki Muhammed ve Peygamberlerin Misyonu

- Mahrem, Avret, Ziynet

- Nur Suresi Çeviri-Yorum

- Cilbab

- Resule İtaat Ne Demektir?

- Hadis Kalburcuları ve Kalburları

- Kur'anı Kerim'in İndiriliş Gayesi

- Kur'anda Amellere Karşı Cahili Yaklaşım

- İslamdışı İnanışlara Kur'andan Örnekler

- Biri Şu Haram Üretim Tesislerini Kapatsın

- Tasavvufta İslam Var mı?

- İslamda Delil Sorunu

- Kurban Kesmek

- İlahi Hitabın Serüveni

- Ecel Nedir?

- Şirk, İşrak, Müşrik, Müşareke, Müşterik

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Peygamberlere Karşı Rabbani Yaklaşımlar

- Salat-ı Tefriciye yada Zikri Çarpıtmaya Bir Örnek

- Mucize Nedir?

- Ayrılıkların Nedenleri

- Sıfır Hata veya Kur'an

- Haniflik Nedir?

- Rabıta İle Şeyhlere Tapanlar

- Hadis Zindanının Mezhepçi Mahkumları

- İslam Dininin Öğrenilmesinde Kaynak Sorunu

- Fasık ve Münafıkların Genel Tanımlaması

- Hadisler, Hıristiyanlık ve Selman Rüştü

- Kur'anı kerim'in İndiriliş Gayesi

- Müstekbirlere Karşı Cahili Yaklaşım

- Halis-Hanif İslam

- Kur'anda Şefaat

- Fuhuş Tellalı Tefsirciler

- Hayızlıyken Neden Namaz Kılınmasın?

- Cebrail, Vahiy, Melek

- Dindarlıkta Müşrikleşme Temayülü

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Yaratılış, Adem, Havva

- Kur'an Yerel mi, Evrensel mi?

- Reform Dinde mi, Dindarlıkta mı?

- Ne Mutlu Tağutu Olmayanlara

- Peygambere Saygı(?)

- Hadislere Kanıt Diye Gösterilen Ayetler

- Allah Nazara Karışmadı mı?

- Kur'anı Kerimle Amel Etmek Mümkün mü?

- Kur'anda İnkar Edenlerin Vasıfları

- Müminlerin Vasıfları

- Allah'ın Vasıfları

- Kur'anın Vasıfları

- Dine Karşı Cahili Yaklaşımlar

- Kur'an Merkezli Din

- İrin Küpü Patladı; Mevlana

- Hurafe ve Bidatlar

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Hz. İsa'nın Ölümü

- Allah'ın Mesajının Adı: Kelamullah

- Allah'ın Resule Uyarıları

- Kur'ana Göre Tenkit ve Eleştiri Nasıl Olmalı?

- Kur'anda Sevgi

- Sofuların Devlet Desteğiyle Desteklenmesi

- Hans Von Aiberg Aldatmacası

- Kabir Azabı Safsatası

- Kur'an Kıssalarının Önemi; Masal Değiller

- Kur'anda Toplumsal Sünnetler

- Tefsirde İsrailiyyat

- Kardeş Evliliği Olmadan Çoğalma

- Hans Von Aiberg Tutuklandı

- Kur'anda Tevbe Kavramı

- Yaşar Nuri Öztürk'ün Yorumuyla Namaz

- Karadelikler; Bir Büyük Yemin

- Mezhepçilerin Ümmi Açmazı

- Kabe Nedir? Mekkede midir, Kudüste mi?

- Kur'anda Ruh Kavramı

- Kur'anda Nefs Kavramı

- Amin Kavramı ve Putperestlik

- Diyanet İşleri Başkanlığının Sitemize Cevabına Cevaplar

- Resul ve Nebi -1

- Resul ve Nebi -2

- Sapık Bir Fırka: Hansçılar

- Cihad mı, Çapulculuk mu?

- Kur'an Deyip Namazı Yok Sayanlar

- Cennete Sadece Müslümanlar mı Girecek?

- Kur'anda El Kesme Cezası var mı?

- Nazar veya Göz Değmesi Var mı?

- Şehadet Getir, Münafık(?) Ol

- Kur'anda Eleştiri Metodu

- Hacc Mekkede mi, Bekkede mi?

- İslami Tebliğde Kur'an Metodu

- Saptırılan Kavram: Mekruh

- Kur'anda Cuma Namazı var mı?

- Of Be Kader, Allah mı Suçlu Yoksa Biz mi?

- Kader Açısından Cebir ve İhtiyar

- Baban Peygamber Olsa Ne Yazar

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Vahdet-i Vücud, Şirkin Alası

- Tasavvufi Bilginin Kaynağı Vahiy mi?

- İslam'da Resullük Son Bulmuştur

- Teveffi Kelimesi ve Arap Dili

- Tasavvuf Üzerine Düşünceler

- Nefis Mertebelerinin İç Yüzü

- Allah Rızası Anonim Şirketi; Tarikatlar

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -1

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -2

- Nakşi Şeyhi Allah'ın Avukatı mı?

- Kur'anda "ve+la" Öbeği

- Putlar ve Tapanlar

- Son Peygamberimizin Okuma Yazması

- Mesih ve çarpıtılan Bir Ayet

- Hac İzlenimleri

- "Üzerinde 19 var" da Son Nokta

- Secde Emri

- Kur'andaki Hac

- Aracıların Gaybı Bildiği İnancı

- Tarikatçı - Müşrik Karşılaştırması

- Gazali'nin Kadına Bakışı

- Kur'anda Kadına Verilen Önem

- Başörtüsü Allah'ın Emri Değil

- Başörtüsü Takmak Kur'anda Var mı?

- Kur'anda Kadın Dövmek Var mı?

- Cariye, Köle; Utanmaz Mealciler

- Kadına Yönelik Şiddet

- Sünnet Edilen Kızın Öyküsü

- Erkekçe ve Kadınca Meal Konusu, Nebe 33. Ayet

- Harem - Selamlık Kimin Emri?

- Zina, Evlilik ve Örtünme Adabı

- Cariyeleri Aç, Hür Kadınları Kapat (!)

- Çok Eşliliği Yasaklayan Ayetler

- Kur'ana Göre Evlilik Hukuku

- 2 Kadın = 1 Erkek, Uydurma mı?

- Danimarkalı mı Sapık, Buhari mi?

- Ebu Hanife, Cariyenin Avreti

- Nisa 25, Hür Kadın ve Fahişe İfadesi

- Maymunların Hadisi ve Recm Vahşeti

- Hz. Muhammed'in Tebliği

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Angarya Haline Getirilen İbadet

- Buhari'nin Hadislerini Buhari Yazmamıştır

- Hadis ve Sünnet Gerçeği

- Uydurma Hadisler, İslamın Kara Boyası

- Hadisler Dinin kaynağı Olamaz

- Uydurmaların Sınırı Yok; Şeytan Geyiği

- Beşeri Hükümler Neden Kutsal Oluyor?

- Hadis - Kur'an Çelişkisi

- Kur'anda/Dinde Olanlar ve Olmayanlar

- Cehennem'den Çıkış Yok

- Kur'anda Tağut

- Ebu Hureyre Gerçekte Kimdir?

- Hadis - Mantık Çelişkileri

- Kurban ve Kurban Bayramı Nereden Geliyor?

- Hadislere Göre Kur'an Eksiktir

- Bildiri: İslam Anlayışında Reform

- Arapça mı, Arap Saçı mı?

- Koca mı Üstün, Allah mı?

- Esbab-ı Nüzül Komedi Hadisleri

- İşte Geleneğin Dini

- Ulul Emir İle Kim Kastediliyor?

- Kul Hakkı

- Yezidi Bir Gelenek: Aşure Tatlısı

- Hz. İbrahim'den Asrımıza Dersler

- Taklitçiliğin Boyutları

- Seb-ul Mesani Nedir?

- Kelle Sayılarak Gerçek Bulmak

- Kıyamet - Mahşer Günü ve Sonrası

- Kur'anda Namaz Vakitleri

- Kur'anda Cuma Konusu

- Salih Olmak Yetmez

- Hudeybiye Anlaşması Uydurma mı?

- Kitap Yüklü Eşekler

- Kur'andaki Hac

- Hz. Nuh'un Oğlu Kimdi? İftira mı?

- Ruhun Ağırlığına Başka Bakış

- Hz. İbrahim Yalancı Değildi

- İncil'de Kadına Bakış

- Şirkin Büyüğü Küçüğü Olur mu?

- Kur'andaki Abdest ve Hijyen

- Din de Bir Araçtır

- Kur'an Okumanın Zararları

- Kur'anda Dua Ayetleri

- Kur'anda Tarih Kavramı ve Bilinci

- Şekilsel Secde Kur'anda Yok mu?

- Salat ve salatı İkame

- Kur'andaki Emr Kavramı Üzerine

- Dindar İnsanlar Şirk Koşar

- Alak Suresinin İlk Beş Ayeti

- Men Arefe'nin Çözümü

- Kur'andaki Av Yasağı

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Din Büyüklerini Tanrılaştırma

- Allah'a ve Muhammed'e Değil

- Kur'andaki Örnek Tevekkül

- Şekilsel Rüku Kur'anda Yok mu?

- Hz. İbrahim Kuşları Kesti mi?

- Ehli Sünnet Dininin Anayasası

- İnsan Allah'ın Halifesi mi?

- Kur'an Üzerinde Düşünmek

- Şirkin Kuyusuna Düşenlere Uyarılar

- Kur'an Ölülere Okunmak İçin mi İndirildi?

- Ayda Okunan Kur'an Masalı

- Hz. İbrahim, Safa ve Merve Masal mı?

- "Haç"er-ul Esved (!)

- Mevlana Sahte Bir Peygamber Değil mi?

- Tasavvufun Tanrısı İki Zıttır

- Kur'andaki Tasavvuf: Teveccüh

- Önce Batıl ve Hurafe İle Savaşalım

- Resuller Haram Kılamaz mı?

- Elçi Muhammed ile İnsan Muhammed'in Farkı

- Tarikatlarda Aracılar Rezaleti

- Nur Suresi 31. Ayet Nasıl Çarpıtılıyor?

- Sırat Kıldan İnce, Kılıçtan Keskin mi?

- Kur'anda Zalimler

- Bütün Mehdileri Çöpe Atıyoruz

- Kur'ana Göre Ramazan Ayı ve Haram Aylar

- Tasavvufçuların İlahı; Varlık ve Yokluk

- Tasavvufçuların Küçük Putları

- Sünnet Etmek yaratılışı Değiştirmedir

- Son Peygamberimizin Mektupları

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Mescid-i Aksa Nerede?

- Büyük Kandırmaca: Hadis

- Kur'an Neden Arapça Olarak İndirilmiştir?

- Kimin dini? Kimin Kitabı? Kimin Meali?

- Evliya Kelimesinin geçtiği Ayetler

- Şimdiye Kadar Yaşanan İslam

- Ayın Yarılması Diye Bir Mucize Yoktur

- Kabe Dikili Taş Değil mi?


Up | Down | Top | Bottom
 
Şu da emredildi: Yüzünü dine bir Hanif olarak çevir. Sakın müşriklerden olma.

Yunus Suresi 105

Ben bir Hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden değilim ben.

Enam Suresi 79

İbrahim ne bir Yahudi idi, ne de bir Hıristiyan. O sadece hanif bir müslümandı. O müşriklerden değildi.

Ali İmran Suresi 67

Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlıbaşına bir ümmetti; bir Hanif olarak Allah'ın önünde eğiliyordu. Müşriklerden değildi.

Nahl Suresi 123

De ki Allah doğrusunu söylemiştir / vaadinde sadıktır.Haydi artık Hanif olarak İbrahim'in Milleti'ne uyun! Müşriklerden değildi o.

Ali İmran Suresi 95

Allah'a ortak koşmadan, Hanifler olarak... Allah'a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir.

Hacc Suresi 31


Up | Down | Top | Bottom

HABERLER

 

 








 

  Hanif Islam

 Hanif TV

Alıntılar, Makaleler
 Hanif Dostlar Ana Sayfa -> Alıntılar, Makaleler
Konu Konu: "Allah ile Aldatmak"Kitabına Eleştiri Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Gönderi << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
adalet
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 02 ekim 2006
Gönderilenler: 1195
Gönderen: 28 temmuz 2008 Saat 16:11 | Kayıtlı IP Alıntı adalet

Yaşar Nuri, 1950’lerden beri Türkiye’nin demokratikleşmesine paralel olarak İslam’ın köylerden (göçle) çıkarak şehirlerde kültürel ve politik hayatta görünür olmasını alabildiğine fanatik ve basmakalıp bir ifade ile (Allah ile aldatma) yaftalamaktadır. Kitapta aklı başında herkesin karşı çıkacağı dini-ahlaki bir suç/günah olan ‘din istismarı’nın çerçevesini efradını cami, ağyarını mani şekilde çizmeyerek sap ile samanı kasıtlı olarak karıştırmıştır.


İLHAMİ GÜLER


KENDİ yaptığından insanları men etmeye kalkışma; Hele daha büyüğünü yapıyorsan, yazıklar olsun sana. (‘La tenhe ‘an hulukin ve te’tiye mislehu, Arun aleyk, iza fealte azimun’. / el-Maarri)

Bütün tarih boyu samimi dindarların yanı sıra din adamları / din bilginleri ve o dine inananlar içinden bir grup da dinin sembolik kapitallerini, simgelerini, değerlerini kişisel çıkarları için kullanmışlardır. ‘Din istismarı’ denen olgu, dinler tarihi kadar eski ve yaygın bir gerçektir. Bu tip, hem kurnaz hem de bağnazdır. Daha önceleri Yahudilikte oluşan bu tipin bağnazlığını Hz. İsa şöyle ortaya koymuştu: ‘İki yüzlüler! Tek bir kişiyi dininize döndürmek için denizleri ve kıtaları dolaşırsınız; fakat dininize döneni de (mümini) kendinizden iki kat daha cehennemlik yaparsınız’ (Matta 23 /15).

Fransız tiyatro yazarı Moliere Tartuffe adlı oyununda samimi dindar ve din istismarcısını şöyle tasvir eder: ‘Kimisi yalandan kahramansa kimisi de yalandan dindardır. Nasıl gerçek kahramanlar yaptıklarını orada burada anlatıp duranlar değilse, peşlerinden gitmemiz gereken hakiki dindarlar da her şeye yüzünü ekşiten yobazlar değildir ve yani, artık gerçek iman ile iki yüzlülük arasında fark gözetmeyecek miyiz? İkisi için de aynı dili kullanacaksınız. Yüze de maskeye de aynı değeri vereceksiniz. Samimiyetle yapmacığı bir tutacaksınız, görüntüyle gerçeği birbirine karıştırıp gölgelere gerçek adam gibi değer vereceksiniz. Sahte parayla gerçeğini ayırt etmeyeceksiniz, artık öyle mi? (...) Dünyada inançlı olmaktan daha büyük bir erdem, dindarlık gayretinden daha güzel, daha soylu bir şey düşünemiyorum. Bu yüzdendir ki yalancı inançlarıyla göz boyayanlardan, dine saygısızlıkları ve iki yüzlülükleriyle insanların en kutsal şeylerini istismar eden inanç taklitçilerinden daha aşağılık bir şey de düşünemiyorum. Ah o menfaat düşkünü, ikiyüzlü inanç tacirleri yok mu, onlar, mevki ve itibar satın alırlar sahte inançlarıyla. Bu adamlar öte dünya için çabalar gözüküp asıl bu dünyada ceplerini doldururlar. Müthiş bir ağır başlılık ve yapmacılıkla insanlara dünya nimetlerinden uzak durmayı öğütler, kendileri ise saraylarda yaşarlar. Kendi kusurlarını da çok güzel kitabına uydururlar. Fırsatçıdırlar, kinci, imansız, yapmacıktırlar. Birinin ayağını kaydırmak için kendi kinlerini din perdesi ardına gizlerler utanıp sıkılmadan. Bir hışımla en değer verdiğimiz şeyleri bize karşı silah olarak kullanırlar ki en tehlikeli yanları da budur. Herkes onların erdeminden kuşku duymadığından, hak yolunda adeta kutsal bir kılıçla kesmiş olurlar bizi. Bu tür sahtekárlara çok sık rastlanır.’

‘Din tacirinin dini’

İslam filozofu El-Kindi ise Felsefi Risaleler’inde bu tipi şöyle tasvir etmişti: ‘Saldırgan ve zalim bir düşmanlık psikolojisinde olan bunlar, haksız yere işgal ettikleri kürsüleri (makamları, itibarları) korumak için elde edemedikleri ve çok uzağında bulundukları insani faziletlere sahip olanları aşağılarlar. Amaçları (politik veya bürokratik) riyaset ve din tacirliğidir. Oysa kendileri dinden yoksundur. Çünkü bir şeyin ticaretini yapan onu satar, sattığı ise artık kendisinin değildir. Kim din tacirliği yaparsa onun dini yoktur.’

‘Allah ile aldatma’ söylemini gerçek ‘anlamda’ anlayabilmek için, Nietzscheci anlamda ‘Bilgi-güç istenci’ arasındaki ilişkiye dikkat etmek gerekir: ‘Bir şeyin anlamı, o şeyi kendine mal eden, sömüren, onu sahiplenen ve anlamı onun içinde açıklanan güce (iradeye) referansta bulunmaksızın bilinemez. Zira, herhangi bir fenomen (Allah ile aldatma söylemi gibi), ideal olanın görüntüsü veya hayaleti değil; anlamını, var olan bir gücün içinde bulan bir semptom anlamında bir işarettir.’ (Küçükalp, Kasım, Heidegger ve Derrida ) Veya Foucaultcu anlamda ‘Nesne (örneğin Allah ile aldatma söylemi) her zaman bir nesneleştirme sürecinin peşi sıra beliren bir kurgu olarak kalır; bu yüzden de nesneye uygunluk, bu nesnenin kurulduğu tarihsel kipliklere (güç ilişkileri) uygunluktan ibarettir. Burada hakikat, elbette dar anlamıyla var değildir; ama onun yerine ‘Hakikat oyunları’ vardır.’ (Revel, Judith. M. Foucault ) Özetle bir söylem, onu kuranın güç ilişkilerinden bağımsız olarak ele alınamaz.

Kurnazlık ve bağnazlık

İslam tarihinde din istismarının iki tipi: Kurnazlık (Muaviyeizm/ Makyavelizm) ve Bağnazlık (Haricilik):
Bilindiği gibi Muaviye iktidarı ele geçirmek için Hz. Ali ile giriştiği Sıffın Savaşında karşı tarafı çözmek için askerlerinin süngüleri ucuna Kur’an yaprakları taktırarak ‘Aramızda Kur’an hakem olsun’ hilesini uydurdu ve başarılı oldu. Hariciler ise‘La hükme illa lillah: Allah’dan başka hüküm veren/koyan yoktur’ diyerek Hz. Ali’yi tekfir ettiler ve korkunç bir şiddete başvurdular. Bu iki kronik ve kadim tip, bütün dinlerin ve İslamiyet’in de ezeli sorunu olmuştur. Siyasette ve ticarette bu iki tip, saf halk yığınlarını sömürmüşlerdir ve sömürmektedirler. Bu yüzden reel/günlük siyasette ve ticarette dince kutsal kabul edilen simge, sembol, değer ve kavramlara (örneğin Allah, Kur’an, İslam, Din, Şeriat, Hz. Muhammed, Sünnet, Kabe, Cami, Ezan vs.) sözlü ve yazılı olarak aleni yer verilmemelidir. Bunların yeri sivil toplum olmalı. Yani din, toplumun kültürel hayatında (bilim, düşünce, eğitim, medya, cemaat vs.) yer almalı. Bu önerinin sebebi açıktır. Birincisi, dinsel söylemi kullanan kişinin samimiyetinden veya kurnazlığından kolayca emin olamayız. Çoğu zaman mağdur olduktan sonra bunu öğreniriz (Muaviye ve İslami holding olaylarında olduğu gibi). İstismarcıyı yüzünden tanıyabilmek için biraz feraset sahibi olmak gerekiyor. İkincisi, bağnaz ve fanatik hep dogmatik olduğu için samimiyetle veya Allah rızası için kolayca şiddete, baskıya ve zor’a başvurabilir. (Hariciler, Kilise ve Türkiye’deki Hizbullah olayı gibi) Söylem düzeyinde de kendisi gibi düşünmeyenler kolayca ‘tekfir’ edilir, aşağılanır ve bağnaz kolayca kendini Allah’ın iradesi, hakikat, İslam ve Kur’an’ın yerine koyar.

Dince kutsal olan simge, değer ve kavramların yeri sivil toplum olmalı derken siyaset ve ticaretin Felsefi anlamda seküler olan kişilerin iddia ettiği gibi ontolojik olarak dinden bağımsız olması gerektiğini söylemiyoruz. İslamiyet’i bilenler -oryantalistler bile- toplumsal hayatın (siyaset ve ticaretin de) adalet ve hakkaniyet ile düzenlenmesinin İslam’ın ana sorunlarından biri olduğunu bilir. Siyaset ve ticaret, adalet ve hakkaniyetin tenfizi bağlamında İslam’ın ‘salih amel’ ve ‘emr-i bil ma’ruf ve nahye ani’l munker’ ilkelerinin alanlarıdır. Binaenaleyh, buralardaki dil, dini değil; makul ve ahlaki bir dil olmalı. Zira, İslami olan ile makul ve ahlaki olan arasında bir çelişki yoktur. Çünkü İslam, tabii bir dindir. Ahmet Altan’ın bir yazısında dediği gibi: ‘Din bu toplumun varoluş temellerinden biri ve belki de en önemlisi. Onun için biz bunu (reel) siyasetin dışına çıkartıp sosyolojik ve kültürel olarak aldığımız vakit tekrardan kent dindarlığı doğar.’

Yaşar Nuri vakası ve ‘Allah ile aldatma’ söylemi: Yaşar Nuri Öztürk, öncelikle bir ilahiyatçı ve Halkın Yükselişi Partisi’nin Genel Başkanı olarak da politik bir figürdür ve politik arenada dini dil ile politik dili mezcetmiş olarak konuşmaktadır. Daha önce katıldığı CHP’den bu yüzden ayrılmak zorunda bırakılmıştır. Çünkü CHP laik bir parti olarak bu karışık dile tahammül edememiştir. Partide iken peygamberlerin getirdiği mesajın özünün ‘Sosyal Demokrasi’ olduğunu iddia eden Yaşar Nuri daha sonra bu kesimi üstü kapalı olarak ‘inkar-istismar tulumbasının inkar cephesi’ olarak niteleyip ‘Allah ile aldatanlar’ cephesine katmıştır. (Allah ile Aldatmak, s.317)

Herkes, Yaşar Nuri hariç

Yaşar Nuri, politikaya girdikten sonra din dilini kullanmaya devam etmekte, bunu bir ‘vatan evladı’ ve ‘bir Kur’an mü’mini’nin halkı aydınlatması olarak görmektedir. ‘Allah ile Aldatma’ kitabını da bu bağlamda yazdığını iddia etmektedir. Kitabında din bilimci ve politikacı kimliğiyle, ithamlarının, yaftalarının delaletlerini mahsusen öylesine geniş, daha doğrusu ‘sığ’ bırakmaktadır ki, neredeyse kendinden başka ‘Allah’ diyen herkes ‘Allah ile aldatan’ konumunda düşmektedir. Türkiye’de Allah ile aldatma konumundan istisna edilecek tek kişi Atatürk, tek kurum da TSK’dır. Ele alacağımız söylem analizinde politik bir figür olarak dini söyleme başvurmasının bir ‘kurnazlık’ (Muviye), yani mal, mülk, para, güç, çıkar, itibar içerip-içermediğini halkın irfanına, Yaşar Nuri’nin de vicdanına bırakıyorum. Ancak, bu söylemin açık bir bağnazlık (Haricilik) içerdiği de çok açık.

Yazar, genel olarak söyleminde Muhammed Mustafa ile Mustafa Kemal’i kalkan; TSK’yı ise arkasını yaslayacağı bir güç odağı olarak kullanmaktadır. Kitaptaki üslubunda tıpkı Haricilerdeki gibi, kendi aklı ve yorum gücü ile Kur’an- İslam ve Allah arasına bir milim bile mesafe bırakmadan yüzde yüz örtüştürmektedir. Nitekim konuşma ve yazılarında sık kullandığı: ‘Ben söylemiyorum; Kur’an söylüyor’ ifadesi ve kitaplarından birinin ismi (Kur’an’daki İslam) bunu göstermektedir. Geriye kalan her şey ve herkes ise -hadisler, alimler ve herkes- hak ettiği oranda uydurmacılıktan, sapıklıktan, kahpelikten, karadulluktan, hainlikten, müşriklikten, istismarcılıktan vs. pay almaktadır veya kendi fikirleriyle örtüştüğü oranda da ondan övgü almaktadır. Açıktan Hariciler gibi kimseyi ‘tekfir’ etmemekle birlikte, Kur’an’da kafirler için kullanılan bir çok ifadeyi Türkiye’deki Müslümanları itham etmek için kullanmakta beis görmemekte.

Bu bağlamda Haricilerin ‘La hukme illa lillah’ şeklindeki ibareyi slogan haline getirip ortalığı kasıp kavurmalarıyla, Yaşar Nuri’nin ‘Allah ile aldatma’ ifadesini sloganlaştırarak neredeyse tüm muhafazakárları ‘mürşit kılıklı müşrik’, ‘İdris kılıklı iblis’, ‘şeytan evliyası’.... haline getirmesi arasında hiçbir fark yoktur. Önce sloganlaştırılan ifadenin Kur’an’daki bağlamından başlayalım.

1-’Allah ile Aldatma’ ifadesinin Kur’ani bağlamı: İfadenin Arapça aslı şöyle: ‘Vela yağurrannekum billahi’l ğarur’ (Kur’an,31/33, 35/5, 57/14) Türkçesi, ‘Aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın’ Taberi’ye göre ‘ğarur ( aldatıcı)’, kişiyi manevi/ ahlaki anlamda saptıran herhangi bir şeydir. Bu, şeytan, insan veya bir kavram olabilir. Zemahşeri’ye göre ise ‘ğarur’ şeytandır. Türkçeye ‘Allah ile’ diye çevrilen ‘billahi’ ifadesini ise Taberi, Bağavi ve Zemahşeri ‘kasıtlı olarak bir günah işlemesi halinde Allah’ın affedeceği şeklindeki avutucu düşünceler’ olarak anlamışlardır. (Esed, Muhammed, Kur’an Mesajı) Dolaysıyla, bu uyarının asıl muhatabı, dini inancı olduğu halde dindar olmayan insanlardır. İfadenin gerçek anlamının bu olması, dindar kılıklı insanların veya kimi din bilginlerinin/ din adamlarının Allah dahil, Ahiret, Kur’an, İslam gibi kavramları kullanarak din istismarı yapmadıkları anlamına gelmiyor. Kitaptaki iddiaların tümüne katılmıyor değiliz. Üzerinde durduğumuz konu Yaşar Nuri’nin çağdaş, harici/bağnaz, dogmatik zihniyeti.

Dogmatik zihniyet

2-Allah ile Aldatanların Türkiye’deki kapsamı:
Allah ile aldatmanın uluslararası tezgahı ‘Dinlerarası diyalog, ılımlı İslam, Halifecilik, Osmanlıcılık ve Rum Ortodoksların Ekümeniklik iddiası ise (s 267-307); Türkiye’deki aktörleri, öncüleri ve uygulayıcıları kimlerdir? Yaşar Nuri’ye göre ‘Allah ile aldatmanın değişik maskeler kullanan çok çeşitli destek kuruluşları vardır... Bunların ortak özelliği din söylemini kullanmalarıdır. Örneğin, Milli Görüş, Fetullahçılar, Süleymancılar, Radikal İslamcı örgütler, Allah ile aldatmayı en ileri boyutta kullanan AKP, Diyanet, 700 civarındaki İmam-Hatip okulu, 30 civarındaki ilahiyat fakültesi, 100 bin civarındaki cami de Allah ile aldatma hareketinde şöyle veya böyle az veya çok kullanılmaktadır.’ ( s 49-50) El-insaf, dinle şu ya da bu şekilde ilgilenenlerden dışarıda Yaşar Nuri’den başka kim kaldı? Yaşar Nuri, 1950’lerden itibaren Türkiye’nin demokratikleşmesine paralel olarak İslam’ın köylerden (göçle) çıkarak şehirlerde kültürel ve politik hayatta görünür hale gelmesini alabildiğine fanatik ve basmakalıp bir ifade ile (Allah ile aldatma) yaftalamaktadır. Kitapta aklı başında her müminin karşı çıkacağı dini-ahlaki bir suç/günah olan ‘din istismarı’nın çerçevesi efradını cami ve ağyarını mani bir şekilde çizilmediği için sap ile saman, istismar ile dindarlık, dini özgürlüklerin genişletilmesi talebi ile politik rant birbirine kasıtlı olarak karıştırılmıştır.

Mescid-i dırar yaftası

3-Allah ile aldatanlar ve küfür yaftaları:
Bütün bu yukarıdaki zümreler Yaşar Nuri’ye göre Kur’an’ın ifadeleriyle ‘Şeytan’ın Evliyası’ (7/27,30) ‘Şeytan’ın Orduları’ (42/95), Evliya patentli din tüccarları, Şeytanın özel ekibi (Hizbuşşeytan, 58/19), Hz. İdris kisvesine bürünmüş İblisler, Kahpe Karadul (Örümcek, 29/41) ve Mürşit lakaplı Müşriklerdir. (28-32)

Medine’de Bizans’la işbirliği yapan münafıkların yaptırdığı bir mescid vardı. Tevbe Suresinin 107-109 ayetlerinde bu münafıklar eleştirilir ve yaptıkları mescid ‘Mescid-i Dırar’ diye anılır. Yaşar Nuri’ye göre bugün Türkiye’deki bütün camiler ‘mescid-i dırar’dır’ şöyle diyor: ‘Mescitte oraya devam etmeyenlerden (Alevi ve Ateistleri kastediyor) alınan paralarla (vergilerle) hizmet verilmesi de mescidi ‘dırar mescidi’ne çevirir. Bugün Türkiye’de camileri dırar mescidine çeviren bir numaralı sebep budur. Tüm toplumun verdiği paralardan maaş alan insanlar, mescitlere gelen bazı insanlara hizmet vermekte ve bu o mescitleri bazı insanlara zarar veren mescide dönüştürmektedir. Oralarda yapılan ibadetler İslam fıkhına göre fasittir. (178) Burada insanın aklına hemen şu geliyor: Devlete her vergi veren insan devletin her maaşlı memurundan hizmet alabiliyor mu ve almak durumunda mıdır? Örneğin, Anadolu insanının yüzde kaçı devletin turizm teşvik fonlarından verilen paralardan faydalanıyor? Buna benzer yüzlerce örnek verilebilir. Alevi vatandaşlarımızdan alınan vergilerden camilerin finansa edilmesi ahlaki bağlamda tartışılabilir. Bu, ayrı bir mevzudur. Yaşar Nuri’nin sorumsuzca, harici bir mantıkla yaptığı ise Türkiye’deki bütün camileri Medine’deki münafıkların inşa ettiği ‘Mescid-i Dırar’la aynileştirmektir.

Dinin kaynakları bahsi

4-Harici Mantık:
Sünnilik, dinde ‘hüküm koyma’ otoritesi (hiyerarşisi) ve kaynaklarını dört olarak koymuştur. (Edille-i Şer’iyye, Edille-i Erbraa): 1. Kitap, 2. Sünnet, 3. İcma, 4. Akıl (kıyas). Mutezile, bu kaynakları kitap ve akıl olarak temellendirir. Hariciler ise: ‘La hukme illalillah yani Allah’tan başka hüküm (teşri) kaynağı yok’ diyerek kendi fanatik, kıt ve dogmatik akıllarıyla yaptıkları yorumları ‘Allah’ın hükmü /Kur’an’ın hükmü’ olarak görüyorlardı. Yaşar Nuri’nin mantığı tam da budur.

Şöyle diyor: ‘Ancak, işlenen günah Allah’ın yetkilerini kullanmak, dinde buyruk makamı gibi davranmak, dine (Kur’an’a) hükümler eklemek, kısacası dinde tesrii yetkisini kullanmaktan kaynaklanıyorsa, bunun adı sadece günah değil, Allah’a iftiradır ki, zulüm ve şirkin en lanetli türüdür’ (s.52) Müellif, bu fikirlerine En-am Suresinde iki kez tekrarlanan (93,144) ‘Allah’a iftira etmek’ ifadesini ilgisiz olarak mesned ediniyor.

Oysa Musa Carullah’ın dediği gibi, birçok Kur’an hükmü Hz. Muhammed’in ve arkadaşlarının önceki içtihatlarına istinaden gelmiştir. ‘Muvafakat-ı Ömer: Hz. Ömer’i onaylayan ayetler’ tabiri bunu ifade eder. İslam düşünce tarihinde Haricilerden başka ‘Din yalnızca Kur’andır, ondan başka kaynak yoktur’ diyen kimse yoktur. Vahhabiler bile ‘Sünnet’i İslam’ın ikinci hüküm kaynağı sayarlar.

Sonuç olarak, CHP, daha önce Yaşar Nuri’nin din dili ile reel politikanın ihtiras dolu günlük dilini mezceden üslubunun doğurabileceği tehlikeleri görerek, yaşayarak onu partiden ayrılmak zorunda bıraktı. Bugün muhafazakárlara karşı istihdam edilen bu Harici üsluptan hoşlanan kesimler şunu iyi bilmelidirler ki, bu insafsız üslup ve dil, CHP yi affetmediği gibi kendilerini de affetmeyecektir. Çünkü Hariciler, önce komutanları olan Hz. Ali’yi öldürmüşlerdi.

ilhamiguler@hotmail.com

__________________
"Bir kavme olan kininiz sizi adaletten ayırmasın.."
Yukarı dön Göster adalet's Profil Diğer Mesajlarını Ara: adalet
 
ŞiaRıM-KuRaN
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 26 aralik 2006
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 124
Gönderen: 28 temmuz 2008 Saat 18:12 | Kayıtlı IP Alıntı ŞiaRıM-KuRaN



İLHAMİ GÜLER


KENDİ yaptığından insanları men etmeye kalkışma; Hele daha büyüğünü yapıyorsan, yazıklar olsun sana. (‘La tenhe ‘an hulukin ve te’tiye mislehu, Arun aleyk, iza fealte azimun’. / el-Maarri)


Herkes, Yaşar Nuri hariç

Yaşar Nuri, politikaya girdikten sonra din dilini kullanmaya devam etmekte, bunu bir ‘vatan evladı’ ve ‘bir Kur’an mü’mini’nin halkı aydınlatması olarak görmektedir. ‘Allah ile Aldatma’ kitabını da bu bağlamda yazdığını iddia etmektedir. Kitabında din bilimci ve politikacı kimliğiyle, ithamlarının, yaftalarının delaletlerini mahsusen öylesine geniş, daha doğrusu ‘sığ’ bırakmaktadır ki, neredeyse kendinden başka ‘Allah’ diyen herkes ‘Allah ile aldatan’ konumunda düşmektedir. Türkiye’de Allah ile aldatma konumundan istisna edilecek tek kişi Atatürk, tek kurum da TSK’dır. Ele alacağımız söylem analizinde politik bir figür olarak dini söyleme başvurmasının bir ‘kurnazlık’ (Muviye), yani mal, mülk, para, güç, çıkar, itibar içerip-içermediğini halkın irfanına, Yaşar Nuri’nin de vicdanına bırakıyorum. Ancak, bu söylemin açık bir bağnazlık (Haricilik) içerdiği de çok açık.

Yazar, genel olarak söyleminde Muhammed Mustafa ile Mustafa Kemal’i kalkan; TSK’yı ise arkasını yaslayacağı bir güç odağı olarak kullanmaktadır. Kitaptaki üslubunda tıpkı Haricilerdeki gibi, kendi aklı ve yorum gücü ile Kur’an- İslam ve Allah arasına bir milim bile mesafe bırakmadan yüzde yüz örtüştürmektedir. Nitekim konuşma ve yazılarında sık kullandığı: ‘Ben söylemiyorum; Kur’an söylüyor’ ifadesi ve kitaplarından birinin ismi (Kur’an’daki İslam) bunu göstermektedir. Geriye kalan her şey ve herkes ise -hadisler, alimler ve herkes- hak ettiği oranda uydurmacılıktan, sapıklıktan, kahpelikten, karadulluktan, hainlikten, müşriklikten, istismarcılıktan vs. pay almaktadır veya kendi fikirleriyle örtüştüğü oranda da ondan övgü almaktadır. Açıktan Hariciler gibi kimseyi ‘tekfir’ etmemekle birlikte, Kur’an’da kafirler için kullanılan bir çok ifadeyi Türkiye’deki Müslümanları itham etmek için kullanmakta beis görmemekte.

Bu bağlamda Haricilerin ‘La hukme illa lillah’ şeklindeki ibareyi slogan haline getirip ortalığı kasıp kavurmalarıyla, Yaşar Nuri’nin ‘Allah ile aldatma’ ifadesini sloganlaştırarak neredeyse tüm muhafazakárları ‘mürşit kılıklı müşrik’, ‘İdris kılıklı iblis’, ‘şeytan evliyası’.... haline getirmesi arasında hiçbir fark yoktur. Önce sloganlaştırılan ifadenin Kur’an’daki bağlamından başlayalım.

1-’Allah ile Aldatma’ ifadesinin Kur’ani bağlamı: İfadenin Arapça aslı şöyle: ‘Vela yağurrannekum billahi’l ğarur’ (Kur’an,31/33, 35/5, 57/14) Türkçesi, ‘Aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın’ Taberi’ye göre ‘ğarur ( aldatıcı)’, kişiyi manevi/ ahlaki anlamda saptıran herhangi bir şeydir. Bu, şeytan, insan veya bir kavram olabilir. Zemahşeri’ye göre ise ‘ğarur’ şeytandır. Türkçeye ‘Allah ile’ diye çevrilen ‘billahi’ ifadesini ise Taberi, Bağavi ve Zemahşeri ‘kasıtlı olarak bir günah işlemesi halinde Allah’ın affedeceği şeklindeki avutucu düşünceler’ olarak anlamışlardır. (Esed, Muhammed, Kur’an Mesajı) Dolaysıyla, bu uyarının asıl muhatabı, dini inancı olduğu halde dindar olmayan insanlardır. İfadenin gerçek anlamının bu olması, dindar kılıklı insanların veya kimi din bilginlerinin/ din adamlarının Allah dahil, Ahiret, Kur’an, İslam gibi kavramları kullanarak din istismarı yapmadıkları anlamına gelmiyor. Kitaptaki iddiaların tümüne katılmıyor değiliz. Üzerinde durduğumuz konu Yaşar Nuri’nin çağdaş, harici/bağnaz, dogmatik zihniyeti.

Sonuç olarak, CHP, daha önce Yaşar Nuri’nin din dili ile reel politikanın ihtiras dolu günlük dilini mezceden üslubunun doğurabileceği tehlikeleri görerek, yaşayarak onu partiden ayrılmak zorunda bıraktı. Bugün muhafazakárlara karşı istihdam edilen bu Harici üsluptan hoşlanan kesimler şunu iyi bilmelidirler ki, bu insafsız üslup ve dil, CHP yi affetmediği gibi kendilerini de affetmeyecektir. Çünkü Hariciler, önce komutanları olan Hz. Ali’yi öldürmüşlerdi.

ilhamiguler@hotmail.com[/QUOTE]

Yaşar Nuri hocanın amacının ne olduğunu hep merak ettiğim için her zaman yazılarını ve hakkında yazılanları okuyup objektif olarak değerlendirmeye çalışmışımdır.Son zamanda siyasetteki davranışları ve din hakkında söyledıklerı çelişmeye başlayınca haliyle kafamda soru işaretleri oluşmaya başladı.İlhami Gülerin ve R.İhsan Eliaçık'ın yazdıklarını okuyunca Yaşar Hocayı şimdi daha iyi tanıyor, din ve siyasette bu konumda bulunan bır ınsanın amacının ne olduğunu daha iyi anlıyorum.Bazı değerli arkadaşlardan ricam körü körüne savunmak yerine tarafsız olarak okuyup değerlendirmeleri.Sadece tarafsız ve objektif.Rabbim iyiyi kötüden ayırt eden bir anlayış versin hepimize inşaAllah.Teşekkürler Adalet kardeş paylaşımın için.

SELAMETLE...



__________________
ZÜMER-2739/27 Andolsun, biz bu Kur'an'da insanlara her türden örnekler verdik ki düşünüp öğüt alabilsinler.
Yukarı dön Göster ŞiaRıM-KuRaN's Profil Diğer Mesajlarını Ara: ŞiaRıM-KuRaN
 
Muhsin
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 14 subat 2007
Gönderilenler: 401
Gönderen: 31 temmuz 2008 Saat 19:11 | Kayıtlı IP Alıntı Muhsin

selam,gerceklerlerle yüzyüze gelmek,bazilarina cok aci geliyor nedense.Oysa aklimizi ŞiaRıM-KuRaN,yazdigi :Rabbim iyiyi kötüden ayırt eden bir anlayış versin hepimize inşaAllah
diliyorum,cümleten.
Yukarı dön Göster Muhsin's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Muhsin
 

Eğer Bu Konuya Cevap Yazmak İstiyorsanız İlk Önce giriş
Eğer Kayıtlı Bir Kullanıcı Değilseniz İlk Önce Kayıt Olmalısınız

  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Sizin yetkiniz yok foruma yeni mesaj ekleme
Sizin yetkiniz yok forumdaki mesajlara cevap verme
Sizin yetkiniz yok forumda konu silme
Sizin yetkiniz yok forumda konu düzenleme
Sizin yetkiniz yok forumda anket açma
Sizin yetkiniz yok forumda ankete cevap yazma

Powered by Web Wiz Forums version 7.92
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide
hanif islam

Real-Time Stats and Visitor Reports Sitemizin Gunluk, Haftalik, aylik Ziyaretci  Detaylari  Real-Time Stats and Visitor Reports

       

blog stats