HANiFDOSTLAR.NET

 

Kuran Müslümanı
 

(Şahıs odaklı din anlayışından Allah odaklı din anlayışına...)

Ana Sayfa Hanif Mumin  Iste Kuran Kurandaki Din  Kur'an Yolu  Meal Dinle Sohbet Odasi Hanifler E- Kitaplik Kütüb-i Sitte ?  ingilizce Site Kuran islami Aliaksoy Org  Hasanakcay Net Tebyin-ül Kur'an Önerdiğimiz Siteler Bize Ulasin

 

- Konulara Göre Fihrist

- Saçma Hadisler

- Hadislerin-Sünnetin İncelemesi

- Haniflikle İlgili Sorular Cevaplar

- Misakın Elçisi Kim?

- Kuranda Namaz/Salat

- Onaylayan Nebi

- Kuranda Namaz/Salat

- Enbiya 104

- Kuranda Yeminler

- Adem Hakkında Sorular

- Ganimetleri Resulün Eline Nasıl Vereceğiz?

- Allahın ındinde YIL ve DOLUNAYLAR

- Abese ve Tevella

- Hadisçilerce Tahrif Edilen Ayetler

- Mübarek Yer, Mübarek Vakit

- Arkadaş Peygamber

- Kuranın İndirilişinden Günümüze Gelişi

- Bir Türban Sorusu

- Kuran ve Bize Öğretilenlerin Farkı

- Namazın Kılınışı

- Hadislere Göre Namaz

- Kuranda Salat Namaz mıdır?

- Kuran Yetmez Diyen Uydurukçular

- Bizler Hanif Dostlarız

- Sahih Hadis mi İstersiniz?

- Hakkı Yılmaz'ın Tebyin Çalışması

- Kur'anı Anlamada Metodoloji

- Tarikatçıların Çarpıttığı Birkaç Ayet

- Nasıl Kur'an Okuyalım?

- Kur'anı Kerim Nedir?

- Kur'anda Oruç

- Allah'sız Bir Din ve Allah'sız Bir Kur'an İnancı

- Kuransız Bir İslam Anlayışı ve Müşrikleşme

- Meal Çalışmasına Davet

- Allah Şahit Olarak Kafi Değil mi?

- Doğru Hadisleri Ne Yapacağız?

- Kur'andaki Muhammed ve Peygamberlerin Misyonu

- Mahrem, Avret, Ziynet

- Nur Suresi Çeviri-Yorum

- Cilbab

- Resule İtaat Ne Demektir?

- Hadis Kalburcuları ve Kalburları

- Kur'anı Kerim'in İndiriliş Gayesi

- Kur'anda Amellere Karşı Cahili Yaklaşım

- İslamdışı İnanışlara Kur'andan Örnekler

- Biri Şu Haram Üretim Tesislerini Kapatsın

- Tasavvufta İslam Var mı?

- İslamda Delil Sorunu

- Kurban Kesmek

- İlahi Hitabın Serüveni

- Ecel Nedir?

- Şirk, İşrak, Müşrik, Müşareke, Müşterik

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Peygamberlere Karşı Rabbani Yaklaşımlar

- Salat-ı Tefriciye yada Zikri Çarpıtmaya Bir Örnek

- Mucize Nedir?

- Ayrılıkların Nedenleri

- Sıfır Hata veya Kur'an

- Haniflik Nedir?

- Rabıta İle Şeyhlere Tapanlar

- Hadis Zindanının Mezhepçi Mahkumları

- İslam Dininin Öğrenilmesinde Kaynak Sorunu

- Fasık ve Münafıkların Genel Tanımlaması

- Hadisler, Hıristiyanlık ve Selman Rüştü

- Kur'anı kerim'in İndiriliş Gayesi

- Müstekbirlere Karşı Cahili Yaklaşım

- Halis-Hanif İslam

- Kur'anda Şefaat

- Fuhuş Tellalı Tefsirciler

- Hayızlıyken Neden Namaz Kılınmasın?

- Cebrail, Vahiy, Melek

- Dindarlıkta Müşrikleşme Temayülü

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Yaratılış, Adem, Havva

- Kur'an Yerel mi, Evrensel mi?

- Reform Dinde mi, Dindarlıkta mı?

- Ne Mutlu Tağutu Olmayanlara

- Peygambere Saygı(?)

- Hadislere Kanıt Diye Gösterilen Ayetler

- Allah Nazara Karışmadı mı?

- Kur'anı Kerimle Amel Etmek Mümkün mü?

- Kur'anda İnkar Edenlerin Vasıfları

- Müminlerin Vasıfları

- Allah'ın Vasıfları

- Kur'anın Vasıfları

- Dine Karşı Cahili Yaklaşımlar

- Kur'an Merkezli Din

- İrin Küpü Patladı; Mevlana

- Hurafe ve Bidatlar

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Hz. İsa'nın Ölümü

- Allah'ın Mesajının Adı: Kelamullah

- Allah'ın Resule Uyarıları

- Kur'ana Göre Tenkit ve Eleştiri Nasıl Olmalı?

- Kur'anda Sevgi

- Sofuların Devlet Desteğiyle Desteklenmesi

- Hans Von Aiberg Aldatmacası

- Kabir Azabı Safsatası

- Kur'an Kıssalarının Önemi; Masal Değiller

- Kur'anda Toplumsal Sünnetler

- Tefsirde İsrailiyyat

- Kardeş Evliliği Olmadan Çoğalma

- Hans Von Aiberg Tutuklandı

- Kur'anda Tevbe Kavramı

- Yaşar Nuri Öztürk'ün Yorumuyla Namaz

- Karadelikler; Bir Büyük Yemin

- Mezhepçilerin Ümmi Açmazı

- Kabe Nedir? Mekkede midir, Kudüste mi?

- Kur'anda Ruh Kavramı

- Kur'anda Nefs Kavramı

- Amin Kavramı ve Putperestlik

- Diyanet İşleri Başkanlığının Sitemize Cevabına Cevaplar

- Resul ve Nebi -1

- Resul ve Nebi -2

- Sapık Bir Fırka: Hansçılar

- Cihad mı, Çapulculuk mu?

- Kur'an Deyip Namazı Yok Sayanlar

- Cennete Sadece Müslümanlar mı Girecek?

- Kur'anda El Kesme Cezası var mı?

- Nazar veya Göz Değmesi Var mı?

- Şehadet Getir, Münafık(?) Ol

- Kur'anda Eleştiri Metodu

- Hacc Mekkede mi, Bekkede mi?

- İslami Tebliğde Kur'an Metodu

- Saptırılan Kavram: Mekruh

- Kur'anda Cuma Namazı var mı?

- Of Be Kader, Allah mı Suçlu Yoksa Biz mi?

- Kader Açısından Cebir ve İhtiyar

- Baban Peygamber Olsa Ne Yazar

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Vahdet-i Vücud, Şirkin Alası

- Tasavvufi Bilginin Kaynağı Vahiy mi?

- İslam'da Resullük Son Bulmuştur

- Teveffi Kelimesi ve Arap Dili

- Tasavvuf Üzerine Düşünceler

- Nefis Mertebelerinin İç Yüzü

- Allah Rızası Anonim Şirketi; Tarikatlar

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -1

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -2

- Nakşi Şeyhi Allah'ın Avukatı mı?

- Kur'anda "ve+la" Öbeği

- Putlar ve Tapanlar

- Son Peygamberimizin Okuma Yazması

- Mesih ve çarpıtılan Bir Ayet

- Hac İzlenimleri

- "Üzerinde 19 var" da Son Nokta

- Secde Emri

- Kur'andaki Hac

- Aracıların Gaybı Bildiği İnancı

- Tarikatçı - Müşrik Karşılaştırması

- Gazali'nin Kadına Bakışı

- Kur'anda Kadına Verilen Önem

- Başörtüsü Allah'ın Emri Değil

- Başörtüsü Takmak Kur'anda Var mı?

- Kur'anda Kadın Dövmek Var mı?

- Cariye, Köle; Utanmaz Mealciler

- Kadına Yönelik Şiddet

- Sünnet Edilen Kızın Öyküsü

- Erkekçe ve Kadınca Meal Konusu, Nebe 33. Ayet

- Harem - Selamlık Kimin Emri?

- Zina, Evlilik ve Örtünme Adabı

- Cariyeleri Aç, Hür Kadınları Kapat (!)

- Çok Eşliliği Yasaklayan Ayetler

- Kur'ana Göre Evlilik Hukuku

- 2 Kadın = 1 Erkek, Uydurma mı?

- Danimarkalı mı Sapık, Buhari mi?

- Ebu Hanife, Cariyenin Avreti

- Nisa 25, Hür Kadın ve Fahişe İfadesi

- Maymunların Hadisi ve Recm Vahşeti

- Hz. Muhammed'in Tebliği

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Angarya Haline Getirilen İbadet

- Buhari'nin Hadislerini Buhari Yazmamıştır

- Hadis ve Sünnet Gerçeği

- Uydurma Hadisler, İslamın Kara Boyası

- Hadisler Dinin kaynağı Olamaz

- Uydurmaların Sınırı Yok; Şeytan Geyiği

- Beşeri Hükümler Neden Kutsal Oluyor?

- Hadis - Kur'an Çelişkisi

- Kur'anda/Dinde Olanlar ve Olmayanlar

- Cehennem'den Çıkış Yok

- Kur'anda Tağut

- Ebu Hureyre Gerçekte Kimdir?

- Hadis - Mantık Çelişkileri

- Kurban ve Kurban Bayramı Nereden Geliyor?

- Hadislere Göre Kur'an Eksiktir

- Bildiri: İslam Anlayışında Reform

- Arapça mı, Arap Saçı mı?

- Koca mı Üstün, Allah mı?

- Esbab-ı Nüzül Komedi Hadisleri

- İşte Geleneğin Dini

- Ulul Emir İle Kim Kastediliyor?

- Kul Hakkı

- Yezidi Bir Gelenek: Aşure Tatlısı

- Hz. İbrahim'den Asrımıza Dersler

- Taklitçiliğin Boyutları

- Seb-ul Mesani Nedir?

- Kelle Sayılarak Gerçek Bulmak

- Kıyamet - Mahşer Günü ve Sonrası

- Kur'anda Namaz Vakitleri

- Kur'anda Cuma Konusu

- Salih Olmak Yetmez

- Hudeybiye Anlaşması Uydurma mı?

- Kitap Yüklü Eşekler

- Kur'andaki Hac

- Hz. Nuh'un Oğlu Kimdi? İftira mı?

- Ruhun Ağırlığına Başka Bakış

- Hz. İbrahim Yalancı Değildi

- İncil'de Kadına Bakış

- Şirkin Büyüğü Küçüğü Olur mu?

- Kur'andaki Abdest ve Hijyen

- Din de Bir Araçtır

- Kur'an Okumanın Zararları

- Kur'anda Dua Ayetleri

- Kur'anda Tarih Kavramı ve Bilinci

- Şekilsel Secde Kur'anda Yok mu?

- Salat ve salatı İkame

- Kur'andaki Emr Kavramı Üzerine

- Dindar İnsanlar Şirk Koşar

- Alak Suresinin İlk Beş Ayeti

- Men Arefe'nin Çözümü

- Kur'andaki Av Yasağı

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Din Büyüklerini Tanrılaştırma

- Allah'a ve Muhammed'e Değil

- Kur'andaki Örnek Tevekkül

- Şekilsel Rüku Kur'anda Yok mu?

- Hz. İbrahim Kuşları Kesti mi?

- Ehli Sünnet Dininin Anayasası

- İnsan Allah'ın Halifesi mi?

- Kur'an Üzerinde Düşünmek

- Şirkin Kuyusuna Düşenlere Uyarılar

- Kur'an Ölülere Okunmak İçin mi İndirildi?

- Ayda Okunan Kur'an Masalı

- Hz. İbrahim, Safa ve Merve Masal mı?

- "Haç"er-ul Esved (!)

- Mevlana Sahte Bir Peygamber Değil mi?

- Tasavvufun Tanrısı İki Zıttır

- Kur'andaki Tasavvuf: Teveccüh

- Önce Batıl ve Hurafe İle Savaşalım

- Resuller Haram Kılamaz mı?

- Elçi Muhammed ile İnsan Muhammed'in Farkı

- Tarikatlarda Aracılar Rezaleti

- Nur Suresi 31. Ayet Nasıl Çarpıtılıyor?

- Sırat Kıldan İnce, Kılıçtan Keskin mi?

- Kur'anda Zalimler

- Bütün Mehdileri Çöpe Atıyoruz

- Kur'ana Göre Ramazan Ayı ve Haram Aylar

- Tasavvufçuların İlahı; Varlık ve Yokluk

- Tasavvufçuların Küçük Putları

- Sünnet Etmek yaratılışı Değiştirmedir

- Son Peygamberimizin Mektupları

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Mescid-i Aksa Nerede?

- Büyük Kandırmaca: Hadis

- Kur'an Neden Arapça Olarak İndirilmiştir?

- Kimin dini? Kimin Kitabı? Kimin Meali?

- Evliya Kelimesinin geçtiği Ayetler

- Şimdiye Kadar Yaşanan İslam

- Ayın Yarılması Diye Bir Mucize Yoktur

- Kabe Dikili Taş Değil mi?


Up | Down | Top | Bottom
 
Şu da emredildi: Yüzünü dine bir Hanif olarak çevir. Sakın müşriklerden olma.

Yunus Suresi 105

Ben bir Hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden değilim ben.

Enam Suresi 79

İbrahim ne bir Yahudi idi, ne de bir Hıristiyan. O sadece hanif bir müslümandı. O müşriklerden değildi.

Ali İmran Suresi 67

Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlıbaşına bir ümmetti; bir Hanif olarak Allah'ın önünde eğiliyordu. Müşriklerden değildi.

Nahl Suresi 123

De ki Allah doğrusunu söylemiştir / vaadinde sadıktır.Haydi artık Hanif olarak İbrahim'in Milleti'ne uyun! Müşriklerden değildi o.

Ali İmran Suresi 95

Allah'a ortak koşmadan, Hanifler olarak... Allah'a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir.

Hacc Suresi 31


Up | Down | Top | Bottom

HABERLER

 

 








 

 

  Hanif Islam

 

Genel Tartışma
 Hanif Dostlar Ana Sayfa -> Genel Tartışma
Konu Konu: küreselleşme ve din... Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Gönderi << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
asım
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 14 agustos 2008
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 1700
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı asım

iletişimin bu kadar ilerlemesi çok şeye etki ediyor...

ayrı ayrı kaplarda bulunan sular arasına geçişi sağlayacak bir yol oluştuğunda meydana gelen bir değişim gibi...

artık sular hiç bir zaman eskisi gibi kalamıyor...

aradaki yol genişledikçe suların birbirine karışması ve birbirini değiştirmesi artıyor...

bu değişime direnmek imkansız...

eşyanın tabiatına aykırı...

değişecek ve içinde bulunduğun ortamı değiştireceksin...

bu kaçınılmaz..

bir müddet sonra farklı kapların suları hepsi aynılaşacak...

farklı nehirlerin suları okyanusa akıyor...

ama ortak bir kıvama ulaşılıyor...

okayanusa giren her damla değişiyor...

ama her damla aynı zamanda okyanusun tadını da değiştiriyor...




__________________
O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Yukarı dön Göster asım's Profil Diğer Mesajlarını Ara: asım
 
asım
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 14 agustos 2008
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 1700
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı asım

dini konulardaki her şeyi şöyle bir testten geçirsek nasıl olur...

yüce allah bunu benden istiyor mu...

ve tüm insanlardan da bunu istiyor mu...

mesela bir örnek...

anneme iyi davranmam yüce allahın benden istediği bir şeymi...

cevap kesinlikle evet...

peki bütün insanlardan da bunu ister mi..

yine evet...

öyleyse anneme iyi davranmam evrensel bir değer ...

ve yüce allahın kesinlikle istediği bir şey...

bunun gibi örneklerde tüm dini uygulamaları mızı ve kabullerimizi test edip değerlendirebilir miyiz...


__________________
O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Yukarı dön Göster asım's Profil Diğer Mesajlarını Ara: asım
 
asım
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 14 agustos 2008
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 1700
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı asım






Arzın Merkezinde Buluşmalar'da "Küresel Ahlak" konuşuldu...

Arzın Merkezinde Buluşmalar adlı konferans dizisinin beşincisinde; Teoloji ve Felsefe Profesörü Hans KÜNG, Felsefe ve İlahiyat Profesörü, Devlet Bakanı Mehmet AYDIN ve Felsefe Profesörü Kenan GÜRSOY "Küresel Ahlak"ı konuştu...



İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. tarafından düzenlenen “Arzın Merkezinde Buluşmalar” konferansının beşincisi 17 Şubat 2007'de Cemal Reşit Rey Konser Salonun'da yapıldı. Konferansta,uluslararası çevrelerde devrim niteliğindeki düşünceleriyle ilgi çeken bir din adamı ve yazar olan, Vatikan’ın otoritesini sorgulayan Hans Küng, ülkemizde dini konuları felsefî rasyonel bir tartışma zeminine taşıması ile dikkatleri üzerine çeken Felsefe ve İlahiyat Profesörü, Devlet Bakanı Mehmet Aydın ile Türk kültür hayatında ve Milli Eğitim sisteminde felsefi tutum ve düşüncenin yaygınlaşması için uğraş veren Felsefe Profesörü Kenan Gürsoy bir araya gelerek "KÜRESEL AHLAK" konusunu gündeme getirdiler.


HANS KÜNG
Dünyanın artık bir çöküş zamanı yaşıyor olduğuna dair kaygılarını dile getiren Hans Küng, Irak Savaşı'nın bir yalan üzerine inşa edildiğini, bu olayın ahlaki ve siyasal açıdan tam bir felaket olduğunu, bu konuda dinin suistimal edildiğini söyledi.

Çöküş devri?...Taş Devri'ne geri dönüş?
Büyük dinlerin kuralları daima çok karışıktır, bunlar sosyo-süreç halinde gelmiştir Kuşaklar boyunca... Bütün bunlar kullanıldı, değerlendirildi ve normlar oluştu. Bu normlar zaman içinde değişti. Acaba bugün biz bir çöküş zamanı mı yaşıyoruz?...

Dünya politikasından ve bütün insanlar için geçerli ahlaktan bahsederken şu anda güncel bir olaya değinmek istiyorum. Irak'ta, Filistin'de ve başka yerlerde olan olaylara dehşetle bakıyoruz. Acaba yine Taş Devri'ne mi geldik? Bu soru Taş Devri'ne bile hakaret olurdu. Bütün bunlar etik kurallara aykırıdır.

Irak Savaşı, bir yalan üzerine inşa edilmiştir....
21. asrın başında bugün artık sözünü ettiğimiz normlar insanlar tarafından korkunç bir şekilde -özellikle Batılı liderler, ABD tarafından- göz ardı edilmiştir. 2. Bush idaresinde bütün bu normlar değerini kaybetmiştir bugün. Irak Savaşı 11 Eylül'den önce yine tutucu insanlar tarafından bir hegomanya için planlanmıştır. Bu savaş bir yalan üzerine inşa edilmiştir. Burada bazen önleyici bir savaştan bahsedenler oluyor, açıkça Hristiyan etiğine göre söz konusu savaş ahlaki bir savaş değildir.

Irak Savaşı ahlaki ve siyasal açıdan tam bir felakettir...
Türklerin %80'i bu savaşı kınamıştır. Bütün büyük Hristiyan kiliseleri de bu Irak Savaşı'nı kesin bir dille kınamıştır. Vatikan, Amerikan Kiliseler Birliği'ne göre durum son derece ciddidir. Irak Savaşı ahlaki ve siyasal açıdan tam bir felakettir.

Küresel barış, küresel etik gibi normlar tehlikeye girmiştir, bu savaşla insanlık ilkesinin en basit kuralları bile Amerika tarafından çiğnenmiştir. "Gerçeğe sadık kalmak ilkesi" siyaset açısından önemini yitirirse, demokrasi, insan hakları alt üst olur Irak'taki gibi, bütün bir halk savaşa sürüklenebilir.

Din kullanıldı...
Dinin çoğu zaman kötüye kullanıldığını biliyoruz, esasında bazı yerlerde yaşanan sorunlar aslında ekonomik siyasi sorunlardır. Örneğin; Irak – petrol. Burada, din kullanıldı, alet edildi. Bunu Yahudi aydınları yapabilir veya Protestan Hristiyan aydınları veya İslam aydınları.... bu önemli değildir, önemli olan dinin kötüye kullanılmasının kötü bir şey olduğunu kabul etmektir ve buna karşı çıkmak gerekir.

Küresel ahlak olmadan dünya düzeni sözkonusu olamaz.
Küresel ahlak, 21. yüzyıl için şarttır. Artık küreselleşmiş bir dünyada küresel ahlaka ihtiyacımız var. Bu zamana bakılırsa dünya medeniyeti politikası daha da önem kazanmıştır. Bir de küresel ahlaka ihtiyacımız var. Temel kurallar olmadan okulda, futbal sahasında bile kaos vardır. Bu, yaşananlar bütün dünya toplumunu tehdit altında bırakıyor. Küresel ahlak olmadan dünya düzeni sözkonusu olamaz.

"Küresel ahlak" inananlarla, inanmayanlarla, farklılıklarla hep birlikte oluşturulmalıdır...
Diyalog olmadan dinler arasında hiçbir hoşgörü olmaz ve bunun için küresel ahlak ve küresel standartların olması gerekir. Aksi halde dünya düzeni mümkün değildir. Bütün dünyadaki dinlerin barışa bir katkıda bulunabilmesi için bu dinlerin arasındaki doğmatik farklara rağmen bunların başka bir konuya yoğunlaşması, küresel ahlaka bakması, temel insani değerlere dayalı olması gerekir. Bütün bu değerlerlerle ilgili tam bir konsensusa ihtiyacımız var.

Bu sözünü ettiğimiz konsensus, sadece din adamlarının değerlendirebileceği bir şey değildir, inananlarla, inanmayanlarla, farklılıklarla bunu hep birlikte oluşturmalıyız.

İnsanlar artık ideolojilerden yoruldu...
Küresel ahlak bir tek dünya dinini veya dinlerin karışmasını öngörmemektedir. İnsanlık artık ideolojilerden yorulmuştur. İnsanlar arasındaki örf ve adetler de o kadar farklı ki, dinlerin birleşmesi ancak çok karışık ve lezzetsiz bir kokteyl olur. Hristiyonlara, müslümanlara, Konfiçyus'a, Budistlere baktığımızda bütün bu dinler bir temel oluşturmaktır. Dinlerin de bir küresel ahlak içinde kendilerine saygılı olması gerekir.

İnsanlık mirasının bilincinde olmamız gerekir...
Küresel ahlak neler istemektedir? Etik değerler, standartlar var; küresel ahlak bunları ortaya çıkarmaya çalışıyor. İnsanlık mirasının bilincinde olmamız gerekir.

Uluslar arasında barışın en önemli koşulu diyalogtur...
Çok duyarlı bir zaman yaşıyoruz. Üç din arasındaki ilişkiler de buna dahil.. Bütün bu opsiyonlar 11 Eylül'de karşımıza çıkmıştır. Ya dinler birbirlerine rakip olacak, çarpışacak ya da diyalog başlayacaktır. Uluslar arasında barışın en önemli koşulu diyalogtur.

Hiçbir şekilde farklı fikirlere karşı değilim fakat savunduğum tez, dinler arasında anlaşmadır. Bunların gerçekleşmesi için çok ahlaki davranmak, güven köprülerini kurmak gerekir. Batı dünyası ile İslam dünyası arasındaki köprüleri kurmak gerekir. Bütün bunlar kendilerini düşman olarak değil, ortak olarak görürlerse siyasal, ekonomik sorunlar çözülebilir; barış ancak böyle sağlanabilir.

Avrupa Birliği şunu göstermiştir :  İnsanlar düşmansız yaşayabilir...
Fas'tan Endonezya'ya kadar bütün müslümanlar, dünyayı ve özellikle Türkiye'yi dikkatle izliyorlar.  

Türkiye ile AB ilişkilerine gelecek olursak, Batı özellikle Avrupa Birliği, bu tarihi Türkiye deneyimini çok büyük bir irade ve arzu ile desteklemelidir.

İnsan hayatına saygı ilkesi...
Dinler Parlamentosu Deklarosyonu'nda varılan soruç Küresel Ahlak Deklarasyonu'dur. Konuyla ilgili çok önemli çalışmalar yapılmış ve 4 tane temel talimatın bütün dinlerde var olduğu ortaya çıkmıştır. 1993'teki Deklarasyon'a tekrar geri gelmek ve 1990'da Güney Afrika'daki çağrıdan da bahsetmek istiyorum. Burada istenen medeniyetler arasında diyalogtur. Kofi Annan'ın da içinde bulunduğu çok önemli 20 kişiden oluşan bir grup, bu deklarasyonu hazırlamıştır. Önce insanlık... İnsanlık dediğimiz  zaman hiçbir şekilde şiddetin olmaması, işkence olmaması gerekir. İnsan hayatına saygı, herkesin hayatına saygı olmalıdır.


Köprülere ihtiyacımız var
Bunları 10 yıl önce İstanbul'da Boğaz Köprüsü üzerinde yaptığımız bir belgesel çekiminde yine ifade etmiştim. O gün orada söylediklerimin bugün bir ütopya haline dönüşmedi, gelişmelerle dolu bir süreç yaşandı. Bu, çok büyük Boğaz Köprüsü'nün önünde durduğunuz zaman bu köprünün eskiden mümkün olmadığını düşünüyorsunuz, Avrupa ile Asya arasında, eski ve yeni zaman arasında... Ama bu köprü bugün artık var...



MEHMET AYDIN
Sözlerine Medeniyetler İttifakı Projesi ve Küresel Ahlak Projesi'nin benzerliklerini vurgulayarak başlayan Devlet Bakanı Mehmet Aydın, küresel ahlakın, dindar olsun olmasın herkesin temel ahlak ilkelerinde buluşarak dünyaya o pencereden bakması olduğunu belirtti.

Dinler arası diyalog, din mensuplarının çeşitli konulardaki duygu ve düşüncelerini dile getirmesidir...
Dinler arası diyalog demek "din mensuplarının işte Filistin konusu gibi bir konuda kendi duygularını, düşüncelerini dile getirmesi" demektir.. açlık konusunda, adaletsizlik konusunda, yoksulluk konusunda, şiddet konusunda, savaş konusunda bir müslümanın bir hristiyanın, bir müslüman bir hristiyan olarak ne duyduğunu ne düşündüğünü birlikte dile getirmeleridir.

Dinlerini ciddiye almayan insanların arasında diyalog olmaz...
Umarım yanlış anlaşılmaz böyle söylemem, Hans Küng dostumuz her ne kadar Katolik teolojisini öğretmekten men edildiyse de iyi bir Hristiyandır. Ben de elhamdülillah müslümanım, hep öyle oldum. Dolayısıyla, bizler dinlerimizi ciddiye alan insanlarız. Dinlerini ciddiye almayan insanların arasındaki diyalog olmaz, gevezelik olur. Ancak siz kendi dininize değer verdiğiniz zaman, ona inandığınız zaman insanlar sizi dinliyorlar. Öbürü bir sosyolojik tasvir olur.

Hayata saygı ilkesi...
Acaba kendi kaynaklarımızdan yola çıkarak kendi kültürlerimizden yola çıkarak 8-10 ahlak değeri konusunda uzlaşabilir miyiz? Sorunun cevabı küresel etiği, küresel ahlakı ortaya çıkarıyor. Küng, çok açık bir biçimde söyledi : Hayata saygı... Bir insanı haksız yere öldürmek insanlığın tamamını öldürmeye bedeldir. Acaba öteki din mensupları buna ne diyorlar? Onlar da diyor ki : Doğrudur. O halde buluştuğumuz bir nokta var : "Hayata saygı ilkesi" ...

Küresel ahlak dinlerde zaten var olan temel bir takım ilkelerin dikkate alınarak onların hayatta varlığını güvence altına almaktır. Siyasette onları görmektir, ekonomik hayatta onları görmektir.

Zenginleşmek çok iyidir, gelişmek çok iyidir ama bu, temel ahlak ilkelerine rağmen değil, onlar ile birlikte.. Küresel ahlak, dindar olsun olmasın temel ahlak ilkelerinde buluşarak dünyaya o pencereden bakmaktır.

Medeniyetler İttifakı Projesi...
Medeniyetler İttifakı Projesi, Sayın Küng'ün de yer aldığı yine bir Birleşmiş Milletler projesi olan Medeniyetler Arası Diyalog Projesi'nin ikinci adımıdır; İran'ın bir önceki Cumhurbaşkanı Sayın Hatemi'nin öncülüğünde başlamış ve daha çok entellektüel bir tartışma ortamında geçmişti. Oysa Medeniyetler İttifakı Projesi daha aksiyon eksenli bir proje.  Esas itibarıyla çok dikkat çekicidir ki Sayın Küng'ün kaleme aldığı Küresel Etik Deklarasyonu'nun başlangıç cümlesiyle Medeniyetler İttifakı Projesi'nin başlangıç cümleleri birbirinden habersiz olarak hemen hemen aynı.

Dünyamız dengesini yitirdi / dünya bir ıstırap içinde...
Biri diyor ki "dünyamız dengesini yitirdi – our world is out of balance" bu Medeniyetler İttifakı Projesi'nin birinci cümlesidir; Küresel Etik Deklarosyonu'nu da diyor ki : "Our world is in agony" yani bir bakıma "Dünya bir huzursuzluk içinde / Dünya bir ıstırap içinde".

10 seneden fazla diyebileceğimiz bir zaman aralığı olmasına rağmen her iki projenin böyle bir endişeyle başlaması çok manidar geliyor bana. Demek ki o günden bugüne esasında dünya artık rahata gidiyor deme durumuna gelememişiz.

İnsanlığın önemli bir kısmında endişe var...
Bu dünyada insanlığın önemli bir kısmında bir endişe var : Durumumuz iyi değil, özü bu. Peki, bu durumun iyileşmesi için ne yapacağız? Ya diyeceğiz ki "medeniyetler çatışmaya başladı, kültürler arasında gerginlikler var, bundan sonra savaşlar zaten milli menfaatlere dayanmayacak, vs, vs"

Neye dayanacak? Asıl kırılma hatları, fay hatları kültürler, medeniyetler ki onların da merkezinde dinler var. Dolayısıyla o noktaya gelecek ve artık önümüzdeki yılların savaşları medeniyetlerin, kültürlerin, dinlerin belirlediği savaşlar olacak. Birinci çıkış bu.

İkinci çıkış : Hayır, bu doğru değil. Medeniyetler kapalı dünyalar değil, medeniyetler tarihi demek ödünç almalar, ödünç vermeler demek. Hele aynı coğrafyada büyümüş gelişmiş olan medeniyetler... Kültürler, medeniyetler birbirlerine açıktır. Savaşlara rağmen kültürler ve medeniyetler birbirlerinden alırlar verirler. Savaşa rağmen uluslar arasında başka alanlardaki çalışmalar devam eder, bilim adamları arasındaki ilişkiler devam eder.

Zorluklar kültürlerden, medeniyetlerden değil, siyasetten kaynaklanıyor...
Esas itibarıyla Medeniyetler İttifakı Projesi bir siyasi tahlille başlıyor, ana söylemi şudur: Bugünkü durumumuz, bugünkü zorluklarımız kültürlerden, medeniyetlerden değil siyasetten kaynaklanıyor."

İç siyaset önemli ölçüde sokağın hareketliliğiyle yakından ilgilidir...
Bu çatışmalar nereden çıkıyor? Çoğunlukta olmasalar da genellikle çatışmacı tezler gerçeklerin üstüne örtü örtmek istiyor. Yani orada siyasetten dolayı çatışma var.  Dünya politikasından dolayı çatışma var. İşgallerden dolayı çatışma var. Ekonomik güçlerini başka ulusların kullanamadığı, harcayamadığı güçler üzerine istinat etme var yani siyaset var, askerlik var, strateji var.

Medeniyetler çatışmasını kabul eden bugün dünyada bir tek büyük lider yoktur ama sıkıştıkları zaman ilk söyledikleri şey; "bu bir medeniyet çatışmasıdır." oluyor. Peki, niye söylüyorlar? İşte orada tekrar "Acaba siyasetin ahlakla olan ilişkisi ne olmalıdır"a bir daha bakmak lazım. Çünkü eğer derseniz ki "bunlar bizim demokrasimize karşılar, bunlar bizim demokratik değerlerimize karşılar, bunlar bizim laiklik anlayışımıza karşılar, bunlar bizim hayat tarzımıza karşıdırlar" dediğiniz zaman sokağı hareketlendiriyorsunuz... ve iç siyaset de önemli ölçüde sokağın hareketliliğiyle çok yakından ilgilidir.


Kültür ve medeniyet eğitiminin yeniden inşa edilmesi lazım...
Siyasi tahlilden sonra medeniyetler ittifakı projesi, medeniyetler arası diyalog projesinden farklıdır bir de 5 alanda somut projeler öneriyor medeniyetler ittifakı projesi : Bunlardan biri eğitim. Gerçekten de bütün dünyada eğitimin, özelikle kültür ve medeniyet eğitiminin yeniden inşa edilmesi lazım. Bütün insanlık dikkate alınarak kültür eğitiminin yeniden düşünülmesi lazım. Bugüne kadar haklı veya haksız her ulus, her millet kendini anlattı. Kendini anlatırken de ötekilerin her zaman övgüyle anlatmadı. Eğer insanlar birbirlerinin medeniyetlerini, kültürlerini, inançlarını anlamazlarsa korkarım ki kültürlerden, medeniyetlerden kaynaklanan değil yanlış anlamalardan veya başka şeylerden kaynaklanan bir sürü gerginlik ortaya çıkabilir.

İkincisi "medya önemlidir" dedik. Medyaya çok önem vermemiz lazım. Hayati önem taşıyor, o yüzden de medya ile ilgili asla sansür fikrini aklımıza getirmeden bir oto-düzenleme ve oto-kontrol düşüncesinden yola çıkarak medya ile ilgili orada somut önerilerimiz var.

Üçüncüsü, kadın-erkek eşitliği... Biz buna "kadın merkezli sorunlar" diyoruz. O da gerçekten hayati önem arz ediyor. Yani bir buluşma, uzlaşma ve ittifak için son derece önemli. Gençlik konusu son derece önemli. Onunla ilgili pek çok aksiyona yönelik projeler var...

Nihayetinde entegrasyon... Uyum dediğimiz şey. Göçmen kökenli nüfuslar bugün belki de tarihlerinin en mutsuz dönemlerini yaşıyorlar. Ama o göçmen nüfus topluluğunun içinde bir topluluk geniş anlamda, müslüman topluluk daha fazla acı çekiyor. Bir çoğumuzun yurtdışında yaşayan akrabaları var ve duyuyoruz ki her gün kanallarda defalarca yayınlanan görüntüler nedeniyle bir çocuk okuldaki arkadaşına korkuyla soruyor : "Büyüyünce sen de terörist olacak mısın?".....

Zihinler son derece karışık entegrasyon konusunda... "Entegrasyon, asimilasyondur" diyen var, "Nereden geldilerse oraya gitsinler, daha kolay olur bu iş." diyenler var, vs vs. Ona göre de eğer zihinler karışıksa karışık zihinden tutarlı bir politika üretilemez. Dolayısıyla politikalar da son derece tutarsız.

Entegrasyon konusunun dününü görebilen, bugününü anlayabilen ve gelecekle ilgili refleksiyonları olan çok sayıda insan var, bilimadamı var, siyasetçi var. İşte biz, daha çok onlarla çalışıyoruz ki hem kendi insanımıza hem de bütün insanlığa acaba entegrasyon konusunda bir kapı açma, yardımcı olma imkanı var mıdır diye..

Batı demokrasisi bir kırılganlık sürecine girmiştir...
Güvenlik son derece önemli. Hiç kimse güvenlik konusunu ihmal edemez. Çünkü önce hayatta kalacaksınız ki insan hakları olsun, hayat olsun, kültür olsun, medeniyet olsun... Dolayısıyla güvenlikle ilgili önlemlerin alınması zorunluluktur. İhmale asla gelmez. Ama, bunu nasıl yapacağız? Diyelim ki Avrupa'da güvenlik sorunu var. Elbette önemli, çünkü İstanbul'da da bir takım sıkıntılar yaşadık 2 sene 3 sene önce, Madrid'te de yaşandı, Londra'da da yaşandı. Her ülke için önemli ama biz her zoru gördüğümüz yerde demokrasinin dayandığı değerlerden birini köprüden aşağı atarsak... biz her sıkıştığımız zaman demokrasinin ilkelerinden birini " şimdi sen tatile git" dersek o zaman demokrasinin gelişmiş olduğu bütün ülkelerde demokrasi kırılgan hale gelir ve bugün batı demokrasisi bir kırılganlık sürecine girmiştir.

Hem de yeni demokrasilerin, yeniden demokratik hareketlerin güzel örneklere muhtaç olduğu bir dönemde demokrasinin geliştiği ülkelerde demokrasi kırılgan hale gelmeye başlamıştır.

Açıkcası demokrasinin geleceği açısından ve insanlığın geleceği açısından bunu çok tehlikeli görüyorum. O halde eğer güvenlik tedbiri alacaksa gidebileceği yere kadar demokrasi ile birlikte o tedbirlerin düşünülmesi lazım.

Demokrasiye rağmen değil, demokrasi ile yola koyulmak ve devam etmek lazım...
Demokrasiye rağmen değil, demokrasi ile yola koyulmak ve devam etmek lazım. Entegrasyon değerler ve onlar gibi olan değerler etrafında uzlaşmaya varmaktır. Zaten demokrasi buna dayanır, aynı zamanda Avrupa Birliği de kendisini öyle tarif ediyor. Fransa'da reddedilen, Hollanda'da reddedilen pek çok yerde kabul edilen o anayasada Avrupa Birliği iki defa "birlik" olarak tarif ediliyor. Diyor ki "Birlik, insan onuruna saygı, adalet, hukukun üstünlüğü, hesap verme, şeffaflık ve toleranslı, çoğulcu toplumsal bir yapıdır."

Eğer "birlik" buysa zaten bunlar, küresel ahlakın üzerinde durduğu değerlerin bir kısmı.

Siyaset, ahlaki bir temele dayanmalıdır...
Eğer siyasetiniz ahlaki bir temele dayanacaksa –ki dayanmak zorundadır- o zaman meseleye bir daha bakmak lazım. "Hangi Avrupa?" sorusu çok önemlidir. "Hangi Avrupa?" Şimdi bize diyorlar ki işte "Türkiye, AB'ye şu nedenlerle giremez.." Meşhur içinde "çok" kelimesi, İngilizce "too" kelimesi geçen 4 cümleleri vardı :  "Türkiye çoook büyük, Türkiye çoook fakir, Türkiye'nin sınırları çoook problemli ve Türkiye'nin kültürü çoook farklı".

Sorduğunuz zaman ne kadar farklı? Ben bugüne kadar bu soruya doğru dürüst cevap verebilen bir tek kişiyle karşılaşmadım.

Küresel ahlak minimum değerler, ilkeler, prensipler ve tutumlar etrafında birleşme ve buluşmadır...
Farklı yorumlarımız olabilir; biri metafiziğe kadar gider öbürü gitmez ama her halükarda bu değerleri insanlık tanıyor. Minimum ölçüde tanıyor, zaten küresel ahlak dediğimiz şey de o minimum değerler, ilkeler ve prensipler ve tutumlar etrafında birleşme ve buluşmadır diyoruz.

Töreler... hukuk devleti....
O halde entegrasyon bu değerlerin belirlediği politik alanda olacak; devlet diyecek ki "Bu ülkede yaşayan insanlar, bu değerlere uymak zorundadır, benim bu değerlerin rencide edilmesine müsamaham olamaz. " Yani "Ben ayrı bir kültürden geliyorum, benim bir törem var, istediğim zaman döverim, istediğim zaman severim..." Hayır, yapamazsın. Bu olmaz, bu insan hakkını ihlaldir. "Benim töremde eğer birisi şu suçu işlerse cezası budur.." Olamaz o...

İşte o zaman hukuk devleti olmaz, o zaman adalet olmaz, o zaman hayata saygı olmaz. Demek ki hiçbir devlet, üzerinde anlaşmaya vardığımız temel insan hakları konusunda ve burada sayılan bazı ana değerler konusunda taviz vermek zorunda değildir. Bilakis, onların korunması için her türlü hukuki tedbiri almak durumundadır, her türlü eğitsel tedbiri almak durumundadır, her türlü kültürel tedbiri almak durumundadır.

Farklılıklar,  insanlığın zenginliğidir....
Siyasi değerler konusunda hemfikir olmak zorundayız, entegrasyon oradan başlayacak. Bir farklılık olmalıdır, olacaktır ve o farklılığa saygı göstermek lazımdır. Bir şartla.. Acaba o farklılıklar temel insan haklarıyla ve burada sayılan değerlerle çatışıyor mu, çatışmıyor mu? Eğer çatışmıyorsa, onlar insanlığın zenginliğidir. Politikalar onları koruyacaktır ve geliştirecektir. Adalet ilkesiyle çelişen bir kültürel değerin değişmesi lazım. Değişmenin de insani yolları var. Önce barışçı yolların denenmeli. Yoksa "Ben giderim silahla düzeltirim, silahla demokrasiyi inşa ederim, çok vakit kaybetmeden de döner gelirim" ile olmaz. Olmadığını hepimiz gördük ve görüyoruz.

Günde yüzlerce insanın can verdiği bir dünyayı kimse savunamamalıdır..
Sonuç olarak yine de iyimserim... Özeleştiri yapmayanlar, kendi içine dönmeyenler, nefis muhasebesi yapamayanlar, nefsini hesaba çekemeyenler, kendi özünün hakkın ve halkın aynasında kendine bakamayanlar günümüzün sorunlarını çözmede aciz kalıyorlar. Tam tersine daha çok sorun çıkararak bizi zorlukla karşı karşıya bırakıyorlar.

"Maruf maruftur..." maruf nedir? Bilinen doğrulardır. İşte o maruf; adaleti, insan onuruna saygıyı emrediyor.

Günde yüzlerce insanın can verdiği bir dünyayı kimse savunmamalıdır. kimse savunamamalıdır...  orada ölen canlardır, orada ölenler çocuklardır, masum insanlardır, kadınlardır....

İnsan hakları güzel... Hiçbirimizin itirazı yok ama hak kadar vazife ve sorumluluğu da ön plana çıkarmazsak, hak ve özgürlüklerin karşısına vazife ve sorumluluğu koyarak dengeyi sağlamazsak yolumuzu aydınlatamayız.


KENAN GÜRSOY

Dinlerin savaşın öznesi değil, konusu bile olmaması gerektiğini savunan Kenan Gürsoy, insanların, beraber bir bütün halinde ortak problemlere sahip çıkmasının şart olduğunu belirtti :

Dinler savaşların öznesi değil, konusu bile olmamalı. Bunun böyle olmaması gerektiğini bütün dinlerdeki büyük düşünürler biliyorlar. Ama yine de dinler adına da özellikle birilerinin yola çıkıp diğerlerinin peşine düştüğünü, birilerinin ötekileri yok etmek için birşeyler yapmakta olduğunu farkediyorsunuz.

Beraber bir bütün halinde insanlığın ortak problemlerine sahip çıkmak.. bunun sorumluluğunu beraberce yaşamak, paylaşmak gerekir.
 
Küreselleşme süreci, savaşlara götürebilir...
Bugün adına, bugünkü çerçevenin bize baskıyla oluşturmakta olduğu o yapı içinde etik değerleri farketmek lazım. Ancak o zaman bir dinler ihtilafından değil, dinler barışından bahsetmek mümkün olacak, çünkü kaçınılmaz olan bir küreselleşme süreci, eğer bunun farkına varamazsak bizi ister istemez savaşlara da götürebilir ama biz barış istiyoruz.

Nasıl bir mimar, mühendis o gerçekleştirmeye çalıştığı inşayı fizik kurallar üzerinde gerçekleştiriyorsa; fiziği, toprağın kendi değerini, kendi kanunu nasıl onun bilmesi gerekiyorsa köprüleri inşa edeceklerin de insanları birleştirecek olan temel değerleri farkeden insanlar olması lazım.  

Küresel ahlak, küresel bir zihniyetin esirinde mi kalacak?
Bunu Küng'e sorduğumda "İşte tam da buna karşı küresel bir ahlaka ihtiyacımız var." dedi. Vahşi kapitalizmin, kendilerinin dahi onu elinde tutarken onun esiri olduğundan söz etti.

Ülkeler arasında, kavimler arasında kalan bir ahlaka değil, içten evrensellikle kavradığımız bir ahlaka ihtiyacımız var. Eğer konuyu "ötekilerle bütünleşmek" açısından değerlendirecek olur, bunun haysiyetli, şahsiyetli bir yolu vardır. O da önce "kendisi olmak, kendine güvenmek ve kendine güvendiği kadar ötekine güvenmek"tir. Bu dalga dalga merkezden genele ve diğerlerine doğru yayılan bir sıcaklık olacaktır.

Medeniyet projesinden belli kalıpları, kendi kalıplarının formlarını empoze etmeyi anlamayalım. Bu evrensel bir sorumluluktur. Kendini, ötekiler adına keşfetme gereği vardır.

Kendine göre ahlaklılık... kendine göre demokrasi anlayışı...
Son dönemde bir kaç hadise yaşadık, örneğin Irak Savaşı... Kendine göre bir ahlaklılığı (!) kendine göre bir demokrasi anlayışını (!) ötekine götürmeyi yine kendine vazife (!) bilmiş bir ülkenin yarattığı bir hadisedir.

Küresel anlamda siyasetin, hukukun değil ahlakın da gerekli olduğunun göstergesidir. Siyasetin ayrıca bir de etik temeli olmalıydı.. Kendini ve başkalarını aynı zemin üzerinde görerek aynı sorumluluğu kendisi için olduğu kadar herkes için hissetmek gerekir.

Siz kendinizde bulunan bir değeri, diyelim ki "ahlak haline gelmiş bir demokrasi"yi ötekine zorla kabul ettirmeye çalışırsanız o değerin tam zıttı olan bir sonucu doğurursunuz.

"Ötekini okuma evrenselliği"...
Kendinden hareketle ortaya konacak bir evrensellik "ötekini okuma evrenselliği" olmalıdır, "ötekine empoze edilecek bir evrensellik" değil. Buyuran değil, dinleyen bir evrensellik, teklif eden değil, onun kendisine kazandırmak isteyeceği insanlık boyutundan haberdar bir evrensellik. İnsan adına, ondaki insanlık adına kendinde bir şeyler keşfedebileceğini düşünen bir evrensellik olmalıdır.

Elbette aidiyetlerimiz olacaktır ama o aidiyette evrensel bir insanı keşfetmek durumundayız. Ahlakçı, nasihatçı değil.. Öbürünü edebe sokmaya çalışan değil ama kendisi edeplenen bir evrensellik..






__________________
O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Yukarı dön Göster asım's Profil Diğer Mesajlarını Ara: asım
 
asım
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 14 agustos 2008
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 1700
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı asım

Bir ahlaka evet mutlaka ihtiyacımız var diyenlerin sayısı tüm dünyada artıyor. Küreselleşen bir dünyada yeni etik değerler yaratmak yerine insanlığı bugünlere dek getiren birtakım erdemlerin, moral değerlerin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini ve bunu tüm insanlığı kuşatacak şekilde yapmanın önemini belirtiyorlar.

Böyle düşünenlerden biri, profesör Hans Küng'ü geçtiğimiz hafta bir panelde dinleme fırsatını buldum. Onun altını çizdiği husus önemliydi: "Dinleri birbirine karıştırarak elde edebileceğimiz bir kokteylden bahsetmiyorum küresel ahlak derken, böylesi çok tatsız olurdu." O halde küresel ahlakın temelinde ne olmalı?

Evrensel bir temeli var mı?

Küng'e göre, tüm dinler bu küresel ahlaka ortak katkıda bulunmalı ve bu temeller insanlık etiği mirasına dayanmalı. Bir ideoloji elbette değil bu. Ama bir değerler bütünü. Küng, Irak savaşının insanlığın temel ilkeleri ihmal edildiği için gerçekleştiğini söylerken, ister istemez düşündüm: Ya diğer saldırılar, işgaller? Bu söylem, aynı zamanda diğer saldırıları meşrulaştırmaz mı, sırf göz ardı ettiği için?

Küng'ü dinlerken, önerdiği küresel ahlakın son derece dönemsel bir göndermesi olduğunu fark ettim. İnsanlığın ihtiyacını duyduğu ahlakı, ille küreselleşmiş dünya parametreleri üzerinden oluşturacaksak bunun tüm zamanları kapsadığını nasıl iddia edebiliriz? Küresellik eskiden var mıydı? Uzak bir gelecekte mutlaka olacak mı? Herhangi bir erdeme, bir etik değere dönemsel olarak bakarsak, bunun temelinde evrensel bir ahlak olduğunu neye dayanarak önerebiliriz ki?

Küresel ahlakın kuruculuğunu üstlenenler arasında Doğulu da var Batılı da. Fakat medeniyetler arası diyalog toplantılarında Doğululara kendileri gibi düşündükleri oranda yer veriyor Batılılar. İslami tefsirlerin yeniden gözden geçirilmesinden, kadın haklarının iyileştirilmesinden filan öyle tek gözlü bir bakışla bahsediyorlar ki, Batılı kadının bugünkü manzarasına bakıp "küresel ahlakın evrensel diye önerdiği bu kendi gövdesine mahkûm bırakılmışlık mı olmalı ille" diyesi geliyor insanın.

Sırf Batılı diye ille her değeri reddetmem gerekmiyor elbette. Ama benim gibi, Batılıların her değer yargısını kendine uygun bulmayanlar, doğal bir seleksiyondan geçirilerek uzak mı tutulacaklar bu durumda 'küresel ahlak'ın nimetlerinden?

Hayır. Ne medeniyetler diyaloğuna bu 'elde var bir' doğrularla katılmak bizi evrensel ahlaka yaklaştırabilir, ne de Küng gibi Kur'an'ın anlamını doğru anlamayan herkesi köktendinci ilan etmekle. Kendisinin İslam'ı bir nebze bilen sayılı medeniyet diyalogcularından olması elbette çok önemli. Fakat Kur'an'ın söylediklerini lafzen uygulayan kişilerin teröriste dönüşebileceklerine o kadar kani olmuş ki, onlara Batılı bir kökten gelen köktendinci yakıştırmasını kolayca atfedebiliyor.

Kur'an'ın söylediklerini sadece olduğu gibi alan, ikinci, üçüncü veya yedinci anlam tabakalarına ulaşabilme kapasitesi olmayan ve fakat bire bir uygulayan herkesin potansiyel terörist olacağından hareket ederek nasıl 'eşitler arası' bir diyalog kurulacaktır? Hadi kuruldu diyelim bu peşin hükümle tüm insanlığı kuşatan evrensel bir ahlak anlayışı geliştirmek nasıl mümkün olacaktır?

Medeniyetler diyaloğu eşitler arasında gerçekleşmediği sürece küresel ahlakın temelleri de evrensel değerlere dayanamaz bence. Önleyici savaş doktrinine (o seni vurmadan sen onu vur) ikna olan Batılı sıradan bir insanın algısındaki 'öteki'ne karşı oluşturulan şeytanlaştırma ve düşmanlaştırma eğilimlerini irdelemeden bunların kökenlerini tartışmadan, sadece Irak'ı değil, Vietnam veya Afganistan saldırılarını önlemek mümkün olur muydu? Bu soruların yanıtını vermeden küresel bir ahlak kurulabilir mi?

Öte yandan Küng, örneğin laikliğin evrensel bir ahlak için elzem olduğundan yola çıkarak evrensel değerleri bir tarihsellik anlayışına hapsettiğini göremiyor olmalı. Laiklik bugün elbette küresel bir doğru olabilir. Ama onun evrensel bir değer olduğunu bu kadar kolayca söylemek mümkün olabilir mi?

Tüm zamanların çocukları için

Aslında eski ve yeni değişimleri kendinde barındıran, tüm zamanların çocuklarını kuşatan İslam'a kalbini açmış biri olarak, dönemsel verilerle, göreceli tanımlarla, kendine ait bazı değerlerin daha üstün olduğu hükümleriyle yola çıkanların söylemine mesafeli durma ihtiyacındayım. Doğulu da Batılı da olsa.

Eğer küresel bir ahlak oluşturmak isteniyorsa, Küng'den sonra konuşan Prof. Mehmet Aydın'ın da belirttiği gibi minimum insani değerler paydasında buluşmak için dindar olmak elbette şart değil. Ama:

Çağdan çağa, toplumdan topluma algısı değişirken bile özü aynı kalan pek çok değeri var insanlığın. Kötülüklerin arızi, erdemlerin ise asli olduğunu bilen bir kültürden, erdemlerin insanın zaten içinde varolduğunu hatırlatan bir dinden gelen ve insanın kendi içindeki değerleri keşfettikçe evrenselliğe varacağını söyleyen bir profesörü (Kenan Gürsoy'u) dinlerken Küng'ün ne anlayabileceğini epey düşündüm açıkçası.

Medeniyetler buluşması hep böyle sürecekse, İslam'ın evrensel önermelerini kendimize saklamamız gerekecekse hep: Diyalog saatlerimizi her seferinde bizden tek istenen konuda (geri kalmışlığın temelinde İslam olduğu fikri ve türevleri) konuşarak geçireceğiz ve küresel ahlakın hudutlarını minimum bir ortak paydayla bile çizemeyeceğiz korkarım.


leyla ipekçi

__________________
O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Yukarı dön Göster asım's Profil Diğer Mesajlarını Ara: asım
 
aliaksoy
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 05 subat 2007
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 989
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı aliaksoy

asım Yazdı:
yukarıdaki alıntılardan benim çıkarımım...


tüm insanlık tarafından kabul edilemeyecek görüşler ve dini kabuller elenecek...

çünkü tüm insanlığın ortak ahlak değerleriyle çelişen bir şeyin doğru olması düşünülemez...

dolayısıyla dinlerde ki bütün veriler bu elemeden geçemedikten sonra kabul edilmeyecek...

örneğin bir dini hüküm yada uygulama yada dini bir veri temel insani değerlerle bağdaşmıyorsa o yanlıştır...

mesela bu dini uygulama hadise dayanıyorsa ya o hadis uydurulmuştur...

yada aktarımında bir hata vardır...

her durumda insani ölçüte uymadıkça reddi gerekir...,

çünkü peygamberler böyle bir şey söylemez...


eğer uygulama kurana dayandırılıyorsa o zaman o bölüm yanlış yorumlanıyor demektir...


 temel insani değerden kasdedilen insanın fıtratında bulunan ve tüm insanlığın ortak malı olan ortak akıl ortak vicdan ve insanlığın ortak kalbiselimidir...




Selam Asım bey;

Çok cesur ve iddialı sözler bunlar. Sizi, yeni bir din getirmeye çalışmakla suçlayacaklardır. Bence duruşunuzu muhafaza ediniz.

Çünkü, bence de vaziyetin, içinde bulunduğumuz hal ve şartların gereği tam olarak budur.

Çünkü siz, her insana verilmiş ve insanlığın vicdanında test edilmiş değerleri salık veriyorsunuz. Eskimez din işte budur. Özellikle, İbrahim milletinin çekirdeği / temeli budur.

Birbirini tutmayan ve şüpheli onlarca veri arasında şaşkınlığa düşen insanlığın en büyük yol göstericisi "akıl ve vicdan" ölçütüdür. Birey bunda yanılabilir ama toplumun yanılması daha güçtür. Yeterki, toplumsal kabüller dahil hiç bir şey kutsallaştırılmasın. Toplumların yanılması güç olsa da imkansız değildir. Birey, akıl ve vicdan ölçütünde "kötü" olarak vasıfladığı bir eylemi velevki toplum topyekün benimsemiş olsa bile terkedebilmelidir.

Yani, akıl ve vicdan nasıl bir ölçütse, toplumun vicdanı ve aklı da ancak bir ölçüttür, bir veridir. Allah'ın bildirdiğinin dışında "mutlak doğru / kutsal" yoktur. Benim inanışım o ki, "Allah'tan başka ilah yoktur" demenin pratiği / gerekçesi / amacı budur. Yani, kutsallığı yalnızca Allah'a / O'nun bildirdiğine atfetmek...

Eğer takip etmişseniz okumuşsunuzdur ki ben bu konuda daima "faydacılık" kriterini esas alırım. Dediğim şudur: Bir şey Allah'ın emri ise, o muhakkak Allah dışında birilerinin faydasınadır. Tevhit ve ahirete iman dahil Allah'ın emir ve isteklerinin tümü insanların faydasınadır. Çünkü Allah alemlerden müstağnidir. O, hiç bir şeye muhtaç değildir.

Tevhit, kutsalı / kutsalın kaynağını teke indirir. Bunun sonucunda insan,  çoğunluk, otorite, atalar vs. gibi putlardan / kutsallık belirleyici şeylerden arınır. Kişi, yalnız Allah'a iman ettiğinde ancak O'nun sözünü kutsal kabul eder. O'nun sözüne kulak verdiğinde ise O'nun kendisini akıl ve vicdana yönlendirdiğini müşahade edecektir.

Yani, GERÇEK insanı özgür kılacaktır.

Ahirete iman ise, kişinin otokontrol mekanizmasını daima işler halde tutar. Ahirete gerçekten iman eden hiç bir kimseden diğer hiç bir kimseye -bilerek- hiç bir zarar erişmez. İnsanlar için bundan büyük fayda olabilir mi ?

"Ortada Kuran varken, "akıl ve vicdan" yahut toplumun akıl ve vicdanı da kim oluyor" yollu çürük itirazlar en büyük reddi Kuran'ın kendisinden alacaklardır.

İnsanlığın değerleri ile Kuran ayetleri arasında ihtilaf çıktığında Kuran ayetinin yanlış anlaşılmış olma ihtimalinin yüksekliğine dair yaptığınız tespit için sizi tebrik ederim. Hamd Allah'a, şimdiye kadar bu hususta hiç yanılmadım. En "kesin" zannettiğimiz ama burda bir iş var dediğimiz ayet meallerinin / ezberletilmiş anlamlandırmanın dahi nasıl tahrif edilmiş olarak önümüze serildiğini nice örneklerle yaşadım.

Sizi bu cesur ve tamamına katıldığım kanaatinizden dolayı tebrik ediyorum.

Esenlik dileklerimle....


__________________
"(Onu size indirdik ki) <Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi, biz ise onların okumasından habersizdik (o Kitâpları okuyamıyor, dillerini anlayamıyorduk)> demeyesiniz."(En'am,156)
Yukarı dön Göster aliaksoy's Profil Diğer Mesajlarını Ara: aliaksoy Ziyaret aliaksoy's Ana Sayfa
 
aliaksoy
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 05 subat 2007
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 989
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı aliaksoy

asım Yazdı:
....

 "İnsanlık ilkesi Tanrı emrettiği için mi yoksa tek başına mı iyidir?"

Küng'e göre ahlâkın kaynağı din değildir; din olmasaydı da insan ahlâklı olurdu, fakat bunun bir yaptırımı olmazdı. Bu konuda ahlâkla ilgili dinî bir yaptırımın olması gerektiğini söyleyerek Kant'ı eleştirir.

Küresel ahlâkın temelini dinlerin ortak ilkelerinin oluşturması, onu, kaynağını pratik akıldan alan evrensel ahlâk teorilerinden farklılaştırmaktadır.

Karagözoğlu, Küresel ahlâk düşüncesine yöneltilen eleştirileri şöyle sıraladı: 1. Bu batının ideolojik bir çalışmasıdır. Gelecekte "meşrulaştırma" aracı olarak kullanılabilir. 2. Ütopik ilkelerin muayyen durumlara uygulanmasında problemler içermektedir. 3. Dinlerdeki ilkeler ahlâkî bile olsa dinîdir. Çünkü bu, o dinin başta ahiret olmak üzere pek çok hedefinin içerisindedir. O yüzden içerisinden çekilip alınamazlar. Küresel ahlâk din ile ahlâkı birbirinden ayırdığı için dinlerin yapısına zarar verir. Bu da dinin yerine ahlâkın ikame edilmesine sebep olabilir. 4. Richard Falk'a göre ise bu çaba dinî canlandırma hareketidir. 5. Küresel ahlâk, dini menşeli olduğu için, inanmayanların buna uymaları için bir sebep yoktur.

...

Karagözoğlu'nun sunumu soru-cevap faslıyla sona erdi.



Selam;

İlginç bir tartışma...

Bence din ile ahlak birbirinden başka değildir. Din, ahlak için ancak bir araçtır.

Dini, Allah'ın kendisini / -haşa- egosunu tatmin aracı olarak görüp benimseyenlerin din ile ahlakı birbirinden ayrı olarak görmesinden doğal ne olabilir ?

Görüldüğü gibi, en temel, en kritik bu ayrımın sonucu ne kadar değişik anlamalara yol açıyor. Din, tek başına hiç bir şey değildir. Din, insan varsa vardır.

Sevgili Malik, İncil'den alıntı olarak söylüyordu galiba;

"İnsanlar şabat için değil, şabat insanlar içindir"

İşte bu, bakış farkıdır. Yazıktır ki, müslüman dünyasının algısında da "din" başlı başına özerk bir değerdir. Sanki, din insan için değildir de insan din / Tanrı içindir.

"İnsanları ve cinleri ancak bana ibadet etmeleri için yarattım" diye anlaşılan ayet elbette böyle bir anlamayı gerektirecektir. Halbu ki, sormuyorlar, o halde Allah'ın alemlerden müstağni oluşunun, hiç bir şeye muhtaç olmayışının ne anlamı var ?

Halbu ki, bu ayet "gizli-açık, bilinen - bilinmeyen, insan ve cin" yani her şeyin, Allah'ın emrine boyun eğmiş olarak yaratıldığını, ister istemez secde / itaat ettiğini, yapılarının buna uygun yaratıldığını anlatır.

Her şey, O'nun yasasının buyruğu altındadır. İstisna yoktur.

Nasıl ki, insanlar şabat için değil, şabat insanlar içindir, din de böyledir. Dinin bir gayesi vardır. O gaye ise ahlakın ta kendisidir. Ahlakın ve dinin tek başlarına bir şey oldukları düşünülerek birbirinden ayrılması, neresinden yaklaşırsanız yaklaşın çıkmaz sokaktır.

Küng; ahlakın kaynağının din olmadığını, din olmasa idi de insanın ahlaklı olacağını bence isabetli olarak ifade etmekle birlikte, bu halde ahlaksızlığın yaptırımının olmayacağını ileri sürmekle baltayı taşa vurmuştur.

Çünkü, Kuran'a göre insanın işitici ve görücü kılınmasının bir nedeni vardır. Allah, insanı sınamak için işitici ve görücü kıldığını yani eğriyi ve doğruyu ayırd edecek her yetenek ile kuşattığını bildirmekle, sorumluluğun din ile özdeşleştirilen vahiyle başlamadığını beyan etmektedir.

İşitici, görücü olan her insan, vahye erişsin yahut erişmesin yapıp ettiğinden mesuldür.

Vahye erişmişse, vahiy karşısında aldığı tutum ise ayrı bir sınamadır.

Aynı erişip bilebildiği diğer her şey karşısında aldığı tutum gibi...

Benim görüşlerim bu şekilde.

Esenlik dileklerimle...


__________________
"(Onu size indirdik ki) <Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi, biz ise onların okumasından habersizdik (o Kitâpları okuyamıyor, dillerini anlayamıyorduk)> demeyesiniz."(En'am,156)
Yukarı dön Göster aliaksoy's Profil Diğer Mesajlarını Ara: aliaksoy Ziyaret aliaksoy's Ana Sayfa
 
asım
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 14 agustos 2008
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 1700
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı asım

selamlar...

katkın için teşekkür ederim ali kardeşim...

vicdana uygun olmayan dini kabullerin gözden geçirilmesi gerektiği konusunda gözümü en çok açan ihsan eliaçıktır...

vahyin aslında saf vicdanın sesi olduğunu her fırsatta belirtmeye farkettirmeye çalıştığını görüyorsunuzdur...

peygamber vicdanın sesiyse yani  vahy  saf ve en temiz vicdanın peygamber ağzından ifadelenmesi ise dini tüm sözler uygulamalar kabuller de saf vicdanla uyumlu olmalı değil midir...

aklınızı kullanın kalbinizi çalıştırın vicdanınıza uyun diyen bir peygamber nasıl olur da bunun tam tersini gösteren bir şey söyler yada yapar...

size bir şey söylendiğinde birde kalbinize sorun diyen...

sizi işkillendireni bırakın işkillendirmeyeni seçin diyen...

günah içinizde huzursuzluk veren hayır içinize huzur veren şeydir diyen...

ve sürekli en doğru ölçütün insanın kendisinde saklı olduğunu haber veren...

parmağıyla sürekli vicdan kalb akıl yönüne işaret eden..

peygamber nasıl olur da aklın vicdanın kalbin bir türlü kabul edemeyeceği bir şey söyler yada yapar...

yapmaz vede söylemez...

eğer böyle bir şey önümüze getirilirse benim bildiğim peygamber böyle bir şey demez yada yapmaz vede yapılmasını istemez diyebiliriz ......

din güzel ahlaktır...

ahlak vicdana uygun olandır...

ahlakın kaynağı fıtrattır...

din fıtrata uygun yaşamaktır...

tüm insanlar aynı fıtratta yaratılıyorsa tüm insanlar aynı şeylerle yükümlü ve donanımlıdır...

fıtrata uygun olan her dini anlayış tüm dünya tarafından kabul görecektir...

dini anlayışlarımızı bu anlamda tekrar tekrar gözden geçirmemiz gerekmekte...

eğer insanlar senin için bu iyidir derler se sen iyisindir...

insanların gözünde güzel olan rabbin katında da güzeldir...

öyleyse bütün fikirlerimizi dini kabullerimizi tüm insanlığa sunduğumuzda nasıl görecekler buna bakalım...

kaliteli bir şeyin tüm dünyada tutması ve kabul görmesi gibi...

doğru ve kaliteli görüşlerimiz er veya geç tüm dünya tarafından beğenilecektir...

maksat beğenilmek değil kendimizin doğruluğunu test etmektir...

dinimiz aslında bu anlamda zaten en üstündür...

ama bizim dini kabullerimiz ne derece doğrudur bunu birde bu gözle değerlendirelim...











__________________
O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Yukarı dön Göster asım's Profil Diğer Mesajlarını Ara: asım
 
asım
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 14 agustos 2008
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 1700
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı asım

Makale : Üç Semavi Dinde Ortak Olan Ahlaki Değerler - TÜRKÇE
Haziran 2005
Üç Semavi Dinde Ortak Olan Ahlaki DeğerlerMüslümanların, Hıristiyanların ve Yahudilerin inançları ve ahlaki değerleri pek çok yönden uyum içindedir. Bunun nedeni, İncil ve Tevrat�ın bazı pasajlarında Kuran�la mutabık olan hükümlerin bildirilmesidir. Bu ortak ahlak anlayışı, inananların �bazı görüş ve uygulama farklılıklarına rağmen- ortak ahlaki özellikler sergilemelerini sağlar. Bu ortak değerlerin her biri, bu dinlerin mensuplarının dinsiz ideolojilere karşı neden ittifak etmeleri gerektiğinin önemli delillerindendir.

Yüce Allah her dönemde elçileri ve kitapları aracılığıyla insanlara yol göstermiş, razı olacağı düşünce, davranış, ahlak ve yaşam biçimini insanlara bildirmiştir. Allah�ın öğrettiği bu yaşam tarzını ve ahlak modelini ise üç semavi dine mensup inananlarda görmek mümkündür. Çünkü hem dünyada hem de ahirette en mutlu, en huzurlu ve en güzel yaşama kavuşmayı ummak, bu değerler vasıtasıyla gerçekleşebilir. Bu nedenle sahip oldukları bazı görüş ayrılıklarına ve uygulama farklılıklarına rağmen inananlar, ortak değerler doğrultusunda bir ahlak sergilerler. Hırsızlık yapmamak, adam öldürmemek, zina etmemek, yalan söylememek, adil olmak, her türlü haksızlıktan sakınmak, insanlara karşı nazik ve saygılı bir üslup kullanmak gibi temel değerler tüm inananlar için geçerlidir.

Ancak bilindiği gibi İslamiyet dışındaki diğer iki İlahi din olan Yahudilik ve Hıristiyanlık, zaman içinde dejenere olmuş ve bu iki İlahi dinin içine birtakım hurafeler ve batıl inançlar karıştırılmıştır. Fakat bununla birlikte konu boyunca da vurgulanacağı gibi, Yahudilerin kutsal kitabı Tevrat ve Hıristiyanların kutsal kitabı İncil incelendiğinde, hak dine ait bazı inanç ve ahlak esaslarının muhafaza edildiği ve Kuran ile mutabık yönlerinin bulunduğu açıkça görülmektedir. Bu nedenle hangi dine mensup olursa olsun İlahi hükümleri izleyen samimi dindarlar, saygın, seçkin ve onurlu insanlardır.

Aşağıda üç İlahi din arasındaki bu ortak ahlaki değerlerden bazılarına yer vereceğiz.

Güzel Ahlaka Davet Etmek

Elçiler ve inananlar tarih boyunca insanları Allah�ın yoluna ve güzel ahlaka davet etmişlerdir. Allah�ı, ahireti, cennet ve cehennemi, güzel ahlakı anlatarak, onları Allah�ın istediği şekilde yaşamaya çağırmışlardır. Bir Kuran ayetinde, �Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır� (Nahl Suresi, 125) şeklinde emredilmiştir.

Al-i İmran Suresi�nin 113-114. ayetlerinde ise, Kitap Ehli�nin, başka bir ifadeyle Allah Katından kendilerine kitap verilmiş olan Yahudiler ve Hıristiyanların içindeki bir topluluğa dikkat çekilir. Güzel ahlaka davet eden samimi, salih Yahudi ve Hıristiyanlardan oluşan bu topluluk ayetlerde şöyle bildirilir:

�Onların hepsi bir değildir. Kitap Ehli�nden bir topluluk vardır ki, gece vaktinde ayakta durup Allah�ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanırlar. Bunlar, Allah�a ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar salih olanlardandır.� (Al-i İmran Suresi, 113-114)

Hz. İsa�nın ve öğrencilerinin hayatı bu konunun güzel örneklerinden biridir. Konuya ilişkin İncil�deki bazı ifadeler şöyledir:

�Kardeşlerim, içinizden biri gerçeğin yolundan saparsa ve biri onu yine gerçeğe döndürürse, bilsin ki, günahkarı sapık yolundan döndüren, ölümden bir can kurtarmış ve bir sürü günahı örtmüş olur.� (Yakup�un Mektubu, Bap 5, 19-20)

Bağışlayıcı Olmak

İnsan, yanılmaya ve hata yapmaya açık bir varlıktır. Yaşamı boyunca pek çok kez hata yapar; aynı zamanda pek çok defa çevresindeki insanların kendisini ilgilendiren hatalı davranışlarıyla karşılaşır. Kuran ahlakını yaşamayan insanların büyük kısmı hatalara karşı tahammülsüzdür, hata yapan kişiye karşı sabır gösteremezler. Özellikle de yapılan hatadan zarar görmeleri söz konusu ise, hatayı yapan kişiye karşı acımasızca davranabilirler. Din ahlakı ise bağışlayıcı ve hoşgörülü olmayı gerektirir. İman edenler, aciz birer kul olduklarının bilincindedirler. Karşılarındaki insanın yaptığı hatanın bir benzerini kendilerinin de yapabileceğini bilerek davranırlar. İnsanlara güzel söz söyler, affedici olurlar. Bağışlayıcı olmanın Rabbimiz Katında övülen bir ahlak olduğu Kuran�da şu şekilde bildirilmektedir:

�Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, yumuşak davranandır.� (Bakara Suresi, 263)

Tevrat�ta da iman eden kişinin mutlaka sabırlı ve hoşgörülü olması gerektiği bildirilmiştir. Bir hatayla karşılaştığında �onu diline dolamamak�, insanlara karşı öfke duyup intikam almaya kalkışmamak inananlara öğütlenmiştir. Konuyla ilgili bir Tevrat pasajı şu şekildedir:

�Sevgi isteyen kişi suçları bağışlar, olayı diline dolayansa can dostları ayırır.� (Süleyman Meselleri, Bap 17, 9)

İncil�de, kişinin karşısındakini bağışlaması durumunda kendisinin de bağışlanacağı (Luka, Bap 6, 37) ifade edilmiştir. Ayrıca inananların insanlara karşı hoşgörülü ve bağışlayıcı davranmaları gerektiği ise bir İncil açıklamasında şöyle bildirilmiştir:

�...Yürekten sevecenliği, iyiliği, alçakgönüllülüğü, sabır ve yumuşaklığı giyinin. Birbirinize hoşgörülü davranın. Eğer birinizin ötekinden bir şikayeti varsa, Rabbin sizi bağışladığı gibi, siz de birbirinizi bağışlayın.� (Pavlus�un Koloselilere Mektubu, Bap 3,12-13)

Alçakgönüllülük

Alçakgönüllülük inananların ortak bir vasfıdır. Allah, ayetlerde kendini büyük gören, kibirli insanları sevmediğini bildirmiştir.

İnananlar, kendilerine sayısız nimetler verenin Allah olduğunu, herşeyin gerçek ve tek sahibinin de Allah olduğunu bilirler. Hiçbir şekilde kibirlenme içine girmezler. Allah�ın karşısında ne kadar aciz olduklarının farkındadırlar. Aklın, bilginin, güzelliğin, zenginliğin, itibarın ve diğer her türlü imkanın kendilerinden kaynaklanmadığını; bunların Allah�ın bir nimeti olduğunu bilirler. İşte bu nedenle mütevazı davranırlar.

Allah, Kuran�da inananların tevazulu tavrını şöyle belirtmiştir:

�O Rahman (olan Allah)ın kulları, yeryüzü üzerinde alçakgönüllü olarak yürürler ve cahiller kendileriyle muhatap oldukları zaman �Selam� derler.� (Furkan Suresi, 63)

Alçakgönüllülüğün önemi ve bu tavrı gösterenlerin Allah Katında üstün kılınmış insanlar oldukları İncil�de şöyle ifade edilir:

�Her bakımdan alçakgönüllü, yumuşak huylu, sabırlı olun, sevgiyle birbirinize katlanın.� (Efesoslulara Mektup, Bap 4, 2)

Aynı şekilde Tevrat�ta da kibirli olmaktan sakınmak gerektiği, Allah�ın alçakgönüllü kullarından razı olacağı bildirilmektedir. Konuyla ilgili bir Tevrat pasajı şu şekildedir:

�...Rabbin hükümlerini yapmış olan dünyanın bütün alçakgönüllüleri, Rabbi arayın; salahı arayın, alçakgönüllülüğü arayın...� (Tsefanya, Bap 2, 3)

Öfkeyi Yenmek

Öfke, insanın olayları sağlıklı ve gerçekçi değerlendirmesine, doğru ve adil karar vermesine engel olur. Öfkenin devreye girmesi kişiyi, Allah�ın hoşnut olacağı şekilde davranmaktan, hoşgörülü ve merhametli olmaktan alıkoyar. İşte bu nedenle mümine yakışan tavır öfkesini yenmektir. Böylece kızgınlık ve hiddet hislerinin neden olabileceği hatalı davranışlar ve çeşitli zararlardan da korunmuş olur. Kuran�da öfkelerini yenenlerin ahlakı övülmüştür:

�Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever.� (Al-i İmran Suresi, 134)

İncil�de öfkenin kötü bir özellik olduğu, kardeşine karşı öfkeye kapılanların �yargılanmayı hak edecek�leri belirtilmektedir. Bu konudaki bir İncil ifadesi şöyledir:

�Her tür acı söz, öfke, kızgınlık, gürültücülük, sövücülük ve bunların yanı sıra her tür kötülük üzerinizden gitsin.� (Efesoslulara Mektup, Bap 4, 31)

Tevrat�ta yer alan açıklamalar da inananların öfkelenmekten sakınıp kaçınmaları gerektiğini göstermektedir:

�Sefihin (gaflet içinde olanın) öfkesi hemen belli olur; fakat basiretli adam utancı örter.� (Süleymanın Meselleri, Bap 12, 16)

�Çabuk öfkelenen akılsızlık eder...� (Süleyman�ın Meselleri, Bap 14, 17)

Şükretmek

Şükretmek, Allah�ın verdiği nimetlere karşılık, yürekten O�na olan şükran ve sevgi duygularını dile getirmektir. Her türlü nimetin Allah�tan geldiğini ifade etmektir. İnsan samimi bir şekilde tefekkür ederse, Allah�ın nimetlerine ancak Allah�ın dilemesiyle sahip olduğunun farkına hemen varır. İnananlar, hangi durumda olurlarsa olsunlar Allah�a şükrederler. İman etmeyenler ise şükretmeyi akıllarına bile getirmezler. Şüphesiz bu büyük bir nankörlüktür.

Şükretmek, Kuran�ın çeşitli ayetlerinde bildirilen ve müminlerin gereken hassasiyeti göstererek içten yerine getirmeleri gereken bir ibadettir. Bu konudaki bir ayet şöyledir:

�Hayır, artık (yalnızca) Allah�a kulluk et ve şükredenlerden ol.� (Zümer Suresi, 66)

İncil�de de �her durumda şükredin� yazılıdır. (Selaniklilere I. Mektup, Bap 5, 18) Hz. İsa�nın hayatının anlatıldığı bölümlerde de çeşitli vesilelerle onun Allah�a şükrettiği ifade edilir. Elbette bu güzel davranış inananlar için bir örnek teşkil etmektedir.

Tevrat�ta da inananlara şükretmeleri bildirilmektedir. Bununla ilgili bazı açıklamalar şu şekildedir:

��. Tanrı�ya övgü ve şükür ezgileri söylenirdi.� (Nehemya, Bap 12, 46)

�Kapılarına şükranla, avlularına hamd ile girin; O�na şükredin, ismini takdis edin.� (Mezmurlar, Bap 100, 4)

Sadece Allah�ın Rızasını Aramak

İnsanlar, kendilerine �Allah için ne yaptın?� diye sorulduğunda birbirinden farklı yanıtlar verirler. Kimi fakirleri doyurduğunu, kimi çeşitli ibadetler yaptığını, kimi de dua ettiğini söyler. Bunlar, şüphesiz, güzel davranışlardır. Ancak insanın, sadece belirli vakitlerde Allah için güzel davranışlarda bulunup, diğer vakitlerinde ise Allah�ın varlığından ve hesap gününün yakınlığından gafil bir hal içerisinde olması büyük bir hatadır. Gerçekten iman etmiş bir insan, Allah�ın kendisini ve bütün alemleri sarıp-kuşatmış olduğunu unutmaz ve hayatının her anında Allah�ın beğenisini ve sonsuz cenneti kazanmak, sonsuz cehennem azabından kurtulmak için elinden gelen çabayı gösterir.

Allah Kuran�da, Kendisi�nin rızasını kazanmayı tek amaç edinmiş olan kimselerin kurtuluşa ereceğini şu şekilde bildirmiştir:

�Binasının temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez.� (Tevbe Suresi, 109)

Tevrat�ta da iman edenlerin, Allah�a �Rızanı işlemeyi bana öğret� diye dua ettikleri ifade edilmektedir. Mezmurlar kitabında geçen bu dua şu şekildedir:

�Sana sığınıyorum. Rızanı işlemeyi bana öğret. Çünkü Sen benim Allah�ımsın...� (Mezmurlar, Bap 143, 9-10)

İncil�de de Hz. İsa�nın kendisine tabi olanlardan asıl isteğinin Allah�ın rızasını kazanmak için çalışmak olduğu belirtilmiştir. Hz. İsa�nın her zaman yalnızca Allah�ın razı olacağı üstün bir ahlak ve tavır içinde olduğu bildirilmiştir. İman edenlerin nerede, hangi işle meşgul olurlarsa olsunlar, yaptıklarını mutlaka yalnızca Allah için yapmaları gerektiği İncil�de şu şekilde bildirilmektedir:

�Ne yerseniz yiyin, ne içerseniz için, ne yaparsanız yapın, tümünü Tanrı�nın yüceliği için yapın.� (Korintoslulara I. Mektup, Bap 10, 31)

�... Rab�den korkarak itaat edin... her ne yaparsanız insanlara değil, Rabbe yapar gibi candan işleyin.� (Koloselilere Mektup, Bap 3, 22-24)

Semavi Dinlerde İnananlara Düşen Sorumluluk

İslamiyet, Hıristiyanlık ve Yahudilikte ortak olan ahlaki değerlerin her biri, bu dinlerin mensuplarının ittifak içinde hareket etmeleri gerektiğinin önemli delillerindendir. Müslüman, Hıristiyan veya Yahudi olsunlar, tüm inananlara düşen görev ise açıktır: Barışın, huzurun, refahın, güzel ahlakın, iyiliğin, mutluluğun, güvenliğin hakim olduğu toplumlarda yaşamak için ittifak halinde olmalıdır. Bu nedenle hangi dine mensup olursa olsun tüm inananlar bu iki kutlu şahsa zemin hazırlamalı, onlara destek olmak ve yakınlarından olmak için samimi bir çaba sarf etmelidirler. İnananlar yeryüzünü aydınlatacak ve tüm insanlara yönelik hayırlı faaliyetlerde bulunacak bu iki mübarek şahsa destek olabilmek için beraberlik içinde hareket ederse, Allah inananları başarılı kılacaktır. Allah, Kendi yoluna uyanlara kesin olarak yardım edeceğini bir Kuran ayetinde şöyle vaat etmiştir:

�Onlar, yalnızca; �Rabbimiz Allah�tır� demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Allah�ın, insanların kimini kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah�ın isminin çokça anıldığı mescitler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır.� (Hac Suresi, 40)

Her üç dinin mensupları da birbirlerine anlayış ve hoşgörü içinde yaklaşmalıdır. Önemli olan, farklılıkları değil ortak noktaları gündeme getirmek, zorlaştırıcı değil kolaylaştırıcı, yıkıcı değil yapıcı, engelleyici değil yardımcı, ayırıcı değil tamamlayıcı, bölücü değil birleştirici olmaktır.

Bu makale, İlmi Mercek Dergisi 12. sayı (Haziran 2005) 38. sayfada yayınlanmıştır.


__________________
O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Yukarı dön Göster asım's Profil Diğer Mesajlarını Ara: asım
 
asım
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 14 agustos 2008
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 1700
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı asım


İnsanı yaratan Allah, hiç şüphesiz onun yapısını, ihtiyaçlarını ve dünyada nasıl bir düzen içinde rahat edeceğini de en iyi bilendir. Dolayısıyla insanın, izlemesi gereken yol Rabbimiz'in bildirdiği yol olmalıdır. Nitekim Allah her dönemde elçileri ve kitapları aracılığıyla insanlara yol göstermiş, razı olacağı düşünce, davranış, ahlak ve yaşam biçimini insanlara haber vermiştir. Allah'ın öğrettiği bu yaşam tarzını ve ahlak modelini uygulayanlar, hem dünyada hem de ahirette en mutlu, en huzurlu ve en güzel yaşama kavuşmayı uman insanlardır.

Farklı dönemlerde, farklı coğrafyalarda yaşayan ve farklı İlahi dinlere mensup olan inananlar, tüm bu farklılıklara rağmen aslında aynı ahlaki değerlere sahiptirler. Hırsızlık yapmamak, adam öldürmemek, zina etmemek, yalan söylememek, adil olmak, her türlü haksızlıktan sakınmak, insanlara karşı nazik ve saygılı bir üslup kullanmak gibi temel değerler tüm inananlar için geçerlidir. Bu, inananların �çeşitli görüş ve uygulama farklılıkları olsa da- olaylar karşısında benzer tepkiler vermelerine ve ortak hareket etmelerine neden olur.

Bu ortak ahlak anlayışı Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet'te de geçerlidir. Nankörlük, şımarıklık, kendini beğenmişlik, azgınlık, yalancılık, alaycılık, bencillik, aç gözlülük, düzenbazlık, kıskançlık, kavgacılık, itaatsizlik, saygısızlık, vefasızlık, cimrilik, dedikoduculuk, saldırganlık, zalimlik, iftiracılık, sabırsızlık, ikiyüzlülük, kışkırtıcılık gibi çirkinlikler İslam ahlakına kesinlikle uygun olmadığı gibi, Yahudilik ve Hıristiyanlıkta da yasaklanmıştır. İnsanlar saygılı, sevgi dolu, adaletli, vicdanlı, şefkatli, merhametli, yardımsever, iyiliksever, alçakgönüllü, dürüst, güvenilir, cömert, şükredici, fedakar, yumuşak huylu, itaatli, vefalı olmaya çağrılmışlardır.

Bu İlahi hükümleri izleyen samimi dindarlar, saygın, seçkin ve onurlu insanlardır. Allah'a gönülden bağlıdırlar. Derin bir imana, üstün ahlaki niteliklere sahiptirler. Yaptıklarının karşılığında herhangi bir menfaat talep etmezler, sadece Allah'ın rızasını kazanmaya yönelik olarak çalışırlar. Her zaman doğrunun, iyinin, hakkın, güzel ahlakın yanında olurlar. Her türlü kötülükten ve ahlaksızlıktan şiddetle sakınırlar.

Buna karşılık yeryüzündeki pek çok öğreti, İlahi dinlerin öğrettiği bu ahlak anlayışına tamamen ters olan anlayışları savunmaktadır. Örneğin son iki yüzyıldır dünyada son derece etkin olan materyalist felsefe, insanları, sadece kendi çıkarlarını düşünen ve bunda hiçbir kural tanımayan bireyler haline getirmektedir. Bu felsefeye dayalı yaşam biçimleri, hayatı bir tür "arena" olarak göstermekte, insan tutkularını alabildiğince kışkırtmayı ve bunların tatmini için her yolu kullanmayı öngörmektedir. Öte yandan materyalizm, Allah'ın vahyini reddettiği için, insanın tabiatına dair hiçbir mutlak kıstas kabul etmemekte, tüm ahlaki değerleri göz ardı etmekte, böylece İlahi dinler tarafından ortaya konan tüm ahlaki değerleri reddetmektedir. Bu sapkın mantığın insanlığa ne kadar büyük bir yıkım getirdiğinin örnekleri ise halen gözler önündedir. Çatışmalar ve gerilimler, bir parça toprak ya da makam ve mevki için acımasızca birbirine saldıran insanlar, mazlumların ve ihtiyaç içinde olanların hergün daha da ezilmesi, adaletsizliklerin yaygınlaşması, ahlaksızlıkların artması, dejenarasyonun hız kazanması söz konusu yıkımın sadece birkaç örneğidir.

Bu durum karşısında İlahi dinlerin mensuplarının, materyalizm tarafından aldatılmış olan insanlığın kurtuluşu için ittifak etmeleri gerekir. Allah'ın varlığına, birliğine, bizleri O'nun yarattığına ve bizlere doğru yolu göstermek için kitaplar ve peygamberler gönderdiğine inanmak, çok önemli bir ortak noktadır. Bu gerçeklere inanan insanlar -Yahudi, Hıristiyan veya Müslümanlar- bu gerçekleri reddeden insanlara göre birbirlerine çok daha yakındırlar.

Aşağıda üç İlahi din arasındaki ortak ahlaki değerleri başlıklar altında inceleyeceğiz. Bunların her biri, bu dinlerin mensuplarının neden ittifak etmeleri gerektiğinin önemli delillerindendir. Unutulmamalıdır ki, yeryüzünde bu değerlerle tarif edilen güzel ahlakın hakim olması, hiç kuşkusuz, her üç dinin inananlarının elele vermesiyle mümkün olacaktır.

MAKALE 2.2: Ortak İbadetler ve Ahlaki Değerler

Alçak gönüllülük
Büyüklük Taslamamak
Allah'ın Ayetlerinin İnkar Edildiği Ortamdan Uzaklaşmak
Boş Şeylerden Yüz Çevirmek
Her İşte Allah'ı Anmak
Tevekkül Etmek
Allah İnananların Koruyucusudur
Adalet Anlayışı
İftira ve Saldırılardan Çekinmemek
Korkmamak ve Hüzne Kapılmamak
Karanlıklarda Kötülük Tasarlayanlar
Ataların Batıl Töresine-Dinine Uymamak
Gösteriş ve İkiyüzlülükten Kaçınmak
Din Ahlakında Sevginin Önemi
Allah Kendisi'ne Yakınlaşmak İsteyene Yol Gösterir
Güzel Söz Söylemek
Verilen Öğütleri Dinlemek
İyilik Anlayışı
Kötülüğü İyilikle Uzaklaştırmak
Kötü Ahlak Özellikleri
Bağışlayıcı Olmak
Cimrilikten Kaçınmak
İnfak Etmek
Başkalarını Uyarıp Kendini Unutmamak
Şükretmek
Öfkeyi Yenmek
Dua Etmek
Tevbe Etmek
Sadece Allah'ın Hoşnutluğunu Aramak
Sabırlı Olmak
Düşünmek
Güzel Ahlaka Çağırmak
Mucize Beklentisi İçinde Olmamak
Göz, Kalp ve Kulakların Duyarsızlaşması
Kendini Yüceltmemek
Esenlik Dilemek
Kıskançlıktan Kaçınmak
Yalan Söylememek
Zina Yapmamak
Hırsızlık Yapmamak
Anne ve Babaya Karşı En Güzel Tavrı Göstermek



__________________
O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Yukarı dön Göster asım's Profil Diğer Mesajlarını Ara: asım
 
asım
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 14 agustos 2008
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 1700
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı asım



                 AHLAK FELSEFESİ ALANINDA BAZI TARTIŞMA KONULARI

                  

                  

                 Prof.Dr.C.C.Aktan

                  

                  

                                       Ahlak felsefesi alanında “iyi” , “kötü”, “doğru”, “yanlış” gibi değer yargılarının ne anlama geldiği konusunda bir görüş birliğinin olmadığını tekrar belirtmekte yarar görüyoruz.  Esasen ahlak felsefesi alanında temel ahlaki değer yargıları ve normları üzerinde çeşitli tartışmalar çok eski çağlardan beri süregelmektedir. Ahlak felsefesi alanındaki bu tartışmaları kısaca özetlemekte yarar bulunmaktadır.

                          

                          

                         Amoralizm: Ahlak Kuralları Gereksizdir!...

                          

                                       Ahlak felsefesi alanında ahlak kurallarına karşı çıkan doktrinin adı “amoralizm”dir.[1]  Amoralist ahlak felsefesinde, insanın doğal bir varlık olduğu ve insanın ahlaki davranışları kadar ahlaki olmayan (gayri-ahlaki ) davranışlarının da  sözkonusu olabileceği, bu yüzden toplumda ahlak kuralları oluşturmanın gereksiz olduğu savunulur. Alman düşünürü Friedrich Nietzsche (1800-1900) “amoralist ahlak felsefesi” nin savunucularından birisidir. Nietzsche şöyle demektedir: “Ahlaki gerçekler diye bir şey yoktur.” Nietzsche’ye göre  insan doğal bir varlıktır. Bu yüzden insan davranışlarında ahlak ve erdem kadar ahlaksızlık ve erdemsizlik de normal karşılanmalıdır. Ahlaki ölçüler ve normlar koymak saçma ve gereksizdir.

                          

                         Ortaçağ döneminin islam düşünürlerinden İmam Gazzali ‘nin ahlak felsefesinde ise “amoralizm”  farklı şekilde ele alınmıştır. Gazzali, Nietzsche’den farklı olarak insanların birbirlerini ahlak konusunda yargılamamaları konusunu işlemektedir. Gazzali şöyle demektedir: (Aktaran: Kandemir, 1986,64.)

                          

                          “Günahkarın, cifeden daha pis koktuğunu ve pisliğin başkasını temizlemeyeceğini bilmiyor musun? Böyle iken sen, pis pis koktuğun halde başkasını temizlemeğe nasıl cesaret edersin.”

                          

                         Gazzali bir başka yazısında da  şöyle demektedir: (Aktaran: Kandemir, 1986,64.)

                          

                         “Yazık sana, rezaletlerle yoğrulup dururken, insanlara faziletleri nasıl emredersin.”

                         Bu açıklamalardan anlaşıldığı üzere ahlak ve ahlaksızlık konusuna çok farklı şekilde bakılması mümkün görünmektedir. Gazzali’nin ahlak felsefesinde insanoğlunun her zaman doğru yolu seçmeyebileceği, ve bazen yanlış yola sapabileceği belirtilmekte; ancak bir insanın başka bir insanı ahlak konusunda yargılama hakkının bulunamayacağı ifade edilmektedir. Gazzali’nin ahlak felsefesine göre her insan farklı ölçülerde de olsa - farkında olarak ya da olmayarak- gayri ahlaki davranış ve eylemlerde bulunabilir.

                          

                         Ahlaki Relativizm: Mutlak ve Evrensel Ahlak Kuralları Oluşturulamaz!..

                          

                                       Ahlaki relativizm, toplumda mutlak ve  herkesin kabul edeceği ve her yerde geçerli olabilecek ahlak kuralları oluşturulamayacağını savunur.  Relativistlere göre “doğru”, “yanlış”, “iyi”, “kötü” gibi ahlaki değerlendirmeler birey, grup ve toplumsal kültüre göre değişir. Bu nedenle ahlaki standartlar koymak doğru değildir. Ahlaki relativizm, “ahlaki plüralizm” olarak da adlandırılmaktadır. Bu doktrine göre toplumsal düzende bir değil, daima birden çok ahlak normları ve ilkeleri mevcuttur.

                          

                         Ahlaki  Üniversalizm: Ahlak Evrenseldir...

                          

                         Ahlaki relativizme karşı olan doktrin ise “ahlaki  üniversalizm” ya da “ahlaki monizm”[1] olarak adlandırılır. Bu yaklaşıma  göre tek veya belirli bir demetten oluşan ahlak ilkeleri ve değerleri pekala oluşturulabilir. Ahlaki normlar ve ilkeler subjektif değil, aksine objektiftir. Yalan söylemek, hırsızlık

                         yapmak ve saire davranışlar her kişi, grup ve toplum tarafından kabul edilmeyen ve edilmemesi gereken davranışlarıdır.[2]

                          

                                       Ahlak felsefesi alanında ahlaki üniversalizmi savunanlar bu konuda bazı evrensel ahlak ilkelerini belirtmektedirler. Aşağıda evrensel ahlak ilkeleri için bazı örnekler gösterilmiştir:

                          

                         ·        Konfüçyüs’ün evrensel ahlak kuralı :

                          

                         “Sana yapılmasını istemediğini sen de başkasına yapma.”

                          

                         ·        Immanuel Kant’ın evrensel ahlak kuralı:

                          

                         “Aynı zamanda genel bir yasa olmasını isteyebileceğin bir maksime (kurala) göre hareket et.”

                          

                         ·        Ralph Waldo Emerson’un evrensel ahlak kuralı:

                          

                         “Evrensel kural olacak şekilde davranış ve eylemlerde bulunan birisi ahlaklıdır.”

                          

                         ·        Jeremy Bentham’ın evrensel ahlak kuralı:

                          

                         “Kendi özel çıkarlarını en iyi şekilde değerlendirecekleri için bireyleri mümkün olduğu ölçüde kendilerini incitebilecekleri alan dışında davranışlarında tamamen serbest bırak. Bireyler yanılırlarsa ve hatalarını anlarlarsa bir daha aynı şeyi yapmayacaklardır. Bireyler başkalarını incitmedikleri takdirde yasanın gücünü kullanma. Bir kişinin herkesin güvenliğini bozması sözkonusu olduğunda hukuk gereklidir ve cezanın tatbiki yararlıdır.”

                          

                         ·        Cesare Cremonini’nin evrensel ahlak kuralı:

                          

                         “İçinden dilediğin gibi, dışından herkes gibi davran.”

                          

                         ·        Ernest Hewingway’ın evrensel ahlak kuralı:

                          

                         “Ahlak konusunda inandığım ilke şudur; bir şeyi yaptıktan sonra kendini iyi hissediyorsan o davranışın ahlakidir; eğer kendini iyi hissetmiyorsan o gayri-ahlakidir.”

                          

                                       Sözleşmeci ahlak felsefesi (contractarian moral philosophy) olarak adlandırılan doktrin de esasen bir tür rasyonalist evrensel ahlak oluşturma  projesidir. Çağdaş sözleşmeci ahlak düşünürlerinden birisi olan David Gauthier ünlü “Anlaşmaya Dayalı Ahlak” (Moral by Agreement) kitabında şöyle demektedir: (Gauthier,1985.)

                          

                         “Ahlak temelden bir krizle karşı karşıyadır. Bu krize karşı sadece sözleşmecilik makul çözümler öneriyor.”

                          

                                       Gauthier’e göre insan ilişkilerinde ve aynı zamanda insanlar ile devlet arasındaki ilişkilerde “doğru” kurallar ve normlar oluşturulması konusunda insanlar uzlaşabilirler. Bu uzlaşma neticesinde bir tür “ahlak sözleşmesi” ortaya çıkartılabilir.

                          

                          

                          

                          

                         [1] Ahlak monizmi ile ahlaki monoteizm (ethical monotheism), aynı şey demek değildir. Ahlak monizmi, tek bir evrensel ahlakın varlığını savunan ahlak doktrinidir. Ahlak Monoteizmi ise çok katı ahlak kuralları ve ahlak ilkeleri öngören bir dinsel ahlak felsefesidir.

                          

                         [2] Burada Aristo’nun şu sözlerini aktarmakta yarar görüyoruz: “Yanlış yoldan gitmenin birden çok yolu vardır. Ama doğruyu yapmanın tek bir yolu bulunur. Yanlış yapmak bu yüzden kolay, doğruyu bulmak ise bu yüzden zordur. “ Aristo bu sözleri ile ahlaki üniversalizmi savunan düşünürlerin başında gelmektedir.

                          

                          

                          

                         [1] Amoralizm, ahlak felsefesi literatüründe Türkçe’ye “ahlak dışıcılık” olarak  tercüme edilmektedir.

      Kaynak: C.C.Aktan,  Ahlak ve Ahlak Felsefesi, İstanbul: ARI Düşünce ve Toplumsal Gelişim Derneği Yayını, 1999.

__________________
O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Yukarı dön Göster asım's Profil Diğer Mesajlarını Ara: asım
 

<< Önceki Sayfa Sonraki >>
  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Sizin yetkiniz yok foruma yeni mesaj ekleme
Sizin yetkiniz yok forumdaki mesajlara cevap verme
Sizin yetkiniz yok forumda konu silme
Sizin yetkiniz yok forumda konu düzenleme
Sizin yetkiniz yok forumda anket açma
Sizin yetkiniz yok forumda ankete cevap yazma

Powered by Web Wiz Forums version 7.92
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide
hanif islam

Real-Time Stats and Visitor Reports Sitemizin Gunluk, Haftalik, aylik Ziyaretci  Detaylari Real-Time Stats and Visitor Reports

     Sayfam.de  

blog stats