HANiFDOSTLAR.NET

 

Kuran Müslümanı
 

(Şahıs odaklı din anlayışından Allah odaklı din anlayışına...)

Ana Sayfa Hanif Mumin  Iste Kuran Kurandaki Din  Kur'an Yolu  Meal Dinle Sohbet Odasi Hanifler E- Kitaplik Kütüb-i Sitte ?  ingilizce Site Kuran islami Aliaksoy Org  Hasanakcay Net Tebyin-ül Kur'an Önerdiğimiz Siteler Bize Ulasin

 

- Konulara Göre Fihrist

- Saçma Hadisler

- Hadislerin-Sünnetin İncelemesi

- Haniflikle İlgili Sorular Cevaplar

- Misakın Elçisi Kim?

- Kuranda Namaz/Salat

- Onaylayan Nebi

- Kuranda Namaz/Salat

- Enbiya 104

- Kuranda Yeminler

- Adem Hakkında Sorular

- Ganimetleri Resulün Eline Nasıl Vereceğiz?

- Allahın ındinde YIL ve DOLUNAYLAR

- Abese ve Tevella

- Hadisçilerce Tahrif Edilen Ayetler

- Mübarek Yer, Mübarek Vakit

- Arkadaş Peygamber

- Kuranın İndirilişinden Günümüze Gelişi

- Bir Türban Sorusu

- Kuran ve Bize Öğretilenlerin Farkı

- Namazın Kılınışı

- Hadislere Göre Namaz

- Kuranda Salat Namaz mıdır?

- Kuran Yetmez Diyen Uydurukçular

- Bizler Hanif Dostlarız

- Sahih Hadis mi İstersiniz?

- Hakkı Yılmaz'ın Tebyin Çalışması

- Kur'anı Anlamada Metodoloji

- Tarikatçıların Çarpıttığı Birkaç Ayet

- Nasıl Kur'an Okuyalım?

- Kur'anı Kerim Nedir?

- Kur'anda Oruç

- Allah'sız Bir Din ve Allah'sız Bir Kur'an İnancı

- Kuransız Bir İslam Anlayışı ve Müşrikleşme

- Meal Çalışmasına Davet

- Allah Şahit Olarak Kafi Değil mi?

- Doğru Hadisleri Ne Yapacağız?

- Kur'andaki Muhammed ve Peygamberlerin Misyonu

- Mahrem, Avret, Ziynet

- Nur Suresi Çeviri-Yorum

- Cilbab

- Resule İtaat Ne Demektir?

- Hadis Kalburcuları ve Kalburları

- Kur'anı Kerim'in İndiriliş Gayesi

- Kur'anda Amellere Karşı Cahili Yaklaşım

- İslamdışı İnanışlara Kur'andan Örnekler

- Biri Şu Haram Üretim Tesislerini Kapatsın

- Tasavvufta İslam Var mı?

- İslamda Delil Sorunu

- Kurban Kesmek

- İlahi Hitabın Serüveni

- Ecel Nedir?

- Şirk, İşrak, Müşrik, Müşareke, Müşterik

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Peygamberlere Karşı Rabbani Yaklaşımlar

- Salat-ı Tefriciye yada Zikri Çarpıtmaya Bir Örnek

- Mucize Nedir?

- Ayrılıkların Nedenleri

- Sıfır Hata veya Kur'an

- Haniflik Nedir?

- Rabıta İle Şeyhlere Tapanlar

- Hadis Zindanının Mezhepçi Mahkumları

- İslam Dininin Öğrenilmesinde Kaynak Sorunu

- Fasık ve Münafıkların Genel Tanımlaması

- Hadisler, Hıristiyanlık ve Selman Rüştü

- Kur'anı kerim'in İndiriliş Gayesi

- Müstekbirlere Karşı Cahili Yaklaşım

- Halis-Hanif İslam

- Kur'anda Şefaat

- Fuhuş Tellalı Tefsirciler

- Hayızlıyken Neden Namaz Kılınmasın?

- Cebrail, Vahiy, Melek

- Dindarlıkta Müşrikleşme Temayülü

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Yaratılış, Adem, Havva

- Kur'an Yerel mi, Evrensel mi?

- Reform Dinde mi, Dindarlıkta mı?

- Ne Mutlu Tağutu Olmayanlara

- Peygambere Saygı(?)

- Hadislere Kanıt Diye Gösterilen Ayetler

- Allah Nazara Karışmadı mı?

- Kur'anı Kerimle Amel Etmek Mümkün mü?

- Kur'anda İnkar Edenlerin Vasıfları

- Müminlerin Vasıfları

- Allah'ın Vasıfları

- Kur'anın Vasıfları

- Dine Karşı Cahili Yaklaşımlar

- Kur'an Merkezli Din

- İrin Küpü Patladı; Mevlana

- Hurafe ve Bidatlar

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Hz. İsa'nın Ölümü

- Allah'ın Mesajının Adı: Kelamullah

- Allah'ın Resule Uyarıları

- Kur'ana Göre Tenkit ve Eleştiri Nasıl Olmalı?

- Kur'anda Sevgi

- Sofuların Devlet Desteğiyle Desteklenmesi

- Hans Von Aiberg Aldatmacası

- Kabir Azabı Safsatası

- Kur'an Kıssalarının Önemi; Masal Değiller

- Kur'anda Toplumsal Sünnetler

- Tefsirde İsrailiyyat

- Kardeş Evliliği Olmadan Çoğalma

- Hans Von Aiberg Tutuklandı

- Kur'anda Tevbe Kavramı

- Yaşar Nuri Öztürk'ün Yorumuyla Namaz

- Karadelikler; Bir Büyük Yemin

- Mezhepçilerin Ümmi Açmazı

- Kabe Nedir? Mekkede midir, Kudüste mi?

- Kur'anda Ruh Kavramı

- Kur'anda Nefs Kavramı

- Amin Kavramı ve Putperestlik

- Diyanet İşleri Başkanlığının Sitemize Cevabına Cevaplar

- Resul ve Nebi -1

- Resul ve Nebi -2

- Sapık Bir Fırka: Hansçılar

- Cihad mı, Çapulculuk mu?

- Kur'an Deyip Namazı Yok Sayanlar

- Cennete Sadece Müslümanlar mı Girecek?

- Kur'anda El Kesme Cezası var mı?

- Nazar veya Göz Değmesi Var mı?

- Şehadet Getir, Münafık(?) Ol

- Kur'anda Eleştiri Metodu

- Hacc Mekkede mi, Bekkede mi?

- İslami Tebliğde Kur'an Metodu

- Saptırılan Kavram: Mekruh

- Kur'anda Cuma Namazı var mı?

- Of Be Kader, Allah mı Suçlu Yoksa Biz mi?

- Kader Açısından Cebir ve İhtiyar

- Baban Peygamber Olsa Ne Yazar

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Vahdet-i Vücud, Şirkin Alası

- Tasavvufi Bilginin Kaynağı Vahiy mi?

- İslam'da Resullük Son Bulmuştur

- Teveffi Kelimesi ve Arap Dili

- Tasavvuf Üzerine Düşünceler

- Nefis Mertebelerinin İç Yüzü

- Allah Rızası Anonim Şirketi; Tarikatlar

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -1

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -2

- Nakşi Şeyhi Allah'ın Avukatı mı?

- Kur'anda "ve+la" Öbeği

- Putlar ve Tapanlar

- Son Peygamberimizin Okuma Yazması

- Mesih ve çarpıtılan Bir Ayet

- Hac İzlenimleri

- "Üzerinde 19 var" da Son Nokta

- Secde Emri

- Kur'andaki Hac

- Aracıların Gaybı Bildiği İnancı

- Tarikatçı - Müşrik Karşılaştırması

- Gazali'nin Kadına Bakışı

- Kur'anda Kadına Verilen Önem

- Başörtüsü Allah'ın Emri Değil

- Başörtüsü Takmak Kur'anda Var mı?

- Kur'anda Kadın Dövmek Var mı?

- Cariye, Köle; Utanmaz Mealciler

- Kadına Yönelik Şiddet

- Sünnet Edilen Kızın Öyküsü

- Erkekçe ve Kadınca Meal Konusu, Nebe 33. Ayet

- Harem - Selamlık Kimin Emri?

- Zina, Evlilik ve Örtünme Adabı

- Cariyeleri Aç, Hür Kadınları Kapat (!)

- Çok Eşliliği Yasaklayan Ayetler

- Kur'ana Göre Evlilik Hukuku

- 2 Kadın = 1 Erkek, Uydurma mı?

- Danimarkalı mı Sapık, Buhari mi?

- Ebu Hanife, Cariyenin Avreti

- Nisa 25, Hür Kadın ve Fahişe İfadesi

- Maymunların Hadisi ve Recm Vahşeti

- Hz. Muhammed'in Tebliği

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Angarya Haline Getirilen İbadet

- Buhari'nin Hadislerini Buhari Yazmamıştır

- Hadis ve Sünnet Gerçeği

- Uydurma Hadisler, İslamın Kara Boyası

- Hadisler Dinin kaynağı Olamaz

- Uydurmaların Sınırı Yok; Şeytan Geyiği

- Beşeri Hükümler Neden Kutsal Oluyor?

- Hadis - Kur'an Çelişkisi

- Kur'anda/Dinde Olanlar ve Olmayanlar

- Cehennem'den Çıkış Yok

- Kur'anda Tağut

- Ebu Hureyre Gerçekte Kimdir?

- Hadis - Mantık Çelişkileri

- Kurban ve Kurban Bayramı Nereden Geliyor?

- Hadislere Göre Kur'an Eksiktir

- Bildiri: İslam Anlayışında Reform

- Arapça mı, Arap Saçı mı?

- Koca mı Üstün, Allah mı?

- Esbab-ı Nüzül Komedi Hadisleri

- İşte Geleneğin Dini

- Ulul Emir İle Kim Kastediliyor?

- Kul Hakkı

- Yezidi Bir Gelenek: Aşure Tatlısı

- Hz. İbrahim'den Asrımıza Dersler

- Taklitçiliğin Boyutları

- Seb-ul Mesani Nedir?

- Kelle Sayılarak Gerçek Bulmak

- Kıyamet - Mahşer Günü ve Sonrası

- Kur'anda Namaz Vakitleri

- Kur'anda Cuma Konusu

- Salih Olmak Yetmez

- Hudeybiye Anlaşması Uydurma mı?

- Kitap Yüklü Eşekler

- Kur'andaki Hac

- Hz. Nuh'un Oğlu Kimdi? İftira mı?

- Ruhun Ağırlığına Başka Bakış

- Hz. İbrahim Yalancı Değildi

- İncil'de Kadına Bakış

- Şirkin Büyüğü Küçüğü Olur mu?

- Kur'andaki Abdest ve Hijyen

- Din de Bir Araçtır

- Kur'an Okumanın Zararları

- Kur'anda Dua Ayetleri

- Kur'anda Tarih Kavramı ve Bilinci

- Şekilsel Secde Kur'anda Yok mu?

- Salat ve salatı İkame

- Kur'andaki Emr Kavramı Üzerine

- Dindar İnsanlar Şirk Koşar

- Alak Suresinin İlk Beş Ayeti

- Men Arefe'nin Çözümü

- Kur'andaki Av Yasağı

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Din Büyüklerini Tanrılaştırma

- Allah'a ve Muhammed'e Değil

- Kur'andaki Örnek Tevekkül

- Şekilsel Rüku Kur'anda Yok mu?

- Hz. İbrahim Kuşları Kesti mi?

- Ehli Sünnet Dininin Anayasası

- İnsan Allah'ın Halifesi mi?

- Kur'an Üzerinde Düşünmek

- Şirkin Kuyusuna Düşenlere Uyarılar

- Kur'an Ölülere Okunmak İçin mi İndirildi?

- Ayda Okunan Kur'an Masalı

- Hz. İbrahim, Safa ve Merve Masal mı?

- "Haç"er-ul Esved (!)

- Mevlana Sahte Bir Peygamber Değil mi?

- Tasavvufun Tanrısı İki Zıttır

- Kur'andaki Tasavvuf: Teveccüh

- Önce Batıl ve Hurafe İle Savaşalım

- Resuller Haram Kılamaz mı?

- Elçi Muhammed ile İnsan Muhammed'in Farkı

- Tarikatlarda Aracılar Rezaleti

- Nur Suresi 31. Ayet Nasıl Çarpıtılıyor?

- Sırat Kıldan İnce, Kılıçtan Keskin mi?

- Kur'anda Zalimler

- Bütün Mehdileri Çöpe Atıyoruz

- Kur'ana Göre Ramazan Ayı ve Haram Aylar

- Tasavvufçuların İlahı; Varlık ve Yokluk

- Tasavvufçuların Küçük Putları

- Sünnet Etmek yaratılışı Değiştirmedir

- Son Peygamberimizin Mektupları

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Mescid-i Aksa Nerede?

- Büyük Kandırmaca: Hadis

- Kur'an Neden Arapça Olarak İndirilmiştir?

- Kimin dini? Kimin Kitabı? Kimin Meali?

- Evliya Kelimesinin geçtiği Ayetler

- Şimdiye Kadar Yaşanan İslam

- Ayın Yarılması Diye Bir Mucize Yoktur

- Kabe Dikili Taş Değil mi?


Up | Down | Top | Bottom
 
Şu da emredildi: Yüzünü dine bir Hanif olarak çevir. Sakın müşriklerden olma.

Yunus Suresi 105

Ben bir Hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden değilim ben.

Enam Suresi 79

İbrahim ne bir Yahudi idi, ne de bir Hıristiyan. O sadece hanif bir müslümandı. O müşriklerden değildi.

Ali İmran Suresi 67

Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlıbaşına bir ümmetti; bir Hanif olarak Allah'ın önünde eğiliyordu. Müşriklerden değildi.

Nahl Suresi 123

De ki Allah doğrusunu söylemiştir / vaadinde sadıktır.Haydi artık Hanif olarak İbrahim'in Milleti'ne uyun! Müşriklerden değildi o.

Ali İmran Suresi 95

Allah'a ortak koşmadan, Hanifler olarak... Allah'a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir.

Hacc Suresi 31


Up | Down | Top | Bottom

HABERLER

 

 








 

 

  Hanif Islam

 

Bilim
 Hanif Dostlar Ana Sayfa -> Bilim
Konu Konu: Evrimin Evirip Çevirdiği Şeyler Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Gönderi << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
aliaksoy
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 05 subat 2007
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 989
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı aliaksoy

Selam,

Duygu ve mantık ilişkisini şehvet ve gadap ilişkisine kadar indirgeyebilir miyiz ?

Daha önce Şehvet ve Gadabın canlıların en temel iki dürtüsü olduğuna ve gadabın şehvetin önünü açıcı bir araç olarak kullanıldığına değinmiştik.

Gadabı doğuran şey sadece şehvetin varlığı değildi. Eğer bir organizma şehvetinin (yaşamak) karşısında herhangi bir engelle karşılaşmazsa asla gadap geliştirmez. O halde şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, gadabın oluşması için iki şeye ihtiyaç vardır, Şehvet ve şehvete engel bir şey...

Şehvet ve şehvete engel olan şeylerin niteliği karmaşıklaştıkça gadabın niteliği de karmaşıklaşacaktır. Yaşamak arzusu bir şehvetse, buna dair bir tehditle karşılaşıldığında savaş ya da kaç ikilemi ile karşılaşan canlı için savaşı kazanmak veya kaçma eylemini gerçekleştirmek yeni bir şehvet haline gelecek ve canlı bu yeni durumu isteyecektir. Bu defa, bunu engelleyen her şeye karşı yeni bir gadap geliştirecektir.

Böylece şehvet ve gadap ikilisi birbirine sıkı sıkıya bağlı bir şekilde ve birbirlerini etkileyerek dönüşüm geçirir. Gadabı, canlının kendisi dışındaki diğer şeyler başlattığı için şehvet canlının içsel isteği ile başlamış olsa da, çevrenin etkileriyle yeni gadaplar ve o gadabı amacına ulaştırma şehveti gelişir.

Gerek gadap gerekse şehvet her ikisi de temelde bir "güdü" olduğu için DUYGU kümesinin elemanlarıdır. Daha doğrusu duygu kümesindeki bütün şeyleri bu ikisi geliştirir. Peki MANTIK nereden çıktı ?

Mantık, canlıların ürettiği bir şey değildir. Mantık, evrenin yasalarının gözlemlenmesi sonucu o yasaların işleyiş prensiplerine verilen bir isimden ibarettir.

Bir canlının acıkması da acıktığında bir besinle yaşamak için gerekli olan şeylere kavuşması da evren yasasısır. Şu durumda, canlının beslendiği taktirde yaşamaya devam edeceğini bilmesi bu konuya dair evren yasasını tanımlamasından başka bir şey değildir. Özete mantık, nedenselliği fark etmektir.

İster tek hücreli olsun, ister daha karmaşık, canlının tüm vaziyetinin evren yasaları karşısındaki durumu mantığın / nedenselliğe dair bilginin parçasıdır.

Canlı şehvetine mani olan şeye karşı bir gadap geliştirdiğinde bunu evrenin yasasına dahil vasıtalarla / nedenlerle yapacaktır.

Dolayısıyla MANTIK, GADABIN KILAVUZUDUR. 

Canlının birbirinden farklı iki Şehveti çatışır ve çelişki oluşturursa koşullara uyum sağlayarak hayatta kalmaya ve neslini devam ettirmeye daha çok yarayanın baskın gelmesi, ötekinin ertelenmesi evrim yasasının / evren yasasının / mantığın bir gereğidir.

Varlığın daha hayati olan şehvetinin önüne buna mani olan aynı varlığın bir başka şehveti çıktığında hayati olan şehvet bir gadap geliştirecek ve aynı varlıktan çıkan öbür şehvete mani olacaktır. Diğer bir deyişle, bunu yapabilen varlığını sürdürecek, yapamayan yok olacaktır. Var olan canlılar, bunu yapabildiği müddetçe vardır.

İnsan söz konusu olduğunda biz bu ayrıma İRADE GÜCÜ deriz. Bulgulara göre, irademiz beyinlerimizin ön loblarında şekillenmektedir.

5 Yaşındaki çocuklarla bir deney gerçekleştirildi. Deneyde çocuklar bir çok şekerlemenin bulunduğu bir odaya alındı ve ebeveynleri çocuklara birazdan odadan çıkacaklarını, biraz sonra geri geleceklerini, eğer şekerlemelerden bu süre zarfında yemezlerse kendilerine bundan daha fazlasını vereceklerini söylediler. Deneylerin sonunda çocukların istisna denilebilecek çok az bir kısmının bunu başarabildiği gözlendi.

Bu durum, o yaştaki çocukların beyinlerinin ön loblarının gelişmemesinden kaynaklanmaktaydı. Çocuklar, yakın menfaati uzaktaki menfaate tercih etmek zorunda kaldılar çünkü uzaktaki menfaati tasavvur edip, yakındaki ile karşılaştıramıyorlardı. Görüldüğü kadarıyla bu durum fizyolojik yapımızla sandığımızdan daha fazla ilgilidir.

Eğer o anda çocuklarda uzaktaki / gelecekteki menfaati gözlemleyebilecek fizyolojik bir mekanizma olsaydı çatışan iki şehvetten hangisinin baskın gelmesi gerektiğine karar verebileceklerdi. Baskın gelen şehvet buna uygun bir gadab oluşturacak ve diğerini men edecekti. Diğer bir deyişle, baskın gelen şehvetin gadabı mantığı kullarak oluşacaktı. 

Şu durumda mantığın, canlıların fizyolojik vaziyeti ile doğrudan ilgili olduğunu söyleyebiliriz.

Bir canlının beyin fonksiyonları ve özellikle ön lobları ne derecede gelişmiş olursa onun irade gücü de o kadar gelişmiş olacaktır.

Bu aşamada şunu da belirtmek gerekir ki, irade sadece beynin ön lobunun geliştirilmesi ile ilgili değildir. Bilim adamları, nöronların belirli aktiviteleri gerçekleştirmek için çeşitli gruplar oluşturduklarını ve o aktivite ne sıklıkla icra ediliyorsa, beyin hücrelerinin birbirleri arasında o derecede kuvvetli bağlar tesis ettiğini, bir zaman sonra o aktivitenin beyinde otomatiğe bağlantığını keşfettiler. İnsan beyni, bir çok şeyi icra etmek için beyin hücrelerini sonradan bilinçli olarak yapılandırılabilmektedir.

Bisiklet kullanmasını bilen bir yetişkinle bilmeyen bir yetişkinin beyni karşılaştırıldığında, bilenin beyninde bisiklet kullanmak için çeşitli hücrelerin gruplaştığı ve bu eylem sırasında aktif olarak birbirleriyle haberleştikleri, bilmeyenin beyin hücrelerinde böyle bir yapılanmanın bulunmadığı gözlenecektir.

Konu irade gücü olduğunda, insanlar bu yönde çeşitli aktiviteler gerçekleştirerek bunu kendileri için daha kolay hale getirebiliyorlar. Acı eşiği bile, çeşitli aktivitelerle arttırılabilmektedir.

Ancak şu muhakkak ki, beyninin ön lobu ve diğer kısımlarının gelişmişlik durumu, irade gücünün kuvvetinde, sonradan gerçekleştirilecek aktivitelerden daha fazla belirleyicidir. Dolayısıyla bu gün irade hakimiyeti veya sabır diye adlandırdığımız davranışın gelişimi evrim süreciyle sıkı bir ilişki halinde olacaktır. Eğer insan beyninin ön lobunun gelişimi hayatta kalmak ve nesli sürdürmek için daha yarayışlı ise evrim sürecinin kendiliğinden ilerleyen ileriki aşamalarında iradesi daha kuvvetli insanların ortaya çıkması da kaçınılmaz olacaktır. Ne var ki insanoğlu artık (şimdi) evrim sürecinin edilgen bir süjesi olmaktan çımış, onda köklü değişimler gerçekleştirebilecek bir bilgi ve imkanla ile donanmaya başlamıştır.

İnsanların ilk atalarından itibaren beyinlerinin diğer kısımlarıyla uyumlu olarak, ön lobların gelişimi onları daha iradeli davranabilecek bir vaziyete kavuşturmuştur.

Mantık işte burada gelişir ve şehvetin ürettiği gadap onu bir kılavuz olarak kullanmaya başlar. Çakışan iki şehvetten hangisinin hayatta kalmak için daha elzem olduğunun ve diğer şehvetin nasıl devreden çıkarılacağının bilgisi beyin faaliyetiyle nedensellikler (mantık)  irdelenerek oluşturulmaktadır.

Şehvetin daha hayati olanının tercih edilmesi ve diğerinin alt edilmesine dair bilgi git gide otomatikleştirilecek ve iradenin hakimiyetinden çıkarılacaktır.

Nefes alıp vermek insanın hayatta kalması için zorunlu bir şehvettir. O derecede zorunludur ki o otomatiğe bağlanmıştır. İnsan suya girdiğinde su ile nefes alıp veremeyeceğini bilir ve bu eylemi iradi olarak durdurur. Fakat vücudun nefes alma ihtiyacı kritik seviyeye ulaştığında otomatik güdü (şehvet) devreye girer ve bu hiç bir şekilde engellenemez. İnsan öleceğini % 100 olarak bilse bile otomatiğe bağlanmış ve kaide haline gelmiş bu güdü (nefes alıp vermek) bastırılamaz.        

İnsanın erken dönem atalarında gadap ve şehvetin şekillendirdiği karmaşık duygular, git gide gelişmekte olan beyin fonksiyonlarıyla eşyanın ve durumların mahiyetini ve nedenselliğini daha iyi kavrayabilen  mantıkla ilişki içerisinde bulunmakta, beyinde gelişen mantık örgüsü gadaba kılavuzluk etmekteydi.

Biz günlük konuşmalarımızda "duygularım mantığıma hakim oldu" veya "mantık duyguya galip geldi" gibi cümleler kullanırız. Aslında bu cümleler birbiri ile karşılaştırdığımız olguların niteliği gereği yanlıştır. Çünkü "mantık" duygularla yarışan bir şey değil, çatışan duyguların hangisinin galip gelmesi gerektiğini söyleyen, nedenselliğe dair bir bilgiden ibarettir.

Mantık (nedensellik bilgisi) ve beynin ön lobu yeterince gelişmediğinde otomatiğe bağlanmamış iki şehvet çatıştığında hangisinin tercih edileceğine karar vermekte tereddüt oluşabilir. Canlılar, bu durumda yakın olanı uzakta / belirsiz / gelecekte olana tercih etmeye meyillidirler. Tüm bunlar, evrim sürecinin geliştirdiği şeylerdir.

Bir arslan sürüsü karşılaştığı antilop sürüsüne saldıracağında, karınlarını daha çok doyurabilmek için en yakın ve en büyük antiloba saldırmaları gerekirken, evrim süreci içerisinde bu davranışın genellikle aç kalmalarına veya yaralanmalarına sebebiyet verdiğini öğrendiklerinden uzakta bile olsa hasta / yaralı veya daha çelimsiz olanlarına saldırmayı öğrenmişlerdir. Ancak açlık dürtüsü çoğalmış ve ortada sadece güçlü hayvanlar varsa ölüm ve yaralanma riskine rağmen yine de güçlü olana saldıracaklardır. Arslanların, yakındaki büyük ava saldırmak yerine bu şehvetlerini erteleyip bunun yerine daha uzaktaki daha çelimsiz ava yönelmeleri İRADİ bir davranıştır. Eğer daha uzaktaki daha çelimsiz ava saldırmak onların yaratılış kaidesi olsaydı, bu gün aç kaldıklarında koca koca yetişkin fillere saldırdıklarını görmezdik.

"Hayvanlarda irade hakimiyeti yoktur" diyenlerin bu sözlerini bir daha gözden geçirmeleri gerekmektedir.

İrade gücü hayvanla insanı kesin olarak birbirinden ayıran bir olgu değil, beynin gelişmişlik durumunu gösteren bir yetenektir.

Beynin gelişmişlik durumu da genetik özelliklerle ilgili olduğuna göre irade ve bunun hakimiyeti "insan ruhu"na değil, insan bedenine has bir niteliktir. Hem öyle bir yetenektir ki, başlangıç eşiği sadece canlıdan canlıya değişmemekte, insandan insana da değişmektedir.

Beyninin ön lobunun gelişmişlik durumu farklılık gösteren iki yetişkinin iradelerine hakim olup olmadıkları hususundaki kıyaslamanın sadece davranışlarına bakılarak yapılmasının ne kadar adil ve doğru olacağına (!) inşallah ileride değiniriz.

Erken dönem atalarımızda, liderin davranışlarını, öz benliğini o davranışın sahibi veya ondan etkilenenlerin yerine koyarak burada yeni bir duygu deneyimleyen grup üyeleri, liderin davranışlarını doğrudan yargılamaya da başlamışlardır. Eğer kendileri lider olsalardı veya liderin hışmına uğrayan fertlerden biri olsalardı, nasıl hareket ederler, içlerinde çatışan şehvetlerden hangisi galip gelirdi ? İşte her fert bunun kararını gelişen ön loblarındaki mantığa sorarak verecekti. Böylece, bazı davranışlar mantıklı, bazıları da mantıksız olarak görülecek, mantıklı denilenler kendileri o süjenin yerinde olsalardı yapacak oldukları ile aynı görülenler olacaktı. Fertlerin başkalarının davranışlarına karşı geliştirdiği bu göreceli çıkarsamalar onlar için yegane gerçek olmak zorundadır. Çünkü bireyler dış dünyayı kendi gerçekliklerinden algılarlar ve vardıkları sonuçları kendi öz saygılarını korumak adına sahiplenirler.

Bu sahiplenme bir davranışı beğenme / beğenmeme olarak belirdiğinde, o davranışa karşı destekçilik ve karşıtlık gelişir. Liderin ve diğer grup üyelerinin tüm davranışları değerlendirmeye tabi tutulduğunda her davranışın destekçileri ve karşıtları bulunabilir. Grubun fertleri birbirlerine meramlarını aktarabiliyorsa benzer duygular deneyimleyenler birbirlerini daha yakın hissedecektir. Fertler arasında gelişen bu yakınlık onların birbirlerine karşı olan tutumlarını da değiştirecek ve hatta bu durum dışarıdan da gözlemlenebilecektir.

Lider açısından olaya bakıldığında, kendi davranışlarının grubun fertleri arasında nasıl bir değişime yol açtığı da gözlemlenebilecektir. Bazı fertler söz konusu davranıştan hoşnut olmayacak, hoşnut olmayanlar arasında yakınlaşma hasıl olacaktır.

Artık liderin karşısında, hayal gücü, nedensellik algısı, empati becerisi gelişmiş, davranışların dolaylı ve doğrudan etkilerini kavrayabilen, kendisine karşı yapılmamış olsa bile davranışlara karşı hoşnutluk ve hoşnutsuzluk hisseden, birbiri ile mantıksal yakınlıklarını duygusal yakınlıklara dönüştüren, hislerini birbirleri ile paylaşabilen ve gruplaşabilen (tabiki bunları zaman geçtikçe daha iyi yapabilen) fertler bulunmaktadır.

Yine aynı süreçte, hayati bir riskle karşılaştığı zaman yalan söyleyerek bir başkasının nedensellik algısını şaşırtmayı, sergileyeği davranış risk doğuracaksa bunu bir başka formata dönüştürerek dolaylı yoldan şehveti teskin etmeyi öğrenmiş, grup içinde durumdan duruma sergilenen sahte hareketleri ve çoklu kişilikleri de kavrayabilen, işe yarıyorsa bunu normal görerek kanıksayan, özbenliğinin sergilediği davranışları da özbenliği gibi sevip sahiplenen, koşullar elverdiğinde daha az sayıda kişiyle birlikte grubu terketme imkanı bulunan fakat bütün bunlara rağmen lidere (otoriteye) itaat ve çoğunluğa uyma güdüsü henüz çok güçlü fertlerden bahsetmekteyiz.    

Bu aşamadan önce deneyimlenmemiş olgular karşısında bir takım çıkarımlar yapılmış, nedensellik doğrusundaki boşluklar, ağırlık liderde olmak üzere yeni inançlarla doldurulmaya başlanmıştı.

Yıldırım sesi kimden çıkıyor, ölen neden ölüyor, tepemizde parlayan yakıcı şey nedir, neden kaybolup beliriyor gibi sorular belli belirsiz inançlarla cevaplanmaya çalışılıyordu.

Bir yandan da grubun alet edavat kullanabilmesi ve bu sayede gelişen av olanaklarıyla sürekli olarak bazı kişilere yüklenen işler (iş bölümü) gelişiyor ilk meslekler ortaya çıkıyordu.

Grubun fertleri liderden çekiniyor, korktukları için otoriteye itaat ediyorlarken sorunsuz olan grup dinamikleri, evrim sürecinin dayatıp çıkardığı bu yeni fertlerle bambaşka bir nitelik alacak lidere itaat duygusu az da olsa körelecekti.

Baskın itaati, korku sağlıyorsa körelen itaati liderin korkutucu davranışları tekrar geri getirebilirdi elbette...

Ancak, liderin davranışlarının yargılanmaya başladığı bu yeni aşamada korkuyu bir başka objeye, şu, neyi düğü bilinemeyen ve hakkında bir inanç geliştirilen şeylere yükleyip sarsılan itaat geri getirilebilir miydi ?

Nedensellik doğrusundaki boşlukları dolduran İNANÇLAR, liderin lehine kullanılabilir miydi ?

Eğer fertler kusurlu davranışlarına bu deneyimlenemeyen İNANÇLARI gerekçe olarak getirirlerse ve diğerleri de bunu mantıklı görüp onun destekçileri olurlarsa ne olacaktı ?

En iyisi, bu İNANÇLARI ele alıp liderin işine gelecek şekilde yeniden  düzenlemektir.

KİŞİSEL İNANÇLAR birleştirilmeli ve GRUBUN İNANÇLARI tanımlanmalıdır.

- DEVAM EDECEK -         


__________________
"(Onu size indirdik ki) <Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi, biz ise onların okumasından habersizdik (o Kitâpları okuyamıyor, dillerini anlayamıyorduk)> demeyesiniz."(En'am,156)
Yukarı dön Göster aliaksoy's Profil Diğer Mesajlarını Ara: aliaksoy Ziyaret aliaksoy's Ana Sayfa
 
aliaksoy
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 05 subat 2007
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 989
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı aliaksoy

Selam,

Canlıların gadap savaşında kas gücü etkin olsa bile ortaklaşa hareket etmeyi becerenler kas güçlerini katlayarak arttırabilirler.

Tek başına bir arlan, sırtlana göre cüsseli ve avantajlıdır ama hiç bir arslan sırtlan sürüsü ile baş edemez.

İnsan gruplarının ilk çekirdek evrelerinde de temelde kas gücüne dayanan liderlik, birlikte hareket etme gücü kazanan birden fazla fert tarafından sekteye uğratılabilir haldedir.

Bir insanın yırtıcı bir hayvanla tek başına karşılaştığında hissettiği duygularla, birden fazla kişiyle ve silahlı olarak karşılaştığında hissedeceği duygular da bir değildir.

İnsanoğlu, birlikte hareketin sadece düşmanlarına veya avlarına karşı değil, grubun diğer fertlerine karşı da dengeleri değiştirebildiğini deneyimlemiş olmalıdır.

Grubun gücünün yeterince deneyimlenip, grup içerisindeki diğer fertlere karşı bir avantaj olarak kullanılması muhtemelen yine liderce gerçekleştirilmiştir.

Lidere yakınlık, avdan daha çok pay almaya veya diğer dişilerle birlikte olmaya yarayışlı ise grubun fertleri tarafından benimsenecektir. İlk dönemlerde korkuya dayanan bu yakınlık, fizyolojik ve doğal olarak duygusal / bilişsel ilerlemenin kaydedildiği dönemlerde mantıksal ve duygusal temellere de dayanacaktır.

Hayvan topluluklarının çoğunda yaşlı olmak lider olmak için yetmemektedir. Onların çoğunda kas gücü (veya canlıdan canlıya değişen diğer kriterler) lideri belirleyen en büyük kıstastır.

İnsanın fizyolojik gelişimi içerisinde beliren duygusal ve mantıksal tepkiler, kas gücünün yanına insanın çocukluk döneminden itibaren kendisini yetiştiren ebeveynlere veya grubun liderine ilave bağlılık kriterleri getirmiş olmalıdır.

Zor dönemlerde hayatta kalmak daha büyük sayıda kişi ile ancak sağlanabiliyorsa grubun içerisinde ailelerin oluşumu ve her ailenin erkek liderlerinin mevcudiyeti mümkündür.

Hangi aşamasında olursa olsun, lidere veya büyüklere karşı duygusal tepkiler gelişecektir. Lider, birbirine bağlı olarak ilerleyen tüm bu süreçleri yönetmek durumundadır.

Eksik parçayı tamamlama dürtüsüyle başlayan hayal gücü ve nedensellik, eşyanın ve hareketlerin mahiyetine dair boşlukları doldurmaya çalışırken, her fert içsel bir takım çıkarımlarda bulunmaya gayret etmiş olmalıdır. İnsanın nedensellik doğrusundaki boşlukları doldurma güdüsü görüp işittiği her şey için geçerli olmayacaktır.

En önce en hayati boşluklar doldurulmaya çalışılır. Zaten nedensellik algısının doğası ve evrimin yasası budur. Hayati risk doğuran şey gruba karşı gelişmişse, bu boşluğun ne ile doldurulacağı hususundaki son karar mutlaka lidere aittir. Erken dönemlerde daha doğrudan etkiye sahip avlanma, yırtıcı hayvanlardan korunma ve sair olgularda liderin verdiği karar baskın itaat altında koşulsuz kabul edilecektir.

Grubun hareketi sırasında civarda duyulan bir sesin neye ait olduğu ve nereden geldiğinin tespitinden (boşluğun doldurulmasından) sonra, nasıl hareket edileceğine de lider karar verir. Bu karar, tüm grup tarafından icra edilmeye başlandığında çoğunluğa uyma dürtüsü çok baskın diğer fertlerin tamamı tarafından eksiksiz uygulanacaktır. Evrim daha o süreçlerde arkada kalanın veya başına buyruk hareket edenin yaşama şansının daha düşük olduğunu öğretmiştir.

Bu gün bile "Sürüden ayrılanı kurt kapar" sözü, geçerliliği zihinlerde onaylanan bir evrim ilkesidir.

Fizyolojik gelişimin daha ileri aşamalarında ateşin bulunduğu dönemlerde nedensellik boşluklarının doldurulması meselesi, daha çok hayati olandan daha az hayati olana doğru kaymaya başlayacak ve entellektüel bir nitelik kazanacaktır. Çünkü, daha çok hayati olan meselelerde bin yıllar boyunca edinilmiş deneyim kuşaktan kuşağa aktarılarak kümilatif bir yığılma gerçekleştirilecek, en erken dönemlerden itibaren doldurulan nedensellik boşlukları yüzlerce neslin sınamasından geçirilerek en doğru cevabın ne olduğu öğrenilecektir.

Ne var ki, insanın ilk dönemlerinden itibaren sık sık karşılaştığı bazı olgular, onun kavrayışına hiç açık olmamıştır. Aradan kaç kuşak geçerse geçsin, o konular hakkındaki tüm deneyimler açık bir sonuca ulaşamamış, zihinlerde muğlak kalmıştır.

Gerçekten, güneş, ay, yıldızlar, rüzgar, fırtına, yıldırım ve bunun gibi meselelerde insanların işin gerçeğine, henüz çok yakın zamanlarda vakıf olmaya başladığını değerlendirdiğimizde o gün karşılaştıkları muammayı daha kolay kavrayabiliriz.

Hali hazırda bu gün dahi teorik fizikçiler, evrenin uzak köşelerinde ne olup bittiğine dair deneyime kapalı kalan boşlukları benzer yöntemlerle doldurmaya çalışmaktadır. O gün inanç denilen şeylere bu gün teori denilmesi işin mahiyetini değiştirmeyecektir. Bu günle o gün arasındaki esaslı fark kümilatif olarak çoğalan bilginin miktarıdır. İnsanların beyin kapasiteleri ve fizyolojik özelliklerinde son 200.000 yıl içerisinde meydana gelmiş olabilecek değişim, 2 milyon yıl öncesiyle bir olmayacaktır ama inançların doğabilmesi için gereken fizyolojik aşama ile bu gün arasında çok esaslı bir fark da olmayacaktır.

Grubun daha çok hayati meselelerden daha az hayati meselelere doğru gelişen eşyayı, durumları ve hareketleri tanımlama, nedensellik boşluklarını doldurma süreci, deneyimlenen bilgileri nesilden nesile aktardıkları gibi deneyimlenemediği için hayal gücü tarafından üretilen bilgileri de nesilden nesile aktarmalarını gerektirecektir.

Yıldırımın neden meydana geldiğini bilemeyen insanoğlu en azından yıldırım göründükten sonra neler olduğu hususunda deneyimler edinecek ve her iki uca (sebep-sonuç) ilişkin bilgi de nesilden nesile aktarılacaktır. İnsanoğlunun nesilden nesile dikey olarak aktardığı bilgi, iletişim becerisi arttıkça farklı topluluklarca yatay olarak birbirlerine de aktarılabilecektir.

Sürecin hangi aşamasında olursa olsun bu bilgi daima lider lehine kullanılacaktır. Çünkü o türün yaşaması için gerekli evrim düzeni, çok ilkel devirlerden beri sosyalliği, lidere (otoriteye) itaati ve lidere itaat eden çoğunluğa uymayı dayatmıştır.

Liderin ve diğer fertlerin hareketlerinin yargılanmaya başladığı süreçte, liderin davranışları gibi nedensellik boşluklarına dair söylediği şeyler de yargılanabilir. Üstelik, sebep-sonuç doğrusunda sebepler asla bilinemez olsa bile, sonuçlar zaman içerisinde gözlemlenebiliyor ise, lider olası sonuca dair görüşünü dikkatli açıklamak zorundadır. Şimşeğin sebebi hiç bilinmese de sonucunun ne olacağı yaşanılarak görülecektir.

Zaten bilginin serüveni izlendiğinde nedensellik olgusundaki boşlukların sonuçlardan ziyade sebepler üzerinde yoğunlaştığı görülecektir.

Doğan güneş mutlaka batacak ama neden tekrar doğduğu konusu çok uzun devirler boyunca kesin (deneyimlenmiş) bilgiyle cevaplanamayacaktır.

Sonuçların deneyimlenerek bilinebilmesi, lider için çok büyük bir avantaj sağlayabilir. Mevsimlerin nasıl ilerlediği, bulutların yağmuru ne zaman boşaltacağı gibi konularda kuşaktan kuşağa aktarılan bilginin, lider söyledikten sonra gerçekleşmesi liderin bilgeliğini ve konum gücünü arttırır.

İnsanın muhatap olduğu şeylerin sayısının artmasıyla, eşyaya ve hareketlerin neticelerine dair bilinmesi gereken bilginin miktarı da artacaktır.

Grup içerisinde iş bölümü gelişirken, durumların ve hareketlerin neticelerine dair bilgi de ona meraklı kişilerin özel ilgi ve uğraşı alanı haline gelebilir. Bu kişiler doğal olarak sadece sonuçlar üzerinde değil, nedenler üzerinde de ilgili olacaklardır. Genetik kodların gösterdiği istikamette fizyolojileri gelişen insan türünde bilgiyi sistematik olarak tanımlama, saklama, ezberleme, yorumlama becerisi de fertten ferde farklılık göstermek üzere gelişecektir. Bu kişiler, eşyanın tabiatıyla, atmosferik vakıalarla ilgilendikleri gibi, hastalıkların neden ve sonuçlarıyla da ilgilenecektir. Tüm bunlar belirli kişilerin ilgi sahası haline geldikçe ilk büyücüler / şamanlar / din adamları da ortaya çıkacaktır.

En erken devrelerden itibaren bu kişiler ve bildikleri tüm şeyler lidere hizmet etmek zorundadır.

Deneyimlenemeyen olgulara dair nedensellik boşlukları, bir disiplin ve silsile / mantık altında izaha çalışıldığında bu boşluklar birbirini etkileyen, birbirini başlatıp bitiren cevaplara kavuşabilir. Böyle bir disiplin bu gün din olarak tanımladığımız inanış sistemlerini doğurur. 
 
Elinde tuttuğu güç sebebiyle lider olan ama psikolojik gelişimi itibariyle narsist karakter geliştiren liderler için din adamlarının göreceği çok büyük işler olacaktır. Gerçekten lidere yakın olmanın, lidere tabi olmanın nimetleri, bu kişileri  lideri kutsayıcı bir tavra itebilir. Garip ve korkutucu olayların sebebini lidere bağlayabilmek liderin gücünü pekiştirecektir. Bu halde karşımıza Tanrı Krallar çıkacaktır.

Evrim sürecinin bilimsel kanıtlarından yola çıkarak, grup dinamiği ve ilk inanışların gelişimini irdelediğimiz bu yazıda inanışların da evrim sürecinden etkilendiğini dile getirdik. Gerçekten yer yüzünde yaşayan ve yaşamış insanların gelmiş geçmiş inanış disiplinleri irdelendiğinde, afrika kabilelerinin kabile dinlerinden tutun da çok büyük topluluklara, medeniyetlere varıncaya kadar inanılmaz bir çeşitlilikle karşılaşılacaktır. Hatta bu çeşitlilik tüm dinlerin kendi içlerinde de gelişmekte, mezhepler, fırkalar oluşmaktadır.

Dinin çeşitlenip çoğalmasıyla türlerin çeşitlenip çoğalması arasında izahı mutlaka yapılması gereken çok ciddi bir paralellik bulunmaktadır. Bu çeşitlilik ancak türleri çeşitlendiren olgunun yani evrim sürecinin dinleri ve inanışları da çeşitlendirdiği ile izah edilebilir.

Bazı inanışların bazı inanışlara galip gelmesi, bazılarının yok olması veya biçim değiştirmesi bile türlerin evrim sürecindeki ilerleyişi ile paraleldir.

Elbette ilk inanışları geliştiren evrim isimli ucube bir yaratık değil, insanlardır. Evrim sürecinin şekillendirdiği insan, türleşmeye benzer bir biçimde dilini, kültürünü ve inanışlarını çeşitlendirip geliştirmiştir.

İnanışların insan fizyolojisinin gelişimi içerisinde nasıl çıkmış olabileceğine dair bir takım olasılıklar üzerinde durduk. Evrim süreci açısından şunu kesinlikle söyleyebiliriz ki, inanışların mevcudiyeti insan türü için zorunludur. Diğer bir deyişle, insanlık tarihinde "din" diye bir olgu varsa o olgu evrim sürecinde insan türünün şartlara uyum sağlayarak hayatta kalmasına ve neslini devam ettirmesine hizmet ettiği için vardır. Eğer insanoğlu inanış geliştiremeseydi muhtemelen bu günlerine de erişemezdi.

Bu gün hangi canlının hangi vasfına bakarsanız bakın, o vasıf mutlaka o canlı türü için evrim süreci açısından anlamlı bir bütünün parçasıdır. Yok olup giden şey, evrim süreci açısından reddedildiği için, diğer bir deyişle şartlara uyum sağlayarak hayatta kalmaya ve neslin devamına yeterli gelmediği için yok olup gitmiştir. Var olanlar da aynı gerekçeyle vardırlar.

İnsanın doğayla olan irtibatı evrim süreci içerisinde daha dolaylı hale gelmiştir. Avlanmak yerine evcil hayvanlar ve tarımla buluşan insanoğlu daha komplike topluluklar geliştirmiş, devletler, imparatorluklar, cemiyetler derken doğada gördüklerimizle daha dolaylı izah edilebilir olgular ortaya çıkmıştır.

İnsanın irade hakimiyetinin gelişimi, insanı doğa karşısında edilgen konumdan etken konuma getirdikçe evrim sürecinin insan üzerindeki etkileri de bundan nasiplenmiştir. Herhangi bir canlı türünde herhangi bir davranışın doğruluğu veya yanlışlığı konusunda bir yargıda bulunmak evrim süreci açısından daha çok anlamsız olurken, konu iradi davranışlar sergileyen insan olduğunda, her ne kadar tüm davranışların temeli gadap ve şehvet ikilisine dayansa da davranışları mantıklı-mantıksız, doğru-yanlış, güzel-çirkin olarak değerlendirmek anlamlıdır.

Çünkü insan fizyolojik gelişimini ilerlettikçe daha iradi davranışlar sergileyebilir, davranışının doğrudan ve dolaylı etkilerini daha çok pencereden gözlemleyebilir ve en önemlisi bu davranışını değiştirebilir.

Şu halde evrim süreci bakımından nasıl çıktığı hakkında bir takım fikirler sunduğumuz inanışların insan gelişimindeki rolü hakkında da eleştirel düşünceler geliştirebiliriz. Eğer koşullara uyum sağlayarak hayatta kalmak ve neslimizin sürdürülmesi açısından gerekliyse bu eleştirel bakış mutlaka yapılmalıdır. 

Bu açıdan meseleye yaklaşarak, ahlak, fıtrat, günah, adalet, vicdan, namus, putperestlik, çok tanrıcılık ve benzeri kavramlarla, otoriteye itaat ve çoğunluğa uyma dürtüsünü, bunların inanış disiplinlerine etkilerini, insanlık tarihi açısından olumlu ve olumsuz yönleriyle ele alabilir, varacağımız sonuçları Kuran ayetleri ile bir bütün olarak değerlendirebiliriz.

Esen kalın.  
    
  


__________________
"(Onu size indirdik ki) <Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi, biz ise onların okumasından habersizdik (o Kitâpları okuyamıyor, dillerini anlayamıyorduk)> demeyesiniz."(En'am,156)
Yukarı dön Göster aliaksoy's Profil Diğer Mesajlarını Ara: aliaksoy Ziyaret aliaksoy's Ana Sayfa
 
t_yasa
Groupie
Groupie


Katılma Tarihi: 06 nisan 2010
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 49
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı t_yasa

Sayın Ali Aksoy;

mesajlarınızı şimdi farkettim ama herşeyi okuyamadım, ilk boş zamanında hepsini okuyacağım Tanrı izin verirse.

bizim toplumumuzda şu var, evrim deyince insanların nevri dönüyor, hele de yakın durduğunuzu gösterirseniz direkt mimleniyorsuz kafir diye. bense evrimi tanrı2ya giden binlerce yoldan sadece biri olarak görüyorum, pekala yaratılış süreci bu şekilde işlemiş olabilir.

geçen bir belgesel izliyordum, tek yumurta ikizlerini araştırıyorlar, şimdiye kadar birebir DNA'lara sahip oldukları sanılıyormuş ancak çok küçük de olsa bir takım değişiklikler tespit edilmiş. mesele kardeşlerden birinde büyüme geni bozuk ama diğeri normal.DNA tespit edilebilmiş bir neden olmadığı halde kendiliğinden mutasyon geçiriyor, genetik kod aynı ama ilgili genin işlevi durmuş vaziyette.

ilgili belgeselde ceninin anne karnında oluşumu da anlatılıyordu.bir grup hücre kalp olarak evrimleşmeye başlıyor, içlerinden sadece bir tanesi bir kez titreşim gerçekleştiriyor birdenbire ve komşu hücreler de aynısını yapmaya başlıyor ve kalp olarak atmaya başlıyorlar, o ilk hareket neden oluyo açıklayamıyorlar, bence Tanrı burada devreye giriyor yada şöyle diyelim girdi ve Sünnetullah gereği sağlıklı her canlıda bu durum böyle işliyor.

benim düşünceme göre evrim bir yaratma süreci, hadi bakalım hop diye insanın sahneye çıkmadı kanaatindeyim.

Yukarı dön Göster t_yasa's Profil Diğer Mesajlarını Ara: t_yasa
 
asım
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 14 agustos 2008
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 1700
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı asım

insanın dönem dönem ilgi alanları değişiyor...

şu sıralar evrimle ve dna ile bir sebebten ilgim artmıştı ve bu yüzden konuyla ilgili şeylere dikkatimi veriyordum...

bu başlıktaki yazılanlar ilginç ve bizim gibi insanlar için açıkçası ürkütücü...

yani inançlı kişiler açısından...

evrim yadsınamaz bir biçimde gözümüze sokuluyor...

eskiden duygusal ve coşkulu bir biçimde anlamlandırdığımız şeylerin aslında bencil dürtülerin farklı ve dolaylı birer tezahürü olduğunu öğrenmek biraz üzüyor insanı...

anne baba sevgisi vatansevgisi çocuk sevgisi yardımseverlik gibi üst düzey dediğimiz şeylerin bencilliğin farklı biçimdeki ortya çıkışları olduğunu görmek te öyle...

tanrı inancı da böylesi bir şey mi demeye insan korkuyor briaz...

açıklamaların mantıklı olması  daha da kötü...

insanın elinde sahip olduğu kendini değerli ve güvende hissettiği inançlarının yine kendi aklı mantığı eliyle elllrinden kayıp gitmesini engelemeye çalışması ne kadar hazin bir çaba...

işte bu çabanın içindeyiz sanki...

makul bir tanrı ve din inancı geliştirdik geliştirdik...

yoksa gidiyor elden demedi demeyin...


__________________
O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Yukarı dön Göster asım's Profil Diğer Mesajlarını Ara: asım
 
asım
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 14 agustos 2008
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 1700
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı asım

evrime göre üstün olan yada şartlara uyum sağlamada daha başarılı olan ayakta kalır...

başarılı olamayan zayıf olduğu için elenir...

gaye hep şartlara iyi uyum sağlayıp varlığını devam ettirmeye çalışmaktır...

kurana göre zayıflara yardım edilmelidir...

üstün olanlar zayıfların kimsesizlerin güçsüzlerin şartlara uyum sağlamakta zorlananların elinden tutup onların da varlıklarını devam ettirmelerine katkıda bulunmalıdır...

kurana göre zulm ile savaşılmalıdır...

evrime göre zalim ce de olsa yaşamaya devam etmekiçin her şey yapılmalıdır...

tanrı merhametli dir...

evrim ise merhametsiz...

tanrının çalışma şekli evrim olamaz gibi geliyor...

evrim ile tanrıyı bağdaştırmak istiyoruz belki tanrıyı kaybetmemek adına...

ama bu da pek olası değil galiba...

 

ya tanrı yok..

 

ya evrim...

 

ya da biz daha hiçbir şeyi doğru anlamadık...

 

 

 

 



__________________
O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Yukarı dön Göster asım's Profil Diğer Mesajlarını Ara: asım
 
aliaksoy
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 05 subat 2007
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 989
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı aliaksoy

Selam Asım bey,

Evet, bu yazı dizisinde değinilen meseleler bir hayli can sıkıcı. Aslında yazı dizim bitmiş değil, konuyu kestirmeden -şimdilik- kaydıyla bitirdim.

Allah imkan verir ve ilmimi arttırırsa, daha derli toplu bir halde ve daha kapsamlı ele almayı arzuluyorum.

Mesele, her ne kadar ilk bakışta çok can sıkıcı görünse de üzerinde derin derin tefekkür edildiğinde o kadar da kötümser değil.

Bir defa, bu iş basit bir iş değil. İnsanın Tanrıyı anlama kapasitesi herhalde mesela bir karıncanın insanı anlama kapasitesiyle boy ölçüşemez bile. Karınca insanı kavrasa bile, bir mahlukun Tanrıyı kavrayabilmesi o kadar kolay değil.

Yani Tanrı hakkında değerlendirme yaparken tekrar tekrar düşünmek lazım. Kapasitemiz, elimizdeki veriler gerçekten O'nun hakkında hüküm tesis etmeye elverişli mi ?

Tanrı insanla vahiy yoluyla irtibat kurduğunda biz neredeyse O'nu aramızdan bir arkadaş gibi görüp, bizim gibi düşünüp karar vereceği yargısında bulunuyoruz. Açıkça dillendirilmese de, uygulamaya bakıldığında bu yönde bir eğilim mevcut. Bu eğilim dahi insanın kapasitesizliğinin bir kanıtıdır.

Canımızın istediği her şeye erişmek istiyoruz. Çoğu zaman istediğimiz şeyle aramızda ucu Tanrıya varan / vardırılabilen engellerle karşılaşıyoruz. Bir defasında buna benzer bir mevzu yüzünden çok canım sıkkındı. Derken şöyle bir olay yaşadım ve kıyas yaptım. Arabamda giderken, henüz 2,5 yaşındaki oğlum arka koltukta ayakta durup yolu izlemek istiyordu. Bense ani bir fren yaptığımda fırlayıp çarpacağını düşünerek buna mani olmaya çalışıyordum. Halbu ki o bunu o denli istiyordu ki, ağlaması bir türlü kesilmedi, ısrar etti de etti...

O ara düşündüm, oğlumun beni anlamasının imkanı yoktu ama o benim ona engel olmam sebebiyle belki bana karşı çok öfkeliydi. Bir an aynı durumu Tanrının iş ve eylemleriyle / yaratışıyla kendi beklentilerime kıyasladım.  Ben onu anlayabilir miydim ?

İşin doğrusu, gelenek algısının içimizde dantela gibi ördüğü duvarlar o denli yüksek ve o denli sağlam ki, biz neredeyse onun farkında bile değiliz. Gelenek dininin ve anlayışının içimizde biriktirdiği şeyler o derecede yoğun ve baskın ki, biz neredeyse onu kendimizle bir tutmuşuz. Çokluğu, kendisini görünmez kılmış.

Kendim dahil bir çok insanın sıklıkla alemlerde adalet ve rahmet gibi kavramları aradığını görüyorum. Sanki bu mutlaka olmak zorundaymış gibi bir algımız var. Bir ceylan yeni doğmuş yavrusunu koklayıp yalarken, bunu rahmetin bir göstergesi olarak algılıyoruz. Bu, Tanrı'dan diyoruz. Halbu ki belki beş dakika sonra o yavru bir panterin dişlerinde kana bulanmış olacak. Peki bu kimden ? Bu da Tanrı'dan değil mi ? Her iki manzaranın da saiki (gerekçesi) ve hizmet ettiği şey aynı şeydir. Bunun birisinin rahmet, diğerinin gazab olarak nitelendirilmesi bizler tarafından yapılıyor.

Ormanlara baktığımızda içimiz ferahlıyor, mutlu oluyoruz. Halbu ki, biz onu seyrettiğimiz esnada onun içinde ne vahşetler, ne dramlar yaşanıyor !

Evrim sürecinin bizi getirdiği nokta, biz o yaşananları bilsek de unutmamızı, görmezden gelmemizi gerektirdiği için biz onu görmüyoruz.

Çocukluğumuzdan bu yana her birimiz ne acılar yaşamışızdır, onların hiç birini ilk günkü gibi hissedemeyiz. Çünkü bu, ruh ve beden sağlığımıza zarar verir. Geçmişteki acı deneyimlere takılıp kalmak bu gün psikolojide tedavisi zorunlu bir hastalık olarak ele alınıyor.

Mesela ben, "acının" niçin var edildiğini asla kavrayamıyorum. Buna yönelik ileri sürülen bir çok tezi ve onların karşıt cevaplarını da çok iyi biliyorum. Fakat, şunu da çok iyi biliyorum: Etrafımda gördüğüm bunca şeyi yaratanın, onların kural ve kaidesini yazanın bilgisi asla benim bildiğimle kıyaslanamaz. Eğer O, bunu var ettiyse aynı diğer var ettiği her şey gibi büyük bir bilgi ile var etmiştir. Benim bunu kavrayamıyor oluşum, acının lüzumsuzluğuna delalet etmez. Ben sadece sorar ve öğrenmeye çalışırım. 

Demem o ki, halen daha etrafımızda görüp duyduğumuz her şeye önceden yüklenmiş anlamlarla, bu gözlüklerle bakıyoruz.

Evrimin anlattığı gerçekler, bu önceki ön yargılarımızla çelişince, ön yargıları değil ama derhal Tanrı'yı sorgulamaya başlıyoruz. Kaldı ki, bu hareket tarzı dahi bu yazı dizisinde anlatmaya çalıştığım öz benliği koruma dürtüsünün muhtelif şekillerde ortaya çıkışından başka bir şey değildir.

Biz halen daha Kuran'da denilmesi gereken her şeyin denilip bitirildiğine inanıyoruz. Ya Tanrı muhatabının aklına / kavrayışına göre hitap ettiyse ? Ve demediği daha çok şey varsa ?

Biz, alemlerde evrim sürecinin ortaya çıkardığı nihayi canlı türü olduğumuzu kesin bir bilgi ile bilebiliyor muyuz ?

Bundan 5-6 milyon yıl önceki atalarımız nasıl bizden "başka" bir şey idiyse, bundan 5-6 milyon yıl sonraki nesillerimiz de bizden "başka" bir şey olabilir.

Tanrı sana (insana) vahyettiğini arıya da vahyetmemişse, senden öncekine vahyettiğini sana, sana vahyedeceğini de senden sonrakine vahyetmeyebilir. Bu açıdan bakıldığında, evrim konusunda ortaya çıkan gerçekler, Kuran'la uyum arz etmek zorunda da değildir.

Benim oğlum, o henüz 2,5 yaşındayken arabada ayakta durmasına niçin karşı çıktığım konusunda onu bilgilendirmemem sebebiyle beni kınayamaz. Çünkü ben ne anlatırsam anlatayım, o bunu kavrayamayacaktı. Bu, işin "kapasite" kısmı. Bir de ihtiyaç kısmı var. Allah, vahyine muhatap olan insanların ihtiyaç duymayacağı şeyi niçin vahyetsin ki?

Atalarımız nasıl ki, her şeyin Muhammed için yaratıldığına inandılar ve bizi de buna inandırdılar, biz de her şeyin insan için yaratıldığına inanıyoruz. Sanki alemin merkezinde insan var da, her şey onun için dönüp duruyor... 

Bütün bunlar, Kuran'ın alemler için denilmesi gerken her şeyi deyip bitirdiği yönündeki ön yargılarımızın muhtelif tezahürleridir.

Biz "mükemmel" yaratıldığımıza inandık / inandırıldık. İşin doğrusu hiç de öyle değiliz. Hepimiz ağzımızın içinde tıbben hiç de bir işe yaramayan ve otobur dönemlerimizden hatıra yirmilik dişlerimizle yaşıyoruz. Gözlerimizin içinde kör nokta var. Omirilik yapımız halen daha ayakta yürümeye tam uyum sağlayamamış, onun için "fıtık" oluyoruz. Okuyup araştıran için kendi bedenlerimizde buna benzer evrimsel ne kalıntılar var... Sadece bizde değil, etrafımızda da... Uçamayan ama kanatları olan tavuklar, gözleri / göz çukurları olan ama göremeyen canlılar ve saire ve saire...

Bunlar, bilimin karşımıza çıkarttığı kanıtlardır. Daha önce bu forumda yazdım. Karşıma çıkan gerçekle vahiy çeliştiğinde, gerçeği değil, vahye bakış açımı sorgularım. Çünkü vahye ilişkin yapacağım her değerlendirme en nihayetinde bir yorumdur. Fakat gerçek, gerçektir. Şaşmaz ve şaşırtmaz. Bu nedenle teslimiyetim yoruma değil, gerçeğedir. Dinim / inanışlarım da yoruma değil, gerçeğe dayanmalıdır. Aynı, sağlam bir kayanın üzerine kurulu ev misalinde olduğu gibi...  Yorumlarsa, örümceğin evi gibidir. Çürüktür, görecelidir. Sen okursun başka şey anlarsın, ben okurum başka bir şey anlarım. Dün anladığımla bu gün anladığım bile birbirini tutmayabilir. Ama dün elimi yakan ateş, bu gün de yakar. Çünkü o yorum değil, gerçektir.

Maalesef insanların çoğu -ki buna bu forumda yazan kardeşlerimizin çoğu da dahildir- gerçekle vahye yönelik algıları çeliştiğinde, vahye yönelik algılarını değil, vahyi sorguluyor. Vahyi sorgulamak onlara pek ağır geldiği için kimisi de gerçeği sorguluyor, kanıtları inkar ediyor ve belki de kendi nefsine karşı bunları "örtüyor".

Bu yol, yol değildir. Vahyi değil, ona bakış açımızı sorgulamamız gerekiyor. Tanrıyı değil, Tanrıyı algılayışımızı sorgulamamız gerekiyor.

İçimizde taşıyıp büyüttüğümüz ön yargılarımızı gerçeğin ta kendisi olarak zannettiğimiz müddetçe biz bu cendereden çıkamayız. Önyargılarımızda "yanılabilirliğimizi" kabul etmemizle, "kendi aleyhimizde tanıklık etmemiz", aslında aynı eylemdir. Kendini, bütün yapıp ettiklerinle ve tüm ön yargı ve inanışlarınla sanık sandalyesine oturtup, "ortadan" konuşabiliyor musun ? İşte vicdan / adalet budur.

Ve bu adalet duygusunun evrim süreci içerisinde mantıklı hiç bir karşılığı yoktur. Yani bu adalet, hayatta kalmak ve nesli sürdürmek dürtüsü ile izah edilemez. Çünkü -kişisel tatmin duygusu / huzur hissi müstesna- tamamen bireyin aleyhinedir.

İhtiyaçtan arta kalanı paylaşmak, özellikle bunu yoklukta ve gizlice yapmak da böyle...

Bunlar evrimle değil, erdemle ilgili kavramlardır. Diğer başlıkta da değindiğim gibi, tüm yaratış sürecinin akıp gittiği acımasız ve adaletsiz nehirde aksi yönde kürek çekmektir. Seni, diğer her canlıdan ve diğer her şeyden bir anda çekip alan, başkalaştıran yetenek budur.

Bu yetenek asla o nehri ters yönde akıtmayacaktır. Sen ne derece erdem sahibi olursan ol, acıkacaksın, yaşlanacaksın ve öleceksin. Erdem sahibi olman seni etten ve kemikten arındırmaz. Etin ve kemiklerin o nehirde akıp gidecek. Fakat ister ruh de ister başka bir şey, bilincin ve farkındalığın bu akışa uymak zorunda değil. Veya gücün yettiğince kürek çekersin. Gah iki metre ileri gidersin, gah beş metre akıntıya kapılırsın. Seni sorgulayacak olan, kaç metre gittiğine değil, hangi yöne gittiğine ve bunun için ne derece çabaladığına bakacak.

Nihayet diyeceğim o ki; evrim sürecinde sahte deliller ileri sürülebilir. Bizi bunlar değil, gerçekler ilgilendirmeli. Gerçekle asla kavga etmemeliyiz. Gerçeği değil, ön yargılarımızı sorgulamalıyız. Eğer bir şeyi örteceksek bu gerçekler değil, örümceğin evinden bile çürük olan yorumlarımız olmalı.

Ve her şeyi bilip, görebilen olmadığımızı, cehalet çukurunun belki de en dibinde bir yerlerde bulunuyor olma ihtimalimizi hiç ama hiç unutmamalıyız. Din, Allah'ı değil, haddini bilmekle başlar.

Allah ilmimizi arttırsın. Bize, bizim için gerekli ve bu sebeple hakkımızda hayırlı olan bilgiyi eriştirsin.   

Esen kal.


__________________
"(Onu size indirdik ki) <Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi, biz ise onların okumasından habersizdik (o Kitâpları okuyamıyor, dillerini anlayamıyorduk)> demeyesiniz."(En'am,156)
Yukarı dön Göster aliaksoy's Profil Diğer Mesajlarını Ara: aliaksoy Ziyaret aliaksoy's Ana Sayfa
 
adalet
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 02 ekim 2006
Gönderilenler: 1195
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı adalet

Aliaksoy yazdı:

"Karşıma çıkan gerçekle vahiy çeliştiğinde, gerçeği değil, vahye bakış açımı sorgularım. Çünkü vahye ilişkin yapacağım her değerlendirme en nihayetinde bir yorumdur. Fakat gerçek, gerçektir. Şaşmaz ve şaşırtmaz. Bu nedenle teslimiyetim yoruma değil, gerçeğedir. Dinim / inanışlarım da yoruma değil, gerçeğe dayanmalıdır. Aynı, sağlam bir kayanın üzerine kurulu ev misalinde olduğu gibi...  Yorumlarsa, örümceğin evi gibidir. Çürüktür, görecelidir. Sen okursun başka şey anlarsın, ben okurum başka bir şey anlarım. Dün anladığımla bu gün anladığım bile birbirini tutmayabilir. Ama dün elimi yakan ateş, bu gün de yakar. Çünkü o yorum değil, gerçektir.


Maalesef insanların çoğu -ki buna bu forumda yazan kardeşlerimizin çoğu da dahildir- gerçekle vahye yönelik algıları çeliştiğinde, vahye yönelik algılarını değil, vahyi sorguluyor. Vahyi sorgulamak onlara pek ağır geldiği için kimisi de gerçeği sorguluyor, kanıtları inkar ediyor ve belki de kendi nefsine karşı bunları "örtüyor".

Bu yol, yol değildir. Vahyi değil, ona bakış açımızı sorgulamamız gerekiyor. Tanrıyı değil, Tanrıyı algılayışımızı sorgulamamız gerekiyor.
"


 Ali kardeş,hemen hemen her yazınızı titizlikle okumaya çalışırım ve çokta istifade ederim.Genelde yazılarınızda karşı çıktığım birşey yok ve birçok sorgulamalarınz da gayet isabetli.Sizin gibi muhakemesi güçlü dostların artması dileğiyle teşekkürlerimi sunuyorum.


__________________
"Bir kavme olan kininiz sizi adaletten ayırmasın.."
Yukarı dön Göster adalet's Profil Diğer Mesajlarını Ara: adalet
 
fazıl
Yasaklı
Yasaklı


Katılma Tarihi: 06 subat 2011
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 335
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı fazıl

selamlar Ali,özellikle bu son kısımdan kendi adıma yararlandım, evvel olanlar üzerinden hızlıca geçmiştim, baştan tekrar okumalıyım, teşekkürler.
Yukarı dön Göster fazıl's Profil Diğer Mesajlarını Ara: fazıl
 
Guests
Guest Group
Guest Group


Katılma Tarihi: 01 ekim 2003
Gönderilenler: -259
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı Guests

"Biz "mükemmel" yaratıldığımıza inandık / inandırıldık. İşin doğrusu hiç de öyle değiliz. Hepimiz ağzımızın içinde tıbben hiç de bir işe yaramayan ve otobur dönemlerimizden hatıra yirmilik dişlerimizle yaşıyoruz. Gözlerimizin içinde kör nokta var. Omirilik yapımız halen daha ayakta yürümeye tam uyum sağlayamamış, onun için "fıtık" oluyoruz. Okuyup araştıran için kendi bedenlerimizde buna benzer evrimsel ne kalıntılar var... Sadece bizde değil, etrafımızda da... Uçamayan ama kanatları olan tavuklar, gözleri / göz çukurları olan ama göremeyen canlılar ve saire ve saire..."

sevgili ali aksoy,siz "aslında vahiy 'mükemmel' yaratıldığımızı zaten söylemiyor.bu bizim vahyi yanlış algılamamızdır" mı demek istiyorsunuz? vakit ayırıp konuyu açarsanız sevinirim..selamlar...

Yukarı dön Göster Guests's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Guests
 
aliaksoy
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 05 subat 2007
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 989
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı aliaksoy

Dermanbeg Yazdı:

"Biz "mükemmel" yaratıldığımıza inandık / inandırıldık. İşin doğrusu hiç de öyle değiliz. Hepimiz ağzımızın içinde tıbben hiç de bir işe yaramayan ve otobur dönemlerimizden hatıra yirmilik dişlerimizle yaşıyoruz. Gözlerimizin içinde kör nokta var. Omirilik yapımız halen daha ayakta yürümeye tam uyum sağlayamamış, onun için "fıtık" oluyoruz. Okuyup araştıran için kendi bedenlerimizde buna benzer evrimsel ne kalıntılar var... Sadece bizde değil, etrafımızda da... Uçamayan ama kanatları olan tavuklar, gözleri / göz çukurları olan ama göremeyen canlılar ve saire ve saire..."

sevgili ali aksoy,siz "aslında vahiy 'mükemmel' yaratıldığımızı zaten söylemiyor.bu bizim vahyi yanlış algılamamızdır" mı demek istiyorsunuz? vakit ayırıp konuyu açarsanız sevinirim..selamlar...



Selam Dermanbeg,

İşte bu güzel bir misal. Karşımıza çıkan gerçekle, vahyi algılamamıza dair çetin bir misal.

"İncire, zeytine, Sina dağına ve şu emîn beldeye yemin ederim ki, biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik. Fakat iman edip sâlih amel işleyenler için eksilmeyen devamlı bir ecir vardır. Artık bundan sonra, ceza günü konusunda seni kim yalanlayabilir? Allah, hüküm verenlerin en üstünü değil midir?" (Tin, 1-8)


"Allah, yeryüzünü sizin için karar kılma yeri, göğü de binâ yapan; size şekil verip de şekillerinizi güzel kılan ve sizi temiz şeylerle rızıklandırandır. İşte Rabbiniz Allah! Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir!" (Mü'min,64)

"Gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yarattı. Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi de güzel yaptı. Dönüş yalnız O�nadır." (Tegabun,3)
 

Vahye yönelik algılarımız, atalarımızdan devraldığımız anlayış, yaratılışımızın mükemmel olduğu yönündedir. İşin doğrusu, zaten insanın "kusursuz" kılınması mümkün değildir. Zira, kusursuzluk beşere nisbet edilemez. Ama yine de algımız bu yöndeydi.

Bu algı, insanın Tanrı tarafından özene bezene, "bizzat", yaratıldığı yönündeki geleneksel kültürle paraleldir. Tanrıyı cisimleştiren, insanın Tanrı'nın suretinde olduğunu iddia eden ve hatta Tanrı ile insanı güreştiren zihniyet de köklerine indiğinizde bu kabulle paraleldir.

Sadece bir misal olması için bir de şu soruları irdeleyin. 

Buradaki üsluba takılmayın. Aradığımız şey, gerçek. Gerçek hangisini söylüyor ?

Gerçek namına her duyduğumuz şeye de inanmayacağız elbet. Önemli olan, gerçeğe ve onu dillendiren kanıtlara kulak vermemizdir.

Bu aşamadan sonra dönüp vahye tekrar bakacağız.

1 - Ayet çevirisi doğru mu? Sadece kelimelerin türkçe karşılıklarının verilmesi yetmez. Asıl çeviri, o günkü diri muhatapların anladığı şeyin günümüz algısına ve paradigmasına uyarlanmış şeklinin bize sunulmasıdır. Asıl çeviri budur. Yani Allah, aynı şeyi (manayı), bu gün bize kendi dilimizde vahyedecek olsa idi ne söylerdi ? Böyle bir meal var mı? Yok. Ve acı olan böyle bir mealin yazılabilme olasılığının çok düşük olması.


2 - Ayet hangi bağlamda, ne sebeple indirilmiş ? Diri muhataplarına hangi inanışı / kavrayışı kazandırmak istiyor ? Yahut, onlardaki hangi yanlış algıyı düzeltmek istiyor ?

Bu liste uzatılabilir.

Şöyle değerlendirin, Kuran o devirde Mekke ve çevresindekilere değil de, bu gün yaşayan "bilim adamlarına has" indirilseydi içeriği nasıl olurdu ? Bu çok önemli, çünkü bu fark bizim Kuran'ı bir bilim kitabı gibi görmek şeklindeki yanlış algımızı düzeltir.

Detaya inmek istemiyorum, usul itibariyle yapılacak şey, vahyi değil, vahyi algılayışımızı gözden geçirmektir.

Tanrı için de aynı şey geçerli.

Düşünün...

Tanrı'nın alemlerde her şeye an ve an müdahale ettiğine inanan bir kimsenin Tanrı tasavvuru ve beklentileri ile, Tanrı'nın ilk yaratıştan sonra beşerin iradesine müdahale etmediğini düşünen kimsenin Tanrı tasavvuru ve beklentileri aynı olabilir mi ?

Şu bir gerçek, biz her ne kadar bir çok konuda "benzer" şeyler düşünsek de, "yaratılışımız gereği" zorunlu olarak her birimizin Tanrı tasavvuru detaylarda farklılaşmaya başlar. O halde, Tanrı'ya ilişkin algılarımız "tek" değildir. İşin kötüsü, "gerçek" de değildir. Yorumdur, sanıdır, zanndır.

Bu yorumu, sanıyı, zannı düzeltecek şey, karşımıza çıkan gerçeklerdir.

Esen kalın.



__________________
"(Onu size indirdik ki) <Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi, biz ise onların okumasından habersizdik (o Kitâpları okuyamıyor, dillerini anlayamıyorduk)> demeyesiniz."(En'am,156)
Yukarı dön Göster aliaksoy's Profil Diğer Mesajlarını Ara: aliaksoy Ziyaret aliaksoy's Ana Sayfa
 

<< Önceki Sayfa Sonraki >>
  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Sizin yetkiniz yok foruma yeni mesaj ekleme
Sizin yetkiniz yok forumdaki mesajlara cevap verme
Sizin yetkiniz yok forumda konu silme
Sizin yetkiniz yok forumda konu düzenleme
Sizin yetkiniz yok forumda anket açma
Sizin yetkiniz yok forumda ankete cevap yazma

Powered by Web Wiz Forums version 7.92
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide
hanif islam

Real-Time Stats and Visitor Reports Sitemizin Gunluk, Haftalik, aylik Ziyaretci  Detaylari Real-Time Stats and Visitor Reports

     Sayfam.de  

blog stats