HANiFDOSTLAR.NET

 

Kuran Müslümanı
 

(Şahıs odaklı din anlayışından Allah odaklı din anlayışına...)

Ana Sayfa Hanif Mumin  Iste Kuran Kurandaki Din  Kur'an Yolu  Meal Dinle Sohbet Odasi Hanifler E- Kitaplik Kütüb-i Sitte ?  ingilizce Site Kuran islami Aliaksoy Org  Hasanakcay Net Tebyin-ül Kur'an Önerdiğimiz Siteler Bize Ulasin

 

- Konulara Göre Fihrist

- Saçma Hadisler

- Hadislerin-Sünnetin İncelemesi

- Haniflikle İlgili Sorular Cevaplar

- Misakın Elçisi Kim?

- Kuranda Namaz/Salat

- Onaylayan Nebi

- Kuranda Namaz/Salat

- Enbiya 104

- Kuranda Yeminler

- Adem Hakkında Sorular

- Ganimetleri Resulün Eline Nasıl Vereceğiz?

- Allahın ındinde YIL ve DOLUNAYLAR

- Abese ve Tevella

- Hadisçilerce Tahrif Edilen Ayetler

- Mübarek Yer, Mübarek Vakit

- Arkadaş Peygamber

- Kuranın İndirilişinden Günümüze Gelişi

- Bir Türban Sorusu

- Kuran ve Bize Öğretilenlerin Farkı

- Namazın Kılınışı

- Hadislere Göre Namaz

- Kuranda Salat Namaz mıdır?

- Kuran Yetmez Diyen Uydurukçular

- Bizler Hanif Dostlarız

- Sahih Hadis mi İstersiniz?

- Hakkı Yılmaz'ın Tebyin Çalışması

- Kur'anı Anlamada Metodoloji

- Tarikatçıların Çarpıttığı Birkaç Ayet

- Nasıl Kur'an Okuyalım?

- Kur'anı Kerim Nedir?

- Kur'anda Oruç

- Allah'sız Bir Din ve Allah'sız Bir Kur'an İnancı

- Kuransız Bir İslam Anlayışı ve Müşrikleşme

- Meal Çalışmasına Davet

- Allah Şahit Olarak Kafi Değil mi?

- Doğru Hadisleri Ne Yapacağız?

- Kur'andaki Muhammed ve Peygamberlerin Misyonu

- Mahrem, Avret, Ziynet

- Nur Suresi Çeviri-Yorum

- Cilbab

- Resule İtaat Ne Demektir?

- Hadis Kalburcuları ve Kalburları

- Kur'anı Kerim'in İndiriliş Gayesi

- Kur'anda Amellere Karşı Cahili Yaklaşım

- İslamdışı İnanışlara Kur'andan Örnekler

- Biri Şu Haram Üretim Tesislerini Kapatsın

- Tasavvufta İslam Var mı?

- İslamda Delil Sorunu

- Kurban Kesmek

- İlahi Hitabın Serüveni

- Ecel Nedir?

- Şirk, İşrak, Müşrik, Müşareke, Müşterik

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Peygamberlere Karşı Rabbani Yaklaşımlar

- Salat-ı Tefriciye yada Zikri Çarpıtmaya Bir Örnek

- Mucize Nedir?

- Ayrılıkların Nedenleri

- Sıfır Hata veya Kur'an

- Haniflik Nedir?

- Rabıta İle Şeyhlere Tapanlar

- Hadis Zindanının Mezhepçi Mahkumları

- İslam Dininin Öğrenilmesinde Kaynak Sorunu

- Fasık ve Münafıkların Genel Tanımlaması

- Hadisler, Hıristiyanlık ve Selman Rüştü

- Kur'anı kerim'in İndiriliş Gayesi

- Müstekbirlere Karşı Cahili Yaklaşım

- Halis-Hanif İslam

- Kur'anda Şefaat

- Fuhuş Tellalı Tefsirciler

- Hayızlıyken Neden Namaz Kılınmasın?

- Cebrail, Vahiy, Melek

- Dindarlıkta Müşrikleşme Temayülü

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Yaratılış, Adem, Havva

- Kur'an Yerel mi, Evrensel mi?

- Reform Dinde mi, Dindarlıkta mı?

- Ne Mutlu Tağutu Olmayanlara

- Peygambere Saygı(?)

- Hadislere Kanıt Diye Gösterilen Ayetler

- Allah Nazara Karışmadı mı?

- Kur'anı Kerimle Amel Etmek Mümkün mü?

- Kur'anda İnkar Edenlerin Vasıfları

- Müminlerin Vasıfları

- Allah'ın Vasıfları

- Kur'anın Vasıfları

- Dine Karşı Cahili Yaklaşımlar

- Kur'an Merkezli Din

- İrin Küpü Patladı; Mevlana

- Hurafe ve Bidatlar

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Hz. İsa'nın Ölümü

- Allah'ın Mesajının Adı: Kelamullah

- Allah'ın Resule Uyarıları

- Kur'ana Göre Tenkit ve Eleştiri Nasıl Olmalı?

- Kur'anda Sevgi

- Sofuların Devlet Desteğiyle Desteklenmesi

- Hans Von Aiberg Aldatmacası

- Kabir Azabı Safsatası

- Kur'an Kıssalarının Önemi; Masal Değiller

- Kur'anda Toplumsal Sünnetler

- Tefsirde İsrailiyyat

- Kardeş Evliliği Olmadan Çoğalma

- Hans Von Aiberg Tutuklandı

- Kur'anda Tevbe Kavramı

- Yaşar Nuri Öztürk'ün Yorumuyla Namaz

- Karadelikler; Bir Büyük Yemin

- Mezhepçilerin Ümmi Açmazı

- Kabe Nedir? Mekkede midir, Kudüste mi?

- Kur'anda Ruh Kavramı

- Kur'anda Nefs Kavramı

- Amin Kavramı ve Putperestlik

- Diyanet İşleri Başkanlığının Sitemize Cevabına Cevaplar

- Resul ve Nebi -1

- Resul ve Nebi -2

- Sapık Bir Fırka: Hansçılar

- Cihad mı, Çapulculuk mu?

- Kur'an Deyip Namazı Yok Sayanlar

- Cennete Sadece Müslümanlar mı Girecek?

- Kur'anda El Kesme Cezası var mı?

- Nazar veya Göz Değmesi Var mı?

- Şehadet Getir, Münafık(?) Ol

- Kur'anda Eleştiri Metodu

- Hacc Mekkede mi, Bekkede mi?

- İslami Tebliğde Kur'an Metodu

- Saptırılan Kavram: Mekruh

- Kur'anda Cuma Namazı var mı?

- Of Be Kader, Allah mı Suçlu Yoksa Biz mi?

- Kader Açısından Cebir ve İhtiyar

- Baban Peygamber Olsa Ne Yazar

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Vahdet-i Vücud, Şirkin Alası

- Tasavvufi Bilginin Kaynağı Vahiy mi?

- İslam'da Resullük Son Bulmuştur

- Teveffi Kelimesi ve Arap Dili

- Tasavvuf Üzerine Düşünceler

- Nefis Mertebelerinin İç Yüzü

- Allah Rızası Anonim Şirketi; Tarikatlar

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -1

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -2

- Nakşi Şeyhi Allah'ın Avukatı mı?

- Kur'anda "ve+la" Öbeği

- Putlar ve Tapanlar

- Son Peygamberimizin Okuma Yazması

- Mesih ve çarpıtılan Bir Ayet

- Hac İzlenimleri

- "Üzerinde 19 var" da Son Nokta

- Secde Emri

- Kur'andaki Hac

- Aracıların Gaybı Bildiği İnancı

- Tarikatçı - Müşrik Karşılaştırması

- Gazali'nin Kadına Bakışı

- Kur'anda Kadına Verilen Önem

- Başörtüsü Allah'ın Emri Değil

- Başörtüsü Takmak Kur'anda Var mı?

- Kur'anda Kadın Dövmek Var mı?

- Cariye, Köle; Utanmaz Mealciler

- Kadına Yönelik Şiddet

- Sünnet Edilen Kızın Öyküsü

- Erkekçe ve Kadınca Meal Konusu, Nebe 33. Ayet

- Harem - Selamlık Kimin Emri?

- Zina, Evlilik ve Örtünme Adabı

- Cariyeleri Aç, Hür Kadınları Kapat (!)

- Çok Eşliliği Yasaklayan Ayetler

- Kur'ana Göre Evlilik Hukuku

- 2 Kadın = 1 Erkek, Uydurma mı?

- Danimarkalı mı Sapık, Buhari mi?

- Ebu Hanife, Cariyenin Avreti

- Nisa 25, Hür Kadın ve Fahişe İfadesi

- Maymunların Hadisi ve Recm Vahşeti

- Hz. Muhammed'in Tebliği

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Angarya Haline Getirilen İbadet

- Buhari'nin Hadislerini Buhari Yazmamıştır

- Hadis ve Sünnet Gerçeği

- Uydurma Hadisler, İslamın Kara Boyası

- Hadisler Dinin kaynağı Olamaz

- Uydurmaların Sınırı Yok; Şeytan Geyiği

- Beşeri Hükümler Neden Kutsal Oluyor?

- Hadis - Kur'an Çelişkisi

- Kur'anda/Dinde Olanlar ve Olmayanlar

- Cehennem'den Çıkış Yok

- Kur'anda Tağut

- Ebu Hureyre Gerçekte Kimdir?

- Hadis - Mantık Çelişkileri

- Kurban ve Kurban Bayramı Nereden Geliyor?

- Hadislere Göre Kur'an Eksiktir

- Bildiri: İslam Anlayışında Reform

- Arapça mı, Arap Saçı mı?

- Koca mı Üstün, Allah mı?

- Esbab-ı Nüzül Komedi Hadisleri

- İşte Geleneğin Dini

- Ulul Emir İle Kim Kastediliyor?

- Kul Hakkı

- Yezidi Bir Gelenek: Aşure Tatlısı

- Hz. İbrahim'den Asrımıza Dersler

- Taklitçiliğin Boyutları

- Seb-ul Mesani Nedir?

- Kelle Sayılarak Gerçek Bulmak

- Kıyamet - Mahşer Günü ve Sonrası

- Kur'anda Namaz Vakitleri

- Kur'anda Cuma Konusu

- Salih Olmak Yetmez

- Hudeybiye Anlaşması Uydurma mı?

- Kitap Yüklü Eşekler

- Kur'andaki Hac

- Hz. Nuh'un Oğlu Kimdi? İftira mı?

- Ruhun Ağırlığına Başka Bakış

- Hz. İbrahim Yalancı Değildi

- İncil'de Kadına Bakış

- Şirkin Büyüğü Küçüğü Olur mu?

- Kur'andaki Abdest ve Hijyen

- Din de Bir Araçtır

- Kur'an Okumanın Zararları

- Kur'anda Dua Ayetleri

- Kur'anda Tarih Kavramı ve Bilinci

- Şekilsel Secde Kur'anda Yok mu?

- Salat ve salatı İkame

- Kur'andaki Emr Kavramı Üzerine

- Dindar İnsanlar Şirk Koşar

- Alak Suresinin İlk Beş Ayeti

- Men Arefe'nin Çözümü

- Kur'andaki Av Yasağı

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Din Büyüklerini Tanrılaştırma

- Allah'a ve Muhammed'e Değil

- Kur'andaki Örnek Tevekkül

- Şekilsel Rüku Kur'anda Yok mu?

- Hz. İbrahim Kuşları Kesti mi?

- Ehli Sünnet Dininin Anayasası

- İnsan Allah'ın Halifesi mi?

- Kur'an Üzerinde Düşünmek

- Şirkin Kuyusuna Düşenlere Uyarılar

- Kur'an Ölülere Okunmak İçin mi İndirildi?

- Ayda Okunan Kur'an Masalı

- Hz. İbrahim, Safa ve Merve Masal mı?

- "Haç"er-ul Esved (!)

- Mevlana Sahte Bir Peygamber Değil mi?

- Tasavvufun Tanrısı İki Zıttır

- Kur'andaki Tasavvuf: Teveccüh

- Önce Batıl ve Hurafe İle Savaşalım

- Resuller Haram Kılamaz mı?

- Elçi Muhammed ile İnsan Muhammed'in Farkı

- Tarikatlarda Aracılar Rezaleti

- Nur Suresi 31. Ayet Nasıl Çarpıtılıyor?

- Sırat Kıldan İnce, Kılıçtan Keskin mi?

- Kur'anda Zalimler

- Bütün Mehdileri Çöpe Atıyoruz

- Kur'ana Göre Ramazan Ayı ve Haram Aylar

- Tasavvufçuların İlahı; Varlık ve Yokluk

- Tasavvufçuların Küçük Putları

- Sünnet Etmek yaratılışı Değiştirmedir

- Son Peygamberimizin Mektupları

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Mescid-i Aksa Nerede?

- Büyük Kandırmaca: Hadis

- Kur'an Neden Arapça Olarak İndirilmiştir?

- Kimin dini? Kimin Kitabı? Kimin Meali?

- Evliya Kelimesinin geçtiği Ayetler

- Şimdiye Kadar Yaşanan İslam

- Ayın Yarılması Diye Bir Mucize Yoktur

- Kabe Dikili Taş Değil mi?


Up | Down | Top | Bottom
 
Şu da emredildi: Yüzünü dine bir Hanif olarak çevir. Sakın müşriklerden olma.

Yunus Suresi 105

Ben bir Hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden değilim ben.

Enam Suresi 79

İbrahim ne bir Yahudi idi, ne de bir Hıristiyan. O sadece hanif bir müslümandı. O müşriklerden değildi.

Ali İmran Suresi 67

Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlıbaşına bir ümmetti; bir Hanif olarak Allah'ın önünde eğiliyordu. Müşriklerden değildi.

Nahl Suresi 123

De ki Allah doğrusunu söylemiştir / vaadinde sadıktır.Haydi artık Hanif olarak İbrahim'in Milleti'ne uyun! Müşriklerden değildi o.

Ali İmran Suresi 95

Allah'a ortak koşmadan, Hanifler olarak... Allah'a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir.

Hacc Suresi 31


Up | Down | Top | Bottom

HABERLER

 

 








 

 

  Hanif Islam

 

Kur'an'da Dinde Olanlar/Olmayanlar
 Hanif Dostlar Ana Sayfa -> Kur'an'da Dinde Olanlar/Olmayanlar
Konu Konu: Kabir Azabı YOKTUR Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Gönderi << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
Alperen
Admin Group
Admin Group
Simge

Katılma Tarihi: 09 nisan 2005
Gönderilenler: 2974
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı Alperen

 VARLIĞI İDDİA EDİLEN ÜÇÜNCÜ HAYAT

KABİR ALEMİ VAR MIDIR?

Bu yazı www.tavaf.com isimli siteden alınmıştır.

İnsanlar, Kur'an gerçeğinden uzaklaştıkça kendilerine göre yeni kavramlar üretirler, yeni durumlar ortaya çıkarırlar ve zaman içinde bunu dinden zannederek ona inanırlar. Kabir alemi ile ilgili ortaya atılan iddialar, Kur'an gerçeğinden uzaklaşmanın ortaya koyduğu şaşkınlığın yalnızca bir yönüdür.

Her konu ve durumda, Kur'an gerçeğinden hareket,etmeyi şiar edinen biz müslümanlar, bu konuda da aynı ölçüden hareket ederek konuyu açıklamaya çalışacağız, inşallah.

Kur'an'da her şeyi "en ince şekilde düzenleyen" (12/100) yüce Allah(cc), kabir aleminin olmadığını da apaçık bir şekilde ortaya koymuştur. Ancak her konuda olduğu gibi, bu konuda da, İslami gerçekleri yeterince anlamayan, ya da vahyi gerçekleri kendilerince yorumlayan kimseler, olmadık hikayelerle kabir alemi ve azabı diye bir yalan uydurmuşlardır. Bu kimseler, yazdıkları kitaplarda aslı olmayan iddialar ileri sürmüşlerdir.

 

Kimi kitaplarda Kabir Alemi

İslam toplumunun, Kur'an gerçeğinden uzaklaşmasından ya da uzaklaştırılmasından sonra toplumu yanlış bilgilerle bilgilendiren bir çok kitap ortaya sürülüştür. Ortaya sürülen bu kitapların hemen tümüne yakını, Kuran gerçeğiyle zıt olan bilgilerle doldurulmuştur. Bu bilgileri dinden zanneden toplum ise günden güne Kur'an'la bağlarını koparmış, Kur'an'a yabancılaşmıştır.

Kur'an gerçeğine zıt olan bilgileri, dinden kabul ederek esas alan insanlar, daha sonra Kur'an gerçeğiyle bu bilgileri test edecek yerde, tam aksine hareket ederek Kur'an gerçeğini bu bilgilerle test etmeye kalkışmışlar, bu bilgilere Kur'an'dan delil getirmeye çalışmışlardır. Hatta öyle ileri gittiler ki; bu asılsız bilgileri onaylamayan, bu bilgilerle çatışan ayetleri tevil ederek yanlış bilgileri Kur'an'a tastik ettirmeye çalışmışlardır. Her alanda yapılan bu tevil ve saptırma faaliyetleri, kabir alemi ya da azabı konusunda da yapılmıştır.

Kur'an dışı bu bilgiler, en muteber kabul edilen kimi kitaplarda da yazılmıştır. Bu kitaplardan biri de Kütüb-i Sitte adlı eserdir. . Kütüb-i Sitte adlı eserdeki şu ifadeler bu kimselerin gerçekleri saptırmada ne derece ileri gittiklerinin apaçık bir göstergesidir. "Kabir azabının varlığı pek çok nassla sabit olan bir gerçektir." (Kütüb-i Sitte, c. 7 sh. 105). Peki öyle ise, nerede o nass dediğiniz ayetler? Neden iki üç ayetle örneklendirmediniz bu iddianızı? diye sorulsa hiçbir ayeti delil olarak veremezler; verecekleri kimi ayetlerin ise, konuyla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Aynı çevrelerin hadis diye verdikleri sözler ise, uydurma oldukları daha ilk bakışta ortaya çıkmaktadır. Örnek verecek olursak:

"(Ahiret aleminden gördüğüm) manzaraların hiçbiri kabir kadar korkutucu ve ürkütücü değildi!" (Kütüb-i Sitte, c.15, sh.343)

Hadis olarak uydurulan bu sözün, daha ilk bakışta uydurma olduğu ortaya çıkmaktadır. Çünkü, Kur'an'ı Kerim'de cehennemin korkunçluğundan, ateşin kuşatıcılığından, küçük düşürücülüğünden, kötülüğünden söz ederken, kabir azabı konusunda bir tek kelime bile geçmez. Yüce Rasul'e büyük bir iftira olan bu söz, -haşa- Allah ve Rasulü'nü karşı karşıya getirmektir; şöyle ki, yüce Allah(cc), cehennemin korkunçluğundan ve ürkütücülüğünden söz ederken, bu söz, yüce Allah'ın cehennem azabı hakkındaki ayetlerini küçümsemekte, kabir azabının çok daha korkutucu ve ürkütücü olduğunu iddia etmektedir. Bu iddia ise küfürdür. Küfür olan bir iddiayı Rasulullah(as)'a isnad etmek ise hem küfür, hem iftira, hem de hakarettir. Bu uydurma sözün daha birçok benzeri vardır. Bu sözleri uyduranların amaçları, Kur'ani gerçekleri göz ardı etmekten başka bir şey değildir. Kur'an'ı Kerim, Kıyamet gününün daha çetin olduğunu, kabirlerden çıkarılan kafirlerin ağzıyla vermektedir.

"Gözleri düşkün düşkün kabirlerden çıkarlar; tıpkı yayılan çekirgeler gibidirler. Boyunlarını çağırana doğru uzatmış koşarlarken kafirler: `Bu çetin bir gündür!' derler."(54 KAMER, 7-8)

"Vah bize, bu ceza günüdür!' dediler" (37 SAFFAT, 20)

Şayet, kabir azabı olsaydı kıyamet günü hesap için toplanan suçlular, "Vah bize, bu ceza günüdür" demezlerdi. Çünkü, şiddetli bir ceza görmüş olanlar, bu cezaya ara verildiğinde sevinerek, "Nihayet cezamız bitti" derlerdi. Oysa onlar ceza gününü gördüklerinde "Vah bize" diyerek pişmanlıklarını ortaya koymaktadırlar.

Şayet kabir azabı olsaydı, o halde yüce Allah(cc), daha büyük olduğu iddia edilen kabir azabına, Kur'an'da daha fazla yer vererek kullarını ondan sakındırırdı. Nasıl ki, merhameti gereği cehennem azabının varlığını haber vererek kullarını ondan sakındırıyorsa, aynı şeyi kabir azabı için de yapardı. Oysa, kabir konusunda Kur'an'da bir tek ayet dahi geçmiyor. Cehennem azabı içinse onlarca ayet vardır.

Yine aynı şekilde kabir hayatı olsaydı yüce Allah(cc), kabirde olan durumları kullarına haber verirdi. Tıpkı cennet ve cehennemde olanları haber verdiği gibi...

Kur'an'ın hakkında bilgi vermediği bir konuyu, İslam`danmış gibi gösterenler, yeni bir din ortaya çıkarmaya çalışmaktadırlar. Bu ise, ancak kendilerini sorumluluk altına sokmaktadır.

Kabir hayatının varlığını iddia eden bir başka kitap ise, İmam Hatip Liseleri X. sınıf müfredatı için yazılan ve genç beyinleri iğfal eden, Ahmet Lütfi Kâzancı adlı bir şahıs tarafından, hazırlanan `Akaid ve Kelam' isimli eserdir. Yazar, elinde Kur'ani hiçbir delil bulunmadığı halde, insan hayatını üç safhaya ayırmakta; bu safhalardan birinin kabir olduğunu iddia etmektedir. Oysa Kur'an, birçok ayetinde insan için iki safha olduğunu, bunların da dünya ve ahiret olarak ikiye ayrıldığını bildirmektedir. Bunun için Kur'an'a bir göz gezdirmek yetmektedir. Biz, bu konuda bir ayet vermekle yetineceğiz. Bu ayette dünya ve ahiret olmak üzere iki hayat olduğu bildiriliyor:

"Elbette biz, elçilerimize ve inananlara hem dünya hayatında hem şahitlerin duracakları günde yardım ederiz." (40 MÜ'MİN, 51)

Tüm insanların, hesabının ahiret gününde görüleceğini, kafirlerin ileri sürecekleri mazeretlerinin kendilerine hiçbir fayda sağlayâmayacağını(40/52) bildiren yüce Allah'ın hükmüne rağmen adı geçen kitapta, kabirde de insanların sorgulanacağı iddia edilmektedir. İddialarında daha da ileri giden yazar, İbrahim suresi, 27. ayetinin kabir azabı ile ilgili olduğunu savunur. Oysa ilgili ayet, dünya ve ahiret olarak iki hayattan söz eder:

"Allah inananları, dünya hayatında da, ahirette de sağlam sözle tesbit eder. Allah, zalimleri de saptırır ve Allah dilediğini yapar." (14 İBRAHİM, 27)

`Akaid' adı verilen ilgili kitabında yazar, diğer kitaplarda da tevil edilen Mü'min, 46. ayetini tevil ederek kabir azabıyla ilgili olduğunu iddia eder.

Kabir alemi ile ilgili vereceğimiz bir diğer kitap da Prof. Dr. Süleyman Toprak adlı bir şahsın kaleme aldığı 'Ölümden Sonraki Hayat' adlı eserdir. Yazar bu eserinde, Rasulullah(as)'a iftira etmekle kalmayıp onunla beraber, yüce Allah'ın ayetlerini tevil ederek O'na da iftira etme cüretini gösterebilmiştir. Bu eserde yazar, kabir ve kabir alemiyle hiçbir ilgisi bulunmayan ayetleri, kelime benzerliğinden hareketle kabir alemi olarak göstermeye çalışmakta, böylece ayetlerin anlamlarını olduğundan başka göstermektedir.

'Berzah' kelimesini, ölümle yeniden dirilmeye kadar olan süre olarak veren yazarın verdiği ayetlerin bu konuyla hiçbir ilgisi yoktur. "İki denizi salıverdi, birbirine kavuşuyorlar; aralarında berzah (perde) vardır, bir birine karışmıyorlar."(55 RAHMAN, 53)

"Nihayet onlardan birine ölüm geldiği zaman: `Rabb'im' der, beni geri döndürünüz ki, terk ettiğim dünyada salih iş yapayım' Hayır, bu onun söylediği bir laftır. Önlerinde ta dirilecekleri güne kadar bir perde vardır."(23 MÜ'MİNUN, 99-100)

Ayetlerde de görüldüğü üzere 'berzah', iki şey arasındaki perde, iki şeyin birbirine kavuşmasını engelleyen mania(engel)dir. İki denizin birbirine kavuşmasını engelleyen perde ne ise, dünya hayatı ile ahiret hayatı arasındaki perde de odur. İki deniz arasında nasıl ki üçüncü bir su, ya da bâşka bir şey yoksa, aynı şekilde, dünya hayatı ile ahiret arasında da öylece bir hayat yoktur. Ayetlerde geçen `berzah'' kelimesi her iki durum için aynı şeyi ifade etmekte ve perde olarak geçmektedir. Yani iki durum arasında sıkışan perdenin içinde üçüncü bir durum söz konusu değildir.

Yazar tevil ve çarpıtmalarına devam ederek ölüm ve uyku ile ilgili olan Zümer, 42. ayetini kabir hayatına örnek vermeye çalışır. "Allah, ölmekte olan canları alır, ölmeyenleri de uykularında (alır); sonra ölümüne hükmettiğini yanında tutar, ötekilerini de belli bir süreye kadar salıverir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır." (39 ZÜMER, 42)

Yüce Allah(cc) ölmekte olan kimselerin ruhlarını aldığını, vadesi gelenlerin ruhlarını alırken, vadesi gelmeyenlerin ruhlarını da belli bir süreye kadar ertelediğini bildirirken yazar, bu ruhların kabirde ölülerden bazılarına ruhlarının iade edileceği' şeklinde, El-Kasımi'ye dayanarak verir. Ancak yazar, burada ayetin anlamını çarpıtması bir yana iddiasında kendisiyle çelişkiye de düşmektedir. Çünkü madem ki (ona göre) kabir hayatı vardır, o halde tüm ölülerin ruhları iade edilmelidir.

Cennet ve cehennemdeki durumları bildiren ayetleri, dilini eğip bükerek, kabir hayatı olarak veren yazar, çarpıtmalarına kitabın sonuna kadar devam eder. Amacımız adı geçen yazara cevap vermek olmadığı için konuyu burada kapatıyoruz. Çünkü yazar, yüce Allah'tan korkmadan konuları çarpıttıkça çarpıtmış, ayetleri tevil ettikçe etmiştir. Bu kişinin ve benzerlerinin hükmünü yüce Allah'a bırakarak konumuza devam ediyoruz.

Kabir hayatının ve azabının var olduğunu iddia edenlerin Kur'ani hiçbir delilleri yoktur. Bu kişiler, iddialarına delil olarak kabir hayatıyla uzaktan yakından ilgisi bulunmayan ayetleri çarpıtarak tevil ederek verirler.

Kabir hayatının olmadığı, insanların dünya hayatında öldükten sonra ancak ahirette dirilecekleri konusunda Kur'an'da onlarca ayet vardır. Bu ayetlerde, özellikle suçlular kabirde çok az kaldıklarını iddia ederler. Bu da o insanların, kabirde diriltilmediklerini göstermektedir.

 

İki Hayat Vardır Dünya ve Ahiret Hayatı

Diğer taraftan, acı çeken insanlar için kısa bir zaman bile oldukça uzun gelir. Oysa;"Kıyamet günü suçlular, bir saatten fazla kalmadıklarına yemin ederler. İşte onlar böyle çevriliyorlardı. Kendilerine bilgi ve iman verilenler dediler ki: `Andolsun siz, Allah'ın yazısınca ta yeniden dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bu dirilme günüdür, fakat siz bilmiyordunuz!" (30 RUM, 55-56)

Ayetlerden de anlaşıldığı üzere suçlular, kabirde bir saatten fazla kalmadıklarına yemin etmektedirler. Bu da onların, kabirde azap görmediklerini göstermektedir. Şayet bunlar kabirde bir ceza görmüş olsalardı, bunu hem dile getirirlerdi, hem de zamanın bu kadar kısa olduğunu yeminle iddia etmezlerdi. Çünkü sıkıntılı zamanlar, insana çok uzun gelir ve sıkıntı bittiğinde insan, bu durumu beyan ederek rahatlar. Bundan da anlaşılıyor ki kabirde olanlar, kıyamet gününe kadar ancak uyuyorlar ve ancak kıyamet gününde uyandırılıyorlar.

"Sura üflendi; işte onlar, kabirlerinden Rab'lerine koşuyorlar. Dediler ki `Vah bize, bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? İşte Rahman'ın va'dettiği şey budur. Demek elçiler doğru söylemişler!" (36 YASİN, 51-52)

Ayetten de anlaşılacağı üzere sura üflendikten sonra insanlar uyandırılıyor ve uyandırılan bu insanlar, karşılaştıkları durumu sorguluyorlar. Bu da gösteriyor ki, o insanlar, öldükten sonra ancak kıyamet gününde diriltiliyorlar.

"Ve saat mutlaka gelecektir, onda şüphe yoktur. Ve Allah kabirlerde olanları diriltecektir:' (22 HAC, 7)

Evet, kabirlerde ölü olarak yatan insanların, ta kıyamet gününe kadar hiçbir şeyden haberleri olmayacaktır. Kıyamet gününde ise onlar, diriltilerek hesap meydanına çağırılacaklardır. Oysa şayet onlar, kabirde hesap görselerdi, diri olmaları gerekirdi. Diri olanların ise, diriltilmeleri değil çağırılmaları söz konusu olur.

Şimdi bütün bu gerçekler ortada iken, kimi insanlar hangi cesaretle kimi sözler uydurarak ve bu uydurduklarını Rasulullah(as)'a mal ederek yeni bir din ortaya koymaktadırlar? Bunun iki izahı olabilir:

       

    1. Dini karıştırmak isteyen hain insanlar, kimi sözler uydurabilirler,

       

       

    2. Kur'ani gerçekleri yeterince bilmeyen insanlardan bazıları, ahmaklıklarından dolayı kimi sözler uydurabilirler. Bunların amaçları da, sözüm ona insanları kötülükten alıkoyup iyilik yapmaktır. Oysa, yeni hükümler koyup dini karıştırdıklarının farkında değillerdir.

       

Kabir azabının olduğunu iddia edenler, Mü'min suresi 46. ayetini öne sürmektedirler. Oysa bu ayetin; kabir azabıyla hiçbir ilgisi yoktur. Bu ayet; Fir'avn ve ailesinin kıyamet günü çarpılacakları âzabın sürekliliğini ve şiddetini ortaya koymaktadır. İlgili ayet kendisinden önce ve sonra gelen (siyak ve sibak) ayetlerle beraber bütünlük arz etmektedir. Adı geçen ayeti, cımbızla çıkarıp tek başına almak konuyu anlaşılmaz bir duruma sokmaktadır.

"Allah o(mü'mi)ni (onların) kurdukları tuzakların kötülüklerinden korudu. Fir'avn ailesini de azabın en kötüsü kuşattı:

Ateş! Sabah akşam ona sunulurlar ve kıyamet koptuğu gün `Fir'avn ailesini azabın en şiddetlisine sokun!' (denilir). Ateşin içinde birbirleriyle tartışırlarken, zayıf olanlar, büyüklük taslayanlara dediler ki: `Biz size uymuştuk; şimdi siz şu ateşin ufak bir parçasını bizden savabilir misiniz?" (40 MÜ'MİN, 45-47)

Şimdi bu ayetlerin, kabir azabıyla ne ilgisi vardır? Elbette hiçbir ilgisi yoktur ve olamaz da... Ayetlerde, Fir'avn ailesini kuşatan en kötü azabın ateş olduğu, bu ateşe Fir'avn ailesinin sürekli (sabah-akşam) sunulacakları, bu azabın kıyamet günü olacağı ve azabın en şiddetli yerine Fir'avn ailesinin sokulacağı bildirilmekte, o şiddetli azap içindeki tartışmalarından bir bölüm aktarılmaktadır.

Fir'avn ve ailesine ateş azabının nerede ve ne zaman yapılacağı ile ilgili şu ayet ışık tutmaktadır:

"(Fir'avn), kıyamet günü kavminin önünde gidiyor. işte onları ateşe getirdi. Varılan yer ne fena bir yerdir!

Bu dünyada da (onların) peşlerine lanet takılmıştır, kıyamet gününde de! Verilen bu vergi ne kötü bir vergidir!"(11 HUD, 98-99)

Görüldüğü gibi Fir'avn'ın, sabah akşam sunulduğu ateş, kıyamet günündeki cehennem ateşidir. Zaten hemen takip eden ayet de bunu tekid ediyor ve Fir'avn ve kavmine "Bu dünyada da peşlerine lanet takılmıştır, kıyamet gününde de!" denilerek, bu azabın ve lanetin kıyamet gününde olduğu apaçık bir şekilde vurgulanmaktadır.

Diğer taraftan "ateşe sunulmanın" ne zaman olduğunu da yine yüce Rabb'imiz bize bildirmektedir.

"Ateşe sunuldukları gün kafirlere: 'dünya hayatında bütün güzel şeyleri zayi ettiniz; (bu dünyada) bunlarla sefa sürüp bunları tükettiniz. Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızdan ve fıska düşmenizden dolayı bugün, alçaltıcı bir azap ile cezalandırılacaksınız." (4G AHKAF, 20)

Bütün bu açık ifadelere rağmen, ayetlerde kabir diye bir kelime ve mana bulunmadığı halde, bu ayetleri kabir azabı diye anlamlandırmak en azından samimiyetle bağdaşmayan bir harekettir.

Kullarına karşı şefkatli ve merhametli olan yüce Allah(cc), kıyamet, ahiret ve cehennem hakkında bilgi vererek kullarını, o günün ve cehennem azabının sıkıntılarına karşı nasıl uyardı ise elbette ki kabir azabının ve hayatının şiddetine karşı da uyarabilirdi. Oysa bu konuda herhangi bir açıklama göremiyoruz Kur'an'ı Kerim'de. Yine aynı şekilde, varolan şeyler ve kulları ilgilendiren konu ve hususlar için "Kitabında hiçbir şeyi eksik bırakmayan" (6/38) yüce Allah(cc), kabir hayatı ve azabı hususunda hiçbir şey indirmemiştir. Bunun nedeni böyle bir hayatın ve azabın olmayışıdır.

Kabir azabı ile ilgili olarak verilen sözlerin tümü, Rasulullah(as) hakkında uydurulan sözler olup Kur'an'la çelişmektedir. Bu nedenle, asıl olan Kur'an, esas alındığında gerçek net olarak ortaya çıkacaktır.

Yüce Allah'ın, hakkında hiçbir delil indirmediği bir konuyu, O'ndanmış gibi göstermeye kalkışmak insan için büyük bir sorumluluktur.

"Onların ardından, yerlerine geçip kitaba varis olan bir takım insanlar geldi ki, onlar, şu alçak (dünya)ın menfaatini alıyorlar: `Biz nasıl olsa bağışlanacağız!' diyorlar. Kendilerine ona benzer bir menfaat daha gelse onu da alırlar. Peki Allah hakkında, gerçekten başkasını söylememeleri hususunda kendilerinden Kitap misakı alınmamış mıydı? Ve onun içindekini okuyup öğrenmediler mi? Ahiret yurdu korunanlar için daha hayırlıdır. Düşünmüyor musunuz?" (7 A'RAF, 169)

"Allah'a yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Onlar Rab'lerine sunulacaklar. Şahitler de: `İşte Rab'lerine karşı yalan söyleyenler bunlardır!' diyecekler. İyi bilin ki Allah'ın laneti zalimlerin üzerinedir." (11 HUD, 18)

Bu yazdıklarımızdan sonra akla şu sorular gelebilir. Rasulullah (as)'ın kabirle ilgili hiçbir hadisi yok mudur? Sahabe kabir alemi konusunda Rasulullah(as)'a hiç soru sormadı mı? Elbette ki hem sahabe kabir hayatının olup olmadığı hususunda soru sormuş, hem de Rasulullah(as) bu konuda kimi sözler söylemiştir. Ancak gerek Rasulullah(as), gerekse sahabe, Kur'an'ın açıkça bildirdiği sınırların dışında hiçbir şey söylememiştir. Çünkü yüce Allah(cc), hakkında bilgileri olmayan konularda insanların konuşmasını kınamış ve ancak böbürlenenlerin Allah'ın ayetleri hususunda tartıştıklarını bildirmiştir.

"Haydi siz, biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız; ama hiç bilginiz olmayan şey hakkında neden tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz." (3 AL-İ İMRAN, 66)

"Açık bir delil olmadan Allah'ın ayetleri hakkında tartışanların göğüslerinde, erişemeyecekleri bir büyüklük taslamaktan başka bir şey yoktur. Sen; Allah'a sığın, muhakkak ki O, işitendir, görendir." (40 MÛ'MİN, 56)

Bunun bilincinde olan Rasulullah(as) ve arkadaşları, her konuda olduğu gibi, kabir hayatı konusunda da ellerinde delil bulunmadan konuşmamışlardır. Ancak Rasulullah(as), insanın öldükten sonra, bir daha geri dönmesinin mümkün olmadığını, kişilerin; hayatta yaptıklarıyla kalacaklarını ve cennet veya cehennemi hak etmiş olarak kabre gireceklerini ifade eden şu hadisi söylemiştir.

"Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya cehennem çukurlarından bir çukurdur."(TİRMİZİ)

Bu da gösteriyor ki, öldükten sonra geri dönüş mümkün değildir ve kişi kazandıklarıyla cezalandırılacaktır.

Rasulullah(as), kabir ziyaretleri, kabirlerin bakımı, üzerinde oturulmaması gerektiği vb. konularda birçok hadis söylemiştir. Konumuz bunlar olmadığı için bu konular üzerinde durmuyoruz.

 

Kabir Azabı İlahi Adalete Aykırıdır

Yüce Allah(cc) Kur'an'ı Kerim de, suçluların kıyamet gününde sorgulanacaklarını, peygamberlerin ve şahitlerin getirileceğini (39/69), suçluların ellerinin, ayaklarının(36/65), dillerinin(24/24), kulaklarının, gözlerinin ve derilerinin aleyhlerinde şahitlik yapacaklarını(41/20), suçlulara kitaplarının verileceğini ve kitaplarını okuyacaklarını(17/14), kitaplarında tüm işledikleri suçlarını göreceklerini(18/49) ve kendilerinin kafir olduklarına(7/37), kendi aleyhlerinde olarak şahit olacaklarını(6/130) bildirmektedir. Oysa, kabirde herhangi bir sorgulamanın yapılacağı Kur'an'ı Kerim'de bildirilmemektedir.

Yargılama ve sorguluma yapılmadan, insanlara, işledikleri suçları bildirilmeden herhangi bir cezanın verilmesi, ilahi adalet ilkesiyle çelişir. Halbuki yüce Allah(cc), adildir ve kullarından da adil olmalarını, adaleti ayakta tutmalarını istemektedir.

Sonuç olarak, kabir azabının varlığını iddia etmek, yüce Allah'a adaletsizlik vasfetmek ve yüce Allah'ı yargısız infaz yapmakla suçlamaktır ki bu, iddia sahiplerine çok büyük bir sorumluluk getirecektir.

 



__________________
Yunus 105. Şu da emredildi: "Yüzünü dine bir hanîf olarak çevir. Sakın müşriklerden olma!"
Yukarı dön Göster Alperen's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Alperen
 
Alperen
Admin Group
Admin Group
Simge

Katılma Tarihi: 09 nisan 2005
Gönderilenler: 2974
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı Alperen

Kabir azabı var mıdır?

Kabir Azabı safsatasi

 



__________________
Yunus 105. Şu da emredildi: "Yüzünü dine bir hanîf olarak çevir. Sakın müşriklerden olma!"
Yukarı dön Göster Alperen's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Alperen
 
bembeyaz
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 31 temmuz 2007
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 736
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı bembeyaz

 Kabirde azab yoktur, ama kabir azabı olabilir mi?

 

"Kabirde azap vardır, nasıl yok dersiniz?" diyecek olursanız, konuyu şöyle açıklayabilirim...

 

Nice insanlar ölüyor ki, bir kabirleri bile olmuyor... Mesela, uzaya fırlatılan bir mekik havada infilak ediyor... İçindeki sekiz astronotun bir parçasına bile ulaşılamıyor... Veya bazı insanları denizde köpekbalıkları parçalıyor ve hiç bir parçası bile kalmıyor... Veya ölen bir şahsın cesedi mumyalanıyor ve cam bir fanus içine konuluyor... Bakıyorsunuz hiç azap çeker gibi bir hali yok... Oysa bu adam hayatta iken milyonlarca insanın ölümüne neden olmuş... Bu cam fanus (onun mezarı) iddia edildiği gibi, günahkar adamı sıkıp kemiklerini çatırdatmıyor... Yahut kurtlar, yılanlar, çiyanlar, kırkayaklar gelip onun etlerini yemiyor, ona işkence etmiyorlar... Yani kabirde bu adama bir azap olmuyor... Dolayısıyla, 'bu tür durumlarda olan insanlara kabir azabı olmayacak mıdır?' gibi bir soru akla geliyor... İnsanların kafası karışıyor...

 

Öyleyse bedenen kabir azabının var olduğunu iddia edenlerin bu gibi kimselerin durumlarıyla alakalı olarak, net, açıklayıcı, doyurucu ve ikna edici şeyler söylemeleri gerekmektedir. Bir takım rivayetleri yanlış anlayarak, şekle takılıp kalmanın sakıncaları burada da kendini hissettirmekte ve İslam'ın yanlış tanıtılmasına neden olmaktadır. Bir başka ifadeyle, işin özü ve ruhu bir kenara bırakıldığı, rivayetlerdeki sembolik anlatımlar hakikat gibi algılandığında, bir takım problemlerin ortaya çıkması kaçınılmaz olmaktadır.

 

Sözü uzatmadan kısaca ifade etmemiz gerekirse şunları söyleyebiliriz. Kanaatimizce, bedenen bir kabir azabı yoktur... Ancak ruhen olan bir kabir azabından söz edilebilir... O da tıpkı rüyalarda görülenler de olduğu gibidir. Yani ölen birisi, kötü bir kimse (hakikat inkarcısı, münafık vs.) ise ruhlar aleminde onun için sol tarafından bir ekran açılması ve o kimsenin ahirette karşılaşacağı azabı ruhen tatmaya başlaması ve böyle manevi acılar çekmesi mümkündür... Tıpkı bir insanın rüyasında kabus gördüğü zaman çok korktuğu ve bu acıyı derinden hissettiğinde yaşadığı acılar gibi... Uyandığında bile o acının ve korkunun izlerini bedeninde taşıdığı gibi....

 

Aynı şekilde eğer ölen kimse iyi birisi ise, onun için de sağ tarafından bir ekran açılması, bu ekrandan kendisine verilecek güzellikleri seyretmesi ve çok mutlu olması da mümkündür.  Tıpkı insanın rüyasında hayal ettiği güzelliklere kavuştuğunda sevindiği gibi sevinmesi, uyandığında bile o mutluluğun izlerinin yüzünden okunması, gözlerinin içinin gülmesinde olduğu gibi... Böyle bir durumda olan kimse, rüyasının hiç bitmemesini ister elbette... Böyle bir kabir, bu anlamda, cennet bahçelerinden bir bahçedir adeta...

 

Sonuç olarak, zayıf veya uydurma rivayetlere bakarak, temsil ve teşbihleri yanlış değerlendirerek kabirde bedenen bir azap olduğunu söylemek isabetli değildir. Ancak ruhen olan bir kabir azabının (ölümünden tekrar diriltileceği güne kadar) olması imkan dahilindedir. Bu ise, kanaatimizce maddeten değil, manen olabilir. Tıpkı rüyalarda olduğu gibi... Zira ruh ölümsüzdür... Ölümsüz olan ruhun, ruhlar aleminde kıyamet gününe kadar böyle bir sevinci ya da acıyı yaşaması ise mümkün olabilir. Esas cezalandırma ise, yargılamadan sonra ahirette gerçekleşecektir... Ölümünden az önce inkarının yanlış olduğunu ölüm meleğini gördükten sonra anlayan bir kimsenin, bundan sonra ruhunun acı duymadığını veya tekrar diriltilinceye kadar duymayacağını söyleyebilmek zor görünmektedir...   

 

Dolayısıyla, işlediği günahlar ve kötülükler sebebiyle bir kimsenin hem bu dünyada, hem de ahirette Allah'ın sevgisini kaybetmesi ve orada kendisine hiç bir değer verilmemesi, aslında o kimse için azap olarak çok daha elem ve ıstırap verici bir durumdur.. Bu hususun ise hiç bir zaman akıldan çıkarılmaması gerekmektedir... Derin düşünenler gerçekleri anlayabileceklerdir...

 

 

Yukarı dön Göster bembeyaz's Profil Diğer Mesajlarını Ara: bembeyaz Ziyaret bembeyaz's Ana Sayfa
 
yunusemre
Yasaklı
Yasaklı
Simge

Katılma Tarihi: 16 mayis 2007
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 213
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı yunusemre

Selam bembeyaz...

Peki bir soru...

Madem öldükten sonra bedenin bir fonksiyonu kalmayacak, ( yani azabı ruh çekecek diyorsunuz ) o zaman Allah, neden insanları tekrar bedenleri ile diriltecek?

Ve iki ayet...

Yasin Suresi
51. Ve [sonra yeniden diriliş] sûru üflenecek; işte o zaman tümü kabirlerinden çıkarak Rablerine doğru koşacaklar!

52. “Eyvah!” diyecekler, “Kim bizi [ölüm] uykumuzdan uyandırdı?” [Bunun üzerine onlara şöyle denecek:] “İşte Rahmân’ın vaad ettiği budur! Demek ki O’nun elçileri doğru söylemişlerdi!”

Hani nerede ( ruhen ya da bedenen olabileceği iddaa edilen ) kabir azabı?

Ölenler kabir azabı mı çekmişler, yoksa öldüklerinden habersiz olup, kendilerinin uyuyor olduklarını mı sanıyorlar?

Yukarı dön Göster yunusemre's Profil Diğer Mesajlarını Ara: yunusemre
 
savana
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 30 nisan 2006
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 1235
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı savana

Selamün Aleyküm! Bu forma yazı asan tüm Kardeşlerim!

Kabir ile ilgili sorulara ışık olur umuduyla:


Kabirde hayat ve azap:

Kabir azabı konusunu açıklarken bu konuyu iki açıdan ele almak gerekir.

Birincisi: Kabirin içinde hayat ve azap.

İkincisi: Hayat ve azap kabirde olmayıp, öldükten sonraki dirilişe kadar geçen sürededir. (Berzah)

Birincisi:

Kabir içinde azap olabilmesi için, ruhun, kabirde cesede geri dönmesi gerekir. Böyle olması lazım geldiğinden de konuyla ilgili tüm rivâyetlerde, ruhun cesede döndüğü ve azap meleklerinin ruh maalcesed azap ettikleri söylenir.

Kabir soruları ve azabı:

Rivâyetler:

Hadis kitapları, Kabir Azabı’nı konu eden tüm rivâyetleri toplamışlardır. İmam Buhârî Sahih’inde, Cenaze Kitabı bölümünde konuya ait “Kabir Azabı Hakkında Gelen Hadisler” başlığı altında (86. Bab) 8 adet rivâyete yer vermiştir. Ayrıca “Kabir Azabından Allah’a Sığınma” ve “Gıybet ve Sidikten Dolayı Kabir Azabı” ve de “Ölüye Sabah Akşam Kendi Oturacağı Yerin Gösterilmesi” başlıkları altında açtığı bablarda da birer rivâyete yer vermiştir.


Zikrettiğimiz bu bölümlerde, “Hz. Aişe’nin bir Yahudi bayandan kabir azabını öğrenip, efendimize onaylattığı, Efendimizin kabir azabı ile ilgili ümmetine bir hutbe irat ettiği (enteresandır ki, bu hutbeyi rivâyetçiden başka nakleden sahabe olmamış), Yahudi mezarlığında Yahudilerin azap çektiklerini efendimizin bildirmesi, Efendimizin sürekli kabir azabından korunmak için duada bulunması, gıybet ve sidik sıçramasının kabir azabına neden olacağı, ölen insana sabah akşam oturacağı yerin gösterilmesi” yer alır.


 Burada konuyla ilgili aynı hadisin Buhârî ve Tirmizî’deki şekli, kelimesi kelimesine şöyledir: Buharî, Kitab-ül Cenaiz 128 numaralı rivâyet:

“.... Enes ibn-i Malik onlara şöyle tahdis etmiştir: “Rasülüllah şöyle buyurdu: “Kul, kabri içine konulduğu ve arkadaşları ile cemaati geriye dönüp gittikleri zaman –ki ölü bunların yürürken çıkardıkları ayakkabılarınnın seslerini bile muhakkak işitir- ona iki melek gelir. Bunlar ölüyü oturturlar ve ona:

_ Şu Muhammed adlı kimse hakkında ne der idin? Diye sorarlar.

Bu soruya muhatap olan mü’min kul:

_ O’nun allah’ın kulu ve rasülü olduğuna şehadet ederim, der. Bunun üzerine melekler tarafından:

_ Cehennemdeki oturacak yerine bak. Allah bu azap yerini senin için cennetten bir oturacak makama tebdil etti, denilir de o mü’min kul, cehennem ve cennetteki o iki makamını beraberce görür”.

Katade: “O mü’mine, kabri içinde bir genişlik verileceği bize zikrolundu” dedi ve sonra yine Enes hadisine döndü. Rasülüllah şöyle buyurdu:

“münafık ve kafir olan kula gelince, ona da:

_  Ben O’nun hakkında bir şey bilmiyorum. Ben sadece insanların onun hakkında söyleye geldikleri sözü söylerdim, diye cevap verir.

Bunun üzerine ona:

_ Anlamadın ve uymadın, denir ve ona demirden tokmaklarla öyle bir vuruş vurulur ki, derhal şiddetli bir sayha ile bağırır. Bu bağırışı insan ve cinlerden ibaret olan iki ağırlıktan başka bu ölüye yakın olan her şey işitir.”

Tirmizî, Kitab-ül Cenaiz 70 numaralı rivâyet:

“Ölü kabre konulunca birine Münker, diğerine Nekîr denilen iki siyah, çakır gözlü melek gelir. “Bu adam hakkında ne diyorsun?” derler. O da hayatta söylediği gibi:

_ O, Allah’ın kulu ve elçisidir. Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in de Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna tanıklık ederim, der. Melekler:

_ Senin böyle söylediğini biliyorduk, derler.

Sonra onun kabrinde, yetmiş çarpı yetmiş arşın yer açılır, kabrinin içi aydınlatılır. Ona:

_ Uyu, denilir. O der ki:

_ Gideyim, aileme haber vereyim. Melekler derler ki.

_ Gelin gibi uyu. Kendi ailesi içinde en sevdiği kimseden başkasının uyandıramayacağı gelin gibi uyu. Tâ Allah onu yattığı yerden kaldırıncaya kadar. Münafık ise:

_ Ben onun hakkında insanların bir şeyler söylediğini duydum, ben de öyle dedim. Bilmiyorum, der. Melekler derler ki:

_ Zaten biz senin böyle dediğini biliyorduk!

Toprağa da:

_ Onu sıkıştır! Denilir.

Toprak onu öyle sıkıştırır ki kaburga kemikleri birbirine geçer. Allah kıyamette onu yattığı yerden diriltinceye kadar ona böyle azap edilir.”

     Aynı rivâyetin sağlam addedilen iki kaynak kitaptaki şekli böyle.


    

Aslında ikisi aynı rivâyettir. Fakat ağızdan ağıza, dilden dile dolaşırken içine bir sürü saçmalıklar sokulmuştur. Herkes peygamberin adını kullanarak kendi düşüncelerini müslümanlara empoze etmiştir. Rivayetlerin içinde cümle düşüklükleri, anlam bozuklukları, birinci şahıstan üçüncü şahısa geçmeler vs. gibi bozukluklar vardır. Biz bütün bunlardan Rasülüllah Efendimizi tenzih ederiz

Bu rivâyet yine Enes ibn-i malik çıkışlı olarak Buhârî’nin yine Cenazeler Kitabı’nın 67. Bab, 94 numarada  yer alır. Yine yarı yarıya sözcük değişiklikleriyle. Lütfen inceleyiniz.


   

Rivâyetler içinde bir de Buhârî’nin Cenazeler Kitabı, 93. Bab 140 numarada verdiği uzun bir rivâyet vardır. Ki bu rivâyette, Peygamber Efendimizin, sabah namazlarını kıldırdıktan sonra cemaate dönüp, “içinizde rüya gören var mı?” diye sorması, rüya görenlerin anlatması, ama bir gün  kimsenin rüya görmemiş olduğu, o gün Peygamber Efendimizin, “bu gece ben gördüm” diyerek anlattığı, âhirete ait uzun bir rüyayı anlatmasından söz edilir. Haberi mütevatir olması gereken bu rivâyet maalesef haberi vahıd’dir. Yani yüzlerce sahabenin bunu aktarması lazım gelmektedir. Zira, denildiğine göre bunu Rasülüllah Efendimiz mescidindeki tüm sahabeye sormaktadır, anlattırmaktadır ve kendisi de mescidinde anlatmıştır. Enteresandır ki bu olayı sadece Semre b. Cündep nakletmiştir. Ayrıca biliniyor ki, rüyanın ilimde ve dinde değeri yoktur. Sakın ha, vahy ile olduğu iddia edilmesin, o zaman bu rüyanın Kur’ân’da yer alması zorunlu duruma gelir.


   

Metinleri incelediğimizde görüyoruz ki,  Kütüb-ü Sitte’de de yer alan bu rivâyetlerin tümü Kur’ân’a  zıttır. İşte İslam düşmanları surda gediği bu rivâyetler ile açıp içimize, Yahudi, Hint fikirlerini İslam inançları olarak yerleştirdiler. Ayıklayın ayıklayabilirseniz.

Yukarıdaki rivâyetlerin hepsi Haber-i Vâhıd mertebesindedir. Haber-i Vahıd olan rivayetler İnanç konularında delil, hüccet kabul edilmezler. Ayrıca aynı rivâyetin elden ele dilden dile dolaşırken ne şekillere dönüştürüldüğünü sizler de fark ettiniz. Meallerdeki çarpıklıklar, anlam bozuklukları, ilaveler ve eksiltmeler bizim yazım hatamızdan kaynaklanmadı. Orjinalinden titizlikle aktardık


   Evet, kabir azabı ile ilgili rivayetlerin tümü Kur’ân ile çelişir. Hem de bir çok açıdan çelişir.

 Biz örneği, ruhun cesede döneceği cihetinden vereceğiz.

Bakınız:

 Yasin suresi âyet 31:

“Görmüyorlar mı, kendilerinden önce nice nesilleri yıkıma uğrattık. Onlar bir daha kendilerine dönmemektedirler.”

Mü’minun suresi âyet 99, 100:

“Sonunda, onlardan birine ölüm geldiğinde, der ki:”Rabbim, beni geri çevirin ki, geride bıraktığımda salih amellerde bulunayım.” Asla, gerçekten bu, yalnızca bir sözdür, bunu da kendisi söylemektedir. Onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları güne kadar bir berzah/engel vardır.”


 

Bakara suresi âyet 28:

“Nasıl oluyor da Allah’ı inkar ediyorsunuz? Oysa ölü iken sizi O diriltti, sonra sizi yine öldürecek, yine diriltecektir ve sonra O’na döndürüleceksiniz.”

Not: Dünyada iken ölüp de, mucize niteliğinde tekrar ruhu cesedine döndürülenler de vardır.

Bunlar:

 Bakara suresi âyet 243:

“Ölüm korkusuyla binlerce kişi halinde yurtlarından çıkanları görmedin mi? Allah onlara “ölün” dedi de sonra onları diriltti. Şu bir gerçek ki Allah,insanlara karşı lütufkardır. Fakat insanların çokları şükretmezler.”

Âyette kısaca değinilen olayların teferruatı Kitâb-ü Mukaddes’te yer almaktadır: Peygamber Hezekiel (Biz Zülkifl olarak biliriz) İsrailoğullarından bir grubu savaşa teşvik etmiş. Onlar korkup isteksizlik göstermişler. Allah da onları öldürüvermiş. Sonra Hezekiel’in (Zülkifl) duasıyla Allah onları hayata döndürmüş. Kitab-ü Mükaddes 825-826.

Bakara suresi 259:

“........... Bunun üzerine Allah, o kişiyi yüz yıllık bir süre için öldürmüş, sonra diriltmişti. “Ne kadar bekledin?” demişti. “Bir gün veya günün bir kısmı kadar bekledim.” dedi. .....”


Olayın teferruatı âyeti kerimenin tamamından bakılmalıdır. Biz burada söz edilen kişiyi Üzeyr As. olarak tanıyoruz.

     Bunlara şeksiz ve şüphesiz imanımız vardır ve olmalıdır. Bunların içeriği konumuz dışındadır.Zira bunlar mucize niteliğindedir.

     Ruhun kabirde cesede dönmesi Hint kültüründe mevcut bir inançtır. Kabir azabı yukarıda ki rivâyetlerde gördüğünüz gibi Yahudilerden geçmiş de olabilir.


  Hinduların inançlarında kuyruk sokumunun büyük sırları vardır: “İnsanın omurga kemiklerinin ortasından beyne ulaşan bir boşluk vardır. Alt kısmında da kuyruk sokumunu da içine alan, çok sağlam yapılı kapalı bir üçgen bulunmaktadır.Eğer mücâhede ile bu üçgeni kapatan sed açılırsa beyinle üçgen arasında bir bağlantı kurulur. O zaman zır cahil olan birisi bile dünyanın tüm bilgilerine kavuşur.”

Tasavvufçular, kuyruk sokumunun, ilim ve sır yeri olduğunu, ibadet ve ruh terbiyesiyle, kuyruk sokumu ile beyin arasındaki mechul seddin açılacağını ve o zaman insanın bütün ilimleri öğrenmiş olacağını söylerler.


Görülüyor ki, tasavvufçular, Hint felsefesini kendilerine şiar edinmişler. Kuyruk sokumunun ilim ve sırlar kaynağı olması düşüncesi, kuyruk sokumunun ölmeyeceği ve insanın hem kabirde hem de mahşerde bu kuyruk sokumundan dirileceği anlayışını getirmiştir. Ve bu doğrultuda birçok hadis de uydurulmuştur.

Münker ve Nekîr:

Buhârî’deki rivayette sorgucu meleklerin adları geçmez. Tirmizî’de bunlara Münker = Çirkin ve Nekîr = Kötü adları verilir. İlm-i Hal kitaplarını bir tarafa bırakırsak tüm akıllı, izanlı, vicdanlı din adamı ve herkes meleklere böyle isim yakıştırmanın uygun olmadığı kanaatini taşır. Bu Münker ve Nekîr ismi geçmişte de çok yadırganmış, ehli insaf bilginler kesinlikle bunu kabul etmemişlerdir.

Meleklerin (Münker ve Nekîrin) sorgulamaları:

Evet, rivâyetler böyle.  Kur’ân’ın bize bildirdiği sorgu ve sorgulama ise şöyle:


Kasas suresi âyet 78:

“O dedi: “Bu servet.................. Günahlarının ne olduğu, günahkarlardan sorulmaz.”

Rahman suresi âyet 39-42:

“O gün günahından ne cin sorguya çekilir ne de insan.

Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayacaksınız?

Suçlular yüzlerinden tanınır da perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar.

Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayacaksınız?”

 Mü’min suresi âyet 16:

“O gün onlar ortaya çıkarlar. Hiçbir şeyleri Allah’a gizli kalmaz. Kimindir o gün mülk? O Vâhıd ve Kahhâr olan Allah’ın”

Casiye suresi âyet 33:

“Yaptıklarının kötülükleri karşılarına dikilmiş, alay edip durdukları şey kendilerini kuşatıvermiştir.”

Ya Sin suresi âyet 65:

“O gün ağızlarını mühürleyeceğiz. Bize elleri konuşacak, ayakları da kazanmış olduklarına tanıklık edecek.”

Fussılet suresi âyet 19-23:

“Gün olur, Allah’ın düşmanları, düzenli bir biçimde bir araya toplanıp ateşe sürülürler. Nihâyet oraya geldiklerinde kulakları, gözleri, derileri yapıp-ettikleri hakkında onlar aleyhine tanıklık edeceklerdir. Derilerine: “Aleyhimize neden tanıklık ettiniz?” derler. Derileri derler ki: “O her şeyi konuşturan Allah konuşturdu bizi. Hani sizi ilk seferinde O yaratmıştı ya! Ve siz O’na döndürüleceksiniz.” Siz, işitme gücünüzün, gözlerinizin, derilerinizin aleyhinize yapacağı tanıklıktan gizlenmiyordunuz. Tam aksine siz yaptıklarınızdan bir çoğunu Allah’ın bilmeyeceğini sanıyordunuz. İşte Rabbiniz hakkında beslediğiniz bu zannınız sizi mahvetti ve hüsrana uğrayanlardan oldunuz.”

    Bu âyetlerde suçlulara günahlarında sorulmayacağı belirtiliyor. Ama bu suçluların sorumlu olmayacağı anlamına gelmez. Herkes yaptığından sorumludur.Ancak âhirette, insanın dünyada yapmış olduğu işler o kadar açık biçimde görünecektir ki artık suçlunun suçunu sorup araştırmağa gerek yoktur. Herkesin dünyada yaptıkları, ruhuna işlemiştir. Yaptıklarının  izleri, ameline göre alametleri dışa vurmaktadır. Bütün organlar yaptıklarını dışa yansıtmaktadır.

    Kur’ân’ı kerim, âhiretteki hesabı, sorguyu- süâli bu kadar net olarak açıklamış olmasına rağmen, İlm-i Hal kitaplarında zayıf ve mürsel rivâyetlere dayanılarak yapılmış Münker ve Nekîr senaryoları kesinlikle uydurmadır. Bu meleklerin “Rabbin kimdir?, Nebin kimdir?” gibi sorular soracağına dair rivâyetlerin uydurma olduğu ortadadır. Kur’ân suçlulara, günahlarından sorulmayacağını, herkesin ne yaptığının ortaya çıkacağını, sorguya gerek bulunmayacağını vurgularken, uydurmacı işgüzarlar, Münker ve Nekîr’e  sorular sordurmadan edememişlerdir. Halbuki ölen kişinin alası dışına vurmuştur. Münker ve Nekîr  kör müdür ki de o alametleri, o izleri görememektedirler! Gördükleri halde soruyorlarsa biraz ayıp ediyorlar. Melekler böyle yapmazlar. Yapıyorlarsa ve de görmüyorlarsa kesinlikle onlar melek olamazlar. Melek ruhsal varlıktır. Ruh ruhu görmez mi hiç?

Bakınız İnsana neler sorulacak:

Tekasür suresi âyet 8:

“Sonra o gün nimetten kesinlikle sorguya çekileceksiniz.”

Zuhruf suresi âyet 19:

“Rahmân’ın kulları olan melekleri, dişiler saydılar. Onların yaratılışına tanık mıydılar? Tanıklıkları yazılacak ve sorguya çekileceksiniz.”

 Yine Zuhruf suresi âyet 44:

“Gerçek şu ki bu Kurân sana ve toplumuna bir öğüttür. Bundan sorumlu tutulacaksınız.”

 Nahl suresi âyet 56:

“Tutuyor, kendilerine sunduğumuz rızıklardan hiçbir şeyin farkında olmayanlara pay çıkarıyorlar. Allah’a andolsun ki, iftira edip durduğunuz şeylerden kesinlikle hesaba çekileceksiniz.”

Yine Nahl suresi Âyet 93:

“Allah dileseydi, elbette ki sizi bir tek ümmet yapardı. Ama O, dilediğini saptırıyor, dilediğini de iyiye ve güzele kılavuzluyor. Yapıp ettiklerinizden mutlaka sorgu-süâle çekileceksiniz.”

 Enbiya suresi âyet 13:

“Kaçmayın, içinde servet şımarıklığına düştüğünüz yere, meskenlerinize dönün ki, hesaba çekilebilesiniz.”

 Yine Enbiya suresi âyet 23:

“O yaptığından hesaba çekilmez ama onlar hesaba çekilirler.”

    Bu âyetler, suçluların, Allah adına uydurdukları şeylerden, yaptıkları günahlardan, Kur’ân’a karşı sorumsuz davranışlardan sorulacaklarını bildirmektedir. Bu sorgulama, suçlulardan neler yaptıklarını öğrenme sorgulaması değil; yaptıklarını onların yüzlerine vurup onları azarlama, yaptıkları suçlardan onları  hesaba çekme şeklinde bir sorgulamadır. Münker ve Nekîr senaryolarındaki tarz bir soru sorup cevap alma değildir. Bu âyetlerin amacı, insanın, yaptığı hareketlerden, davranışlardan sorumlu olduğunu; suçluların cezalandırılacağını vurgulamaktadır. Yoksa kişinin sorguya cevap verip vermemesi önemli değildir. Çünkü ruh üzerindeki eylemin işaretleri her şeyi ap açık göstermektedir. Görünen bir şeyi sormanın anlamı ve gereği yoktur.

Mezar başında ölüye yapılan telkın:

     Uydurma  rivayetlere göre Münker ve Nekîr kabire gelecek, ölmüş olanın ruhu kabirde cesede girecek ve Münker ve Nekîr sorgu soracakmış kabirdeki kişi dışarıdakilerin ayak seslerini de duyuyormuş ya! O zaman mevtaya kopya vermek pek de hoş olur! Sevinir garip!

 İmam dikilir kabrin başına:

“Ey Ayşe oğlu/kızı Ahmet/Fatma! Hatırla sen artık dünyadan gittin, sorulan sorulara doğru cevap ver! ... Rabbim, Allah’tır de! Nebim Muhammed’dir de! Dînim İslam’dır de!

!  Bu telkin  Arapça yapılır: “ üzkürü/üzküri-l ahdellezi......” diye. Ölü Arapça’dan çakar mı, kopyayı alır değerlendirir mi!?

Rabbimiz olan Allah ne diyor?:Ölüler işitmezler:

Neml suresi âyet 80:

“Sen, ölülere işittiremezsin. Eğer dönüp giderlerse, sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.”

Fatır suresi âyet 22.

“Diriler de eşit olmaz, ölüler de. Allah dilediğine işittirir. Ama sen, kabirdekilere işittiremezsin.”

 Peki bu saçmalıkların din adına yapılması niye? Kim soktu bunları bu yüce dîne?

 İkincisi: Berzahta azap

    Birinci şık yani kabirde bedene, ya da ruh ile beraber bedene azap hem aklen hem de naklen sabit olmayınca, illaki, “kabir azabını mutlaka dinde yer almalıdır, herkes buna inanmalıdır, bu insanları korkutmazsan olmaz” diyenler, bu kez azabı, kabirde değil de Berzahta ruha reva görürler. Ve ona göre malzeme hazırlarlar.

    Denilmiştir ki, kabir azabı kabrin içinde değil de berzahta ruha yapılır. Ve yukarıdaki rivâyetlerdeki kabir azabını, kabirden berzaha çevirirler. Ve Kur’ân’da olmayan, Allah’ın bildirmediği bir âlemi icad ederler. Bu âlem, “Berzah Âlemi”’dir.

     Kur’ân’da yok böyle bir âlem. Eğer ki berzah âlemi diye bir âlem olsa idi, ve o âlemde kötülere azap edilseydi, Yüce Rabbimiz kullarını uyarmak için mutlaka ve mutlaka o alem ile ilgili bilgi ve sahneleri Kur’an’ı kerimde bizlere lütfederdi. Tıpkı mahşer ve âhiret hayatı, cehennem ile ilgili vermiş olduğu bilgiler ve gözümüzün önüne serdettiği cehennem sahneleri gibi.

    Olmazsa olmasın, onlar uydurdular mı olur gider!

Mü’minun suresi âyet 99, 100:

“99-Sonunda onlardan birine ölüm geldiğinde şöyle der: Rabbim beni geri döndürünüz;

100- Döndürün ki, o arkada bıraktığım yerde iyi bir iş yapayım.” Hayır, bir kelime ki bu, o söyler onu. Arkalarında, dirilecekleri güne kadar bir berzah/engel/mani vardır.”

Gördüğünüz gibi, ölenler, geriye bedenlerine ve dünyaya kesinlikle döndürülmezler. Buna bir engel vardır. “Berzah”, engel demektir.

     Kur’ân’ı kerimde üç yerde geçer. Birisi konumuz olan âyet, birisi de,

 Rahman suresi âyet 20:

“Bir berzah/engel var aralarında; kendi sınırlarını aşmıyorlar.”

Bir diğeri de Fürkan suresi âyet 53:

“İki denizi birbiri üstüne salan O’dur. Bu, tatlı ve yürek ferahlatıcı; şu tuzlu ve acı. Ve ikisinin arasına bir berzah/engel koymuştur.”

    Berzah alemi uydurulduktan sonra bu sözcüğe terim anlamı yüklenmiştir. Eğer ki bunun ölüm ile haşr arasında bir dönemi ifade eder bir anlamı olsaydı Rabbimiz, “yevmiddin, mahşer, abdest, oruç terimlerinde olduğu gibi.” bu berzahı da bize bizzat kendisi Kur’ân’ında açıklardı.

Evet ruhun geri gelmesine engel var. Bu engel, adı konmuş; saati dakikası, saniyesi belirlenmiş, takdim ve te’hiri söz konusu olmayan eceldir, ölümdür; yâni mukadder ölümün kazası, gerçekleşmiş olmasıdır, hükmü ilahidir.


Bakınız:  Münafikun suresi âyet 10, 11, İbrahim suresi âyet 44, A’raf suresi âyet 53, Secde suresi âyet 12, En’âm suresi ayet 27, 28, Şura suresi âyet 44, Mü’min suresi âyet 11,12  ve Fatır suresi âyet 37.

Ama “berzah” sözcüğünün anlamını, âyetin anlamını çarpıtırsan “Berzah Âlemi” adıyla bir âlem icad edersin, olur gider. Öyle de olmuştur. Meallere baktığımızda;


Mü’minun suresi âyet 99, 100:

“Nihayet onların her birine ölüm geldiği vakit diyecek ki: “Rabbim! Beni dünyaya geri döndür. Ta ki, ben o bıraktığım dünyada salih amel işleyeyim.” Hayır hayır! O, yalnızca bir sözdür. Onu da o söyler. Ötelerinde ise bir Berzah vardır. Diriltilecekleri güne kadar orada kalacaklardır.”

“...güne kadar orada kalacaklardır.” ifadesi tamamen hayâli; âyette bu ifadeye ne bir ibare, ne bir işare, ne ne bir delale ne de bir iktiza kesinlikle yoktur. Ehil olanlar lütfen incelesinler.

İnsan için Allah cc. iki âlem yaratmıştır:

Dünya ve âhiret âlemi.

Yunus suresi âyet 64:

“Dünya hayatında da âhirette de müjde vardır onlara. Allah’ın kelimeleri değişmez. İşte budur o büyük kurtuluş.”

Zümer suresi âyet 26:

“Allah; onlara dünyada rezilliği tattırdı. Âhiretin azabı ise elbette daha büyüktür. Bir bilselerdi.....”

Fussılet suresi âyet 31:

“Biz sizin, dünya hayatında da âhirette de dostlarınızız. Cennette sizin için nefislerinizin arzuladığı her şey var. Orada sizin için istediğiniz her şey var.”

Şu âyetlere de bakabilirsiniz:

“Bakara suresi âyet 200-202, Al-i Imran suresi âyet 145, Hud suresi âyet 15,16, 99, İsra suresi âyet 19, Şura suresi âyet 20, Tevbe suresi âyet 38, Nahl suresi âyet 104-107, Naziat suresi âyet 7,38, A’raf suresi âyet 32, Rahman suresi âyet 25,  Kasas suresi âyet 42, 77, Şura suresi âyet 20, Cuma suresi âyet 10, Furkan suresi âyet 55,56, Sebe suresi âyet  34-36, Kehf  suresi âyet 

Evet, Berzah âlemi diye bir âlem yok. Kimse orada azap filan görmüyor, görmeyecek.

Ölüp de mahşerde dirilenlerin berzah âlemi diye bir âlemden haberi var mı? Yok mu?

Kimse azap görmüş mü? Yoksa görmemiş mi?  Ayetlere bakalım.

Ya Sin suresi âyet 51-54:

“Sur’a üfürülmüştür. Bak işte kabirlerinden, Rablerine doğru akın akın gidiyorlar.Şöyle diyecekler: “Vay başımıza gelene! Kim kaldırdı bizi mezarımızdan!” Rahman’ın vadettiği işte bu. Peygamberler doğru söylemişler.”Topu topu korkunç titreşimli bir tek ses. Ve bakmışsın hepsi birden huzurumuzda divan durmaktadır.

O gün hiçbir canlıya hiçbir şekilde haksızlık edilmez. Sizler, sadece yapıp ettiklerinizin karşılığını bulursunuz.”

Tâ Hâ suresi âyet 102-104:

“O gün Sur’a üfürülür ve günahkarları o gün gözleri gömgök bir halde haşrederiz.Aralarında fısıldaşır gibi konuşurlar: “Ancak on gün filan kaldınız.”Onların söylemekte olduklarını biz daha iyi biliriz. Yolca en seçkinleri olan şöyle diyordu: “Eni-sonu bir gün kaldınız.””

Yunus suresi âyet  45:

“Onları huzuruna toplayacağı gün, gündüzün bir saatinden başka, dünyada durmamış gibidirler; aralarında tanışırlar. Allah’a kavuşmayı yalanlayıp da doğru yolu tutmamış bulunanlar, hüsrana uğramışlardır.”

Rum suresi Âyet 55, 56:

“Saat gelip kıyamet koptuğu gün, günahkarlar bir saatten başka kalmadıklarına yemin ederler. Onlar işte böyle çevriliyorlardı.

İlim ve iman verilenler ise şöyle dediler: “Yemin olsun siz, Allah’ın kitabı gereğince yeniden dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bu yeniden dirilme günüdür. Fakat siz daha önceden bilmiyordunuz.”

Abese suresi âyet 33-37:

“Şiddetle çarpanın çıkardığı korkunç ses geldiğinde,

Bir gün ki o, kişi öz kardeşinden kaçar,

Öz annesinden, öz babasından, eşinden, oğullarından kaçar.

O gün onlardan her kişinin kendisine yetecek bir uğraşı vardır.”

 Ayrıca Bakara suresi 259.ayete  de yukarıda  değinilmişti “... “Ne kadar bekledin?” demişti. “Bir gün veya günün bir kısmı kadar bekledim.” Dedi. “Hayır dedi, aksine sen, yüz yıl kaldın. .....” 

     İşte bu âyetlerin ifadelerine göre, ba’s gününde, haşirde kimse ölümü ile dirilişi arasındaki döneme ait hiçbir şey bilmemektedir. Hatırlamamaktadır. Herkes rüyasız bir uykudan kalkar gibidir. Rahat bir ortamdan sıkıntılı bir ortama gelmektedirler. Kimsede sıkıntıdan, azaptan kurtulmuş bir hava yoktur.Ve “Bizi kabrimizden kim kaldırdı?” diye de şikâyet etmektedirler.Herkes bilinçlidir; herkes ölmeden evvelki yaşantısını, ve çevresini bilmektedir. Dünyayı hatırlamaktadırlar.

Bu âyetlere göre Âlem-i Berzah diye bir yer ve  öyle bir azap da söz konusu değildir.

Kabir azabı nasıl icat edildi?

Yukarıda kısmen işaret etmiştik ki, bu inanış Hint kültürü ve Yahudi  inanışlarının Müslümanlara İslamî imiş gibi sokulmasıyla oluşmuştur. Konuya rivâyetler malzeme yapılmış ve bazı Kur’ân âyetlerinin manaları da çarpıtılarak konu desteklenmiştir.


Konuya malzeme yapılmak istenen âyetler:

Ta Ha suresi âyet 124:

“Kim benim Zikrimden yüz çevirirse onun için zor, sıkıcı bir hayat şekli/bir geçim vardır. Kıyamet günü de onu kör olarak haşrederiz.”

Bu âyet, Ebu Hüreyre patentli bir rivâyetle kabir azabı hakkında kullanılmıştır. Ebu hüreyre şöyle rivâyet etmiştir:

“Mü’min kabrinde yeşil bir bahçe içindedir. Kabrinde ona yetmiş arşın genişliğinde yer açılır ve onun kabri, dolunayın aydınlattığı gibi aydınlatılır. ‘Kim benim Zikrimden yüz çevirirse onun için zor, sıkıcı bir hayat şekli/bir geçim vardır.’ âyetinin kimin hakkında indiğini biliyor musunuz?

_ Allah ve Rasülü daha iyi bilir, dediler.

Buyurdu ki:

_ Kabir içinde kafirin azabı şöyledir: Ona doksan dokuz tenin musallat edilir. Tenin nedir bilir misiniz? Doksandokuz yılandır! Her yılanın yedi başı vardır. Kıyamete değin bu yılanlar onu yalarlar, cismine zehir üflerler.” ( Bu rivâyet Kütüb-ü Sitte’de yer almaz. Bunu İbn-i Ebi-d-dünya ve İbn Hibbân rivâyet etmişlerdir.)

Nuh suresi 17, 18:

“Ve Allah bir bitki gibi sizi yerden bitirdi.

Sonra sizi yere geri gönderiyor bir çıkarışla tekrar çıkarıyor.

Şems suresi  âyet 9,10:

“Benliğini temizleyip arındıran gerçekten kurtulmuştur.

Onu kirletip örtense kayba uğramıştır.”

Not. Rivâyetçiler uydurdukları yetmezmiş gibi, âyetleri siyak ve sibakından koparıp, anlamları çarpıtmak suretiyle sapık zihniyetlerine alet etmişlerdir. Bu âyetlerde de vurgulu bölümleri kabir azabı olarak açıklamışlardır.


Âyetleri pasaj bütünlüğü içerisinde değerlendiriniz. Lafzî mânâlarına dikkat ediniz.Gerçeği görürsünüz.

En’âm suresi âyet 93:

“Yalan düzüp Allah’a iftira edenden veya kendisine bir şey vahyedilmediği halde “bana vahyedildi” diyen kişi ile, Allah’ın âyet indirdiği gibi ben de indireceğim” diyen kimseden daha zalim kim vardır! Bir görsen, o zalimleri ölüm dalgaları içindeyken. Melekler ellerini uzatmış, “çıkarın canlarınızı” diye! Bu gün zillet azabıyla cezalandırılacaksınız; çünkü Allah’a karşı gerçek dışı şeyler söylüyordunuz ve çünkü O’nun âyetlerine karşı büyüklük taslıyordunuz.”

Not: bazıları buradaki zillet azabından kabir azabının murat edildiğini söylemişlerdir.

 Tevbe suresi âyet 101:

“Çevrenizdeki bedevi Araplardan münafıklar var. Medine halkından da münafıklığa iyice alışmış olanlar var. Sen bilmezsin onları. Ama biz biliriz onları. İki kez azap edeceğiz onlara, sonra da çok büyük bir azaba itilecekler.”

(Not: İbn-i Abbas ve Mücahit bu âyette geçen  “iki kez azap” dan birinin kabir azabı olduğunu söylemişlerdir. Peki âyeti nasıl anlamalıyız?

Rivayet tefsirlerinde birbirinden farklı çoğu Kur’ân ilkeleriyle çelişen yüzlerce rivayet var. Hangisini tercih edeceğinizi şaşar kalırsınız. Siz Kur’ân’a yönelin. Konuyu pasajı iyi okuyun. Bu âyetten evvel konu içerisinde  yer almış 55 ve 85. âyetlere dikkat ediniz. Açıklamalar orada geçmiş.

Tevbe Suresi âyet 55: (85. âyette aynı mânâdadır.)

“Artık onların malları ve evladları seni imrendirmesin. Allah bunlar sebebiyle ancak kendilerini dünya hayatında azaba çarpıtmayı ve canlarının, kendileri kafir olarak güçlükle çıkmasını murad eder.”

Gördüğünüz gibi azap: Dünya hayatında, mallar ve evlatlar aracılığıyla ve de ölüm anında işkence.

Malların ve evlatların nasıl işkence/azap aracı olabileceğinin teferruatına girmeye gerek yok sanırım. Ölüm anındaki işkenceyi de:

Enfal suresi âyet 50:

“ Ve meleklerin kafirlerin canlarını alırken yüzlerine ve arkalarına vurduklarını  bir görseydin!  “Yangın azabını tadın.” Ayetinden anlayabiliriz.)

İbrahim suresi âyet 27:

“Allah, inananları dünya hayatında da âhirette de tutarlı sözle sağlamlaştırır. Allah, zalimleri şaşırtır. Allah dilediğini yapar.”

Not: bu âyeti celile de yine siyak ve sibakından koparılarak, kendi bünyesinde de bütünlüğü bozularak kabir azabı ve süali hakkında malzeme yapılmıştır. Ki geniş bilgi Sahih Buharî  Kitab-ül Cenâiz Babı 122, 123 no.lu Bera ibn Âzip ve  Şu’be rivâyetlerinde mevcuttur.

Tekasür suresini de yine uydurmalarına malzeme yapmışlardır.

    İşte bu âyetleri kimisi rivâyetlerle, kimisi akılları sırasınca işaretlerle kabir azabına yorumlamışlardır. Ama aşağıdaki âyeti direkt olarak Kabir azabı olarak anlamışlar ve bu konuda bir çok görüş ve düşünce üretmişlerdir. Yani bu âyetin kabir azabının varlığının kesin delili olduğunu söylemişlerdir. Âyeti celilenin ifade ettiği açık manayı ise aşağıda vereceğiz. Mukayeseleri yapın, tahlilleri değerlendiriniz. Ve işin gerçeğini öğreniniz.

 Ve de  Mü’min suresi âyet 46:

“Ateş. Sabah akşam ona arz olunurlar. Kıyamet koptuğu gün de “Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun!”

Not: Sabah-akşam ifadeleri devamlılıktan, süreklilikten kinayedir. Gece-gündüz ifadeleri de aynı. Başka âyetlerden örnekler bulabilirsiniz. Mesela:

A’raf suresi âyet 41, 205, Mü’min suresi âyet 55: Enam suresi âyet 52 Ahzap suresi âyet 42, Rum suresi âyet 17, Fetih suresi âyet 9, Ve Meryem suresi âyet 62.


 İsterseniz Meryem 62 yi bir ele alalım:

“ Orada boş lakırdı değil, yalnızca “selam” işitirler. Orada kendilerinin sabah akşam rızıkları da hazırdır.”

Buradaki sabah-akşam ifadeleri devamlı-sürekli demektir. Yoksa cennette sabah akşam sadece iki öğün rızık verilir demek değildir.

Sunduğumuz bu âyetler özellikle de Mü’min suresi 46. âyet konunun kesin delili olarak ileri sürülmüş ve bunun kesin olarak Kabir azabını ifade ettiği iddia edilmiştir. Ve bu husus Ehli Sünnet ve-l-Cemâat mezhebinin kabir azabının varlığına inanışının kesin hücceti olarak kabul edilmiştir. Bu nasıl yapılmıştır?

Birincisi. Bu anlam İbn-i Mes’ud ve İbn-i Ömer’den rivâyet edilmiştir. Yani bu iki sahabenin bu âyetten kabir azabını anladıkları söylentisi ortaya atılmıştır. Ve bu anlamı çıkarabilmek için de teknik ayrıntılar çarpıtılmıştır.

Açıklamaya çalıştığımız bu Mü’min suresinin 46. âyetini münferiden anlamak mümkün değildir. Zira âyetin birinci kısmı, 45. âyetin manaca devamıdır. Bedel, veya Atf-u Beyan’la 45. âyetteki “Kötü azabın” ne olduğunu açıklamaktadır. Hatta 45. âyet ile 46. âyet tek bir bütün halinde meallendirilirse daha iyi anlaşılırlar. Meselâ:

45, 46- “Allah, o adamı ötekilerin kurdukları tuzakların kötülüklerinden korudu. Firavun ailesini de azabın en kötüsü kuşattı. Ki o sabah akşam arz olundukları ateştir. Kıyamet koptuğu gün de “Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun!”

Ama esas konuyu anlayabilmek için pasajın tümünü ele almak ve bu âyetleri de pasajın bütünlüğü içerisinde değerlendirmek gerekir. Pasajın tamamı:


Mü’min suresi âyet 38-52:

38- O iman eden kişi dedi ki: “Ey toplumum! Bana uyun, sizi doğru yola götüreyim.

39- Ey toplumum, şu iğreti dünya hayatı, geçici bir nimetten ibarettir. Âhiret ise sürekli durulacak yurdun ta kendisidir.

40-Kötü bir iş yapan, sadece yaptığı kadarıyla cezalandırılır. Erkek ve kadından mümin olarak iyi bir iş yapana gelince, işte böyleleri cennete girerler ve orada hesapsız bir biçimde rızıklandırılırlar.

41-Ey toplumum! Sebep ne ki; ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz beni ateşe çağırıyorsunuz.

42-Siz beni, Allah’a küfretmeye ve hakkında hiçbir bilgim olmayan şeyi ona ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi Azîz ve Gaffâr olana davet ediyorum.

43-Sizin beni çağırdığınız şeye, ne dünyada ne de âhirette asla ve asla dua edilemez/onun dünyada ve âhirette çağrı hakkı yoktur. Dönüşümüz_varışımız Allah’adır. Aşırılığa sapanlarsa ateş halkının ta kendileridir.

44- Size söylemekte olduklarımı yakında hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah’a havale ediyorum. Allah kullarını iyice görmektedir.”

45- Allah, o adamı ötekilerin kurdukları tuzakların kötülüklerinden korudu. Firavun ailesini de azabın en kötüsü kuşattı.

46- Ateş. Sabah akşam ona arz olunurlar. Kıyamet koptuğu gün de “Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun!

47- O vakit onlar ateş içinde çekişir dururlar. Horlanan takım, böbürlenen takıma şöyle der: “biz sizin uydularınız olmuştuk. Şimdi şu ateşin bir kısmını olsun, bizden uzak tutabilir misiniz?

48- Böbürlenen takım şöyle konuşur: “Gerçek şu ki, hepimiz ateşin içindeyiz. Allah, kulları arasında hüküm vermiştir.”

49- Ateştekiler cehennem bekçilerine şöyle der: “Rabbinize yakarın da azabı bizden bir gün olsun hafifletsin.”

50- Bekçiler derler ki: “Rasülleriniz size açık-seçik mesajlar getirmezler miydi?” derler ki: “Elbette getirirlerdi.” Bekçiler: “ O halde yalvarın durun; inkarcıların yakarışları çıkmazda kalıp gitmiştir.” Diye cevap verirler.

51- Şu bir gerçek ki, biz rasüllerimize ve iman edenlere, hem dünya hayatında hem de tanıkların ayağa kalkacakları gün mutlaka yardım edeceğiz.

52- O gün ileri sürdükleri özürler, zalimlere yarar sağlamayacaktır. Lanet var onlar için ve yurtların en kötüsü onların.”

 Kaynak : İşte Kur’an ( Hakkı Yılmaz)

Yukarı dön Göster savana's Profil Diğer Mesajlarını Ara: savana
 
bembeyaz
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 31 temmuz 2007
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 736
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı bembeyaz

 

Yunusemre kardeşim,

Peki bir soru... diyorsunuz ve:

"Madem öldükten sonra bedenin bir fonksiyonu kalmayacak, ( yani azabı ruh çekecek diyorsunuz ) o zaman Allah, neden insanları tekrar bedenleri ile diriltecek?"

diye soruyorsunuz. Çok güzel bir soru...

Evet öldükten sonra tekrar diriltilinceye kadar bedenin hiç bir fonksiyonu kalmayacak... ACIYI veya MUTLULUĞU ruh tadacak... Ama yeniden dirilme gerçekleştiğinde ise azabı hem ruh, hem de beden birlikte çekecekler. Kur'an'ın ifadesiyle, inkarcıların azapları da hafifletilmeyecek. Bedenleri yenilenecek ve aynı azabı tekrar tekrar tatmaya devam edecekler... Çünkü, küstahça Allah'ı ve ahireti yok saymışlardı... Alaya almışlardı... Kabul etmemişlerdi... Dalgalarını geçmişlerdi... İnananları küçümsemişlerdi... 'Evvelkilerin masalı' demişlerdi... 'Çöl kanunu canım' demişlerdi... Hz. Peygamber'e ise 'çöl bedevîsi' diye hakaret etmekten bile çekinmemişlerdi...

Elbette Ahirette onların bedenleri de olacak... Çünkü Kur'an'da içecekleri kaynar sulardan ve yiyecekleri zakkumlardan bahsedilmesi bunun işaretlerinden sadece bir tanesi... Aynı şekilde etleri döküldüğünde tekrar etlerinin giydirileceğinin ifade edilmesi de, azabın bedenen tadılacağının bir başka göstergesi...

Kısaca, esas hesap ahirette olacak... Kabirde ise bedenen bir azap söz konusu olmayacak... Esas hesap; yargılamadan sonra gerçekleşecek... Zaten Allah yargısız infaz yapmaz, gerçekleri ortaya koymadan, şahitleri ve delilleri getirmeden hüküm vermez... Aksi takdirde bu; O'nun kendisi için benimsediği iradî tavıra aykırı bir durum olurdu... Oysa Allah kendi koyduğu kurallara (sünnetullaha) en başta kendisi uymaktadır... (Sünnetullah deyince sadece tabiatta mevcut olan yasaları anlamak, 'Allah'ı anlamamak demektir' bunu da belirteyim. Bu ayrı bir konu, onu da sonra değerlendirebiliriz.)

Dolayısıyla insanları kötülüklerden sakındırmak maksadıyla söylenmiş bir takım zayıf veya uydurma rivayetlere bakarak, yanlış kanaatlere sürüklenmek doğru olmasa gerektir... Sembolik anlatımları hakikatmiş gibi algılamak da doğru değildir.... Teşbih ve temsilleri farklı değerlendirmek de isabetli bir yaklaşım olmayacaktır...

Sonra da, "Ve iki ayet..." diyorsunuz.

"Yasin Suresi
51. Ve [sonra yeniden diriliş] sûru üflenecek; işte o zaman tümü kabirlerinden çıkarak Rablerine doğru koşacaklar!

52. “Eyvah!” diyecekler, “Kim bizi [ölüm] uykumuzdan uyandırdı?” [Bunun üzerine onlara şöyle denecek:] “İşte Rahmân’ın vaad ettiği budur! Demek ki O’nun elçileri doğru söylemişlerdi!”

Hani nerede ( ruhen ya da bedenen olabileceği iddaa edilen ) kabir azabı? Ölenler kabir azabı mı çekmişler, yoksa öldüklerinden habersiz olup, kendilerinin uyuyor olduklarını mı sanıyorlar?"

diye soruyorsunuz.

Değerli kardeşim, bu ayetleri doğru anlayabilmek için önce sûr ile kastedilen nedir ona bakalım...

(صور) “Sûr”; “boru, ses, seslenmek, üflenince ses çıkaran boynuz, şekil, biçim, resim” gibi anlamlara gelmektedir. Terim olarak ise; “kıyâmetin kopuşu ve ba’sı haber vermek üzere üflenecek bir aleti” ifade etmektedir.[1] O, dünya ölçüleriyle mâhiyeti kavranamayacak bir şey olduğundan Hz. Peygamber tarafından anlaşılması için boynuza benzetilmiştir.[2]

Kur’an-ı Kerim’in beyanına göre sûr iki defa üflenecektir. İlk üflenişte Allah’ın diledikleri dışında göklerde ve yerde bulunanların hepsi bayılacaktır (ölecektir).[3] Daha sonra yeryüzü darmadağın edilecek,[4] kainattaki nizam bozulacaktır.[5] Âlem başka bir âlem olacak, yeryüzü değiştirilecek (tüm evreni içine alan toplu ve kökten bir değişim gerçekleşecek, dünyada bulunan kıtalar tekrar birleştirilerek eski haline döndürülecek) ve her yer dümdüz olacaktır.[6] Arkasından sûr ikinci kez üflenecek,[7] insanlar ayağa kalkıp bakışacaklar,[8] kabirlerinden aceleyle fırlayanlar sanki bir hedefe doğru yarış ediyorlarmışcasına gözleri düşmüş ve zilletle dûçâr bir halde,[9] koşarak mahşer meydanına doğru seller gibi akıp gideceklerdir.[10] Rüzgarın savurduğu çekirge sürüleri gibi perişan, kederli gözlerle ve şaşkınlık içinde bir davetçinin peşinden koşacak, [11] boyunları bükük bir halde[12] bölük bölük Allah’ın huzurunda[13] tamamı bir araya getirilecektir.[14] Ve bu toplanmayı gerçekleştirmek Allah için çok kolay olacaktır.[15] Birinci ve ikinci sûr arasında ne kadar zamanın geçeceği ise bilinmemektedir. Bu konuda bir takım rivâyetler söz konusu ise de hiç birisinde kesin bir süreden bahsedilemiştir.[16]

Sonuç olarak sûr, bir gün mutlaka üflenecektir. İnsanın ecelinin gelmesi onun için belki de bir anlamda sûrun üflenmesi gibidir. Ancak şurası bir gerçektir ki, birinci sûru kıyâmetin koptuğu esnada yaşayanlar işitecekse de, ikinci sûru kabirlerinde olanlar dahil bütün insanlığın işiteceğinde kuşku yoktur. (Ayrıntılı bilgi için bkz. Dr. Ahmet Emin Seyhan, Hadislerde Kıyamet Alametleri, s.231-232)

 

 

Öyleyse Yasin sûresi 51. ayette geçen sûr ile kastedilen acaba hangi sûr buna bakmak lazım....  İbn Manzur, (صورة) kelimesinin çoğulunun (صُوَرُ) olduğunu, “insanın sureti, şekli, cesedi, bedeni” anlamlarına geldiğini, (يوم ينفخ في الصور) âyetinin “sûr üfürüldüğü gün” anlamına değil de, “cesetlerin içine ruh üflendiği gün” mânâsına gelmesinin daha doğru olacağını, zîra, (صور) kelimesinin Arapça’da bu şekilde kullanıldığını ifade etmekte ve (ينفخ في صُوَرِِ الموتي الاَرواح 15;) “ölülerin bedenlerine ruhlar üflenir” sözüyle görüşünü desteklemeye çalışmaktadır. Bu itibarla, kelimenin Kur’an’ı Kerim’in bir kısım âyetlerinde “sûr”, diğer bir kısım âyetlerinde ise “beden veya ceset” anlamında kullanılması mümkündür.

Bu ayette de beden anlamında kullanılması imkan dahilindedir. Dolayısıyla ruhlar bedenlere üflendiğinde herkes birden bire kabirlerinden kalkacak... Tıpkı yağmur yağdığında otların topraktan çıkmasında olduğu gibi, yeniden diriliş gerçekleşecek... Tabir caizse herkes adeta ışınlanacak...

(Yasin, 36/53: "Yalnızca tek bir çığlık. Ve derken (insanların) tümü önümüzde sıralanmış bir haldeler."

(Zümer 39/68: "... Sonra sûr yeniden üflenecek. Derken (bir de bakmışsın) onlar ayaktalar (ve etraflarına) bakıyorlar."

(Saffât, 37/19-20: "O bir tek çığlıktır (patlamadır.) Derken (bir de bakmışsın) onlar  (etraflarına) bakıyorlar. Ve "eyvah!" diyecekler, "İşte hesap günü bugündür!"

Bu ayetlerde bu şekilde denilmesi, dirilişin nasıl BİR SÜRAT içinde olacağını ve inkarcıların şaşkınlıklarını açıkça göstermektedir.... 

 

Diğer taraftan Yasin suresi 52. ayette "ölüm uykusu" tabiri geçmiyor... YANİ BU BİR UYKU DEĞİL... Ayet şöyle:

 "Eyvah bize" diyecekler. Kim bizi (uzanıp) yattığımız yerden (kaldırdı) yeniden diriltti?" (Bunun üzerine onlara şöyle denecek:) "İşte Rahman'ın vaad ettiği budur! Demek ki O'nun elçileri doğru söylemişlerdi!"

Görüldüğü üzere herhangi bir uykudan bahsedilmiyor... "uyku" diye veya "ölüm uykusu" diye yapılan yorumların ise ne kadar isabetli olduğunu sizlerin takdirlerine bırakıyorum... Burada inkarcıların şaşkınlıkları dile getiriliyor... Yalanladıklarının gerçek olduğunu anladıklarındaki halleri ve gösterdikleri tavır dile getiriliyor...

Sonuç olarak ifade etmek gerkirse, tek bir meale bakarak bir takım hükümler vermenin isabetli olmayacağını düşünüyorum... Bir konu hakkında konuşabilmek için o konuda derinleşmek gerekmektedir. O konuyu çok iyi bilmek icap etmektedir. O konu hakkında yazılmış ciddi çalışmaları okumak lazımdır... Görüyorum da bazıları forumda yazdıklarımı okumadan, ne demek istediğimi iyice anlamadan bir yerlerden aldıkları bilgileri buraya cevap diye yapıştırıyorlar... Oysa her bir iddiamıza, o iddia ile ilgili doyurucu ve ikna edici cevaplar beklemek hakkımızdır diye düşünüyorum... Yanlışımız varsa derhal döneriz ve düzeltiriz... Doğruya sahip çıkarız... İnatla yanlışımızı sürdürmekten de Allah'a sığınırız... (Rabbim ilmimi ve anlayışımı artır.)



[1] İBN MANZÛR, Lisânu’l-Arab, IV, 475-476. İbn Manzur, (صورة) kelimesinin çoğulunun (صُوَرُ) olduğunu, “insanın sureti, şekli, cesedi, bedeni” anlamlarına geldiğini, (يوم ينفخ في الصور) âyetinin “sûr üfürüldüğü gün” anlamına değil de, “cesetlerin içine ruh üflendiği gün” mânâsına gelmesinin daha doğru olacağını, zîra, (صور) kelimesinin Arapça’da bu şekilde kullanıldığını ifade etmekte ve (ينفخ في صُوَرِِ الموتي الاَرواح 15;) “ölülerin bedenlerine ruhlar üflenir” sözüyle görüşünü desteklemeye çalışmaktadır. Bu itibarla, kelimenin Kur’an’ı Kerim’in bir kısım âyetlerinde “sûr”, diğer bir kısım âyetlerinde ise “beden veya ceset” anlamında kullanılması mümkün olabilir kanaatindeyiz.

[2] TİRMÎZÎ, 35/Kıyâme, 8 (IV, 620); EBÛ DÂVUD, 39/Sünne, 22 (V, 107).

[3] Zümer, 39/68. Süleyman Ateş, “sûr’a üflemenin, Tanrısal mahkemeye çağırma olduğunu, bu iki üflemenin ayrı ayrı zamanlarda değil, aynı zamanda olacağını, birincisinin öldürücü ikincisinin diriltici değil, her ikisinin de mahkemeye çağırıcı olduğunu, birinciyi duyanların korkudan bayılacaklarını, ikinci sesi duyunca da akıllarının başına geleceğini ve mahkemeye (mahşer meydanına) koşacaklarını” belirtmektedir. ATEŞ, Tefsîr, X, 40, 43.

[4] Hâkka, 69/13-16.

[5] İbrâhim, 14/48; Tâhâ, 20/105-107.

[6] İbrâhim, 14/48.

[7] Kâf, 50/20; “Ve (yeniden diriliş) sûru, (sonunda) üflenecektir. İşte o, bir uyarının gerçek olacağı gündür İbn Manzûr’un ifadesine göre tercümeyi şu şekilde yapmak mümkündür: “(İnsanların) bedenlerine (tekrar) ruhlar üflenecektir. İşte o, bir uyarının gerçek olacağı gündür.” Nitekim, Allah Teâlâ daha önce de insanoğluna kendi ruhundan üflemişti. Bkz. Hicr, 15/29; Secde, 32/9; Sâd, 38/72.

                Kısacası Allah Teâlâ, kendi ruhundan insana hayat vermiştir. Ölüm meleğinin ruhlar âlemine götürdüğü ruh, vakti gelince bedenine tekrar iade edilecektir. (Kehf, 18/99; Zümer, 39/68). Bu iade bir tek üfleme ile olacak (Hâkka, 69/13), canlanan insanoğlu kabrinden kalkıp etrafına bakacak (Yâsîn, 36/51; Zümer, 39/68) ve hesap meydanına doğru koşacaktır. Öte yandan kıyâmetin kopma işleminin, (صيحة واحدة) “tek bir çığlık” ile gerçekleşmesi de imkan dahilindedir. Bkz. Yâsîn, 36/49-54; “(Ve bilmezler ki) (yeniden dirilmeye) itiraz edip dururlarken, kendilerini sarsıp yok edecek bir tek çığlık sesi onlara yeter! Ve (akibetleri öyle ânî olacaktır ki) ne bir vasiyette bulunabilecekler, ne de yakınlarına sığınabilecekler. Ruhların bedenlere girmesiyle onların tamamı kabirlerinden kalkıp Rablerine doğru koşacaklar. Eyvah! ‘Kim bizi (ölüm) uykumuzdan uyandırdı?’ (diyecekler) (Bunun üzerine onlara şöyle denilecek): “İşte Rahman’ın vaad ettiği budur! Demek ki O’nun elçileri doğruyu söylemişlerdi. Yalnızca bir tek çığlık olur ve derken tümü önümüzde sıralanırlar (ve onlara şöyle denilir): ‘Bugün hiçbir kimseye en küçük bir haksızlık yapılmayacak ve (yeryüzünde) yaptıklarınız dışında hiçbir şeyden sorumlu tutulmayacaksınız!’” Özetle; bu âyetlere bakılarak kıyâmetin kopuşunun (الصور) sûr kavramıyla ifade edilen bir üflemeyle değil, (صيحة واحدة) “tek bir çığlık” kelimesiyle belirtilen korkunç bir sesle de başlayabileceğini ifade edilebiliriz.

[8] Zümer, 39/68.

[9] Meâric, 70/43-44.

[10] Yâsîn, 36/51.

[11] Kamer, 54/7-8

[12] Neml, 27/87.

[13] Nebe, 78/18.

[14] Kehf, 18/99. Ayrıca bkz. Âl-i İmrân, 3/25; Nisâ, 4/87; En’âm, 6/12; Câsiye, 45/26; Vâkıa, 56/50; Teğabün, 64/9;  Mürselât, 77/38.  

[15] Kâf, 50/44. “Onlar (Allah’ın hükmüne doğru hızla) koşarken yeryüzünün çepeçevre yarılıp parçalanacağı gün: bu toplanma bizim için kolay olacaktır.” Ayrıca bkz. Meryem, 19/90; Abese, 80/26.

[16] BUHÂRÎ, 65/Tefsîr, 39-3 (VI, 34); MÜSLİM, 52/Fiten, 28 (III, 2270-2271).

 

 

Yukarı dön Göster bembeyaz's Profil Diğer Mesajlarını Ara: bembeyaz Ziyaret bembeyaz's Ana Sayfa
 
yunusemre
Yasaklı
Yasaklı
Simge

Katılma Tarihi: 16 mayis 2007
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 213
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı yunusemre

Selam...

Peki tek bir meale bağlı kalmayalım. O zaman, aşşağıdaki meallerden hangisine bağlı kalalım?

Abdülbaki Gölpınarlı

Ve demişlerdir ki: Yazıklar olsun bize, kim kaldırdı bizi uyuduğumuz yerden; bu, rahmanın bize vaadettiği şey ve peygamberler gerçek söylemişler.

Ali Bulaç Meali

Demişlerdir ki: 'Eyvahlar bize, uykuya-bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip-kaldırdı? Bu, Rahmanın va'dettiğidir, (demek ki) gönderilen (elçi)ler doğru söylemiş'.

Diyanet İşleri Meali

"Vah halimize! Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı?" derler. Onlara: "İşte Rahman olan Allah'ın vadettiği budur, peygamberler doğru söylemişlerdi" denir.

Diyanet Vakfı Meali

(İşte o zaman:) Eyvah, eyvah! Bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu, Rahman'ın vadettiğidir. Peygamberler gerçekten doğru söylemişler! derler.

Edip Yüksel Meali

"Vay halimize" derler, "Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı? Bu, Rahman'ın söz verdiği şeydi. Demek elçiler doğru söylemişti."

Elmalılı Hamdi Yazır

Onlar: "Eyvah başımıza gelenlere! Mezarımızdan bizi kim kaldırdı? O Rahmân'ın vaad buyurduğu işte bu imiş. Gönderilen peygamberler de doğru söylemişler" derler.

Ömer Nasuhi Bilmen

Demiş olurlar ki, «Eyvah bize! Bizi kim uyuduğumuz yerden kaldırdı? İşte bu, Rahmân'ın vaadettiğidir ve gönderilmiş olanlar, doğru söylemiş.»

Muhammed Esed

“Eyvah!” diyecekler, “Kim bizi [ölüm] uykumuzdan uyandırdı?” [Bunun üzerine onlara şöyle denecek:] “İşte Rahmân'ın vaad ettiği budur! Demek ki O'nun elçileri doğru söylemişlerdi!”

Suat Yıldırım

52 – “Eyvah bize! Kim kaldırdı bizi yatağımızdan?” diyorlar...“İşte Rahmân'ın vâdi: Resuller doğru söylerler!”

Süleyman Ateş Meali

Dediler: "Vah bize, bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? İşte Rahman'ın va'dettiği şey budur. Demek peygamberler doğru söylemiş!"

Şaban Piriş Meali

-Eyvah bize, mezarımızdan bizi kim kaldırdı? Bu, Rahman’ın tehdididir. Demek ki elçiler doğru söylemiş, derler.

Ümit Şimşek Meali

52. “Eyvah bize!” derler. “Kim kaldırdı bizi kabirlerimizden? İşte bu Rahmân'ın vaad ettiği şey; demek peygamberler doğru söylüyormuş!”

Yaşar Nuri Öztürk

52 Şöyle diyecekler: "Vay başımıza gelene! Kim kaldırdı bizi mezarımızdan? Rahman''ın vaat ettiği işte bu! Peygamberler doğru söylemişler."

Yusuf Ali (English)

52- They will say: "Ah! woe unto us! Who hath raised us up from our beds of repose?". . . (A voice will say:) "This is what (Allah) Most Gracious had promised, and true was the word of the messengers!"

M. Pickthall (English)

Crying: Woe upon us! Who hath raised us from our place of sleep? This is that which the Beneficent did promise, and the messengers spoke truth,

 

 

Neden şaşkınlık içinde Rablerine doğru giderlerken bu sözü sarfediyorlar? Niye şu sözü söylemiyorlar; "Bizi kabirdeki azaptan kim kurtardı?" veyahut "şimdi nereye götürülüyoruz, yoksa azaptan kurtulduk mu?" gibi sözler niye çıkmamış ağızlardan.. vesaire vesaire..

 

Yukarı dön Göster yunusemre's Profil Diğer Mesajlarını Ara: yunusemre
 
omertsl
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 06 temmuz 2007
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 107
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı omertsl

Yunusemre : Neden şaşkınlık içinde Rablerine doğru giderlerken bu sözü sarfediyorlar? Niye şu sözü söylemiyorlar; "Bizi kabirdeki azaptan kim kurtardı?" veyahut "şimdi nereye götürülüyoruz, yoksa azaptan kurtulduk mu?" gibi sözler niye çıkmamış ağızlardan.. vesaire vesaire..

Bencede çok doğru bir tespit .Bütün meallerde aynı şeyler anlatılıyor kelimeler farklı olsada anlatılanlar aynı.İlla azap olmasıda gerekmez Hadisçiler orayı "cennet bahçelerinden bir bahçe" olarak gösterirler.Nekadar azap olmasada kabirde mükafatta yoktur;)

Veya yunusemrenin dediklerinin terside olurdu! "...kim çıkardı bizi bu güzel bahçeden..."vsvsvs...

Yani mükafat yada Azap kabirde değil; Ancak "O"Günden sonra  verilecektir...Allah'ta ayetlerinde açık açık anlatır hala mı anlamazlar...!

Kur'anla ve esenle kalın...

__________________
ZUHRUF/22:Hayır!"Sadece,biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk,biz de onların izinde gidiyoruz"derler.

ATALAR(beleşçilik) DİNİNE SON!!!(Öncenin Putperest'i , şimdinin Sözde Müslümanı...)
Yukarı dön Göster omertsl's Profil Diğer Mesajlarını Ara: omertsl Ziyaret omertsl's Ana Sayfa
 
bembeyaz
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 31 temmuz 2007
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 736
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı bembeyaz

selam yunusemre ve omertsl,

Aşağıdaki mealler isabet etmişler. Diğerleri değil...Yani uykudan değil mezardan bahsetmişler... Dolayısıyla uykudan kalkmak ayrı şey... Mezardan kalkmak ayrı şey... Bir tek meale bağlı kalmamak her zaman iyidir ve daha öğreticidir... Doğru sonuca varmak için doğru meallere bakmak lazım...

Diğer taraftan esas mükafat yeri ahiret olacak, kabir değil. Ben de zaten bunu yazmıştım... Dolayısıyla karıştırmamak gerek...

Ayrıca "eyvah!", "eyvah bize!" ve "vah bize!" sözleri sizce sevinç mi ifade ediyor yoksa şaşkınlık ve pişmanlık mı? ne dersiniz?

Bu nedenle;

Veya yunusemrenin dediklerinin terside olurdu! "...kim çıkardı bizi bu güzel bahçeden..."vsvsvs...

demeleri asla mümkün olmayacak... Zira ayet, gayet açık ve net...

Selam ve dua ile.... Sevgiyle kalın...... Ve de Kur'an-ı Kerim ile.... HER ZAMAN......

Diyanet İşleri Meali

"Vah halimize! Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı?" derler. Onlara: "İşte Rahman olan Allah'ın vadettiği budur, peygamberler doğru söylemişlerdi" denir.

Diyanet Vakfı Meali

(İşte o zaman:) Eyvah, eyvah! Bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu, Rahman'ın vadettiğidir. Peygamberler gerçekten doğru söylemişler! derler.

Edip Yüksel Meali

"Vay halimize" derler, "Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı? Bu, Rahman'ın söz verdiği şeydi. Demek elçiler doğru söylemişti."

Elmalılı Hamdi Yazır

Onlar: "Eyvah başımıza gelenlere! Mezarımızdan bizi kim kaldırdı? O Rahmân'ın vaad buyurduğu işte bu imiş. Gönderilen peygamberler de doğru söylemişler" derler.

Suat Yıldırım

52 – “Eyvah bize! Kim kaldırdı bizi yatağımızdan?” diyorlar...“İşte Rahmân'ın vâdi: Resuller doğru söylerler!”

Süleyman Ateş Meali

Dediler: "Vah bize, bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? İşte Rahman'ın va'dettiği şey budur. Demek peygamberler doğru söylemiş!"

Şaban Piriş Meali

-Eyvah bize, mezarımızdan bizi kim kaldırdı? Bu, Rahman’ın tehdididir. Demek ki elçiler doğru söylemiş, derler.

Ümit Şimşek Meali

52. “Eyvah bize!” derler. “Kim kaldırdı bizi kabirlerimizden? İşte bu Rahmân'ın vaad ettiği şey; demek peygamberler doğru söylüyormuş!”

Yaşar Nuri Öztürk

52 Şöyle diyecekler: "Vay başımıza gelene! Kim kaldırdı bizi mezarımızdan? Rahman''ın vaat ettiği işte bu! Peygamberler doğru söylemişler."


Yukarı dön Göster bembeyaz's Profil Diğer Mesajlarını Ara: bembeyaz Ziyaret bembeyaz's Ana Sayfa
 
yunusemre
Yasaklı
Yasaklı
Simge

Katılma Tarihi: 16 mayis 2007
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 213
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı yunusemre

Selam..

Arapçam yok ama bir şeye isabet etmek gerekli bu konuda.. Yasin Suresi 52. ayette "kabir" kelime olarak geçmiyor.

Yasin Suresi
52. Kalu ya veylena mem beasena mim merkadina haza ma veader rahmanü ve sadekal murselun
 

Kabir kelimesi olan bir kaç ayet..

Fatır Suresi

22. Ve ma yestevil ahyaü ve lel emvat innellahe yüsmiu mey yeşa' ve ma ente bi müsmiım men fil kubur

İnfitar Suresi

4.

Ve izelkuburu bu'siret.

 

Tekasür Suresi

2. Hatta zürtümülmekabir

Yukarı dön Göster yunusemre's Profil Diğer Mesajlarını Ara: yunusemre
 

Sayfa Sonraki >>
  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Sizin yetkiniz yok foruma yeni mesaj ekleme
Sizin yetkiniz yok forumdaki mesajlara cevap verme
Sizin yetkiniz yok forumda konu silme
Sizin yetkiniz yok forumda konu düzenleme
Sizin yetkiniz yok forumda anket açma
Sizin yetkiniz yok forumda ankete cevap yazma

Powered by Web Wiz Forums version 7.92
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide
hanif islam

Real-Time Stats and Visitor Reports Sitemizin Gunluk, Haftalik, aylik Ziyaretci  Detaylari Real-Time Stats and Visitor Reports

     Sayfam.de  

blog stats