HANiFDOSTLAR.NET

 

Kuran Müslümanı
 

(Şahıs odaklı din anlayışından Allah odaklı din anlayışına...)

Ana Sayfa Hanif Mumin  Iste Kuran Kurandaki Din  Kur'an Yolu  Meal Dinle Sohbet Odasi Hanifler E- Kitaplik Kütüb-i Sitte ?  ingilizce Site Kuran islami Aliaksoy Org  Hasanakcay Net Tebyin-ül Kur'an Önerdiğimiz Siteler Bize Ulasin

 

- Konulara Göre Fihrist

- Saçma Hadisler

- Hadislerin-Sünnetin İncelemesi

- Haniflikle İlgili Sorular Cevaplar

- Misakın Elçisi Kim?

- Kuranda Namaz/Salat

- Onaylayan Nebi

- Kuranda Namaz/Salat

- Enbiya 104

- Kuranda Yeminler

- Adem Hakkında Sorular

- Ganimetleri Resulün Eline Nasıl Vereceğiz?

- Allahın ındinde YIL ve DOLUNAYLAR

- Abese ve Tevella

- Hadisçilerce Tahrif Edilen Ayetler

- Mübarek Yer, Mübarek Vakit

- Arkadaş Peygamber

- Kuranın İndirilişinden Günümüze Gelişi

- Bir Türban Sorusu

- Kuran ve Bize Öğretilenlerin Farkı

- Namazın Kılınışı

- Hadislere Göre Namaz

- Kuranda Salat Namaz mıdır?

- Kuran Yetmez Diyen Uydurukçular

- Bizler Hanif Dostlarız

- Sahih Hadis mi İstersiniz?

- Hakkı Yılmaz'ın Tebyin Çalışması

- Kur'anı Anlamada Metodoloji

- Tarikatçıların Çarpıttığı Birkaç Ayet

- Nasıl Kur'an Okuyalım?

- Kur'anı Kerim Nedir?

- Kur'anda Oruç

- Allah'sız Bir Din ve Allah'sız Bir Kur'an İnancı

- Kuransız Bir İslam Anlayışı ve Müşrikleşme

- Meal Çalışmasına Davet

- Allah Şahit Olarak Kafi Değil mi?

- Doğru Hadisleri Ne Yapacağız?

- Kur'andaki Muhammed ve Peygamberlerin Misyonu

- Mahrem, Avret, Ziynet

- Nur Suresi Çeviri-Yorum

- Cilbab

- Resule İtaat Ne Demektir?

- Hadis Kalburcuları ve Kalburları

- Kur'anı Kerim'in İndiriliş Gayesi

- Kur'anda Amellere Karşı Cahili Yaklaşım

- İslamdışı İnanışlara Kur'andan Örnekler

- Biri Şu Haram Üretim Tesislerini Kapatsın

- Tasavvufta İslam Var mı?

- İslamda Delil Sorunu

- Kurban Kesmek

- İlahi Hitabın Serüveni

- Ecel Nedir?

- Şirk, İşrak, Müşrik, Müşareke, Müşterik

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Peygamberlere Karşı Rabbani Yaklaşımlar

- Salat-ı Tefriciye yada Zikri Çarpıtmaya Bir Örnek

- Mucize Nedir?

- Ayrılıkların Nedenleri

- Sıfır Hata veya Kur'an

- Haniflik Nedir?

- Rabıta İle Şeyhlere Tapanlar

- Hadis Zindanının Mezhepçi Mahkumları

- İslam Dininin Öğrenilmesinde Kaynak Sorunu

- Fasık ve Münafıkların Genel Tanımlaması

- Hadisler, Hıristiyanlık ve Selman Rüştü

- Kur'anı kerim'in İndiriliş Gayesi

- Müstekbirlere Karşı Cahili Yaklaşım

- Halis-Hanif İslam

- Kur'anda Şefaat

- Fuhuş Tellalı Tefsirciler

- Hayızlıyken Neden Namaz Kılınmasın?

- Cebrail, Vahiy, Melek

- Dindarlıkta Müşrikleşme Temayülü

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Yaratılış, Adem, Havva

- Kur'an Yerel mi, Evrensel mi?

- Reform Dinde mi, Dindarlıkta mı?

- Ne Mutlu Tağutu Olmayanlara

- Peygambere Saygı(?)

- Hadislere Kanıt Diye Gösterilen Ayetler

- Allah Nazara Karışmadı mı?

- Kur'anı Kerimle Amel Etmek Mümkün mü?

- Kur'anda İnkar Edenlerin Vasıfları

- Müminlerin Vasıfları

- Allah'ın Vasıfları

- Kur'anın Vasıfları

- Dine Karşı Cahili Yaklaşımlar

- Kur'an Merkezli Din

- İrin Küpü Patladı; Mevlana

- Hurafe ve Bidatlar

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Hz. İsa'nın Ölümü

- Allah'ın Mesajının Adı: Kelamullah

- Allah'ın Resule Uyarıları

- Kur'ana Göre Tenkit ve Eleştiri Nasıl Olmalı?

- Kur'anda Sevgi

- Sofuların Devlet Desteğiyle Desteklenmesi

- Hans Von Aiberg Aldatmacası

- Kabir Azabı Safsatası

- Kur'an Kıssalarının Önemi; Masal Değiller

- Kur'anda Toplumsal Sünnetler

- Tefsirde İsrailiyyat

- Kardeş Evliliği Olmadan Çoğalma

- Hans Von Aiberg Tutuklandı

- Kur'anda Tevbe Kavramı

- Yaşar Nuri Öztürk'ün Yorumuyla Namaz

- Karadelikler; Bir Büyük Yemin

- Mezhepçilerin Ümmi Açmazı

- Kabe Nedir? Mekkede midir, Kudüste mi?

- Kur'anda Ruh Kavramı

- Kur'anda Nefs Kavramı

- Amin Kavramı ve Putperestlik

- Diyanet İşleri Başkanlığının Sitemize Cevabına Cevaplar

- Resul ve Nebi -1

- Resul ve Nebi -2

- Sapık Bir Fırka: Hansçılar

- Cihad mı, Çapulculuk mu?

- Kur'an Deyip Namazı Yok Sayanlar

- Cennete Sadece Müslümanlar mı Girecek?

- Kur'anda El Kesme Cezası var mı?

- Nazar veya Göz Değmesi Var mı?

- Şehadet Getir, Münafık(?) Ol

- Kur'anda Eleştiri Metodu

- Hacc Mekkede mi, Bekkede mi?

- İslami Tebliğde Kur'an Metodu

- Saptırılan Kavram: Mekruh

- Kur'anda Cuma Namazı var mı?

- Of Be Kader, Allah mı Suçlu Yoksa Biz mi?

- Kader Açısından Cebir ve İhtiyar

- Baban Peygamber Olsa Ne Yazar

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Vahdet-i Vücud, Şirkin Alası

- Tasavvufi Bilginin Kaynağı Vahiy mi?

- İslam'da Resullük Son Bulmuştur

- Teveffi Kelimesi ve Arap Dili

- Tasavvuf Üzerine Düşünceler

- Nefis Mertebelerinin İç Yüzü

- Allah Rızası Anonim Şirketi; Tarikatlar

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -1

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -2

- Nakşi Şeyhi Allah'ın Avukatı mı?

- Kur'anda "ve+la" Öbeği

- Putlar ve Tapanlar

- Son Peygamberimizin Okuma Yazması

- Mesih ve çarpıtılan Bir Ayet

- Hac İzlenimleri

- "Üzerinde 19 var" da Son Nokta

- Secde Emri

- Kur'andaki Hac

- Aracıların Gaybı Bildiği İnancı

- Tarikatçı - Müşrik Karşılaştırması

- Gazali'nin Kadına Bakışı

- Kur'anda Kadına Verilen Önem

- Başörtüsü Allah'ın Emri Değil

- Başörtüsü Takmak Kur'anda Var mı?

- Kur'anda Kadın Dövmek Var mı?

- Cariye, Köle; Utanmaz Mealciler

- Kadına Yönelik Şiddet

- Sünnet Edilen Kızın Öyküsü

- Erkekçe ve Kadınca Meal Konusu, Nebe 33. Ayet

- Harem - Selamlık Kimin Emri?

- Zina, Evlilik ve Örtünme Adabı

- Cariyeleri Aç, Hür Kadınları Kapat (!)

- Çok Eşliliği Yasaklayan Ayetler

- Kur'ana Göre Evlilik Hukuku

- 2 Kadın = 1 Erkek, Uydurma mı?

- Danimarkalı mı Sapık, Buhari mi?

- Ebu Hanife, Cariyenin Avreti

- Nisa 25, Hür Kadın ve Fahişe İfadesi

- Maymunların Hadisi ve Recm Vahşeti

- Hz. Muhammed'in Tebliği

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Angarya Haline Getirilen İbadet

- Buhari'nin Hadislerini Buhari Yazmamıştır

- Hadis ve Sünnet Gerçeği

- Uydurma Hadisler, İslamın Kara Boyası

- Hadisler Dinin kaynağı Olamaz

- Uydurmaların Sınırı Yok; Şeytan Geyiği

- Beşeri Hükümler Neden Kutsal Oluyor?

- Hadis - Kur'an Çelişkisi

- Kur'anda/Dinde Olanlar ve Olmayanlar

- Cehennem'den Çıkış Yok

- Kur'anda Tağut

- Ebu Hureyre Gerçekte Kimdir?

- Hadis - Mantık Çelişkileri

- Kurban ve Kurban Bayramı Nereden Geliyor?

- Hadislere Göre Kur'an Eksiktir

- Bildiri: İslam Anlayışında Reform

- Arapça mı, Arap Saçı mı?

- Koca mı Üstün, Allah mı?

- Esbab-ı Nüzül Komedi Hadisleri

- İşte Geleneğin Dini

- Ulul Emir İle Kim Kastediliyor?

- Kul Hakkı

- Yezidi Bir Gelenek: Aşure Tatlısı

- Hz. İbrahim'den Asrımıza Dersler

- Taklitçiliğin Boyutları

- Seb-ul Mesani Nedir?

- Kelle Sayılarak Gerçek Bulmak

- Kıyamet - Mahşer Günü ve Sonrası

- Kur'anda Namaz Vakitleri

- Kur'anda Cuma Konusu

- Salih Olmak Yetmez

- Hudeybiye Anlaşması Uydurma mı?

- Kitap Yüklü Eşekler

- Kur'andaki Hac

- Hz. Nuh'un Oğlu Kimdi? İftira mı?

- Ruhun Ağırlığına Başka Bakış

- Hz. İbrahim Yalancı Değildi

- İncil'de Kadına Bakış

- Şirkin Büyüğü Küçüğü Olur mu?

- Kur'andaki Abdest ve Hijyen

- Din de Bir Araçtır

- Kur'an Okumanın Zararları

- Kur'anda Dua Ayetleri

- Kur'anda Tarih Kavramı ve Bilinci

- Şekilsel Secde Kur'anda Yok mu?

- Salat ve salatı İkame

- Kur'andaki Emr Kavramı Üzerine

- Dindar İnsanlar Şirk Koşar

- Alak Suresinin İlk Beş Ayeti

- Men Arefe'nin Çözümü

- Kur'andaki Av Yasağı

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Din Büyüklerini Tanrılaştırma

- Allah'a ve Muhammed'e Değil

- Kur'andaki Örnek Tevekkül

- Şekilsel Rüku Kur'anda Yok mu?

- Hz. İbrahim Kuşları Kesti mi?

- Ehli Sünnet Dininin Anayasası

- İnsan Allah'ın Halifesi mi?

- Kur'an Üzerinde Düşünmek

- Şirkin Kuyusuna Düşenlere Uyarılar

- Kur'an Ölülere Okunmak İçin mi İndirildi?

- Ayda Okunan Kur'an Masalı

- Hz. İbrahim, Safa ve Merve Masal mı?

- "Haç"er-ul Esved (!)

- Mevlana Sahte Bir Peygamber Değil mi?

- Tasavvufun Tanrısı İki Zıttır

- Kur'andaki Tasavvuf: Teveccüh

- Önce Batıl ve Hurafe İle Savaşalım

- Resuller Haram Kılamaz mı?

- Elçi Muhammed ile İnsan Muhammed'in Farkı

- Tarikatlarda Aracılar Rezaleti

- Nur Suresi 31. Ayet Nasıl Çarpıtılıyor?

- Sırat Kıldan İnce, Kılıçtan Keskin mi?

- Kur'anda Zalimler

- Bütün Mehdileri Çöpe Atıyoruz

- Kur'ana Göre Ramazan Ayı ve Haram Aylar

- Tasavvufçuların İlahı; Varlık ve Yokluk

- Tasavvufçuların Küçük Putları

- Sünnet Etmek yaratılışı Değiştirmedir

- Son Peygamberimizin Mektupları

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Mescid-i Aksa Nerede?

- Büyük Kandırmaca: Hadis

- Kur'an Neden Arapça Olarak İndirilmiştir?

- Kimin dini? Kimin Kitabı? Kimin Meali?

- Evliya Kelimesinin geçtiği Ayetler

- Şimdiye Kadar Yaşanan İslam

- Ayın Yarılması Diye Bir Mucize Yoktur

- Kabe Dikili Taş Değil mi?


Up | Down | Top | Bottom
 
Şu da emredildi: Yüzünü dine bir Hanif olarak çevir. Sakın müşriklerden olma.

Yunus Suresi 105

Ben bir Hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden değilim ben.

Enam Suresi 79

İbrahim ne bir Yahudi idi, ne de bir Hıristiyan. O sadece hanif bir müslümandı. O müşriklerden değildi.

Ali İmran Suresi 67

Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlıbaşına bir ümmetti; bir Hanif olarak Allah'ın önünde eğiliyordu. Müşriklerden değildi.

Nahl Suresi 123

De ki Allah doğrusunu söylemiştir / vaadinde sadıktır.Haydi artık Hanif olarak İbrahim'in Milleti'ne uyun! Müşriklerden değildi o.

Ali İmran Suresi 95

Allah'a ortak koşmadan, Hanifler olarak... Allah'a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir.

Hacc Suresi 31


Up | Down | Top | Bottom

HABERLER

 

 








 

 

  Hanif Islam

 

Genel Tartışma
 Hanif Dostlar Ana Sayfa -> Genel Tartışma
Konu Konu: kuran-fıtrat ilişkisi Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Gönderi << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
ibrahimim
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 17 ekim 2006
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 506
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı ibrahimim




http://www.hanifdostlar.net/forum_posts.asp?TID=3002&KW




__________________
Ey inananlar, Allah'tan korkarsanız O size iyi ile kötüyü ayırdedici bir anlayış verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allâh büyük lutuf sâhibidir
Yukarı dön Göster ibrahimim's Profil Diğer Mesajlarını Ara: ibrahimim
 
asım
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 14 agustos 2008
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 1700
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı asım

İnsan hakları yeryüzünün en barışçıl silahıdır; bizi korur.
Kurallar gibidir; nasıl davranacağınızı bize söyler.
Yargıçlar gibidir; ona başvurabiliriz.
Duygular gibi soyuttur ama duygular gibi herkese aittir.
Ve her ne olursa olsun hep vardır.
Tıpkı doğa gibidir; ortadan kaldırılamaz.
Tıpkı ruh gibidir; yok edilemez.
Zamana benzer; zengin ve fakir, yaşlı ve genç, siyah ve beyaz, uzun ve kısa hepimize aynı biçimde davranır.
Bize saygı sunar ve bize de başkasına saygı duyma sorumluluğunu yükler.

İnsan hakları, insan olmanın kazandırdığı haklardır; başkası tarafından verilen bir söze ya da teminata bağlı olarak ya da satın alarak elde ettiğimiz haklar değillerdir. İnsan hakları, insan olmamızın ve insan onurumuzun doğal bir sonucudur.

İnsan onuru ve eşitlik, insan hakları fikrinin merkezinde yer alan iki temel değerdir. Bütün insanların eşit olması, insan haklarını evrensel kılar, insan hakları daha iyi ve onurlu bir yaşam için gerekli olan temel standartlar tanımlandığında anlaşılabilir.

İnsanların ve toplumların yaşamlarını insan onuru ve eşitliği temelinde birlikte sürdürebilmeleri için gerekli olan değerler ise özgürlük, adalet, ayrımcılık yapmamak, başkalarına saygı göstermek, hoşgörü ve sorumluluktur.

Ayrım gözetmeksizin herkes insan haklarına sahiptir; suçlular, devlet başkanları, çocuklar, kadınlar, erkekler, Afrikalılar, Avrupalılar, Asyalılar, mülteciler, işsizler, özel kuruluşlarda çalışanlar, öğretmenler, sanatçılar, işçiler... Çünkü herkes insandır. İnsan haklarının gücü, herkese eşit davranılması ilkesinden gelir.

İnsan hakları bizim için vardır ve insan haklarının tümüne saygı duyulması bizim hakkımızdır. Kişisel haklarımız, fiziki ve ahlaki bütünlüğümüzü korur ve kişilerin kendi düşünce, din ve inançlarını korumalarına izin verir. Eşitlik ve özgürlük hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğü, dini vecibelerini yerine getirme özgürlüğü, işkence görmeme ve öldürülmeme hakları gibi.

*Afiş Resmi: İbrahim YILMAZ

 

İşkence, kötü ve insanlık dışı muamele ya da cezalandırma, hiçbir biçimde haklı çıkarılamaz ya da hukuken veya ahlaken savunulamaz. "Emir almış olmak" da mazeret olarak kabul edilemez. İşkence görmeme hakkı, hiç bir koşulda askıya alınamayacak, istisnası ve sınırlaması olmayan mutlak bir haktır.

Düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne ilişkin haklar, kişilerin düşünce ya da inanç değiştirme özgürlüğü ile din ya da inancını tek başına ya da topluca ve açıkça ya da özel olarak yaşama ve açıklama özgürlüğünü içerir. Müslüman, Katolik, Ortodoks, Yahudi, Ateist ne olursa olsun herkesin eşit haklara sahip olması gerektiğini belirtir..

Medeni haklarımız, yasal ve siyasal sistem içinde keyfi uygulamalara maruz kalmamamızı sağlar. Örneğin: Keyfi gözaltı ve tutuklanmaya karşı korunma, mahkeme tarafından suçlu olduğuna karar verilene kadar masum sayılma hakkı, itiraz hakkı gibi.

Siyasi haklarımız toplumsal yaşama katılmak için gerekli olan haklarımızdır. Oy kullanma hakkı, siyasi partilere katılma hakkı, özgürce biraraya gelme ve toplantılara katılma hakkı, bilgiye erişme hakkı ve düşünceyi ifade etme hakkı gibi.

İnsan onuru, medeni ve siyasal hakların verdikleriyle sınırlandırılmaktan çok daha ötededir, insanların temel gereksinimlerini nasıl karşılayacaklarını ve birlikte nasıl çalışacaklarını düzenleyen haklarımız vardır. Bu haklar, eşitlik ilkesi ile sosyal ve ekonomik araçlara erişimin garanti altına alınması ilkesine dayanırlar.

Özgürlükten yoksun bırakılmak nasıl hoşgörülemezse, aşırı yoksulluk içinde bırakılmak da aynı biçimde hoşgörülemez. Bu nedenle sosyal ve ekonomik hakları savunmak son derece önemlidir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi devletlere, çalışma koşulları, adil ücret, grev, iş alanında kadın ve çocukların korunması gibi 23 toplumsal ve ekonomik hakkı güvence altına almalarını önerir.

Ekonomik haklar, yalnızca çalışma hakkını, yeterli yaşam standardına sahip olma hakkını, konut hakkını ve emeklilik hakkını içermez. Aynı zamanda insan onurunun korunması için maddi güvencenin gerekli olduğunu, anlamlı bir işin yokluğu ya da yeterli bir barınağa sahip olmama durumunun insan onurunun zedelenmesine yol açtığını kabul eder.

Sosyal haklarımız toplumsal yaşama tam katılım için gerekli olan haklardır. Öncelikli olarak eğitim hakkını, aile kurma ve sürdürme hakkını, sağlık hakkını, ayrımcılıktan korunma hakkını içerir.

Kim olursak olalım, toplumsal ya da ulusal kökenlerimiz ne olursa olsun, kadın ya da erkek olalım, eğitim hepimizin hakkıdır. Ana ve babaların çocukları için düşüncelerine ve inançlarına uygun bir eğitim verme hakkına saygı gösterilir. Ancak doğal olarak bu eğitimde çocuğun haklarını zedeleyici hiçbir unsur bulunmamalıdır.

Kültürel haklar, kendi kültürel birikimi ile toplumun kültürel yaşamına özgürce katılma hakkını ve bu kültürü gelecek nesillere aktarabilmek için eğitim hakkını kapsar. Yine de kültürel olarak sınıflanmayan diğer birçok hak, özellikle toplum içinde azınlıkta kalan gruplar için öznel kültürlerini korumak açısından son derece önemlidir. Örneğin; ayrımcılığa uğramama ve kanunlar karşısında eşit biçimde korunma hakkına sahip olmak gibi.

Bu hak ve özgürlükler; cinsiyete, ırka, renge, dile, dine, siyasal ya da başka düşünceye, toplumsal ya da ulusal kökene, azınlık olmaya, servete ya da diğer tüm durumlara dayanan herhangi bir ayrım gözetmeden sağlanmalıdır.

Hepimiz insan haklarını korumalıyız. Ulusal ve uluslararası düzenlemeler ve/veya kamu otoritesini kullananlar insan hak ve özgürlüklerini kısıtlayabilirler. Ancak hiç kimse bu kısıtlamaların evrensel insan haklan normlarını ihlal ettiğine işaret etmezse, haklarımızın ihlali devam eder. Bireyler olarak, kendi yaşamlarımızda başkalarının haklarına saygı göstermenin yanısıra, kamu otoritelerinin ve diğerlerinin faaliyetleri üzerinden gözümüzü ayırmamalıyız. Koruyucu sistemler bizim için vardır. Biz de bunları kullanmalı ve gelişimine katkıda bulunmalıyız.



__________________
O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Yukarı dön Göster asım's Profil Diğer Mesajlarını Ara: asım
 
asım
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 14 agustos 2008
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 1700
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı asım


 

İmam Maturidi'nin adı, Ebu Mansur Muhammed b. Muhammed bin Mansur'dur. O, bugün Özbekistan sınırları içerisindeki Semerkand şehrine bağlı Maturit Köyü'nde doğmuştur. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Türk asıllıdır. Döneminin ünlü İslam bilginlerinden dersler almıştır. Hanefi mezhebine mensuptur. Ehl-i Sünnet'in 2 büyük ekolünden biri olan Maturidilik, adını İmam Maturidi'den almıştır. Kur'an'ı baştan sona tefsir etmiştir ve tefsirine "Kur'an'ın Akılla Yorumu" adını vermiştir. İnanç ve itikatla ilgili yazdığı "Kitabu't-Tevh" adlı eseri, Türkçe'ye çevrilerek yayımlanmıştır. Kendi döneminde bölgede faaliyet gösteren diğer mezhep mensuplarına karşı, mücadele vermiştir. Çok sayıda öğrenci yetiştirmiştir. 333/944 yılında Semerkand'da ölmüştür. Fikirleri Türk toplulukları tarafından benimsenmiştir. Bu yüzden bugün Türk dünyasının çoğunluğu fıkıhta Hanefi itikatta Maturidi mezhebindendir.
Maturidi, inanç konularını temellendirirken ve dini problemleri çözerken sık sık akla başvurur. Ele aldığı konuları akla uygun bir şekilde izah eder. Ona göre akıl, Allah'ın bir emanetidir. Ayrıca iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, yararlıyı zararlıdan ayıran bir araçtır. Akıl tıpkı ayet ve hadisler gibi, dinde bir delildir ve doğru bilginin kaynağıdır. İnsanlar iyi ve kötüyü, çirkin ve güzeli aklıyla bilebilir.

İnanç akılla savunulmalı
İmam Maturidi'ye göre, akıl, sadece dini bilginin kaynağı değil, aynı zamanda genel bilginin ve ahlaki bilginin de kaynağıdır. Hatta duyular ve haber yoluyla bilgi edinirken de akla ve akıl yürütmeye iht iyaç vardır. Çünkü onların sağladığı bilgilerin doğruluğu, ancak akılla tespit edilir. Allah, Kur'an ve diğer şeyleri akıl yürütme yöntemiyle delillendirmiştir. Pek çok ayette insanların, gerçeğe ulaştıran ve doğru yolu gösteren aklı kullanmasını ve akli temellendirmeye başvurmasını emretmiştir.
Peygamberler gönderilmemiş olsaydı dahi insanlar aklıyla Allah'ı bulmak zorundaydı. İnsan Allah'a inancını aklıyla delillendirmeli ve inancını savunabilmelidir. Eğer savunmazsa, büyük günah işlemiş gibi olur.
İnsana iyilik ve kötülüğü ayırmak için akıl ve özgür irade verilmiştir. İnsan, bu iradesini kullanarak iyilik veya kötülük yapar. Yaptığı işler ve fiiller, insanın kendisine aittir. İnsan fiillerinde özgürdür. Fiillerin yaratılması ise Allah'a aittir. İnsanlar bu yüzden sorumlu tutulmuşlardır. Buna "cüz-i irade" denilir. Bu irade yaratılmamıştır. İnsanın aklına ait bir durumdur.

Kur'an bir mucizedir
Dinin kaynağı akıldır. Akılla vahiy asla çelişmez. Aklın mutlak doğru ve zorunlu gördüğünü, vahiy de doğru görür. İmkansız gördüğünü, vahiy de imkansız görür. Bu yüzden Kur'an'da akla ters düşen, akılla çelişen bir şey yoktur. Kur'an, bir mucizedir. Aklın birden fazla seçenek sunabileceği konularda vahiy rehberlik etmiştir. Kur'an'da bir ayetin hükmüne sebep teşkil eden illet ortadan kalkarsa, ictihadla nesih (ayetin hükmünün kaldırılması) caizdir. Aklın neshi gerekli gördüğü yerde, nesih gereklidir.
Maturidi aklın bilgi edinme gücü ve alanının sınırlılığını kabul eder. Bu yüzden eşyayı ve hadiseleri, bütün yönleriyle ve her şeyi teferruatıyla bilemez. Ama bu durum aklı, bütünüyle, güvenilir ve doğru bilgiye ulaştıran bir kaynak olmaktan çıkartmaz. Bu yüzden Maturidi, akıl yürütmeyi reddeden kimseyi, kısırdöngü yapmakla ve tenakuza düşmekle suçlamaktadır.

sönmez kutlu



__________________
O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Yukarı dön Göster asım's Profil Diğer Mesajlarını Ara: asım
 
asım
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 14 agustos 2008
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 1700
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı asım


Ebu Hanife, 80/699'da Kufe'de dünyaya gelmiştir. Asıl adı Numan b. Sabit'tir. Bağdat'ta bir hapishanede, 150/767'da vefat etmiştir.
Ebu Hanife, güçlü bir zekaya sahipti. Küçük yaşlarda Kur'an'ı baştan sona ezberledi. En meşhur bilginlerden dersler aldı. Kelam ilminde derinleşti. Allah'ın varlığını, akli delillerle insanlara ispat edebilecek düzeye ulaştı. Daha sonra toplumsal hayatla ilgili meseleler dikkatini çekti ve fıkıh öğrendi. Hocası öldükten sonra, onun makamına geçti. Sorulan soruları; öğrencileriyle birlikte tartışarak ve onların görüşlerini alarak cevaplandırırdı. Akla, akıl yürütmeye ve diğer ictihat çeşitlerine önem verirdi. Bu yüzden onun yöntemine "akılcılık/reycilik" adı verildi. Bu yöntemi sürdüren taraftarlarına ise "akıl taraftarları" denildi. Meseleleri akıl yoluyla çözmesi sebebiyle ona "Büyük Müctehid" anlamında İmam-ı Azam unvanı verilmiştir. Hanefilik adıyla bilinen fıkıh mezhebi, ismini onun adından almaktadır. Hanefilik, Müslümanlar'ın büyük bir kısmı, özellikle Türkler'in çoğunluğu tarafından benimsenen bir mezheptir.

İman bilgiye dayalı olmalı
Ebu Hanife'ye göre, insanlar doğuştan günahsızdır. İslam'ı benimseyecek sağduyu ve selim bir fıtratla yaratılmıştır. Daha sonra özgür iradesiyle mümin veya kafir olur. Her insanın, kendi lehinde ve aleyhinde olan şeyleri, yani haram ve helalleri bilmesi gerekir.
Din ve şeriat birbirinden farklıdır. Din, Allah'ın bütün peygamberlere gönderdiği mesajın değişmeyen kısmıdır. Bu da inanç, ibadet ve ahlaktır. Bunun dışındaki sosyal ilişkilerle ilgili hükümler ve ibadet şekli farklıdır. Dinin bu kısmına, "şeriat" denilir. Allah'ın dini, tektir. O da İslam'dır. İslam bütün peygamberlere gelen dinin adıdır.
İman, dil ile ikrar kalp ile tasdiktir. İmanın kesin bilgiye dayalı olması gerekir. Hiçbir insan, büyük günah işlemekle imandan ve dinden çıkmaz. Dinden çıkartan büyük günah, sadece Allah'a şirk koşmak ve onu inkar etmektir. Müslümanlar, imanda birbirine eşittir. Sadece amellerde birbirinden üstün olabilirler. Ama çok amel etmekle iman artmaz, az amel etmekle ise azalmaz. Sadece sevap ve cezayı etkiler.

Sorunları akılla çözdü
Allah insanlara gücünün yetmediği şeyleri yüklemez. Gücünün yetmediğini insanlara yüklemek, sorumluluğu kaldırır. Dinde, güç yetirebilirlik, kolaylık ve kolaylaştırma esastır.
Ebu Hanife, aklı dinde en çok kullanan kimse olarak bilinir. Akılcılıkta Hz. Ömer'in anlayışını esas almış ve onu geliştirmiştir. Dini meseleleri çözmekte, aklı sınırsız bir şekilde kullanmıştır. Ona göre ayetler ve hadisler sınırlıdır. Fakat olaylar, olgular sınırsızdır. Sınırsız olan bu kadar meseleyi sınırlı ayetler ve hadislerle çözmek mümkün değildir. Dolayısıyla aklı kullanmak zorundayız. Akıl, dinin anlaşılmasında ve yorumlanmasında mutlak bir yetkiye sahiptir. Bu yüzden, dini meseleleri çözerken rivayetlerden çok akla ihtiyaç vardır. Akıl ve Kur'an'la çelişen hadisler, delil olamaz. Çünkü Hz. Peygamber, akla ve Kur'an'a ters bir görüş ve söz söyleyemez.
İnsanlar aklıyla ortaya koydukları görüşleri dolayısıyla küfre düşmez ve tekfir edilemez. Yorumları inkar eden, ayeti inkar etmiş olmaz. Ancak bazı ayetler vardır ki, onların tek bir yorumu vardır. Bu tür ayetlerin yorumunu inkar etmek, ayeti inkar anlamına gelir.
Ebu Hanife, zulmeden yöneticilere daima karşı oldu. Zalim bir yönetimin adil bir yönetimle değiştirilmesi için çalıştı. Yöneticilerden emir alarak dini konularda fetva vermeyi reddetti. 

sönmez kutlu

__________________
O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Yukarı dön Göster asım's Profil Diğer Mesajlarını Ara: asım
 
asım
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 14 agustos 2008
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 1700
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı asım

Vicdan olmadan iman olur mu?



Kur'an'a sorunca “olmaz” diyor. Haklı olarak ilim talibi “Nerede diyor?” diye soracaktır. En iyisi Beled suresini okumak: “Ne yani, şimdi insanoğlu kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor? Ve “Ben (bu konuma gelmek için) kucak dolusu servet harcadım” mı diyor?

Yoksa o, kimsenin kendisini görmediğini mi zannediyor? Ona iki göz vermedik mi? Dahası bir dil, bir çift dudak? Ve ona (iyilik ve kötülüğün) açık seçik iki yolunu da göstermedik mi? Fakat o (ucunda cennet olan) sarp yokuşu aşmak için hiçbir bedel ödemedi. Bilir misin nedir o sarp yokuş? Bir kişiyi daha zincirlerinden kurtarmaktır veya açlık gününde muhtaçları doyurmaktır; (mesela) yakını olan bir yetimi; ya da evsiz barksız, yurtsuz yuvasız bir düşkünü… Daha sonra iman edenlerden olmak ve birbirine hakkı ve sabrı tavsiye etmektir. (Beled, 1-17) İşin püf noktası, 17. ayetin başındaki “daha sonra” anlamına gelen summe bağlacında. Servet ve güçle azıp şımaran insana açılan ilahi kredi dile getirildikten sonra, iyiyi veya kötüyü seçme yeteneğini doğru kullanmanın bir bedeli olduğu söyleniyor. Bu bedel insanı özgürlüğüne kavuşturmak, yoksulu doyurmak, yetime sığınak, evsiz-barksıza barınak olmak gibi sosyal görevler olarak niteleniyor. Bütün bunlar Kur'an'ın “ıslah edici ameller” (sâlihât) kategorisine dahil. Namaz ve Zekat gibi Hasenât'tan olan ameller ise kişinin bireysel yükümlülüğüyle alakalı. Ve tam burada “daha sonra, iman edenlerden olmak..” şeklinde bir ayet geliyor. İşbu noktada iş çatallıyor. Sorular hücum ediyor zihne: Bir insanı özgürlüğüne kavuşturmak, yoksulu doyurmak, yetimi ve yurtusuz-yuvasızı gözetmek imandan önce mi geliyor? İman olmadan bunlar işe yarar mı? Summe edatıyla ilgili lugavi spekülasyonlar burada başlıyor. Son soruya “evet” ihtimalinden hoşlanmamış olacak ki, Endülüslü büyük müfessir Ebu Hayyan “zamanda sonralık değildir” notunu düşmüş. Razi, bu yaklaşımı daha da detaylandırmış. Tüm dert “daha sonra” manasına gelen summe'yi yerleşik kelami mülahazalara uygun hale getirebilmek. İmanın, salih amelin zemini olduğunda şüphe yok. Fakat Kur'an'ın bu makamda “sümme”yi kullanmasında da bir incelik, bir hassasiyet, çok özel bir vurgu yok mu? “Yok” dersek ve bu edatı asli manasından öyle kolayca çıkarıp aslında olmayan manalar takdir edersek, o zaman dilin hakikatinden nasıl emin olabiliriz? Bundan emin olmazsak neden emin olabiliriz? Aramızda nasıl konuşur, nasıl anlaşırız? Hemen burara “lafız ehli” ile “mana ehli” olan dilciler arasındaki kadim ihtilafı hatırlamak gerek. Edatlar, özellikle de harf-i cerler birbirlerinin yerine kullanılır diyen görüşün en ateşli savunucusu Muğni sahibi dilci İbn Hişam (8. yy.). Bu yaklaşımı kabul edersek, “ne koysan gider”e ulaşmak işten değil. Ebu Ali el-Farisi okulunun takipçisi “mana ehli” dilcilerden olan Ebu Hilal el-Askeri bu yaklaşıma itiraz sadedinde İbn Durusteveyh'in şu sözünü nakleder: “Bu, dilin hakikatini iptal, lisandaki hikmeti yok etmektir; bu akıl ve kıyasla taban tabana zıttır.” (el-Furuk) Edatları birbirinin yerine kullanan görüş, Kur'an'da “ziyade” edatlar olduğunu savunan görüşle aynıdır. Demek ki oradan çıkınca buraya geliniyor. Oysa Kur'an'da ziyade yoktur. Mesela nefyin haberinin başında gelen ba'lar ziyade değil, Kur'an'ın özgün üslubunun bir parçası olarak “olumsuzlanan eyleme dair imkan ve/veya ihtimal yokluğuna delalet eder. Beled 17'deki “summe”, vicdan olmadan iman olamayacağını ifade eder. İmanın sonradan vicdanınsa önceden oluşuna delalet eder. Bu ayetler Bakara 2'deki “Bu Kur'an muttakiler için bir hidayettir” ifadesinin tefsiridir adeta. “Hidayetten önceki takva da ne ola ki?” diyenlere, “işte bu!” der gibidir. Hidayetten önceki takva, sorumluluk ahlakıdır. Tıpkı Maun suresinde, ahlaki sorumluluklarını yerine getirmeyen bir vicdansıza Kur'an'ın çektiği şu restte olduğu gibi: “Böyle olacaksa, yazıklar olsun ibadet edenlere!” (107: 4). Buna bir yerde “sen daha önce kitap nedir iman nedir bilmezdin” diyen Kur'an'ın, aynı Nebi'yi bir başka yerde “sen muhteşem bir ahlaka sahipsin” sözüyle tarif etmesini de eklemek gerek. Bütün bu açıklamaların ardından Beled suresinin son üç ayetini okuyabiliriz: “İşte böyleleridir vicdan sahipleri; inkârda ısrar edenler ise vicdansız olanlardır: tarifsiz bir ateş onların üzerine güdümlenmiştir.” Demek ki 'iman'ın maksadı vicdan 'yeminine' sadakattir

sami hocaoğlu


__________________
O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Yukarı dön Göster asım's Profil Diğer Mesajlarını Ara: asım
 
asım
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 14 agustos 2008
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 1700
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı asım

Evet çeşitli dinler arasında müşterek bazı tasavvurlar mev­cuttur. Ama, esef verici bir husustur ki, eşyanın hakikatına değil de kılıfına bakanlar, dinler arasındaki bu ortak tasavvurların ha­kikatini anlamak istemiyorlar da fasit bir takım mukaddimeler ter-tib ederek, bunlardan yanlış sonuçlar çıkarıyorlar. Halbuki, din­lerde bulunan bu ortak değerler bizi önemli bir hakikata götürür. O hakikat şudur ki, bu dinlerin hepsi bir tek asıldan gelmedir ve bu ortak talimatların bir kaynağı ve başlangıcı vardır. Yine bu durum gösterir ki, çeşitli yerlerde çeşitli zamanlarda ve muhtelif dillerde, insanoğluna bu müşterek hakikatlar öğretilmiş, ülke fark­lılıklarına ve binlerce yıl birbirlerinden ayrı ve uzak yaşamış ol­malarına rağmen, insanlar , kendilerine verilen basiret sayesinde aynı kaynaktan birbirine yakın sonuçlara nail olmuşlardır. Fakat sonradan, dinler bu asıl kaynaktan uzaklaşınca, dış kaynaklı bir takım tasavvurların ve yabancı akidelerin istilasına uğramışlardır. Bugün, dinlerdeki birbirlerine zıt ve uzak muhteva, dinlerin asıl kaynağından ve müşterek mebdeinden değil de, karakterleri de­ğişik, temayülleri ayrı, ilim ve akıl seviyeleri muhtelif insanların uy­durmalarından çıkmıştır. İşte bundan dolayı da, insanların ken­dilerine bir takım esaslar üzerine kurdukları binalar, suretleri, şekil ve çehreleri itibariyle tamamen değişik olmuştur. 

Bu bakımdan burada eğer doğruluk ve hakikatına hük­medilecek bir husus varsa, o da, bütün dinlerde bulunan bu müş­terek noktalardır; yoksa, bugün dinlerde mevcut bulunan halihazır ki muhtelif suretler, şekiller ve ayrıntılar değil! Çünkü HAK, -mantıkta- Yalın   bir cinstir.   Cüzleri arasında ihtilaf bulunması muhaldir. RENK kelimesini, gayet rahatlıkla beyaz, siyah, yeşil ve kırmızı için kullanabildiğimiz halde, HAK, kelimesini, birbirine zıt muhtelif hükümlerin  hepsi için kullanamayız. 

“Bütün dinlerin aslının bir olduğu ve muhtelif üm­metlere ayrı ayrı zamanlarda tek hakikatin verildiği” me­selesine gelince Kur’an-ı Kerim bütün açıklığıyla bu gerçeği müteaddid ayetlerinde beyan etmektedir: 

“Andolsun, biz her ümmete bir peygamber gönderdik.”( Nahl 36) 

“Hiçbir ümmet müstesna olmamak üzere, mutlaka içinde azaptan korkutucu bir peygamber geçmiştir.”(Fatır 24) 

“…apaçık mucizeleri, sahifeleri, nur verici kitapları, getiren peygamberler..”(Ali İmran 184) 

“Andolsun, biz peygamberlerimizi, apaçık delillerle gönderdik. Beraberlerinde KİTAP, ve ÖLÇÜ de indirdik.(Hadid 25)

Yani çeşitli ümmetlere, ayrı ayrı zamanlarda gönderilen peygamberler, hak ve doğruluk mesajını tek kaynaktan almışlar ve hepsi de şu risaleti tebliğ etmişlerdir: 

Allaha ibadet edin, TAĞUT’tan vazgeçin! (Nahl 36) 

Ve onların hepsine gelen vahiy ayniydi: 

“Ey Rasülum! Senden evvel gönderdiğimiz her pey­gambere, ancak: Benden başka ilah yoktur; bana ibadet edin diye vahyettik.”(Enbiya 25) 

Bu peygamberlerden hiç birisi, size söylediklerim ve sizi çağırdığım yol, kendi düşüncem ve aklımla bulduğum şeylerdir dememiştir. Bilakis hepsi de kavimlerine şöyle de­mişlerdir:

 

“Peygamberleri, onlara demişti ki:Biz de sizin gibi insanız. Fakat Allah, nimetini kul­larından kime dilerse ona ihsan eder. Allahm izni ol­maksızın bizim size kahredici bir hüccet getirmemize im­kan yoktur. Müminler ancak Allaha güvenip dayanmalı­dır. Hem biz, ne diye Allaha dayanıp güvenmiyelim ki, bize dosdoğru yolları O göstermiştir.”(İbrahim 12) 

Ve onlardan hiç birisi, milletini kendine ibadete ça­ğırmamış, ancak onların da kendisini Rableri olan Allah’a ibadete davet etmiştir: 

“Kendisine Allah tarafından kitap, hüküm ve nü­büvvet verilmiş olan hiç bir kimse, insanlara

Allahı bırakıp da gelin bana ibadet edin dememiş­tir. Fakat o:

-Öğretmekte ve okuyup-okutmakta olduğumuz kitap sayesinde rabbaniler (ilmiyle amil olanlar) olun demıştır.(Ali İmran 79) 

Bütün milletlere, din büyükleri (enbiya) tarafından getirilen müşterek talim işte budur. Kur’anın beyan ettiği gerçek şudur: 

Başlangıçta bütün insanlar bir tek ÜMMET idi. Yani, halis insanî fıtrat (State of natuxe) üzereydiler ve onlara Allahtan SIRAT-I MÜSTAKİM’in  bilgisi gelmişti. Sonra içlerinden bazıları, kendilerine çizilen meşru hudutları geçmek, yaratıldıkları fıtri statülerini aşmak ve fıtratın kendilerine verdiği haklardan faz­lasını elde etmek istemelerinden dolayı aralarında ihtilaflar zuhur etti. O zaman Allah Teala onlara, HAKK’ı tanımaları ve ara­larında içtimai adaleti icra etmeleri için, peygamberler gön­dermeğe başladı. İşte bu, dünyada, bütün peygamberlerin risalet görevleriydi. Bu risaleti kabul eden, onların getirdikleri ilme tam olarak tabi olan ve bu peygamberlerin yollarıyla hidayeti bulanlar, evet yalnızca onlar HAK üzere olmuşlardır. Bunların dışında -kim olursa olsun-, ister Peygamberlerine tabi olmamış, isterse, pey­gamberlerinin getirdikleri talimatı şahsî çıkarlarına göre de­ğiştirmiş olsun, herkes BATIL yolda olmuştur. Şu ayetler bunu anlatmaktadır: 

“İnsanlar tek bir ümmet idi. Sonra ihtilafa düş­tüler.”(Yunus 6) 

“İnsanlar bir tek ümmetdi (Sonra kimi iman etmek, kimi de inkar etmek suretiyle ihtilafa düşünce) Allah müjdeci ve inzar ediciler olarak peygamberler gönderdi. Beraberlerinde, insanların ihtilaflarını çözüme kavuşturma­ları için HAK kitaplar indirdi. Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, aralarında haddi aşarak ve zulme sa­parak  ihtilafa düşenler, kendilerine kitap verilenlerden başkası değildir. Allah, iman edenleri kendi izniyle ih­tilafa düştükleri hakka ulaştırdı. Allah, kimi dilerse, onu doğru yola iletir.”(Bakara 123) 

“Andolsun ki biz elçilerimizi açık açık burhanlarla gönderdik ve insanların adaleti ayakta tutmalan için, be­raberlerinde KİTAP ve MİZAN (ölçü) indirdik. Bir de kendisinde hem çetin bir sertlik, hem insanlar için men-faatler bulunan demiri  indirdik.”(Hadid 25) 

“Kim benim hidayetime uyarsa, sapmaz ve bedbaht olmaz. Kim benim zikrimden yüz çevirirse, onun hakkı da sıkıntılı bir hayat (dar bir geçim) dir. Ve onu kıyamet günü kör olarak hasredeceğiz,” (Taha 123-124) 

İşte, Kur’an’ın TARİH’e bakışı veya dinler ve medeniyetler arasındaki ihtilafların sebeplerini açıkça izah eden  TARİHİ MANEVİYATÇILIĞI   (Moral interfnstation of history)!  

Kuranın bu yorumuyla biz açıkça anlıyoruz ki, Allah’ın elçilerinin, yeryüzünün muhtelif milletlerine gönderilmelerinin sebebi, onları zulüm ve haddi aşmak suretiyle saptıkları FITRİ HAYAT YOLU’na geri döndürmek, aralarında hak ve sosyal adaleti ikame etmektir. Ama BAĞY, (yani) insanı fıtri yoldan dalalet yollarına saptıran hastalık) gaile olmakta devam etmiştir. Bu gaile, ümmetlerin dalalete düşmelerinin hakiki sebebidir. Onları    HAK CADDE’den, eğri büğrü yollara saptırmış durmuştur. Bugün, çeşitli milletlerde göze çarpan bazı sağlam tasavvurlar ve iyi ahlak esaslarına gelince, bunlar    Enbiyay-ı Kiram hazretlerinin (a.s.) talimatlarından ka­lıntılardır. Milletlerin zihinlerine ve hayatlarına iyice nüfuz eden bu kalıntıları, hiçbir kuvvet yok edememiştir. 

İşte, insanlığın yaratılışından beri devam edegelmiş bulunan bu mücadelelerin sonunda, Kur’anın sunduğu ve insanlığı çağırdığı İSLAM TEZİ de, geçmiş bütün peygamberlerce yaratılıştan bu yana, yeryüzünün muhtelif bölgelerindeki insanlara tebliğ edilen HAK DİN’den başkası değildir. Ve Muhammed Sallallahu Aleyhi Vesellem’in risaleti, daha önce insanlığın hiç görmediği ve alışık olmadığı yeni bir RİSALET değildir.  

Evet, Arap Yarımadası, Mısır, İran, Hindistan, Çin, Ja­ponya, Avrupa, Amerika, Afrika ve yeryüzünün diğer böl­gelerinden hiç birisi, Allanın peygamberlerinden ve bu risaletin nurundan mahrum kalmamıştır. Binaenaleyh, Buda, Krişna, Rama, Konfüçyüs, Zerdüşt, Mani, Sokrat, Pisagor ve ben­zeri şahsiyetlerin bu peygamberlerden olmaları mümkündür. Lakin, Muhammed (s.a.v) ile diğer peygamberler arasındaki şu fark gözden ırak tutulmamalıdır: Diğer peygamberlerin getirdikleri asıl talimatlar, insanların cehalet ve ihtilafları sonucu kaybolup git­miş, ama Muhammed (s.a.v.)’in TALİMATI, hiçbir beşerî mü­dahaleye maruz kalmadan, asli çehresiyle mahfuz kalmıştır. 

İmdi, gerçek şu ki, İslam, bütün beşeriyetin asli dinidir ve diğer dinler, İslamın tahrif edilmiş ve çarpıtılmış muhtelif suretleridir. Bugün, diğer dinlerde göze çarpan birtakım doğru düstûrlar, işte bütün insanlığa gönderilen bu İSLAM’dan bazı ka­lıntı ve izlerdir. Diğer dinlerin, İslama uymayan yönlerinin ise, batıl olduğundan şüphe yoktur. Bunların doğruluğuna ve hak­kaniyetine hükmetmek, apaçık bir haksızlıktır. Binaenaleyh, biz, sözde müsamaha ve hoşgörü gösterişi yapacağımıza, bütün yer­yüzü insanlığa şöyle haykırsak, vazifemizi yapmış oluruz:

 

“Gelin ey biraderler! Mutaassıplığı ve dar kafalılığı bı­rakarak, hiçbir şaibeyle çehresi lekelenmemiş olan apaçık hakikata ve halis gerçeğe geliniz. Hakla batılın, doğruyla yalanın, şek ile yakinin birbirine girmiş karmaşık dallarına tutunmakta israr etmeyin! HAK, bugün İslam Ümmeti olarak bilinen bu ümmetin vakıf malı değil, bütün insanlığın ortak mirasıdır. Allah Teala, onu her bölgeye ve her ümmete vermiş ve tevzi etmiştir. Eğer bizim dışımızdakiler, onu kaybettiler ve onu mahluka ibadet, zulüm, hak­sızlık, kalp gelenekler ve haksız imtiyazlarla karıştırdılarsa, bu, he­pimiz için bir şanssızlıktır. O halde sizin bu şanssızlık ve bet-bahtlıkta devam edip gitmenizin, atalarınızın başlattıkları inkarcı yolun etkisinden ve ecdadınıza taassupla bağlanmanızdan başka bir sebebi yoktur.! Eğer Muhammed (s.a.v) bu mirasa nail oldu ve olduğu gibi onu tebliğ ettiyse, ve bu miras, kullara tapma ve zulüm, düşmanlık, haksız imtiyazlara dayalı geleneklerle karışıp bozulmadan, bugüne kadar kalabildiyse bu, hem bizim, hem sizin’ ve hem de tüm insanlık alemi için büyük bir saadet ve şanslılıktır. Binaenaleyh, bu nimetten ötürü Allaha şükredin de “Bu bize, aslı arap bir insan tarafından ulaştırılmıştır” diyerek, bu nimetten istifade etmekte teredddüt etmeyin. Bilin ki, HAK- Al­lah’ın, hava, su ve ışık gibi evrensel nimetlerindendir. “Bu hava bize doğudan geliyor” diye nefes alıp vermekten tereddüt et­mediğinize “Bu su, falanca ülkeden çıkmıştır” deyip içmek ve kullanmaktan çekinmediğimize ve “Bu ışık falanın lambasının ışığıdır” diye faydalanmaktan kaçınmadığınıza göre, size ne olu­yor da, kendi vatanınızda doğup yaşamadı iddiasıyla, Arap asıllı Hz. Muhammed vasıtasıyla size kadar ulaşan şu halis HAK ni­metini kabulden kaçınıyorsunuz?”


ahrar



__________________
O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Yukarı dön Göster asım's Profil Diğer Mesajlarını Ara: asım
 
asım
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 14 agustos 2008
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 1700
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı asım

Sağduyu... ortalama ölçülere uygun, sağlam düşünme, duyu yeteneği veya doğuştan açık gözlülük, belli bir pratiklik duygusu veya işlenmiş zekâ anlamına gelir. Bu manada sağduyu (Akl-ı Selîm), iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı ayırarak doğru yargıda bulunmayı ifade eder. Böyle bir duygu bütün insanlarda ortak olarak vardır. Akl-ı Selîm, Hakk'a inanmanın, doğru sö­zün, iyi işler yapmanın güzelliğini bilir. Doğruluk ve adaleti yerinde kullanmanın, kötü şeylerden sakınıp iffetli yaşamanın vb, iyi durumların güzelliklerini bilir ve kavrar. Çünkü akıl; içten gelen bir din olarak vasıf­landırılmıştır. Ragib el-İsfahanî, akıl ile di­ni birleşmiş bir hakikat olarak kabul etmek­te ve dini dıştan gelen bir akıl, aklı da içten gelen bir din olarak vasıflandırmaktadır. Ona göre Allah, akl-ı selimi vasfederken şöyle buyurmaktadır: "İşte bu, Allah'ın di­nidir ki, insanları bu fıtrat üzerine yaratmış­tır. Allah'ın yaratılışında değişme yoktur, dosdoğru olan işte bu dindir; fakat insanla­rın çoğu bilmezler" (Rum, 30). Bu ayette Allah akla din adını vermiş ve din ile akl-ı selimi birleştirmiştir. Din İle akl-ı selimin nuruna işaret etmek için de "Nur üstüne nur" tabirini kullanmıştır.

Fransız filozofu Descartes da sağduyu (bon sense)'yu aynı manada kullanmış ve akıl (raison)'ın eşanlamı olarak almıştır. Akl-ı selîm, zihnin verdiği hükümlerde sa­dece dayandığı ilkelerin ve esasların topla­mından ibaret değildir; o, aynı zamanda, bu ilkeleri en iyi şekilde uygulama kabiliyetini de içine alır.

Akl-ı selîm, eğitilmiş, geliştirilmiş ve denetim altında bulundurulan akıl karşılığı olarak da kullanılmıştır. Bu anlamda selîm, doğru ve sağlam bir şekilde hüküm verme­ye tabiî bir eğilim içinde olmak demek olur;

fıtrî veya tabiî akıl (sens commun) ile birle­şir. Fıtrî akıl ise bütün insanlarda ortak olan akıl, muhakeme kabiliyetidir ki, bütün in­sanlar bile böyle bir akla sahiptir. Fakat bu akıl, terbiye edilmediği takdirde, her zaman yeterli olmayabilir. Yine de bu akıl sayesin­de insan ister en büyük bilgin olsun, isterse en bilgisiz ve hayal gücünden yoksun ol­sun, kırmızı şeyleri "kırmızı", sıcak şeyleri "sıcak", güneşli günleri "güneşli" olarak ni­telendirir. Onlar herkesin ortak olarak pay­laştığı nesne ve niteliklerden kalkarak, or* tak görüşlere erişirler. Yiyeceğin açlığı gi­dereceği, suyun ateşi söndüreceği, mevsim­lerin birbirini takip edeceğine ait görüşler, hayatın en ilkel olaylarından çıkarılmışlar­dır.







Fakat, akl-ı selim manasındaki sağduyuya islâm dini büyük görevler yüklemiştir. Akl-ı selîm çe­şitli illet ve zihni hastalıklardan uzak, doğru düşünebilen, iyi ile kötüyü ayırdedebilen akıl demek olduğu içindir ki, din ile birleş­miştir. "Allah kimi dilerse onu nuruna ka­vuşturur" ayetinde din ile akıl birleştirilmiş ve tek bir nur haline getirilmiştir. Zira din akl-ı selimden uzak kalınca ışığın kaybol­masıyla görmekten aciz kalan bir göz gibi pek çok şeyleri halletmekten aciz kalır. İşte böyle bir akıl, hak ve gerçek bir din ile dai­ma bir dayanışma ve yardımlaşma halinde­dir. Çünkü akıl ile din birbirine destektir. Akıl doğru yolu ancak gerçek din yardımıy­la bulabilir. Din de ancak akl-ı selim ile an­laşılıp açıklanır. Zira akıl bir temel, din de bir bina gibidir. Bina olmayınca sadece te­mel bir fayda sağlamayacağı gibi, temel ol­mayınca da bina meydana gelip gerçekleşe­mez. Akl-ı selim, gerçek din ile daima içi-çedir; biri olmadan diğeri olamaz. Din ile aklın bu birleşimi onları zaman zaman, bir­birlerinin yerlerine kullanılmaları sonucu­nu doğurmuştur. Akıl içten gelen din, din de dışlan gelen akıl olarak kabul edilmiştir. Bu sebeple din, dolayısıyla vahiy, akla bir ta­kım dini yasaklar ve metafizik gerçeklikle­rin bilgilerini vermek suretiyle yardım et­mektedir. Din de aklın keşf ve idrakine muhtaçtır. Bunun için de akl-ı selim ile ger­çek dinin çatışması diye bir şey olamaz. Ba­tıl dinler ise akl-ı selim ile daima bir çatışma ve çelişme halindedir; çünkü batıl dinlerin ileri sürdüğü hakikatlar daha çok insanların duygusal isteklerine dayanmaktadır. Dola­yısıyla bunlar vahyin gerçeklik dünyasını yansıtmazlar ve vahyin hakikatlerini temsil etmezler. Neticede akl-ı selim ile bir çatış­ma içine girerler.

Hüsamettin ERDEM

 



__________________
O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Yukarı dön Göster asım's Profil Diğer Mesajlarını Ara: asım
 

Eğer Bu Konuya Cevap Yazmak İstiyorsanız İlk Önce giriş
Eğer Kayıtlı Bir Kullanıcı Değilseniz İlk Önce Kayıt Olmalısınız

<< Önceki Sayfa 3
  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Sizin yetkiniz yok foruma yeni mesaj ekleme
Sizin yetkiniz yok forumdaki mesajlara cevap verme
Sizin yetkiniz yok forumda konu silme
Sizin yetkiniz yok forumda konu düzenleme
Sizin yetkiniz yok forumda anket açma
Sizin yetkiniz yok forumda ankete cevap yazma

Powered by Web Wiz Forums version 7.92
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide
hanif islam

Real-Time Stats and Visitor Reports Sitemizin Gunluk, Haftalik, aylik Ziyaretci  Detaylari Real-Time Stats and Visitor Reports

     Sayfam.de  

blog stats