(Şahıs odaklı din anlayışından Allah odaklı din anlayışına...)

HANiFDOSTLAR.NET

 

Kuran Müslümanı
 

Ana Sayfa Hanif Mumin  Iste Kuran Kurandaki Din  Kur'an Yolu   Sohbet Odasi Hanifler E- Kitaplik Kütüb-i Sitte ?  ingilizce Site Kuran islami Aliaksoy Net İhsan ELİAÇIK.net   Tebyin-ül Kur'an Önerdiğimiz Siteler Bize Ulasin

 

- Konulara Göre Fihrist

- Saçma Hadisler

- Hadislerin-Sünnetin İncelemesi

- Haniflikle İlgili Sorular Cevaplar

- Misakın Elçisi Kim?

- Kuranda Namaz/Salat

- Onaylayan Nebi

- Kuranda Namaz/Salat

- Enbiya 104

- Kuranda Yeminler

- Adem Hakkında Sorular

- Ganimetleri Resulün Eline Nasıl Vereceğiz?

- Allahın ındinde YIL ve DOLUNAYLAR

- Abese ve Tevella

- Hadisçilerce Tahrif Edilen Ayetler

- Mübarek Yer, Mübarek Vakit

- Arkadaş Peygamber

- Kuranın İndirilişinden Günümüze Gelişi

- Bir Türban Sorusu

- Kuran ve Bize Öğretilenlerin Farkı

- Namazın Kılınışı

- Hadislere Göre Namaz

- Kuranda Salat Namaz mıdır?

- Kuran Yetmez Diyen Uydurukçular

- Bizler Hanif Dostlarız

- Sahih Hadis mi İstersiniz?

- Hakkı Yılmaz'ın Tebyin Çalışması

- Kur'anı Anlamada Metodoloji

- Tarikatçıların Çarpıttığı Birkaç Ayet

- Nasıl Kur'an Okuyalım?

- Kur'anı Kerim Nedir?

- Kur'anda Oruç

- Allah'sız Bir Din ve Allah'sız Bir Kur'an İnancı

- Kuransız Bir İslam Anlayışı ve Müşrikleşme

- Meal Çalışmasına Davet

- Allah Şahit Olarak Kafi Değil mi?

- Doğru Hadisleri Ne Yapacağız?

- Kur'andaki Muhammed ve Peygamberlerin Misyonu

- Mahrem, Avret, Ziynet

- Nur Suresi Çeviri-Yorum

- Cilbab

- Resule İtaat Ne Demektir?

- Hadis Kalburcuları ve Kalburları

- Kur'anı Kerim'in İndiriliş Gayesi

- Kur'anda Amellere Karşı Cahili Yaklaşım

- İslamdışı İnanışlara Kur'andan Örnekler

- Biri Şu Haram Üretim Tesislerini Kapatsın

- Tasavvufta İslam Var mı?

- İslamda Delil Sorunu

- Kurban Kesmek

- İlahi Hitabın Serüveni

- Ecel Nedir?

- Şirk, İşrak, Müşrik, Müşareke, Müşterik

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Peygamberlere Karşı Rabbani Yaklaşımlar

- Salat-ı Tefriciye yada Zikri Çarpıtmaya Bir Örnek

- Mucize Nedir?

- Ayrılıkların Nedenleri

- Sıfır Hata veya Kur'an

- Haniflik Nedir?

- Rabıta İle Şeyhlere Tapanlar

- Hadis Zindanının Mezhepçi Mahkumları

- İslam Dininin Öğrenilmesinde Kaynak Sorunu

- Fasık ve Münafıkların Genel Tanımlaması

- Hadisler, Hıristiyanlık ve Selman Rüştü

- Kur'anı kerim'in İndiriliş Gayesi

- Müstekbirlere Karşı Cahili Yaklaşım

- Halis-Hanif İslam

- Kur'anda Şefaat

- Fuhuş Tellalı Tefsirciler

- Hayızlıyken Neden Namaz Kılınmasın?

- Cebrail, Vahiy, Melek

- Dindarlıkta Müşrikleşme Temayülü

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Yaratılış, Adem, Havva

- Kur'an Yerel mi, Evrensel mi?

- Reform Dinde mi, Dindarlıkta mı?

- Ne Mutlu Tağutu Olmayanlara

- Peygambere Saygı(?)

- Hadislere Kanıt Diye Gösterilen Ayetler

- Allah Nazara Karışmadı mı?

- Kur'anı Kerimle Amel Etmek Mümkün mü?

- Kur'anda İnkar Edenlerin Vasıfları

- Müminlerin Vasıfları

- Allah'ın Vasıfları

- Kur'anın Vasıfları

- Dine Karşı Cahili Yaklaşımlar

- Kur'an Merkezli Din

- İrin Küpü Patladı; Mevlana

- Hurafe ve Bidatlar

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Hz. İsa'nın Ölümü

- Allah'ın Mesajının Adı: Kelamullah

- Allah'ın Resule Uyarıları

- Kur'ana Göre Tenkit ve Eleştiri Nasıl Olmalı?

- Kur'anda Sevgi

- Sofuların Devlet Desteğiyle Desteklenmesi

- Hans Von Aiberg Aldatmacası

- Kabir Azabı Safsatası

- Kur'an Kıssalarının Önemi; Masal Değiller

- Kur'anda Toplumsal Sünnetler

- Tefsirde İsrailiyyat

- Kardeş Evliliği Olmadan Çoğalma

- Hans Von Aiberg Tutuklandı

- Kur'anda Tevbe Kavramı

- Yaşar Nuri Öztürk'ün Yorumuyla Namaz

- Karadelikler; Bir Büyük Yemin

- Mezhepçilerin Ümmi Açmazı

- Kabe Nedir? Mekkede midir, Kudüste mi?

- Kur'anda Ruh Kavramı

- Kur'anda Nefs Kavramı

- Amin Kavramı ve Putperestlik

- Diyanet İşleri Başkanlığının Sitemize Cevabına Cevaplar

- Resul ve Nebi -1

- Resul ve Nebi -2

- Sapık Bir Fırka: Hansçılar

- Cihad mı, Çapulculuk mu?

- Kur'an Deyip Namazı Yok Sayanlar

- Cennete Sadece Müslümanlar mı Girecek?

- Kur'anda El Kesme Cezası var mı?

- Nazar veya Göz Değmesi Var mı?

- Şehadet Getir, Münafık(?) Ol

- Kur'anda Eleştiri Metodu

- Hacc Mekkede mi, Bekkede mi?

- İslami Tebliğde Kur'an Metodu

- Saptırılan Kavram: Mekruh

- Kur'anda Cuma Namazı var mı?

- Of Be Kader, Allah mı Suçlu Yoksa Biz mi?

- Kader Açısından Cebir ve İhtiyar

- Baban Peygamber Olsa Ne Yazar

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Vahdet-i Vücud, Şirkin Alası

- Tasavvufi Bilginin Kaynağı Vahiy mi?

- İslam'da Resullük Son Bulmuştur

- Teveffi Kelimesi ve Arap Dili

- Tasavvuf Üzerine Düşünceler

- Nefis Mertebelerinin İç Yüzü

- Allah Rızası Anonim Şirketi; Tarikatlar

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -1

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -2

- Nakşi Şeyhi Allah'ın Avukatı mı?

- Kur'anda "ve+la" Öbeği

- Putlar ve Tapanlar

- Son Peygamberimizin Okuma Yazması

- Mesih ve çarpıtılan Bir Ayet

- Hac İzlenimleri

- "Üzerinde 19 var" da Son Nokta

- Secde Emri

- Kur'andaki Hac

- Aracıların Gaybı Bildiği İnancı

- Tarikatçı - Müşrik Karşılaştırması

- Gazali'nin Kadına Bakışı

- Kur'anda Kadına Verilen Önem

- Başörtüsü Allah'ın Emri Değil

- Başörtüsü Takmak Kur'anda Var mı?

- Kur'anda Kadın Dövmek Var mı?

- Cariye, Köle; Utanmaz Mealciler

- Kadına Yönelik Şiddet

- Sünnet Edilen Kızın Öyküsü

- Erkekçe ve Kadınca Meal Konusu, Nebe 33. Ayet

- Harem - Selamlık Kimin Emri?

- Zina, Evlilik ve Örtünme Adabı

- Cariyeleri Aç, Hür Kadınları Kapat (!)

- Çok Eşliliği Yasaklayan Ayetler

- Kur'ana Göre Evlilik Hukuku

- 2 Kadın = 1 Erkek, Uydurma mı?

- Danimarkalı mı Sapık, Buhari mi?

- Ebu Hanife, Cariyenin Avreti

- Nisa 25, Hür Kadın ve Fahişe İfadesi

- Maymunların Hadisi ve Recm Vahşeti

- Hz. Muhammed'in Tebliği

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Angarya Haline Getirilen İbadet

- Buhari'nin Hadislerini Buhari Yazmamıştır

- Hadis ve Sünnet Gerçeği

- Uydurma Hadisler, İslamın Kara Boyası

- Hadisler Dinin kaynağı Olamaz

- Uydurmaların Sınırı Yok; Şeytan Geyiği

- Beşeri Hükümler Neden Kutsal Oluyor?

- Hadis - Kur'an Çelişkisi

- Kur'anda/Dinde Olanlar ve Olmayanlar

- Cehennem'den Çıkış Yok

- Kur'anda Tağut

- Ebu Hureyre Gerçekte Kimdir?

- Hadis - Mantık Çelişkileri

- Kurban ve Kurban Bayramı Nereden Geliyor?

- Hadislere Göre Kur'an Eksiktir

- Bildiri: İslam Anlayışında Reform

- Arapça mı, Arap Saçı mı?

- Koca mı Üstün, Allah mı?

- Esbab-ı Nüzül Komedi Hadisleri

- İşte Geleneğin Dini

- Ulul Emir İle Kim Kastediliyor?

- Kul Hakkı

- Yezidi Bir Gelenek: Aşure Tatlısı

- Hz. İbrahim'den Asrımıza Dersler

- Taklitçiliğin Boyutları

- Seb-ul Mesani Nedir?

- Kelle Sayılarak Gerçek Bulmak

- Kıyamet - Mahşer Günü ve Sonrası

- Kur'anda Namaz Vakitleri

- Kur'anda Cuma Konusu

- Salih Olmak Yetmez

- Hudeybiye Anlaşması Uydurma mı?

- Kitap Yüklü Eşekler

- Kur'andaki Hac

- Hz. Nuh'un Oğlu Kimdi? İftira mı?

- Ruhun Ağırlığına Başka Bakış

- Hz. İbrahim Yalancı Değildi

- İncil'de Kadına Bakış

- Şirkin Büyüğü Küçüğü Olur mu?

- Kur'andaki Abdest ve Hijyen

- Din de Bir Araçtır

- Kur'an Okumanın Zararları

- Kur'anda Dua Ayetleri

- Kur'anda Tarih Kavramı ve Bilinci

- Şekilsel Secde Kur'anda Yok mu?

- Salat ve salatı İkame

- Kur'andaki Emr Kavramı Üzerine

- Dindar İnsanlar Şirk Koşar

- Alak Suresinin İlk Beş Ayeti

- Men Arefe'nin Çözümü

- Kur'andaki Av Yasağı

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Din Büyüklerini Tanrılaştırma

- Allah'a ve Muhammed'e Değil

- Kur'andaki Örnek Tevekkül

- Şekilsel Rüku Kur'anda Yok mu?

- Hz. İbrahim Kuşları Kesti mi?

- Ehli Sünnet Dininin Anayasası

- İnsan Allah'ın Halifesi mi?

- Kur'an Üzerinde Düşünmek

- Şirkin Kuyusuna Düşenlere Uyarılar

- Kur'an Ölülere Okunmak İçin mi İndirildi?

- Ayda Okunan Kur'an Masalı

- Hz. İbrahim, Safa ve Merve Masal mı?

- "Haç"er-ul Esved (!)

- Mevlana Sahte Bir Peygamber Değil mi?

- Tasavvufun Tanrısı İki Zıttır

- Kur'andaki Tasavvuf: Teveccüh

- Önce Batıl ve Hurafe İle Savaşalım

- Resuller Haram Kılamaz mı?

- Elçi Muhammed ile İnsan Muhammed'in Farkı

- Tarikatlarda Aracılar Rezaleti

- Nur Suresi 31. Ayet Nasıl Çarpıtılıyor?

- Sırat Kıldan İnce, Kılıçtan Keskin mi?

- Kur'anda Zalimler

- Bütün Mehdileri Çöpe Atıyoruz

- Kur'ana Göre Ramazan Ayı ve Haram Aylar

- Tasavvufçuların İlahı; Varlık ve Yokluk

- Tasavvufçuların Küçük Putları

- Sünnet Etmek yaratılışı Değiştirmedir

- Son Peygamberimizin Mektupları

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Mescid-i Aksa Nerede?

- Büyük Kandırmaca: Hadis

- Kur'an Neden Arapça Olarak İndirilmiştir?

- Kimin dini? Kimin Kitabı? Kimin Meali?

- Evliya Kelimesinin geçtiği Ayetler

- Şimdiye Kadar Yaşanan İslam

- Ayın Yarılması Diye Bir Mucize Yoktur

- Kabe Dikili Taş Değil mi?


Up | Down | Top | Bottom
 
Şu da emredildi: Yüzünü dine bir Hanif olarak çevir. Sakın müşriklerden olma.

Yunus Suresi 105

Ben bir Hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden değilim ben.

Enam Suresi 79

İbrahim ne bir Yahudi idi, ne de bir Hıristiyan. O sadece hanif bir müslümandı. O müşriklerden değildi.

Ali İmran Suresi 67

Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlıbaşına bir ümmetti; bir Hanif olarak Allah'ın önünde eğiliyordu. Müşriklerden değildi.

Nahl Suresi 123

De ki Allah doğrusunu söylemiştir / vaadinde sadıktır.Haydi artık Hanif olarak İbrahim'in Milleti'ne uyun! Müşriklerden değildi o.

Ali İmran Suresi 95

Allah'a ortak koşmadan, Hanifler olarak... Allah'a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir.

Hacc Suresi 31


Up | Down | Top | Bottom

HABERLER

 

 








 

  Hanif Islam

 Hanif TV

Genel Tartışma
 Hanif Dostlar Ana Sayfa -> Genel Tartışma
Konu Konu: KUR’AN DA GEÇEN KIBLE SÖZÜNDEN NE ANLAMAL Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Gönderi << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
hasakcay
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 22 ocak 2008
Gönderilenler: 1235
Gönderen: 15 agustos 2010 Saat 09:52 | Kayıtlı IP Alıntı hasakcay

mermus Yazdı:

Merhaba

   Ramazanı ister kavurucu dolunay olarak  yorumlayın ister  iki dolunay arasındaki periot olarak yorumlayın, dünyanın uzaydaki hareketleri nedir nasıldır; takvimlerin özellikleri  nedir  bunları bilip anlamadan  orucu güneş takvimine endekslemeye kalkarsanız , kuran adına, ilim adına cinayet işlemiş olursunuz.

Allah hiçbir takvim indirmemiştir ve onun katında hiçbir takvim diğerine göre ayrıcalıklı değildir.Sadece beşerin  yararlandığı , kabul ettiği ve kuranın indiği dönemde kullandığı  kameri takvime göre ( onların  anlayabilmesi için) ramazan ve   haram ayları   tanzim etmiştir.Eğer böyle yapmayıpta onların anlayamayacakları  referanslarla  bu tanzimi yapmış olsa idi ‘’Arab’a anlamadığı dilde’’ hitap etmiş olurdu.

Takvim geliştirecek kadar ilerlemiş toplumlar tarih boyunca değişik gök cisimlerinin  hareketlerinden faydalanmışlardır.Güneş, Ay, Venüs gezegeni, Sirus yıldızı takvim oluşturmada kullanıldığı en  fazla bilinen  gök cisimleridir.Kimi takvimler 12 yıllık(hayvanlı eski türk takvimi), kimisi 4 yıllık( yunanlıların kullandığı ve olimpiyat oyunlarını da  tanzim ettikleri  Venüs takvimi), kimisi 365 günlük  (güneş ve Sirius takvimi), kimisi 354 günlük ( kameri takvim), kimisi 20 şer günden oluşan 400 günlük ( Mayaların kullandıkları takvim) dönüşüm periotları  ihtiva eder.

 Kuran’ ın indirildiği dönemde arap yarım adasında ağırlılı olarak kameri takvim kullanılmaktaydı.. Takvimlerin sıfır noktası ise Araplarca  önemli olan  bazı olaylardır. Örneğin fil hadisesi  bir dönem  takvim başlangıcı olarak kullanılmıştır.Ömer zamanında da,  hicret  başlangıç yılı (sıfır yılı)olarak kabul edilip,  kullanılan kameri takvim yani ay takvimi  HİCRİ  takvim olarak adlandırılmıştır.Yani hicri takvim  Ömer zamanında keşfedilen yeni bir takvim değil, insanların binlerce yıldır kullandıkları Kameri(ay) takviminin o dönemde isimlendirilmiş şeklidir.

 Araplar  ticari ilişkileri, kültürel etkileşimler ve savaş gibi nedenlerden ötürü  çevrelerindeki toplumların takvim sistemlerinden haberdar olmalarına ve belki de  bu  diğer takvimleri  sınırlı olarak kullanmalarına rağmen uygulamada  ağırlıklı olarak KAMERİ TAKVİMİ (ay takvimi) kullanmışlardır.Kameri takvimi kullanmışlardır çünkü ; yazılı kayıt geleneği olmayan, çıplak gözle yapılan gözlemlerin daha ön planda ve basit olduğu bir toplumda  KAMERİ TAKVİMİ  kullanmak diğer takvimleri kullanmaya  nazaran her açıdan  daha pratik ve üstündür. Ağırlıklı olarak yarı konar göçer durumda yaşayan , okur yazar oranının  son derece düşük olduğu , matbuu takvimler hazırlayıp yaygınlaştırmanın mümkün olmadığı bir ortamda , güneş takvimi gibi , ay takvimine nazaran daha ince hesaplamalar ve  çıplak gözle  gözlem yapmanın dışında  araç ve gereçlere ihtiyaç duyulan takvimleri kullanmanın daha üstün olduğunu iddia etmek akıl dışılıktan başka bir şey değildir, ENTELLEKTÜEL CİNNET dir.Çöl ortamında yaşayan alışkın bir göz çok az bir eğitimle  ayın evrelerini gözlemleyerek takvim ihtiyacını karşılayabilir. Bu  son derece basittir.

  Güneş takvimi olıuşturmak ta  basittir. Elinize bir çubuk alın  dikin yere sadece bir yıl gözlemleyin.Gölgenin en uzun olduğu dönem( kuzey yarımkürede) 21 aralığı, en kısa olduğu  dönem 21 haziranı, iki mesafenin aritmetik ortalamasıda ekinoksları, yani 21 mart ve 23 eylül tarihlerini gösterecektir. Sonrada aralarını 12 ve 365 parça ( dört yılda birde 366 parça)olarak dilimlersiniz, oldu size GÜNEŞ  TAKVİMİ.. Tarihte bu dilimleme işlemi genel olarak 30  ve 31 günlük dönemler şeklinde olmakla beraber 45 günlük  dönemler Halinde dilimlendiği de olmuştur.

  Araplar  şüphesiz bunu bilemeyecek kadar aptal bir toplum değildi, hatta  benim tarihsel  ve sosyal antropolojik verilerden  elde ettiğim kanaatime göre ortalama zeka seviyeleri  bu günkü  zeka seviyelerinden çok daha üstündü..Neyse…

Ama elde ettiğiniz bu basit güneş takvimini  kullanabilmeniz için  çoğaltıp kayıt altına almanız ve yaygınlaştırmanız gerekir.Aksi halde hiçbir işlevselliği olmayacaktır.Hele çöl ortamında hiçbir işinize yaramaz , elinizde hazır takvim çizelgesi olmadan  da sadece güneşi gözlemleyerek  günleri tespit etmeniz asla mümkün değildir.Araplarında o dönemde  güneş takvimi çizelgelerini  yazıp , basıp ,çoğaltıp çölün her yerindeki bedevilere ulaştırma imkanları da elbette yoktu.

 Aslında  güneş takvimi geçmiş toplumların hiç birinde  tek başına kullanılmamıştır. Güneş takvimi Mısır’ da  tapınak  rahiplerinin  kullandığı gibi belirli entelektüel çevrelerde kullanılmıştır fakat halk arasında gündelik ihtiyaçlar KAMERİ  takvimle karşılanmıştır.Mısırda da halk kameri takvim kullanıyordu, güneş takviminden anlayıp  Nil nehrinin taşma dönemlerini haber vermek  rahipler gibi  tanrısal!:) yeteneklere sahip seçkin bir azınlığa mahsustu.(Mısırlılar  yılı  30 ar günlük 12 eşit parçaya bölmüşlerdi, 12 aylık 360 gün dolduktan sonra da  geri kalan 5 günde hiçbir iş yapmadan  ibadetle geçirip 365 günü tamamlayarak yeni bir yıla başlarlardı. Doğrusunu Allah bilir ama  uygulanan bu 5 günlük  ibadet döneminin, güneş ve kameri takvimler arasındaki 10 günlük farka ve bu farkın  kuran’ da üzerine yemin edilen sayılı günlere ilham ve işaret  olabileceği yönünde  kuşkularım var ama teferruata girmeyeyim kafanız karışmasın)

  Tarihte bu gerçekler duruken günümüzde her nedense  çok matah , kameri takvimden çok üstün bir şeymiş gibi bir güneş takvimi hayranlığı  ve güneş takvimini kuarn’ın resmi takvimi gibi sunma gayreti var.Aslında mevsimsel sabitlik ihtiva etmesinin dışında güneş takviminin diğer takvimlere herhangi bir üstünlüğü yoktur ve bazılarının zannettiği gibi Allah katında makbul olan  takvimde değildir.( hiçbir takvim Allah katında ayrıcalıklı değildir)Diğer takvimlerinde üstün olduğu yönleri vardır.Güneşin kozmolojik  belirleyiciliğinin Aya hiçte zannedildiği kadar bir üstünlüğü  yoktur , hatta  tam tersine bilimsel veriler Ayın insan üzerindeki kozmolojik etkisinin güneşle kıyaslanmayacak kadar çok ve üstün olduğu , insan fıtratı ile uyumlu olduğunu göstermektedir.Şöyle ki  Ayın evrelerinin , yeni ay , ilk dördün, dolunay, son dördün  dönemlerinin , farklı derecelerde gel_git olaylarına sebep olması , sularda başlayan hayatın karalara geçişinde 7 şer günlük ve katları şeklinde yaşamsal periotlara neden olduğu , sünnetullahın bu şekilde tecelli ettiğine dair işaretler vardır.İnsanda  ilk bakışta göze  çarpan uterinal siklus (28 günde bir gerçekleşen , kadın rahminin endometriumunda görülen kanama  ve epitelyum yenilenmesi  dönemleri), insan cildinde  ve mukaza yüzeylerinde bulunan  epitelyum  hücrelerinin    28 günlük dönemlerde yenilenmesi, insanın gebelik süresinin 280 gün ( 7 nin katı) olması ve bunlar dışında pek çok hayvanın yaşamsal siklusunun 7  ve katları şeklinde  ortaya çıkmasında , örneğin ilk  akla gelen  tavukların  kuluçka süresinin 21 gün olması gibi insan ve hayvanlarda görülen pek çok  periotun oluşumunda Ayın kozmolojik etkileri vardır.İnsan bedenin milyonlarca yıllık süreçlerde biyolojik saatinin oluşumuna güneşten çok daha fazla  etki etmiş olan Ayın oruç gibi bir ibadetin tanzim edilmesinde belirleyici  rol oynamasının  hiçbir sakıncası olmadığı gibi  bazı kimselerin hiçbir bilimsel ve Kuran’ i veriye dayanmayan hezeyanlarına konu olduğu şekliyle  güneşe nazaran hiçbir dezavantajı da yoktur.(Bunları söylerken güneşin  insanın biyolojik ve ruhsal yapısı üzerindeki etkilerini yadsıdığım zannedilmesin)

  Burada şöyle bir yanılgıya da kısaca değinmek isterim ,yaygın olarak zannedilirki mevsimleri oluşturan  dünyanın güneşin etrafında dönmesidir.Oysa ay olmasaydı mevsimler oluşmayacaktı. Mevsimlerin oluşmasında belirleyici baş aktör , ayın çekim gücünün dünyanın kendi etrafındaki dönüş eksenini 23 derece eğmesidir.Yani dünyanın kendi etrafındaki dönme açısı ile  güneş etrafındaki yörünge düzlemi arasında 90 derecelik bir açı olmuş olsa idi  ne mevsimler oluşacaktı nede gece ve gündüzler uzayıp kısalacaktı. Dünyanın her yerinde, yılın her gününde  gece ve gündüz saatleri  12 şer saat olup , mevsimlerde  oluşmayacaktı.

  Gelelim  Ramazan ayının  yada Ramazan kavurucu  dolunayının ve bunlarla ilişkili  olduğu için  beraber ele alınması gerekli olan haram ayların güneş  takvimine endekslenme gayretinin  antibilimsel, anti Kuran’i   bir uğraş oluşuna.

 Türkiye’ de tefsir dünyasında  en  fazla istismar edilen , prestijinin ırzına en fazla tecavüz edilen müfessirlerin başında Hamdi YAZIR  gelir.Çeşitli vesilelerle Yazırdan alıntı yapılır ama genelde bu alıntılar kişilerin işlerine geldiği doğrultuda olup işlerine gelmeyenler  yok farzedilip gözlerden uzak tutulur.

 Güneş  takvimini Allah’ın  resmi takvimi zanneden zihniyette  kelimenin tam anlamı ile bu metodu uygulamaktadır.

  Ramazan kelimesinin etimolojik kökeni araştırılırken Elmalı’dan alıntı yapılır ama  bu alıntı Emalı’nın  tefsirinde zikrettiği bütün  anlamları ile verilmez . Aşağıya Elmalılı  tefsirinde ramazan ve şehr in kelime manası ile ilgili yazılanları   kopyalıyorum.

185-ŞEHR: Esasen şöhret kökünden masdar olup bir şeyi açığa çıkarmak mânâsınadır. denir ki, kılıcı kınından çıkarıp gösterdi, demektir. Nitekim dilimizde de "silah teşhir etmek" denir. Bu mânâdan alınarak:

1- Gökte görülen aya,

2- Bu ayın görünüp, ışık verir bir hale gelmesi ve nihayet kaybolup, tekrar doğması suretiyle bir devrinden ibaret olan zaman süresine şehr denmiştir ki, yirmi dokuzla otuz gün arasında dönüp dolaşır. Gök bilimcileri bunu, "ayın güneş ile iki kavuşumu arasında geçen süre" diye tarif ederler. Fakat bu tarif, ilimde ileri gelenlere mahsus olup, halk için şehr kelimesine uygun olan meşhur mânâ, hilalin iki görünüşü arasındaki süredir. Lügatın yapısı da budur.

3- Hilal nazar-ı itibara alınmayarak sırf gün hesabıyla otuz günlük süreye de adet olarak şehr denir. Güneş yılının bölümlerinden her birine ay, şehr, mâh denmesi de bu mânâdan alınmıştır.

Ramazan kelimesinde iki görüş vardır:

 1- Mücahid'den rivayet edildiği üzere Allah'ın isimlerinden bir isimdir. Ramazan ayı demek "Allah'ın ayı" demektir. Bir hadis-i Nebevî olmak üzere şöyle rivayet edilmiştir: "Ramazan geldi, Ramazan gitti, demeyiniz. Ramazan ayı geldi, Ramazan ayı gitti, deyiniz. Çünkü Ramazan Allah'ın isimlerinden bir isimdir." Bununla beraber Beyhakî, bu hadise zayıf demiştir.

2- Receb, Şaban gibi belirli bir ayın ismidir.

Birincisine göre "şehr" dahil olmak üzere: "Ramazan ayı" terkibinin tamamı bir özel isimdir. İkincisine göre isim yalnız Ramazan olup, "Şehrü Ramazan" genel olanın, özel olana izafeti cinsinden bir izafet-i beyâniyedir.

Gerçekten Kamerî aylardan üçü: Şehr-i Ramazan (Ramazan ayı), Şehr-i Rebiu'l-evvel (Rebîu'l-evvel ayı), Şehr-i Rebîü'l-âhir (Rebîü'l-âhir ayı) şehr kelimesiyle beraber özel isimdir. Şu kadar ki, kolaylık için "şehr" kelimesinin söylenmediği zamanlar da vardır.

Ramazan'dan şehr kelimesinin hazfedilmesinin tenzîhen mekruh olduğu İmam Muhammed'den rivayet edilmiş ise de, kötü bir vehme sebep ve karışıklık olmayacak yerlerde kolaylık için sadece Ramazan demek mekruh değildir. Nitekim Hadis-i Nebevî'de de: "Her kim inanarak ve mükafatını Allah'tan bekleyerek Ramazan'da oruç tutarsa, onun geçmiş günahları bağışlanır." buyurulmuştur. Geri kalan dokuz ayın isimleri: Muharrem, Safer, Cumadelûlâ, Cumadelâhire, Receb, Şaban, Şevval, Zilkade, Zilhıcce, Şehr'siz olarak özel isimdir. Yalnız Receb ayının, Ramazan gibi olduğu da söylenmiştir.

Ramazan isminin türetilmesine gelince, bunda da dört yol zikredilmiştir.

1- İmam Halil'den nakledildiği üzere yaz sonunda güz mevsiminin başında yağıp yeryüzünü tozdan temizleyen yağmur mânâsına 'den alınmıştır. Bu yağmurun yeryüzünü yıkadığı gibi Ramazan ayı da iman edenleri günahlardan yıkayıp kalblerini temizlediği için bu adla anılmıştır.

2- Çoğunluğun görüşüne göre Ramazan 'dan alınmıştır. Ramaz; güneşin hararetinin şiddetinden taşların son derece kızmasıdır ki, böyle pek kızgın yere de Ramdâ denir. Bu bakımdan Ramazan, "Ramdâ"dan yanmak mânâsına fiilinin masdarıdır. Yani kızgın yerde yalın ayak yürümekle yanmak demektir. Bu mânâda "Kızgın yerde ayağı yandı." denir.

Baş tarafına "şehr" kelimesi eklenerek "şehrü Ramazan" bu mübarek aya özel isim yapılmıştır. Çünkü bu ayda açlık, susuzluk hararetinden ıztırab çekilir. Yahut orucun harareti ile günahlar yakılır.

Bir de deniyor ki, Araplar ayların isimlerini, eski dillerinden değiştirdikleri zaman, her ayı rastladığı mevsime göre isimlendirmişlerdi. Eski dilde, "Nâtik" ismiyle anılan bu ay da o sene şiddetli bir sıcağa rastladığından buna "şehrü Ramazan" adını verdiler.

3- Ezherî'den nakledilen görüştür ki, Ramazan, fiilinden alınmıştır ki, kılıcın namlusunu veya ok demirini inceltip keskinletmek için iki kaygan taş arasına koyup döğmektir. Bu aya bu ismin verilmesi de Araplar'ın bu ayda silahlarını bileyip hazırladıklarından dolayıdır.

4- Ramazan isminin esmâ-i hüsnâ (Allah'ın güzel isimlerin)'dan olduğu sahih ise Ramazan ayı bizzat bununla isimlendirilmiş ve bunda özellikle Allah'ın rahmeti ile günahların yanması dikkat nazarına alınmıştır. Bu mânâ ile oruç ayı, "Allah'ın ayı" olmuştur.

Kısaca Ramazan'ın sözlük mânâsında temizlik, yanmak, keskinlik mânâları bulunduğu gibi, dinî bakımdan günahların yanması, Allah'a izafe mânâları etken olmuştur.

Bu çalışmasında  Elmalılı ilim adamı olmanın verdiği sorumlulukla  belki katılmasa da ŞEHR  VE RAMAZAN  kelimelerine verilen , bulabildiği  anlamlarını  kitabına almıştır.Görüldüğü gibi GEREK ŞEHR KELİMESİNİN GEREKSE RAMAZAN KELİMESİNİN BİRDEN FAZLA ANLAMI VARDIR.Araştırıcı çalışmasında , bilgisi , yeteneği, yetkinliği  ölçüsünde bu muhtemel manaların herhangi birini  benimseyip  kullanabilir. Hatta  kelimelerin başka anlamlarını da bulup çıkartabilirsiniz , neticede Elmalı’ nın yada  herhengi bir başka insanın  görüşleri Allah kelam ve eleştirilmez değildir.Ama bunu yaparken Elmalılı böyle demiş diyerek değil, Elmalılı  şunları şunları söylemiştir benim benimsediğim mana şudur diye belirterek yapmanız lazımdır.İlim adamı olmanın haysiyeti bunu gerektiririr, cambazlık yapmayı değil.

Güneş takvimini  İlahi takvim olarak görenlerin düşüncesi şu: şehr kelimesi apaçık  görünen parlak  dolunay  manasına , ramazan kelimeside yakıcı, kavurucu manasına gelmektedir.Öyleyse  şehr-i ramazan  kavurucu dolunay demektir.E peki güzel kardeşim bu  kavurucu dolunay  ne zaman görülür? EL CEVAP: yılın  kuzey yarım küreye en dik geldiği  21 haziran en sıcak dönem olduğu için, kavurucu sıcaklara gelen  ondan sonraki görünen ilk  dolunaydır.( motomot , kelimesi kelimesine değil ama mealen iddia budur)

 Şehr-i ramazanın  ıstılahi , örfi manasını  kavramadan, anlayamadan kelime canbazlıkları ile anlam yüklemeye kalkarsanız  bu şekilde saçmalarsınız.Aynı mantıkla  ramazan kelimesine YAĞMUR  anlamını yükleyelim, bu durumda görünen mana apaçık görünen yağmur anlamına dönüşür.Sonrada gider yağmur ormanlarında yaşayanlara yılda 300 gün oruç tutturursunuz.

Çelişki ve yanlış halkası bununlada sınırlı değil, domino taşı gibi devrilip peş peşe gider.

Gelelim  coğrafi ve takvimsel  yanlışlara

 21 haziran  tarihi güneş ışınlarının kuzey yarımküreye değil sadece kuzey yarım kürede YENGEÇ DÖNENCESİNE  DİK  GELDİĞİ TARİHTİR. Güneş yıl içinde  23 derece 27 dakika  kuzey enlemi ( yengeç döenecesi) ile 23 derece 27 dakika  güney enlemi ( oğlak dönencesi ) arasındaki  5200 km lik  alanda  gidip gelir. Bu şu şekilde gerçekleşir.21 haziranda ( bu her yıl 21 haziranda değildir bazen 20 hazirana tekabül eder) Güneş  yengeç dönencesinden güneye doğru  kaymaya başlar  21 aralığa kadar  tüm ekvataor kuşağı boyunca kayarak oğlak dönencesine girer, sonra  tekrar gerisin geriye hareketini ertesi yılki 21 hazirana kadar yengeç dönencesine kayarak tamamlar.Böylece bir yıllık süreç tamamlanmış olur.Bu  dönenceler arasındaki hareketi esnasında , güneş, iki dönence arasındaki ekvator kuşağındaki her bir noktaya , bir yılda 2 kez dik düşer.Her iki yarım kürede dönenceler dışında kalan kuzey ve güney enlemlerinde ise asla güneş ışınları dik gelmez.Örneğin Türkiye 23. kuzey enleminin üstünde olduğu için asla güneş ışınları dik gelmez , en dik halinde bile güneş hafifçe güneye denk düşer.

 Şimdi siz  güneşin en dik geldiği dönemleri baz alırsanız  21 haziran sadece yengeç dönencesi  ve üzerinde kalan ülkeler için geçerli olur( kuzey yarım kürede) ve bu  en dik geliş sadece  yılda bir kez olur, bu şekilde bir tane  Ramazan ayı veya  Ramazan kavurucu dolunayı bulursunuz.Arkasına da 4 tane haram ayı sıralayabilirsiniz.Ama  güneşin kozmolojik gerçekleri dünyanın heryeri için bu şekilde gerçekleşmişyıor.

Ekvator kuşağında,yani yengeç ve oğlak dönenceleri arasında kalan alanda, her noktaya güneş yılda 2 (İKİ) kez dik gelmektedir. Örneğin 22. kuzey enleminin altında kalan Mekke  şehrinde güneş bir yıl içinde tam 2 (iki) kez dik düşmektedir.Dolayısı ile Mekke şehri için , BİR YIL İÇİNDE iki ayrı ramazan ayı  veya ramazan  kavurucu dolunayı icad etmiş olursunuz  ve bunların ardından da aynı beldede aynı yıl içinde  8 ayrı haram ay  icad edersiniz .Yani?

 Yanisi şu NESİ DENEN İLLETİN  AĞA BABASINI YAPARSINIZ.

1400 yıl öncesi müşrik arap zihniyetinin yapmış olduğu  nesinin değişik bir şeklini modernlik ve bilimsellik kisvesi altında yutturmaya kalkarsınız.

Ayrıca kavurucu sıcaklar sadece güneşin dünyaya dik gelmesi ile ilgili değildir . Yani 21 haziran dönemi kuzey yarımkürede  en sıcak gün olmadığı gibi  en sıcak günleri falanda başlatmaz .Bu  şu demektir iklim koşulları güneşin dik gelip gelmemesine bağlı olmakla birlikte bunun dışında pek çok faktörlerden etkilenir.Arazinin  yapısı , yükseltiler , rakım farklılıkları, dünyanın dönüş yönü, rüzgarların yönü, sıcak su akıntılarının yönü, nem oranı  gibi pek çok etkene de bağlıdır. Bakarsınız 21 haziran sonrasında yağmurlu ve serin bir döenem yaşarken , ağustos sonunda sıcaktan kavrulabilirsiniz.

 

Ramazanı kavurucu dolunay olarak yorumlayıp güneş takvimine endeksleyenlerin mantığı ile hareket ederseniz ekvator hattında ayrı bir komediyle karşılaşırsınız.Birazda onu anlatayım

 Ekvator hattında yılın her günü 12 saat gündüz 12 saatte gecedir  ve güneş ışınları hemen her zaman  dik veya dike yakın  düştüğü için mevsimsel farklılıklar yaşanmaz.Ortalama yıllık sıcaklık 25 derecenin üzerinde olmakla beraber yıllık ısı değişimi 1-2 dereceden fazla değildir. Dolayısı ile ekvator hattında  yılın 12 ayıda kavurucu  dolunaydır .12 Ay  oruç tutturursanız yamyamların anasını ağlatırsınız.

 Şimdilik bu kadar  yetişir fırsat bulursam inşallah bir ara  şu haram aylara ve ayların  adedine ve iddetinede  değinirim.

  Selamlar.

Merhaba.

 

354 günlük (kameri takvim)...

Arap yarım adasında ağırlıklı olarak kameri takvim kullanılmaktaydı...

 

Burada konu, 354 günlük "kamerî yıl"dır. Yûsuf nebinin ağzından Allah işte onu reddediyor (Yûsuf 47):

 

... yedi yıl yine ekip biçersiniz - tezraûne seb'a sinîne deâbâ

 

YEDİ YIL EKİM yedi "ekim mevsimi" demek. MEVSİMLER. Allah onları gökteki ay aracılığı ile değil, güneş aracılığı ile oluşturur. 

 

Kısacası yedi ekim "mevsim"ine göndermede bulunan Yüce Allah mevsimleri meydana getiren "güneşi"in 365 günlük yılını geçerli saymakta; mevsimlerin oluşmasına asla katılmayan "kamer"in 354 günlük yılını reddetmekte*

 

Şimdi, durum şu:

 

O araplar kamerî yılı esas alıyor,

Allah güneş yılını esas alıyor (12:47).

 

Peki bizi hangisi bağlar; Allah mı ya da İslam öncesinin arapları mı?

 

Takvimimizin esas aldığı "yıl"ı seçerken Allah'ın dediğini mi yapalım ya da o arapların yaptığını mı?

 

Sevgi ile,

Hasan Akçay

 

_______________________

 

*Yûsuf dedi ki:

 

Yedi YIL yine ekip biçersiniz. Yiyeceğiniz az miktarın dışındaki ürünü başağında bırakın (12:47).

 

Ardından yedi kurak yıl gelecek ve tükettiğiniz az miktarın dışında bu yıllar için alıkoyduğunuzu yiyip bitirecek (12:48).
 
O yedi verimli yılın sonu 

güneş yılını esas alan takvimlere göre: 10 Haziran,
kamerî yılı esas alan hicrî takvime göre: 14 Mart

-
10 Haziran . . . . . . . . . . . . . . . . . . 14 Mart

Dolunayların aşağıdaki dökümüne bakınız. (Koyu harfliler haram dolunaylar, H:Haziran -sıcak dolunay-, t:temmuz, a:ağustos, e:eylul, e:ekim, k:kasım)

10 Haziran ekinlerin biçilmeye başlandığı zamandır. O ÜRÜN alınır. İnsanlar yedi yıllık kurak döneme yeterli ürünü kaldırıp bir yana koyduktan sonra girerler ve açlıktan ölmemeyi başarırlar.

14 Mart ise aşırı erkendir. Tohumlar yeni yeni filiz vermektedir, bazan karlar altında. Üreticiler o ürünü alamadan kurak döneme yakalanır ve açlıktan ölürler.

İşte dolunayların "sayım"ını, dolayısıyla güneş yılını esas alan, takvim. Buna uyan insanlar kendilerine tanınan 7 bitek yılda 7 ürün alıyor: 
 
28H-27t-26a-24e-24e-22k-22a-21Oc1943-20ş-21m-20n-19m+18h
17T-15a-14e-13e-12k-11a-10 Oc 1944-9ş-10m-8n-8m-6h
6T-4a-2e-2e-31e-30k-29a-28 Oc 1945-27ş-28m-27n-27m
25H-25t-23a-21e-21e-19k-19a-17Oc1946-16ş-17m-16n-16m+14h
14T-12a-11e-10e-9k-8a-7 Oc 1947-5ş-7m-5n-5m-3h
3T-2a-31a-30e-29e-28k-27a-26 Oc 1948-24ş-25m-23n-23m
21H-21t-19a-18e-18e-16k-16a-14Oc1949-13ş-14m-13n-12m+10h
 
Ve 29.5 günlük 12 ayın "sayı"sını esas alan hicrî takvim. Bu takvim yedinci ekim yılının son üç dolunayını dışlamk suretiyle üreticileri 7 yılda 6 ürün ile yetinmek zorunda bırakıyor:
 
28H-27t-26a-24e-24e-22k-22a-21 Oc 1943-20ş-21m-20n-19m
18h-
17t-15a-14e-13e-12k-11a-10 Oc 1944-9ş-10m-8n-8m
6h-
6t-4a-2e-2e- 31e-30k-29a-28 Oc 1945-27ş-28m-27n
27m-
25h-25t-23a-21e-21e-19k-19a-17 Oc 1946-16ş-17m-16n
16m-14h-
14t-12a-11e-10e-9k-8a-7 Oc 1947-5ş-7m-5n
5m-3h-
3t-2a-31a-30e-29e-28k-27a-26 Oc 1948-24ş-25m
23n-23m-21h-
21t-19a-18e-18e-16k-16a-14 Oc 1949-13ş-14m
 
Dışlanan dolunaylar: 13n-12m-10h
 

İddia:
Allah hiçbir takvim indirmemiştir ve onun katında hiçbir takvim diğerine göre ayrıcalıklı değildir.

Cevap: Bence 365 günlük "güneş yılı"nı esas alan bütün takvimlerin 354 günlük "kamerî yıl"ı esas alan hicrî takvime üstünlüğü var. Çünkü Allah’ın "takdîr"i güneş yılıdır (12:47); o takvimler bu ilahî takdîrle uyum içindeler.
  
7 bitek yılın içindeki SÜRELER, yedi güneş yılına denk düşüyor. O yüzden hem o sürelerde hem de 7 bitek güneş yılında mevsimler vakten sabit.

Oysa o 7 "güneş yılı"nın aylarından Nisan, Mayıs ve Haziran 7 kamerî yıla çok geliyor; o yüzden bir sonraki kamerî yıla devrediliyorlar; ve mevsimler vakten oynak hale geliyor.

İşte NESÎ fesadı bu. Kamerî yılı esas alan hicrî takvim böylece "katmerli NESÎ küfrü"nü (ziyadetun fi'l küfr, 9:37) otomatiğe bağlıyor.
 
Kamerî yılcılar gerçeği istedikleri kadar çarpıtsınlar; gerçekte o üç dolunay fiilen, bitek dönemin son yılına aittir. İstedikleri yalanı uydursunlar. Allah, ekini tarlada dipdiri tutarak, yüzlerine vuruyor onların yalanını.
 
Kamerî yıla uyan üreticiler kurak dönem başladı diye isterlerse evlerine kapanıp açlıktan ölsünler. Güneş yılına uyanlar o ürünü kaldırıp açlıktan ölmemeyi başarırlar.

Aslında sorun, "hicrî takvim"de değil. Sorun, "kamerî yıl"da. Müslümanlar için önemli olan, HİCRETİ BAŞLANGIÇ ALAN TAKVİM ise "güneş yılı"nı esas alan hicrî takvim pek âlâ düzenlenebilir.

*

Sayın isimsiz'in aşağıdaki açıklamasına dikkat. İsrâ 12'de Allah ne diyor?

 

Yılların sayısını ve hesabını bilin diye gecenin ayetini sildik; gündüzün ayetini gördürücü kıldık.  

Yani yılların sayısını ve hesabını bilmemiz, silinen o gece ayeti ve gördürücü kılınan o gündüz ayeti aracılığı iledir.

Gece ayeti, gündüz ayeti. Gece ve gündüz. Ne demek bu?

Bakın, gece ve gündüzü güneş oluşturur. Güneşten gelen ışık olmasa kamer o iki ayetin oluşmasına zerre kadar katılamaz.

GECE ve GÜNDÜZ yani gün güneşin işidir; güneş, o işini yapmak için "kamer"e muhtaç değil.

Dolayısıyla yıl da güneşin işidir. Çünkü "gün"lerden mevsimler, onlardansa güneş yılı ortaya çıkıyor; kamer yılı değil. Allah'ın ındinde yalnızca "güneş yılı"nın geçerli olması o yüzden (12:47). 

 

Hesaba gelince, onu bilmek için belli bir sürede kaç tane 365 gün olduğuna bakılır.

 

Örneğil ben köyümden döneli 180 gün oldu. Bu süredeki YILLARIN SAYISI nedir? 180 bölü 365 eşittir yaklaşık yarım yıl. Kamerin zerrece katkısı yok yılların sayısını bilmeme.

Yûnus 5'e gelince, Allah'ın orada söylediği: hac ve oruç örneğinde görüldüğü üzere takvime bağlı VAKİTLER "kamer"in kendisine değil onun EHİLLE (2:189) ve ŞEHR (2:185) denen "görüntü"lerine bakılarak bilinir.

Yani kamer, DOLUNAY görüntüsü verdiğinde de HİLAL görüntüsü verdiğinde de uzayda bütün olarak duruyor. Artı, o görüntüler güneş ışığının oyunu.

Kısacası, yılların sayısını bilmemiz asla kamer sayesinde değil.

Ve En'âm/6. Bunu hangi ayet olarak alalım? Bilseydik inceleyebilirdik. Ordaki birer hesap kılmıştır ile şu anlatılıyor olabilir:

Güneş ve ay ölçülüp biçilerek var edildi; hesapsız kitpsız değil. Onların hareketleri de hesaplı kitaplıdır. Bkz 55:5, 36:38-40.



__________________
hasanakcay.net
allahindini.net
Yukarı dön Göster hasakcay's Profil Diğer Mesajlarını Ara: hasakcay
 
isimsiz
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 02 haziran 2010
Gönderilenler: 137
Gönderen: 15 agustos 2010 Saat 11:56 | Kayıtlı IP Alıntı isimsiz

Merhaba

 

Kuran’a göre hem Güneş, hem de Ay, hesap işinde kullanılabilir:

 

[İsra/12]: Geceyi ve gündüzü iki ayet kıldık da Rabbinizden bir lütuf aramanız, yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için gecenin ayetini silip, bir gördürücü olarak, gündüzün ayetini kıldık. Ve her şeyi ayrıntılı olarak tafsil ettik (detaylı olarak açıkladık).

 

[Yunus/5]: O, Güneş’i bir ışık, Ay’ı da bir aydınlık kılan, senelerin sayısını ve hesabını bilesiniz diye ona {Ay’a} menziller (duraklar, konaklar) takdir edendir. Allah bunları ancak gerçek ile yaratmıştır. Bilen bir kavim için ayetleri tafsil eder (detaylandırarak açıklar).

 

[Enam/96]: Sabahı yarıp çıkarandır. Geceyi bir sükûn, Güneş'i ve Ay’ı birer hesap kılmıştır. Bu, Aziz, Âlim’in takdiridir.

 

Selam

 

Yukarı dön Göster isimsiz's Profil Diğer Mesajlarını Ara: isimsiz
 
takva81
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 13 ocak 2010
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 288
Gönderen: 15 agustos 2010 Saat 12:19 | Kayıtlı IP Alıntı takva81

selamlar.

  hasan hocam bilmin ne denli ilkesel oluduğunu bir kez dağa göz önüne koydu. evet güneş yeryüzünde değişimleri tetikleyen tek unsur. ayın kavurucu bir sıcaklık yapma ihtimalini düşünemiyorum .. ayetttede anlışılacağa gibi.

  şehr: tehşir babından ayen beyan belli olma. bütün nitelikleri ile kendini gösterme. olarak geçer o zaman ramazan için ön takı olan şehr. (tehşir) açığa çıkmış birden çok sebebi ile tehşir olmuş. anlamına gelir. gerek sıcaklığı ile gerek kavuruculuğu ile  kendini resmen ele veriyor. demektir.

 ramadan: güneşin ısısından taşların kavrulması. ve baktığında taşların üstünden süriyet gibi bir ısı yayılması anlamına gelir. buda demek oluyorki ramazanın oluşumunu güneş tetikliyor. güneşin yeryüzüne vermiş olduğu ısıdan bu hal oluyor.

    nemin çok yüksek olduğu yaz gecelerinde ay kırmızıya çalan bir renge bürünür. nedeni ise yeryüzünün  atmosverdeki mavi rengini veren azon tabakasının önüne yerden yükselen nemin geçmesi.

   allah (cc) burda mecazi anlamda. kuranında böyle sıkıcı bunaltıcı bir günde muhammed alesselamın hangisi doğru hangisi eğri birtürlü anlam veremediği bir güne rasladığını haber veriyor.

   savm: tutulmak ileri gitmemek. dizgin vurmak. şartlara karşı güç yitimi. meyrem  26. da da olduğu gibi olayın telafuzunu yapamam.

   bakara 187 deki yiyin için. de bir mecaz anlamdır. kadın erkek ilşkisindeki yoğunluğu ifade eder. mesela  al bu parayı  sen ve hanımın git şu otele ye iç gibi...  birde sınır olarak tan yeri veriliyor. yine burda güneşin etkisi meydana geliyor. ayın bir fonksiyonu yok. savm etmede en etkili faktör güneş.

  



__________________
ben yanlız kendimi kurana adadım.
Yukarı dön Göster takva81's Profil Diğer Mesajlarını Ara: takva81
 

<< Önceki Sayfa 29 Sonraki >>
  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Sizin yetkiniz yok foruma yeni mesaj ekleme
Sizin yetkiniz yok forumdaki mesajlara cevap verme
Sizin yetkiniz yok forumda konu silme
Sizin yetkiniz yok forumda konu düzenleme
Sizin yetkiniz yok forumda anket açma
Sizin yetkiniz yok forumda ankete cevap yazma

Powered by Web Wiz Forums version 7.92
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide
hanif islam

Real-Time Stats and Visitor Reports Sitemizin Gunluk, Haftalik, aylik Ziyaretci  Detaylari  Real-Time Stats and Visitor Reports

       

blog stats