(Şahıs odaklı din anlayışından Allah odaklı din anlayışına...)

HANiFDOSTLAR.NET

 

Kuran Müslümanı
 

Ana Sayfa Hanif Mumin  Iste Kuran Kurandaki Din  Kur'an Yolu   Sohbet Odasi Hanifler E- Kitaplik Kütüb-i Sitte ?  ingilizce Site Kuran islami Aliaksoy Net İhsan ELİAÇIK.net   Tebyin-ül Kur'an Önerdiğimiz Siteler Bize Ulasin

 

- Konulara Göre Fihrist

- Saçma Hadisler

- Hadislerin-Sünnetin İncelemesi

- Haniflikle İlgili Sorular Cevaplar

- Misakın Elçisi Kim?

- Kuranda Namaz/Salat

- Onaylayan Nebi

- Kuranda Namaz/Salat

- Enbiya 104

- Kuranda Yeminler

- Adem Hakkında Sorular

- Ganimetleri Resulün Eline Nasıl Vereceğiz?

- Allahın ındinde YIL ve DOLUNAYLAR

- Abese ve Tevella

- Hadisçilerce Tahrif Edilen Ayetler

- Mübarek Yer, Mübarek Vakit

- Arkadaş Peygamber

- Kuranın İndirilişinden Günümüze Gelişi

- Bir Türban Sorusu

- Kuran ve Bize Öğretilenlerin Farkı

- Namazın Kılınışı

- Hadislere Göre Namaz

- Kuranda Salat Namaz mıdır?

- Kuran Yetmez Diyen Uydurukçular

- Bizler Hanif Dostlarız

- Sahih Hadis mi İstersiniz?

- Hakkı Yılmaz'ın Tebyin Çalışması

- Kur'anı Anlamada Metodoloji

- Tarikatçıların Çarpıttığı Birkaç Ayet

- Nasıl Kur'an Okuyalım?

- Kur'anı Kerim Nedir?

- Kur'anda Oruç

- Allah'sız Bir Din ve Allah'sız Bir Kur'an İnancı

- Kuransız Bir İslam Anlayışı ve Müşrikleşme

- Meal Çalışmasına Davet

- Allah Şahit Olarak Kafi Değil mi?

- Doğru Hadisleri Ne Yapacağız?

- Kur'andaki Muhammed ve Peygamberlerin Misyonu

- Mahrem, Avret, Ziynet

- Nur Suresi Çeviri-Yorum

- Cilbab

- Resule İtaat Ne Demektir?

- Hadis Kalburcuları ve Kalburları

- Kur'anı Kerim'in İndiriliş Gayesi

- Kur'anda Amellere Karşı Cahili Yaklaşım

- İslamdışı İnanışlara Kur'andan Örnekler

- Biri Şu Haram Üretim Tesislerini Kapatsın

- Tasavvufta İslam Var mı?

- İslamda Delil Sorunu

- Kurban Kesmek

- İlahi Hitabın Serüveni

- Ecel Nedir?

- Şirk, İşrak, Müşrik, Müşareke, Müşterik

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Peygamberlere Karşı Rabbani Yaklaşımlar

- Salat-ı Tefriciye yada Zikri Çarpıtmaya Bir Örnek

- Mucize Nedir?

- Ayrılıkların Nedenleri

- Sıfır Hata veya Kur'an

- Haniflik Nedir?

- Rabıta İle Şeyhlere Tapanlar

- Hadis Zindanının Mezhepçi Mahkumları

- İslam Dininin Öğrenilmesinde Kaynak Sorunu

- Fasık ve Münafıkların Genel Tanımlaması

- Hadisler, Hıristiyanlık ve Selman Rüştü

- Kur'anı kerim'in İndiriliş Gayesi

- Müstekbirlere Karşı Cahili Yaklaşım

- Halis-Hanif İslam

- Kur'anda Şefaat

- Fuhuş Tellalı Tefsirciler

- Hayızlıyken Neden Namaz Kılınmasın?

- Cebrail, Vahiy, Melek

- Dindarlıkta Müşrikleşme Temayülü

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Yaratılış, Adem, Havva

- Kur'an Yerel mi, Evrensel mi?

- Reform Dinde mi, Dindarlıkta mı?

- Ne Mutlu Tağutu Olmayanlara

- Peygambere Saygı(?)

- Hadislere Kanıt Diye Gösterilen Ayetler

- Allah Nazara Karışmadı mı?

- Kur'anı Kerimle Amel Etmek Mümkün mü?

- Kur'anda İnkar Edenlerin Vasıfları

- Müminlerin Vasıfları

- Allah'ın Vasıfları

- Kur'anın Vasıfları

- Dine Karşı Cahili Yaklaşımlar

- Kur'an Merkezli Din

- İrin Küpü Patladı; Mevlana

- Hurafe ve Bidatlar

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Hz. İsa'nın Ölümü

- Allah'ın Mesajının Adı: Kelamullah

- Allah'ın Resule Uyarıları

- Kur'ana Göre Tenkit ve Eleştiri Nasıl Olmalı?

- Kur'anda Sevgi

- Sofuların Devlet Desteğiyle Desteklenmesi

- Hans Von Aiberg Aldatmacası

- Kabir Azabı Safsatası

- Kur'an Kıssalarının Önemi; Masal Değiller

- Kur'anda Toplumsal Sünnetler

- Tefsirde İsrailiyyat

- Kardeş Evliliği Olmadan Çoğalma

- Hans Von Aiberg Tutuklandı

- Kur'anda Tevbe Kavramı

- Yaşar Nuri Öztürk'ün Yorumuyla Namaz

- Karadelikler; Bir Büyük Yemin

- Mezhepçilerin Ümmi Açmazı

- Kabe Nedir? Mekkede midir, Kudüste mi?

- Kur'anda Ruh Kavramı

- Kur'anda Nefs Kavramı

- Amin Kavramı ve Putperestlik

- Diyanet İşleri Başkanlığının Sitemize Cevabına Cevaplar

- Resul ve Nebi -1

- Resul ve Nebi -2

- Sapık Bir Fırka: Hansçılar

- Cihad mı, Çapulculuk mu?

- Kur'an Deyip Namazı Yok Sayanlar

- Cennete Sadece Müslümanlar mı Girecek?

- Kur'anda El Kesme Cezası var mı?

- Nazar veya Göz Değmesi Var mı?

- Şehadet Getir, Münafık(?) Ol

- Kur'anda Eleştiri Metodu

- Hacc Mekkede mi, Bekkede mi?

- İslami Tebliğde Kur'an Metodu

- Saptırılan Kavram: Mekruh

- Kur'anda Cuma Namazı var mı?

- Of Be Kader, Allah mı Suçlu Yoksa Biz mi?

- Kader Açısından Cebir ve İhtiyar

- Baban Peygamber Olsa Ne Yazar

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Vahdet-i Vücud, Şirkin Alası

- Tasavvufi Bilginin Kaynağı Vahiy mi?

- İslam'da Resullük Son Bulmuştur

- Teveffi Kelimesi ve Arap Dili

- Tasavvuf Üzerine Düşünceler

- Nefis Mertebelerinin İç Yüzü

- Allah Rızası Anonim Şirketi; Tarikatlar

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -1

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -2

- Nakşi Şeyhi Allah'ın Avukatı mı?

- Kur'anda "ve+la" Öbeği

- Putlar ve Tapanlar

- Son Peygamberimizin Okuma Yazması

- Mesih ve çarpıtılan Bir Ayet

- Hac İzlenimleri

- "Üzerinde 19 var" da Son Nokta

- Secde Emri

- Kur'andaki Hac

- Aracıların Gaybı Bildiği İnancı

- Tarikatçı - Müşrik Karşılaştırması

- Gazali'nin Kadına Bakışı

- Kur'anda Kadına Verilen Önem

- Başörtüsü Allah'ın Emri Değil

- Başörtüsü Takmak Kur'anda Var mı?

- Kur'anda Kadın Dövmek Var mı?

- Cariye, Köle; Utanmaz Mealciler

- Kadına Yönelik Şiddet

- Sünnet Edilen Kızın Öyküsü

- Erkekçe ve Kadınca Meal Konusu, Nebe 33. Ayet

- Harem - Selamlık Kimin Emri?

- Zina, Evlilik ve Örtünme Adabı

- Cariyeleri Aç, Hür Kadınları Kapat (!)

- Çok Eşliliği Yasaklayan Ayetler

- Kur'ana Göre Evlilik Hukuku

- 2 Kadın = 1 Erkek, Uydurma mı?

- Danimarkalı mı Sapık, Buhari mi?

- Ebu Hanife, Cariyenin Avreti

- Nisa 25, Hür Kadın ve Fahişe İfadesi

- Maymunların Hadisi ve Recm Vahşeti

- Hz. Muhammed'in Tebliği

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Angarya Haline Getirilen İbadet

- Buhari'nin Hadislerini Buhari Yazmamıştır

- Hadis ve Sünnet Gerçeği

- Uydurma Hadisler, İslamın Kara Boyası

- Hadisler Dinin kaynağı Olamaz

- Uydurmaların Sınırı Yok; Şeytan Geyiği

- Beşeri Hükümler Neden Kutsal Oluyor?

- Hadis - Kur'an Çelişkisi

- Kur'anda/Dinde Olanlar ve Olmayanlar

- Cehennem'den Çıkış Yok

- Kur'anda Tağut

- Ebu Hureyre Gerçekte Kimdir?

- Hadis - Mantık Çelişkileri

- Kurban ve Kurban Bayramı Nereden Geliyor?

- Hadislere Göre Kur'an Eksiktir

- Bildiri: İslam Anlayışında Reform

- Arapça mı, Arap Saçı mı?

- Koca mı Üstün, Allah mı?

- Esbab-ı Nüzül Komedi Hadisleri

- İşte Geleneğin Dini

- Ulul Emir İle Kim Kastediliyor?

- Kul Hakkı

- Yezidi Bir Gelenek: Aşure Tatlısı

- Hz. İbrahim'den Asrımıza Dersler

- Taklitçiliğin Boyutları

- Seb-ul Mesani Nedir?

- Kelle Sayılarak Gerçek Bulmak

- Kıyamet - Mahşer Günü ve Sonrası

- Kur'anda Namaz Vakitleri

- Kur'anda Cuma Konusu

- Salih Olmak Yetmez

- Hudeybiye Anlaşması Uydurma mı?

- Kitap Yüklü Eşekler

- Kur'andaki Hac

- Hz. Nuh'un Oğlu Kimdi? İftira mı?

- Ruhun Ağırlığına Başka Bakış

- Hz. İbrahim Yalancı Değildi

- İncil'de Kadına Bakış

- Şirkin Büyüğü Küçüğü Olur mu?

- Kur'andaki Abdest ve Hijyen

- Din de Bir Araçtır

- Kur'an Okumanın Zararları

- Kur'anda Dua Ayetleri

- Kur'anda Tarih Kavramı ve Bilinci

- Şekilsel Secde Kur'anda Yok mu?

- Salat ve salatı İkame

- Kur'andaki Emr Kavramı Üzerine

- Dindar İnsanlar Şirk Koşar

- Alak Suresinin İlk Beş Ayeti

- Men Arefe'nin Çözümü

- Kur'andaki Av Yasağı

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Din Büyüklerini Tanrılaştırma

- Allah'a ve Muhammed'e Değil

- Kur'andaki Örnek Tevekkül

- Şekilsel Rüku Kur'anda Yok mu?

- Hz. İbrahim Kuşları Kesti mi?

- Ehli Sünnet Dininin Anayasası

- İnsan Allah'ın Halifesi mi?

- Kur'an Üzerinde Düşünmek

- Şirkin Kuyusuna Düşenlere Uyarılar

- Kur'an Ölülere Okunmak İçin mi İndirildi?

- Ayda Okunan Kur'an Masalı

- Hz. İbrahim, Safa ve Merve Masal mı?

- "Haç"er-ul Esved (!)

- Mevlana Sahte Bir Peygamber Değil mi?

- Tasavvufun Tanrısı İki Zıttır

- Kur'andaki Tasavvuf: Teveccüh

- Önce Batıl ve Hurafe İle Savaşalım

- Resuller Haram Kılamaz mı?

- Elçi Muhammed ile İnsan Muhammed'in Farkı

- Tarikatlarda Aracılar Rezaleti

- Nur Suresi 31. Ayet Nasıl Çarpıtılıyor?

- Sırat Kıldan İnce, Kılıçtan Keskin mi?

- Kur'anda Zalimler

- Bütün Mehdileri Çöpe Atıyoruz

- Kur'ana Göre Ramazan Ayı ve Haram Aylar

- Tasavvufçuların İlahı; Varlık ve Yokluk

- Tasavvufçuların Küçük Putları

- Sünnet Etmek yaratılışı Değiştirmedir

- Son Peygamberimizin Mektupları

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Mescid-i Aksa Nerede?

- Büyük Kandırmaca: Hadis

- Kur'an Neden Arapça Olarak İndirilmiştir?

- Kimin dini? Kimin Kitabı? Kimin Meali?

- Evliya Kelimesinin geçtiği Ayetler

- Şimdiye Kadar Yaşanan İslam

- Ayın Yarılması Diye Bir Mucize Yoktur

- Kabe Dikili Taş Değil mi?


Up | Down | Top | Bottom
 
Şu da emredildi: Yüzünü dine bir Hanif olarak çevir. Sakın müşriklerden olma.

Yunus Suresi 105

Ben bir Hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden değilim ben.

Enam Suresi 79

İbrahim ne bir Yahudi idi, ne de bir Hıristiyan. O sadece hanif bir müslümandı. O müşriklerden değildi.

Ali İmran Suresi 67

Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlıbaşına bir ümmetti; bir Hanif olarak Allah'ın önünde eğiliyordu. Müşriklerden değildi.

Nahl Suresi 123

De ki Allah doğrusunu söylemiştir / vaadinde sadıktır.Haydi artık Hanif olarak İbrahim'in Milleti'ne uyun! Müşriklerden değildi o.

Ali İmran Suresi 95

Allah'a ortak koşmadan, Hanifler olarak... Allah'a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir.

Hacc Suresi 31


Up | Down | Top | Bottom

HABERLER

 

 








 

  Hanif Islam

 Hanif TV

Genel Tartışma
 Hanif Dostlar Ana Sayfa -> Genel Tartışma
Konu Konu: KUR’AN DA GEÇEN KIBLE SÖZÜNDEN NE ANLAMAL Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Gönderi << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
UlulEbsar
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 26 mayis 2010
Yer: Micronesia
Gönderilenler: 352
Gönderen: 22 agustos 2010 Saat 14:53 | Kayıtlı IP Alıntı UlulEbsar

Selam olsun değerli Hasan kardeş,
 
Biz kimselere ne dost,nede düşman oluruz.
İnsanın kendi ellerinden başka düşmanı yok.
Allahtan gayrısı olmadığını gördüğünüzde sizde dost ve düşman diye birşey olmadığını anlarsınız.

Namazınız size İYİLİK yapmayı emrediyorsa ve Orucunuz sizi KÖTÜlükten alıkoyuyorsa/men ediyorsa ne mutlu...Yoksa...
yoksası beni aşar...Ama bende işin bu "Yoksa"sına razı değilim.
Şahitliğimi yaptım.Şahit olunuz.
Hoşcakalın.






__________________
Haşr -10
"Rabbimiz, bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizi inananlara karşı kin beslemekten koru.
Rabbimiz, sen şefkatlisin, Rahimsin,"
Yukarı dön Göster UlulEbsar's Profil Diğer Mesajlarını Ara: UlulEbsar
 
mermus
Newbie
Newbie


Katılma Tarihi: 21 temmuz 2007
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 30
Gönderen: 22 agustos 2010 Saat 20:05 | Kayıtlı IP Alıntı mermus

Merhaba

 

             AY  , DÜNYA VE GÜNEŞ ÜZERİNE KISACA

 

          Ay bilindiği gibi dünyanın uydusu olup  oluştuğu günden beri dünyanın etrafında  29 günlük periotlar halinde dönüp durmaktadır.

 

         Ay dünyanın etrafında dönerken aynı zamanda kendi etrafında da dönmektedir. Ayın kendi etrafında dönme süresi yaklaşık dünya etrafında dönme süresine eşit olup 29 gündür

         Ay dünyanın etrafında dönerken dünyaya çekim gücü uygular . Bu çekim gücü gel-git olaylarına neden olur ve  deniz ve göl  gibi büyük  su kitlelerinde suların  geceleri yükselmesine neden olur.Bu gel git olaylarına güneşte iştirak eder.

        Ayın dünya üzerindeki etkisi bununla da sınırlı kalmaz aynı zamanda Ayın çekim gücü nedeniyle Dünyanın  dönüş eksenin 23 derece eğilmesine de neden olur.Dünyanın bu dönüş eksenin 23 derece eğik olmasının çok önemli sonuçları vardır. Bu dünyada hayatın oluşumu için çok önemli olan bazı değişikliklerin meydana gelmesine ve mevsimleri oluşmasına neden olur . Yalnız şu unutulmamalıdır mevsimler sadece  ayın dünyanın dönüş eksenini 23 derece eğmesi sonucu değil aynı zamanda dünaynın güneşin etrafında dönmesi sonucu oluşur. Ama  eğer ayın çekim gücü dünyanın  dönüş eksenin 23 derece eğmeseydi MEVSİMLER ASLA  OLUŞMAYACAKTI!!!.Bu  eksen eğikliği sayesinde dünya, yılın  6 ayında  kuzey yarım küresi, diğer 6 ayında da güney yarım küresi güneşe yakın şekilde  güneşin etrafında döner ve mevsimler oluşur.Bilim bunu asırlardır söylüyor , ispat edileli yüz yılar oluyor.Bununla  birlikte yine bu eksen eğikliği olmasa idi     dünyanın her yerinde yılın 365 günü  gündüz ve gece süreleri 12 şer saat olmak üzere eşit olacaktı.

 

Yukarıdaki resimde  sol tarafta görünen dünya  resminde  kuzey yarım küre güneşe doğru eğiktir ve kuzey yarımkürede yaz mevsimi yaşanmaktadır. En sağda görünen dünya resminde ise  güney yarımküre  güneşe doğru eğik durmaktadır ve kuzey  yarımkürede kış  mevsimi yaşanmaktadır. Dünyanın resimde görüldüğü gibi 23 derece eğik durmasının nedeni ise AYIN ÇEKİM GÜCÜDÜR..Eğer  ayın çekim gücü olmasa idi  dünyanın  kendi etrafındaki  dönme ekseni , güneş etrafındaki dönme düzlemnine tam dik olup mevsimler oluşmayacaktı. Bunun yanısıra dünyanın her yerinde, her zaman  gece ve gündüz saatleri 12  şer saat olmak üzere birbirine eşit olacaktı.

 

 

    Bundan haberi olmayan bazı kimseler  ayın mevsimlerin oluşumunda hiçbir katkısının olmadığını, mevsimlerin oluşmasının  sadece, dünyanın güneş etrafında dönmesi ile  oluştuğunu iddia  ederler.Bir örneği aşşagıdadır.

 

Kısacası yedi ekim "mevsim"ine göndermede bulunan Yüce Allah mevsimleri meydana getiren "güneşi"in 365 günlük yılını geçerli saymakta; mevsimlerin oluşmasına asla katılmayan "kamer"in 354 günlük yılını reddetmekte*

 

 

        Ay , artık herkesin  bildiği gibi  güneşten aldığı ışığı yansıtan kendisi enerji üretmeyen bir gök cisimidir .Güneşten aldığı ışıgı , uzaydaki görece pozisyona göre değişik şekilde dünyadan müşehade edilecek tarzda dünyaya yansıtır.. Dünyanın yüzeyinden  yeni ay , hilal, yarım ay,  şişkin ay, dolunay  tarzında isimlendirilen halleri ile gözlemlenir.Bu evreler  insanlığın ortak konsensüsü ile  4 ayrı  şekilde  tanımlanıp üzerinde  uzlaşılmıştır.

1-     Yeni ay

2-     İlk dördün

3-     Dolunay

4-     Son dördün

 Bu evreler 7-7,5 gün sürer . Ayın  hiçbir evresi bazılarının zannetiği gibi 10 gün sürmez .Yine bazı kimseler ayın dolunay aşamasından  hilal aşamasına  dönüşme süresini

,kuran daki sayılı günler ifadesine uydurmak  gayreti ile10 gün gibi göstermeye kalksalar da hiçbir bilimsel değeri yoktur.

 

        YUSUF SURESİNE DAİR

 

          Yıl  kavramının Allah tarafından güneşe endekslendiğine, kameri yılın reddedilip güneş yılının ilahi onaya  mazhar  olduğuna  dair kurandan getirilmek istenen delil  YUSUF  SURESİ ndeki  ayetlerle ilgilidir.İddiaya mesnet alınan ayetler  ve  iddiayı savunan  makalenin, yeterli olan kısmı  aşşagıdadır. Mavi  yazılı iddia şahsıma aittir .

 

354 günlük (kameri takvim)...

Arap yarım adasında ağırlıklı olarak kameri takvim kullanılmaktaydı...

 

Burada konu, 354 günlük "kamerî yıl"dır. Yûsuf nebinin ağzından Allah işte onu reddediyor (Yûsuf 47):

 

... yedi yıl yine ekip biçersiniz - tezraûne seb'a sinîne deâbâ

 

YEDİ YIL EKİM yedi "ekim mevsimi" demek. MEVSİMLER. Allah onları gökteki ay aracılığı ile değil, güneş aracılığı ile oluşturur. 

 

Kısacası yedi ekim "mevsim"ine göndermede bulunan Yüce Allah mevsimleri meydana getiren "güneşi"in 365 günlük yılını geçerli saymakta; mevsimlerin oluşmasına asla katılmayan "kamer"in 354 günlük yılını reddetmekte*

 

Şimdi, durum şu:

 

O araplar kamerî yılı esas alıyor,

Allah güneş yılını esas alıyor (12:47).

 

Peki bizi hangisi bağlar; Allah mı ya da İslam öncesinin arapları mı?

 

Takvimimizin esas aldığı "yıl"ı seçerken Allah'ın dediğini mi yapalım ya da o arapların yaptığını mı?

 

 

*Yûsuf dedi ki:

 

Yedi YIL yine ekip biçersiniz. Yiyeceğiniz az miktarın dışındaki ürünü başağında bırakın (12:47).

 

Ardından yedi kurak yıl gelecek ve tükettiğiniz az miktarın dışında bu yıllar için alıkoyduğunuzu yiyip bitirecek (12:48)

 

          Kuran da  yer alan Yusuf suresi baştan sona tek bir kıssaya tahsis edilen tek suredir. Yusuf  ve etrafında gelişen olayları konu alır  ve mekan  ağırlıklı olarak Mısır’dır. İddiaya konu olan bölüm , Allah tarafında rüya yorumlama ilmi bahşedilen Yusuf’un ,dönemin firavununun rüyasını yorumlaması ile ilgili sahnedir.Mısırda bulunan Yusuf, Mısır firavununa  hitap etmektedir.

          Az çok Mısır tarihini ,o dönemdeki Mısır’ daki insanların hangi takvimleri hangi gerekçelerle hayata geçirip kullandığını, kaç çeşit yıl anlayışının  hayatlarında yer aldığını  bilmeden  ve yıl kavramının insan zihnindeki evrimini ve bu gün bile yıl denince insanların  neler anladığını  anlamadan bu  suredeki ayetleri yıl kavramına getirdiğiniz yoruma mesnet olarak göstermeye kalkarsanız vehimlerinizin  tuzağına düşersiniz, yanılırsınız . Bu yüzden  yıl,  mevsim , gün gibi  zaman ölçüsü birimleri üzerine bir iki laf etmek gereklidir.

                     YIL KAVRAMI

      Yıl denince akla dünyanın  güneşin etrafındaki bir tam turundan oluşan  365 gün 5 saat 48 dakika 46 saniyelik zaman dilimi gelir.Buna dönencel /tropik yıl denir

      Bu tanımın dışında  yıl kavramına dair astronomi bilminin getirdiği 4 tanım daha olmasına rağmen , en meşhur  ikinci tanımda  yıldız yılıdır ( sidereal year). Güneşin herhangi bir referans yıldıza nazaran hareketinden yararlanılır, yıldızı geçişinden itibaren tekrar aynı pozisyona dönüşünü içeren sürenin gün biriminden ifadesidir.

      Fakat yıl kavramına yüklenen manalar bunlarla da sınırlı değildir. Günümüzde  örfi olarak  değişik manalar ifade eder.

  Adli yıl : iki adli tatil arasındaki süre  esas alınır, süresi 365 günden azdır.

  Eğitim – öğretim yılı:Yaz atili bitimi ile başlar , ertesi yılki yaz tatili başlangıcına kadar devam eder. Süresi yaklaşık  9 aydır.

 

  Işık yılı:Işığın bir yıl içinde uzayda kat ettiği mesafeyi tanımlar ,Zaman birimi değildir, uzunluk ölçüsü birimidir.

  Bu gün  hayatımızda  ağırlıklı olarak yer etmeyen kameri yıl : 12  kameri ay dan,  ayın dünya etrafındaki 12 tam turundan oluşur . Süresi yaklaşık 354 gündür.

  

 

  Esasen yıl kavramı insanların ihtiyaçları doğrultusunda geliştirip , dile soktukları bir kavramdır, bir ölçü birimidir . Tıpkı asır, ay , saat , saniye, salise, kilometre, mil, fersah,inç, kilo, ton, galon , libre , litre  vs. vs. gibi. Bu ölçü birimlerinin hiç birinin Allah katında hiç  bir kutsiyeti yoktur , tamamiyle beşerin ihtiyaçları doğrultusunda , beşer tarafından zaman içinde icad edilip  dile ve hayata sokulmuştur.Bunun gibi, bu  ölçü birimlerinin  oluşmasında baz alınan  referans objelerin , güneş, ay , yıldızlar ve her türlü gök cisminin  ve bunların hareketlerinin, el ayak ve parmak sayılarının ( maya takviminin 20 şer günlük periotlardan oluşmasında  el ve ayak parmaklarının sayısı ilham kaynağı olmuştur.) bir buğday tanesinin  boyutunun ( uzunluk  ölçüsü  olarak  kullanılmıştır) yada arı  peteğinin 6 eş kenarından her birinin uzunluğu, yada  1 cm küp suyun  kütlesi  vs. bütün bu ölçüm vasıtaları  insanın  beşeri tercihidir. İlahi değildir . Hiçbir kutsiyetleri yoktur.

 

 

                      MEVSİM KAVRAMI

      Ağırlıklı olarak sıcaklık ve soğuğa bağlı  olarak  iklimsel değişiklik süreçlerini ifade etmekle beraber  sezon ve  etkinlik süreçlerini ifade etmek içinde  kullanılır

  Yaz, kış ilkbahar  ve sonbahar mevsimleri

  Hasat mevsimi- sezonu

  Hac mevsimi – hac etkinliği gibi

     Günümüzde   dört mevsim anlayışı vardır ama  her toplumda mevsim sayısı dört  olarak algılanmamıştır. Örneğin eski Mısır takviminde  sel mevsimi, ekim  ve kurak mevsim olmak üzere 3 ayrı mevsim vardır..

    Yerküre üzerinde de coğrafi koordinatlara bağlı olarak  değişik sayıda mevsimler müşahede edilir.Kutuplarda yaz ve kış olmak üzere 2 mevsim, ekvator hattında  tek mevsim,  kutup daireleri ile ekvator  hattı arasında kalan bölgelerde  4 mevsim gözlemlenir.

              HAFTA KAVRAMI

     Etimolojik  kökeni farsçadaki 7 sayısına dayanır, günümüzde ifade ettiği anlam  yedi günlük zaman dilimidir .Bir günden uzun , bir aydan kısa  bir zaman aralığı arayışı ürünüdür.Eski ahidden mülhemdir, tanrıyı taklit etme gayesi güder. Tanrı dünyayı 6 günde yaratıp 7. günde dinlenmiştir.

      Fakat bu kavramda  tarih boyunca 7 gün  olarak algılanmamıştır.  Kadim toplumlarda dört temel  madde ( hava, su , toprak, ateş) ve dört ana yön ( kuzey, güney, doğu, batı) anlayışından ilham alarak dört günlük süreçler halinde tanzim edilmiştir.Asurlular a 6 gün eski Roma da 8 gün, güney Amerika da 5 gün, eski Mısır ve Yunan ‘da 10 gün  lük hafta tanzimleri vardır.

              GÜN KAVRAMI

    Dünyanın kendi ekseni etrafında bir tam dönüşünü  ifade eder. Yıldız ve Güneş günü gibi çeşitleri vardır. Yaklaşık  24 saattir.Gün kavramı da  örfi manada değişik anlamlar ifade eder.        

   Süresi belli olmayan vade . Gün ola harman ola sözünde anlam bulduğu gibi.

   Süresi belli olmayan zaman dilimi. Allahın  yerleri ve gökleri 6 günde yaratmasında geçtiği gibi.

   Etkinlik  anlamında. Ayşe hanım  gün yaptı gibi.

 

   Bütün bu kavramları  burada zikretmemin sebebi  yıl , mevsim, ay , hafta gibi zaman dilimlerinin,  zamana ve mekana göre insanların zihinlerinde farklı karşılıkları olduğunu anlatmak içindir.

       Bir  objenin , bir kavramın  dilinizde ve zihninizde anlamı olması için , o obje ve kavramın  hayatınızda yerinin olması gerekir. HAYATINIZDA YERİ OLMAYAN  OBJE VE KAVRAMIN  DİLİNİZDE DE KARŞILIĞI YOKTUR.

      Günümüz dünyasında  aydınlanma sürecinden geçen batı dünyasının  hakim unsur olması nedeni ile , batının  formatları hayatımızda hakimdir.Dili,  hukuk sistemleri, siyasi değerleri, ölçü birimleri, teknik terminolojileri, bilimi vs. vs. vs.  Bu bağlamda  batı dünyasının kullandığı  güneş takvimi  hayatımızda yer etmiş olup diğer takvimleri hayatın dışına itmiştir.Matbaa ve değişik iletişim  vasıtalarının  topluma yaygınlaşması ile  uzmanlar tarafından hazırlanan  güneş takvimi çizelgeleri her türlü ihtiyaca cevap verecek bollukta toplumda bolca yaygınlaşmış olup , ulaşılmaları ve kullanılmaları son derece kolaydır ve iyi de  olmuştur.

     Güneş takviminin hayatımızda tümüyle yer alması ile kameri takvim ve kameri yıl anlayışı  zihinlerden de dilden de düşmüştür. Günümüz insanın zihninde kameri yıl kavramı artık pekte anlam ifade etmemektedir.Bu yüzden herhangi bir insana yıldan bahsettiğinizde 365 günlük zaman dilimi anlaşılır ve 354  günlük  kameri yıl  akıllara gelmez.Çoğu insan kameri yılın ne anlama geldiğini bile bilemeyebilir , bu son derece de doğaldır.

      Fakat tarihte bu sürekli böyle  olmamıştır. Güneş takviminin  bu günkü gibi yaygın olarak kullanılamadığı dönemlerde ( çünkü uzman tarafından hazırlanıp elinize verilmesini gerektirir) hemen bütün kadim uygarlıklarda sıradan halk arasında kameri takvim ağırlıklı olarak kullanım alanı bulmuştur. Güneş takvimi ise özellikle tarımsal faaliyetleri düzenlemek amacıyla belli bir uzman  azınlığın kullanımı dışında gündelik yaşamda yer almamıştır. İnsan oğlu yerleşik düzene geçip tarıma başladığı dönemlerden beri tarımsal faaliyetlerin mevsimsel  sabitlik göstermesi gerektiği bilgisine,  binlerce yıllık tecrübesiyle sahiptir . Bu  tecrübesi sonucunda da  tarımsal faaliyetlerini  ağırlıklı olarak güneş takvimine göre  düzenlemiştir.

 

 

 

 

     Buyurun tarihte ufak bir gezinti yapalım ve ayetler gerçekten yıl kavramına zannedilen manayı yüklemeye elverişlimi değil mi  beraber görelim.

  .

     Nil nehri yılın belli dönemlerinde  orta afrikadaki yağmur mevsiminde düşen bol yağmurlar nedeniyle geçip taştığı bölgelere hayat verir . Bu arada Etyopya dan  aldığı kızıl bereketli toprakları da sürükleyerek ta Mısırdaki nil deltasına kadar sürükler, bu  esnada da nil in suları kan gibi kıpkızıl kesilir.Nil’in bu özelliği o bölgede artık değer oluşumunda  ve  medeniyetin gelişmesindeki en  önemli etkendir.Taşma dönemlerinde çoğu zaman tarlayı sürme gereği duymadan sadece  tarlaya serptiğiniz  tohumları büyük baş hayvanlara  çiğnetmek sureti ile  ekim işini halledebilirsiniz.Medeniyet geliştirebilecek kadar da bol ürün alırsınız.

      Mısırlılar için  nil nehrinin  taşma dönemlerini bilmek tarih boyunca hayati önem taşımıştır.Şüphesiz ki  Eyopya’daki yağmur mevsimi ve buna  bağlı olarak nil nehrinin taşma dönemleri mevsimsel sabitlik gösterip , yıl içindeki mevsimsel değişim bilgisi ihtiyacına cevap verecek bir takvimin kullanılmasını  zorunlu kılar.Bunu da sadece  mevsimlerin yıl içinde sabitlik gösterdiği  bir takvimle yapabilirsiniz. Mısırlılarda bu problemi GÜNEŞ  TAKVİMİ  ve SİRİUS TAKVİMİ ,ile çözmüşlerdir . Mevsimsel sabitlik gösteren tek takvim  güneş takvimi değildir aynı zamanda  hemen hemen aynı periotlara sahip olan sirius takvimide mevsimsel sabitlik gösterip ihtiyaca  cevap verir . Ama güneş takvimi daha pratiktir.Bunların yanı sıra  Mısırlılar  Ay  takvimini ( KAMERİ  TAKVİM) gündelik yaşamlarında kullanmaktaydılar.

      Bu değişik takvimlerin  çeşitli ağırlıklarda da olsa mısırlıların  hayatında  yer bulması  mısırlıların  zihninde  AY , GÜNEŞ  ve SİRİUS yılı  olmak üzere 3 ayrı  YIL kavramının gelişmesine neden olmuştur.Mısırlılar güneş ve ay yıllarının ne manaya geldiğini gayet iyi biliyorlardı .Bu sebeple  sıradan bir mısırlıya  7 ekim yılından bahsettiğinizde  orada geçen YIL kavramından murad edilenin ne manaya geldiğini gayet iyi anlıyor ve bu konuda HİÇ BİR TEREDDÜTLERİ  de yoktu.

     Eğer Mısırda yaşayan bir peygambere Mısır  firavununun  rüyasını yorumlattırırsanız o peygamber doğal olarak  o firavunun anlayacağı formatlar ile  konuşmak zorundadır.Yusuf’un hitab ettiği  firavun ve çevresindekiler  7 ekim yılından kastedilenin   7 güneş yılı  olduğunu  elbette biliyorlardı , çünkü Mısır’ da  nil   nehrinin taşma dönemleri ve ekim mevsimlerini GÜNEŞ  TAKVİMİNE  göre tanzim etmişlerdi.

   .

   .Yorumcunun iddiasına göre Allah  Yusuf nebinin ağzından  kameri takvimi reddetmektedir

 

‘Burada konu, 354 günlük "kamerî yıl"dır. Yûsuf nebinin ağzından Allah işte onu reddediyor (Yûsuf 47):

  

   Yorumcu çeşitli  çizelgeler hazırlayarak, ay  ve güneş takvimlerinin arasındaki yıllık 11 günlük farktan yola çıkarak 7 ekim yılı  süresince  aralarında yaklaşık 77 günlük sapma meydana geleceğini ve 7 yıl sonun da 7. hasat mevsimine girilemeden kameri  7 yılın son bulacağını göstermeye çalışmaktadır. Böyle bir farkın meydana geleceği doğrudur ve zaten  insanlığın binlerce yıldır bildiği bir şeydir. Yorumcu bu yüzden yedi ekim yılının  güneş takvimine göre tanzim edilmesi gerektiği  bilgisinden yola çıkarak güneş takvimini Allahın resmi takvimi ilan etmektedir.

   Ve 29.5 günlük 12 ayın "sayı"sını esas alan hicrî takvim. Bu takvim yedinci ekim yılının son üç dolunayını dışlamk suretiyle üreticileri 7 yılda 6 ürün ile yetinmek zorunda bırakıyor:
 
28H-27t-26a-24e-24e-22k-22a-21 Oc 1943-20ş-21m-20n-19m
18h-17t-15a-14e-13e-12k-11a-10 Oc 1944-9ş-10m-8n-8m
6h-6t-4a-2e-2e- 31e-30k-29a-28 Oc 1945-27ş-28m-27n
27m-25h-25t-23a-21e-21e-19k-19a-17 Oc 1946-16ş-17m-16n
16m-14h-14t-12a-11e-10e-9k-8a-7 Oc 1947-5ş-7m-5n
5m-3h-3t-2a-31a-30e-29e-28k-27a-26 Oc 1948-24ş-25m
23n-23m-21h-21t-19a-18e-18e-16k-16a-14 Oc 1949-13ş-14m
 
Dışlanan dolunaylar: 13n-12m-10h

 

    Mevsimsel değişimlerin güneşin hareketlerine göre oluştuğu bilgisi sadece Mısırlılara  mahsus da değildi  , Ortadoğu coğrafyasında yaşayan hemen bütün eski uygarlıklar bu bilgilere sahipti ve bu yüzden bu bölgedeki  kadim uygarlıklar güneş ve ayı  her ikisini birlikte takvim hazırlamada referans olarak kullanmışlardır. 7 güneş yılı ile 7 ay yılının arasında  zamansal sapma meydana geleceği elbette doğrudur ve binlerce yıldır bilenen bir şeydir.Kırılma bundan sonra başlamaktadır. Kuranda ay  ve güneşin sadece vakit olçüleri olduğu, bunun dışında hiçbir özelliklerinin bulunmadığı , birinin diğerine  göre Allah tarafından tercih edilmediği  yönünde pek çok ayet bulunduğu  halde, yorumcunun zikrettiği iki ayet zorlama ile dahi olsa  güneş takviminin Allah katında ayrıcalıklı olduğunu göstermez.

   *Yûsuf dedi ki:

 

Yedi YIL yine ekip biçersiniz. Yiyeceğiniz az miktarın dışındaki ürünü başağında bırakın (12:47).

 

Ardından yedi kurak yıl gelecek ve tükettiğiniz az miktarın dışında bu yıllar için alıkoyduğunuzu yiyip bitirecek (12:48)



   İsrail  oğulları Yusuf ve 11 kardeşinin sulbünden gelir. Yahudiler  günümüzde de binlerce yıllık gelenekleri doğrultusunda , İbrahim, İshak, Yakup , Yusuf  ve 11 kardeşi vasıtası ile kendilerine ulaşan gelenekleri doğrultusunda önemli dini  günlerini ve bayramlarını ay esaslı takvime göre tanzim ederler.Her dört yılda birde  güneş takvimine göre yeniden ayarlarlar. Yusuf  ayetlerde her ne kadar ekim yılından bahsetse de kameri takvim bilgisinden  mahrum da değildi.

 

       Bilinen ilk resmi Yahudi takvimi peygamber –kral Süleyman döneminde yapılan  Gezer takvimi  dir ve ayın hareketlerini esas alır .

          Sözüm ona Yusuf nebi ağzından kameri takvimi reddeden , güneş takvimini  resmi takvim  olarak ilan eden Allah , Yusuf’tan esirgemediği bilgiyi  bir başka  nebisinden , Süleyman’dan mı esirgedi? .İsrail oğulları ay esaslı  takvimi hazırlayıp resmileştirirken ,israiloğullarının  tarihteki en kudretli kral peygamberi Süleyman’ın böyle büyük bir hatayı! Böyle büyük bir günahı! Engellemeye gücümü yetmedi???

Yada bidiğini saklayıp ilahi nübüvvete ihanet mi etti?

 

    Ve  daha pek çok soru…

 

 

 

 

 

     Kameri takvim; Vahyin indiği dönemde  Araplar  tarafından  ihtiyaçlarına en  iyi cevap veren ve kullanımı güneş takvimine nazaran daha  kolay olduğu için  yaygın olarak kullanılmasına rağmen Arapların bildiği tek takvim de değildi.  Gerek  güneş takvimi olsun gerek pers takvimi ve gerek çevrelerindeki diğer milletlerin kullandıkları diğer  takvimler olsun bunlardan haberleri de vardı.Ama  diğer takvimler içinde bulundukları koşullarda  kameri takvim kadar  elverişli olmadığı için , gündelik hayatlarında  kullanım alanı  bulamamıştır. Arapların içinde bulunduğu  o dönemin koşullarında güneş takvimini kullanmalarını beklemek akıl karı da değildir. Vahiyle de böyle bir koşul getirilmemiştir. Güneş takvimi Allah katında diğer takvimlere nazaran  ayrıcalıklı  bir takvim olsa idi, Allah tek bir ayetle  güneş takvimini farz kılardı .Bu yapılmış olsa idi araba zulüm edilmiş olurdu.Oysa Allah  hiçbir kimseye gücünün üstünde yük yüklemez , adil sıfatı ile bağdaşmaz..Güneş takviminden istifade  edebilmeniz için en azından elinizin altında  daha önceden uzmanlar  tarafından  düzenlenmiş takvim çizelgesi olması gerekir , yoksa  güneşin gök yüzündeki durumuna  bakarak  günleri asla tesbit edemezsiniz. Duvarında asılı takvimi olmayan, cebindeki ajandasında  takvim bulunmayan çöldeki arapa  güneşe takvimini dayatırsanız zulüm edersiniz.Bu gün bile 21 . yy. ın insanları olarak  elinizde  takvim çizelgesi olmadan  güneşe bakarak günleri tespit etmeniz mümkün değilken , elinde bu günkü gibi yaygın takvimlerin bulunmasına imkan olmayan arabın güneşin  takvimine göre ibadetlerini tanzim etmesini beklemek insafsızlık değilse nedir?

     Allah da  araba hitab ederken onların kullandıkları  dil ile  formatlarla  , ölçü birimleri ile  hitab etmiş ve  oruç , hac gibi ibadetler  kameri takvime göre tanzim edilmiştir . Allah kuranda pek çok ayetinde gök cisimlerine atıfda bulunup onların hac ve insanlar için vakit ölçüleri olduğundan bahsetmiştir. Ama aralarında ayrım yapıp hiç birini kutsamamıştır.Hiç bir gök cisminin  ve bunlara bağlı olarak geliştirilen hiçbir takvimin  diğerlerine nazaran  Allah  katında ne kutsiyeti ne de üstünlüğü vardır, vakit ölçüsü  olduklarının  belirtilmesi dışında da  bir özelliklerinden de bahsedilmez .  Allah katında  kameri takviminde hiçbir üstünlüğü ve ayrıcalığı yoktur . Hangi  takvimi kullanacağı tümüyle beşerin tasarrufundadır. Günümüzde dünyanın  değişik yerlerinde de luni- solar takvim diye adlandırılan  güneş ve kameri takvimin sentezinden oluşan  çeşitli takvimlerde kullanılmaktadır.

 

 

    Yorumcunun Allah katında güneş takviminin ayrıcalıklı olduğunu düşünmesi şöyle bir çözüm önerisi  ortaya atmasına da neden olmaktadır.

     Aslında sorun, "hicrî takvim"de değil. Sorun, "kamerî yıl"da. Müslümanlar için önemli olan, HİCRETİ BAŞLANGIÇ ALAN TAKVİM ise "güneş yılı"nı esas alan hicrî takvim pek âlâ düzenlenebilir.

 Kategorik olarak hicri takvimin  2 ayrı versiyonu vardır.

1-Hicri kameri takvim. Ayın döngülerini esas alır.12 kameri aydan oluşur.

2-Hicri şemsi takvim.Hicreti başlangıç olarak  kabul eden  güneş takvimidir.Yüzyıllardır bilinmektedir . Osmanlıda da  batıyla entegrasyonu sağlamak amacı ile uzun süre kullanılmıştır, günümüzde terkedilmiştir.

  Günümüz dünyasında Müslümanların takvimle ilgili herhangi bir sorunları yoktur.Her takvim diğerine kolayca çevrilebilmektedir. Hiçbir takvimin Allah katında diğerine üstünlüğü de yoktur. Dilerseniz  fayda sağlayacağını düşünüyorsanız  yeni bir takvimde yapabilirsiniz , istiyorsanız kendi doğum tarihinizi esas alan yeni bir takvimde yapabilirsiniz  Allah bunlarla uğraşmaz.

   Bu gün var olan takvimler insanoğlunun binlerce yıllık  tecrübesinin süzgecinden geçerek oluştu ve günümüze gelinceye kadar defalarca değişim geçirdiler. Pek çok takvim tarihsel süreç içinde misyonunu tamamlayıp  unutuldu gitti. Beklide  bu gün kullandığımız takvimlerde  ihtiyaçlar doğrultusunda  değişip şekillenerek evrimini  bir gün tamamlayıp  hayatın dışına itilecektir.İnsan oğlunun zamanı daha iyi tespit etme  amacı ile yeni referans arayışları devam etmektedir. Örneğin atom saatleri bilimsel çalışmalarda  yerini almaya başladı bile…

   Ayet

   ‘’Gece ve gündüz, güneş ve Ay onun ayetlerindendir. Eğer sadece Allah'a kulluk/ibadet ediyorsanız, güneş'e, Ay'a secde etmeyin; onları yaratan Allah'a secde edin!’’ fussilet 37.

 

 

 

 

 

Yukarı dön Göster mermus's Profil Diğer Mesajlarını Ara: mermus
 
hasakcay
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 22 ocak 2008
Gönderilenler: 1235
Gönderen: 23 agustos 2010 Saat 00:11 | Kayıtlı IP Alıntı hasakcay

Merhaba.

Ayın dünya üzerindeki etkisi bununla da sınırlı kalmaz aynı zamanda Ayın çekim gücü nedeniyle Dünyanın  dönüş eksenin 23 derece eğilmesine de neden olur. Dünyanın bu dönüş eksenin 23 derece eğik olmasının çok önemli sonuçları vardır. Bu dünyada hayatın oluşumu için çok önemli olan bazı değişikliklerin meydana gelmesine ve mevsimleri oluşmasına neden olur.

Mevsimleri meydana getirerek ekinleri büyütüp olgunlaştıran, güneşin enerjisidir; başka hiçbir şey değil. Eksenin eğikliği meydana getirmez mevsimleri. Bakın, o eğiklik HER ZAMAN var; örneğin güneş ışınları kutup noktalarını es geçerken de var. Ama kutup noktasında dört mevsim yok çünkü oraya güneş enerjisi ulaşamıyor.

Kısacası,

güneşe atıfta bulunduğumuzda

güneşin ışığını,

ısısını,

enerjisini kastederiz.

 

Mevsimleri ay değil güneş oluşturur. Allah'ın gerçeği bu. Güneş balçıkla sıvanmaz.

 

 

 

 

  

Güneş ışığı ısıtır. Güneş ışığı fotosentez yoluyla bitkileri besleyip olgunlaştırarak "mevsimler"i meydana getirir. Ayın güneşten alıp YANSITTIĞI ışık ise o kadar zayıftır ki üşüyeni zerrece ısıtmaz ve fotosentez denen mucizenin semtine bile uğramaz.

 

Sözüm ona Yusuf nebinin ağzından kameri takvimi reddeden, güneş takvimini resmi takvim olarak ilan eden Allah...

Bağışlayın ama benim yapmaya çalıştığım açıklamada bu iddia yok. Benim söylediğim şudur: Yûsuf nebinin ağzından Allah'ın reddettiği, kamerî yıldır; kamerî takvim değil. 

Aslında kamerî takvim dediğimiz, Allah'ın gökleri ve yeri yaratırken dolunaylara verdiği düzendir (9:36). Ardardına gelen İKİ DOLUNAY arasındaki süre 29.5 gün 44 dakika 3 saniye. Kamerî takvimin içinde işte o dolunaylar var.  

Allah Kendi düzenlediği dolunayları neden reddetsin NESÎ fesadına uğratılmadılarsa? Ve onların içinde bulunduğu kamerî takvimi neden reddetsin? 

Tam aksine, benim söylediğim, DOLUNAYLAR önemlidir. Çünkü Allah yılların hesabını bilmemizi DOLUNAYLAR aracılığı ile sağlıyor (10:5). İki sıcak dolunay arasındaki sürelerin yüzyıllar içinde aldığı vakti "güneş yılları"nın aldığı vakte eşit kılarak.

Ama kamerî yılların aldığı vakit güneş yıllarına eşit değil. Çünkü kamerî yıllar NESÎ fesadına uğratılmıştır

2-Hicri şemsi takvim, Hicreti başlangıç olarak kabul eden güneş takvimidir. Yüzyıllardır bilinmektedir. Osmanlıda da batıyla entegrasyonu sağlamak amacı ile uzun süre kullanılmıştır, günümüzde terkedilmiştir. 

Hicrî şemsî takvim günümüzde  terkedilmiştir... Ve NESÎ küfrüyle malul "kamerî yıl"ı esas alan bir takvim edinilmiştir. Şimde de kalkıp o küfrü hoş görüyor, İslama uygun ilan ediyoruz. Fesubhanallah.

*

Takvimi insan Allah'tan beklemeyecek; kendisi yapacak. Ve yaptığı o takvime ister hicrî şemsî takvim desin, ister şemsî takvim, ister güneş takvimi... aslolan "güneş yılı"dır; takvim onu esas alacak.

Gerçek basittir; onu dile getirmek için üç çift kelime yeter: Allah'ın ındinde geçerli olan, hicrî takvimin NESÎ küfrüyle malul kamerî yılı değil güneş yılıdır.

Sevgi ile,

Hasan Akçay



__________________
hasanakcay.net
allahindini.net
Yukarı dön Göster hasakcay's Profil Diğer Mesajlarını Ara: hasakcay
 
takva81
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 13 ocak 2010
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 288
Gönderen: 23 agustos 2010 Saat 10:40 | Kayıtlı IP Alıntı takva81

selamlar.

  yunus suresi... 43 ayet

   وَقَالَ الْمَلِك 15; إِنِّي أَرَىٰ سَبْعَ بَقَرَات 13; سِمَانٍ يَأْكُلُ 07;ُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعَ سُنْبُلَ 75;تٍ خُضْرٍ وَأُخَرَ يَابِسَا 78;ٍ ۖ يَا أَيُّهَا الْمَلَأ 15; أَفْتُون 16;ي فِي رُؤْيَاي 14; إِنْ كُنْتُمْ لِلرُّؤْ 10;َا تَعْبُرُ 08;نَ

Vekâle-lmeliku innî erâ seb’a bekarâtin simânin ye/kuluhunne seb’un ‘icâfun veseb’a sunbulâtin ḣudrin veuḣara yâbisât(in)(s) yâ eyyuhâ-lmeleu eftûnî fî ru/yâye in kuntum lirru/yâ ta’burûn(e)

Bir gün Melik ben, dedi: ru'yada görüyorum ki yedi semiz inek, bunları yedi arık yiyor ve yedi yeşil başakla diğer yedi de kuru, ey Efendiler, siz ru'ya ta'bir ediyorsanız bana ru'ya mı halledin.

   ayet..44.

قَالُوا أَضْغَاث 15; أَحْلَام 13; ۖ وَمَا نَحْنُ بِتَأْوِ 10;لِ الْأَحْل 14;امِ بِعَالِم 16;ينَ

Kâlû edġâśu ahlâm(in)(s) vemâ nahnu bite/vîli-l-ahlâmi bi’âlimîn(e)

Dediler ki ru'ya dediğin «edgâsü ahlâm» demet demet hayalâttır, biz ise hayalâtın te'vilini bilmiyoruz

ayet.45..

وَقَالَ الَّذِي نَجَا مِنْهُمَ 75; وَادَّكَ 85;َ بَعْدَ أُمَّةٍ أَنَا أُنَبِّئ 15;كُمْ بِتَأْوِ 10;لِهِ فَأَرْسِ 04;ُونِ

Vekâle-lleżî necâ minhumâ veddekera ba’de ummetin enâ unebbi-ukum bite/vîlihi feersilûn(i)

O ikisinden kurtulmuş olan da nice zamandan sonra hatırladı da dedi ki: ben size onun te'vilini haber veririm, hemen beni gönderin

ayet.46.

يُوسُفُ أَيُّهَا الصِّدِّ 10;قُ أَفْتِنَ 75; فِي سَبْعِ بَقَرَات 13; سِمَانٍ يَأْكُلُ 07;ُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعِ سُنْبُلَ 75;تٍ خُضْرٍ وَأُخَرَ يَابِسَا 78;ٍ لَعَلِّي أَرْجِعُ إِلَى النَّاسِ لَعَلَّه 15;مْ يَعْلَمُ 08;نَ

Yûsufu eyyuhâ-ssiddîku eftinâ fî seb’i bekarâtin simânin ye/kuluhunne seb’un ‘icâfun veseb’i sunbulâtin ḣudrin veuḣara yâbisâtin le’allî erci’u ilâ-nnâsi le’allehum ya’lemûn(e)

Yusüf! Ey sıddık! Bize şunu hallet: «yedi semiz inek bunları yedi arık yiyor ve yedi yeşil başakla diğer yedi de kuru» ümid ederim ki o nâsa cevab ile dönerim, gerektir ki kadrini bilirler

ayet.47.

قَالَ تَزْرَعُ 08;نَ سَبْعَ سِنِينَ دَأَبًا فَمَا حَصَدْتُ 05;ْ فَذَرُوه 15; فِي سُنْبُلِ 07;ِ إِلَّا قَلِيلًا مِمَّا تَأْكُلُ 08;نَ

Kâle tezra’ûne seb’a sinîne deeben femâ hasadtum feżerûhu fî sunbulihi illâ kalîlen mimmâ te/kulûn(e)

Dedi ki: "Yedi sene eskisi gibi ekeceksiniz, biçtiklerinizi başağında bırakınız, biraz yiyeceğinizden başka

ayet.48.

ثُمَّ يَأْتِي مِنْ بَعْدِ ذَٰلِكَ سَبْعٌ شِدَادٌ يَأْكُلْ 06;َ مَا قَدَّمْت 15;مْ لَهُنَّ إِلَّا قَلِيلًا مِمَّا تُحْصِنُ 08;نَ

Śumme ye/tî min ba’di żâlike seb’un şidâdun ye/kulne mâ kaddemtum lehunne illâ kalîlen mimmâ tuhsinûn(e)

Sonra onun arkasından yedi kurak sene gelecek, önceki biriktirdiklerinizin biraz saklayacağınızdan başkasını yiyip bitirecek

ayet.49.

ثُمَّ يَأْتِي مِنْ بَعْدِ ذَٰلِكَ عَامٌ فِيهِ يُغَاثُ النَّاسُ وَفِيهِ يَعْصِرُ 08;نَ

Śumme ye/tî min ba’di żâlike ‘âmun fîhi yuġâśu-nnâsu vefîhi ya’sirûn(e)

sonra onun arkasından bir yıl gelecek ki halk onda sıkıntıdan kurtulacak, sıkıp sağacak.

   bu yılları ayın haraketleri ile hesaplayanlar. hüsrandalar.  zatende şimdiki zamanda hüsranda olmamızın sebebide. bu.

    



__________________
ben yanlız kendimi kurana adadım.
Yukarı dön Göster takva81's Profil Diğer Mesajlarını Ara: takva81
 
mermus
Newbie
Newbie


Katılma Tarihi: 21 temmuz 2007
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 30
Gönderen: 30 agustos 2010 Saat 13:24 | Kayıtlı IP Alıntı mermus

     

HARAM AYLAR,  NESİ VE AV YASAĞINA  DAİR

 

 

                        Kuranı kerimin indiği dönemlerde arap toplumlarında haram ay olarak nitelendirilen dört tane ay vardı . bunlar ZİLKADE, ZİLHİCCE, MUHARREM VE RECEP adı verilen aylardı. Araplar bu aylarda birbirlerine saldırmaz,her türlü husumet,çatışma ve kan davaları askıya alınırdı. Günümüze ulaşan bilgilerden Arapların büyük çoğunluğunun bu aylara son derece hürmet ettiği , çatışmadığını, hatta babalarının katillerine bile , imkan olduğu halde ilişmediklerini öğreniyoruz. Arapların bu aylara bu kadar hürmet etmelerinin temelinde yatan sebep acaba ne idi?. Ben bu sebeplerin, arap toplumlarının üzerinde yaşadığı coğrafyanın şartları ve içinde bulundukları sosyo ekonomik koşullarla ilgili olduğunu düşünüyorum.Haram ayları açıklamadan önce  cahiliye dönemi arap toplumunun  ekonomik yapısının ve içinde yaşadıkları koşulların kısaca incelenmesi gerekir.

                  BEDEVİ YAŞANTISINA DAİR

                 Bilindiği gibi arap yarımadası genellikle çöl ikliminin ve şartlarının hakim olduğu ,ılman iklimlere nazaran daha zor koşulların yaşandığı bir bölgedir.Arap yarımadası  coğrafi olarak  kuzey, orta ve günay Arabistan olarak 3 bölge şeklinde ayrılabilir.Coğrafi ve iklim koşulları açısından çok daha  nasipsiz bir bölge olan Kuzey ve orta Arabistan da hakim yaşam tarzı  bedeviliktir( göçebelik.), yaşam imkanların  çok daha fazla çeşitlendiği güney Arabis_

tanda ise hadariliktir (yerleşik düzende yaşamak).Yaşam tarzı açısından bedevilik ve hadarilik şeklinde tasnif edebileceğimiz arap toplumunun büyük çoğunluğunu bedeviler oluşturmaktaydılar. İslamiyetin ortaya çıktığı , çöl ikliminin hüküm sürdüğü bölge olan kuzey ve orta Arabistanda hakim yaşam tarzı göçebe deve çobanlığı  olan  bedeviliktir.Bedeviler deve ve keçi kılından yapılmış  çadırlarsa yaşar , ilkbaharda  yağmurların yağması ile  birlikte yeşillenen meralara göç ederler,  hayvanları için uygun mera haline gelmiş bu alanları hemen yaşam alanına çevirirlerdi Birkaç hafta içinde otları tükenecek olan bu geçici meralardan azami derecede istifade ederler; bir anlamda çok geçmeden gelecek kurak ve kıtlık dolu günler için depolama yaparlardı Esasında bedeviler devamlı göç halinde olsalar da her kabilenin kendine ait bir merası mevcuttu Fırtınaların ve yağmurun ne zaman gerçekleşeceğini bilmeye yarayan “ilmü’l-enva” sayesinde geçici meraların yerlerini tayin edebilen bedeviler, bu meralardaki otların tükenmesinden sonra asıl meralarına dönerlerdi

                 Çöl hayatının neden olduğu olumsuz iktisadi ve sosyal şartlar, bedevi kabileler arasında genellikle su ve otlak yüzünden sık sık çatışmaların yaşanmasına neden olmaktaydı. Karşılıklı olarak pusuların kurulup, sürülerin ve kadınların çalınıp gasp edildiği bu savaşlarda, cana kıymamak şartıyla baskın vermek ve mal almak meşru sayılıyordu. Düşman kabileye karşı yeterli gücün oluşturulamaması halinde, yandaş kabileler aranıyor ve sonuçta bir kabilenin tümüyle yok olması sağlanıyordu. Hızlı büyüyen ailelerin kısa zamanda büyük bir kabile haline gelmesi de mevcut kaynaklar üzerinde yeni ortakların ortaya çıkmasına  neden oluyor ve  o kabile ile komşu kabileler arasında savaş nedeni oluyordu, buna bağlı olarak da bölgede sık sık kabile göçleri yaşanıyordu.

                  Bazen yıllarca devam eden bu savaşların en meşhurları arasında Besûs, Dâhis ve Ficâr zikredilebilir. Bedeviler her ne kadar Cahiliye dönemi Arap toplumunun belkemiğini oluştursa da, bölgeden geçen ticaret kervanlarının hareketlendirdiği muhtelif menziller üzerindeki vaha ve vadilere yerleşmiş yarı göçebe unsurla, Arap yarımadasının kıyı sakinlerine yerleşmiş yerleşik topluluklar da Arap yarımadasının toplumsal hayatının önemli halkalarını teşkil etmişlerdir. Ancak bütün bu kesimleri birbirinden kesin hatlarla ayırmamak gerekir. Zira yarı göçebe bir hayat tarzına sahip olup zaman içinde yerleşik hayata geçenler olduğu gibi, bir zamanlar bedevi olan bazı şehir sakinlerinin de göçebeliğe dönüş yaptıkları bilinmektedir. Çölün ortasında tek başına kalmış vaha toplulukları himayelerini, binek hayvanlarının hızından kaynaklanan askerî bir üstünlükleri olan bedevilere teslim ederken, bedeviler de muhtelif ihtiyaçlarını bölgedeki yerleşiklerden sağlamaktaydı. Bir anlamda göçebeler yerleşiklerin hurmasını yerken, yerleşikler de bedevilerin deve sütünü içmekteydi

               Ancak Kuzey ve Orta Arabistan bölgelerine nispetle Güney Arabistan’ın çok daha gelişmiş ve şehirleşmiş bir yapı arz ettiğini söylemek mümkündür. Bunda bölgenin gerek tarım, gerekse ticaret imkanları bakımından taşıdığı avantajın önemli bir etkisi olmuştur. Her ne kadar İslâm’ın bölgede ortaya çıktığı ilk dönemlerde Hicaz vahaları, Güney Arabistan ile Akdeniz dünyası arasındaki ilişkileri düzenleyen kervan merkezleri olmaları nedeniyle faal bir ticaret ekonomisine sahip olmuşlarsa da, bu durum Güney Arabistan'ın bölgede oynadığı rolle kıyaslanamaz. Öyle ki Aden limanı ve Kızıldeniz’in Babülmendeb girişi sayesinde Güney Arabistan, söz konusu dönemde Akdeniz ile Uzakdoğu arasındaki ticaretin en önemli kavşak noktalarından biri olarak faaliyet göstermiştir. Göçebelere nispetle daha yüksek bir hayat seviyesine sahip olan sahil bölge halklarının başlıca geçim kaynaklarını da, ticaret, gemicilik, balıkçılık, inci ve sünger avcılığı ile sınırlı miktarda tarım oluşturmuştur.

                Arap yarımadasında ekonomik hayat, iklim şartları ve toplumsal yapıya bağlı olarak değişmekle birlikte, umumi olarak hayvancılık, tarım ve ticarete dayanmaktaydı. Hakim sınıfı oluşturan bedevîler, çiftçilik, sanat ve zanaat alanındaki faaliyetleri hakir görüp, geçimlerini büyük ölçüde hayvancılık, avcılık ve ticaret gibi yollardan temin ederlerken, yerleşikler daha ziyade tarım ve ticarete dayalı bir hayat sürdürmekteydi. Üç tarafından denizlerle kaplı olmasına rağmen, yarımadada balıkçılık oldukça sınırlı bir alanda yapılmaktaydı.

              Ana geçim kaynağı hayvancılık olan bedeviler, zorlu hayat şartlarının bir sonucu olarak sık sık komşu şehir ve köylerle bölgeden geçen kervanlara düzenledikleri baskınları da bir geçim aracı olarak görüyorlardı. Tarihin oldukça erken dönemlerinden itibaren ticaret yollarının çölden geçmeye başlaması, bedevi Arapları kervan saldırıları ve onların mallarına el konulması konusunda oldukça ustalaştırmıştı. Yapılan baskınlarda deve ve yiyecek çalmanın yanı sıra çocuk ve kadınlar da kaçırılıyor ve serbest bırakılmaları karşılığında fidye talep ediliyordu.

                  Zorunlu ihtiyaçlarını mübadele yoluyla şehirlilerden temin eden bedeviler için ticaretin de önemli bir geçim kaynağı olduğunu vurgulamamız gerekir. Zira hububat, hurma, elbise ve kap-kacak gibi temel ihtiyaç maddelerini; yağ, yün, deve ve keçi kılından mamul kumaşlar, halı, deriden imal edilmiş kırba ve tulum, çuval, ip ve hasır gibi ürünleri satmak suretiyle temin ediyorlardı. Bedevîlerin Arap yarımadasının muhtelif yerlerinde kurulan panayırlara mal götürmek suretiyle girdikleri bu süreç, onları kervan ticaretinde mahir hale getirmiştir. Çok geçmeden bedeviler Hindistan ve Çin’den Yemen ve Kızıldeniz kanalıyla Mısır ve Akdeniz ülkelerine yapılan uluslararası ticarette, hem büyük ticaret kervanlarına deve temin etmişler, hem de kervanların yol güvenliğini sağlayarak onları muhtelif saldırılara karşı korumuşlardır. Mevzilendiği topraklardan geçen yolcu ve ticaret kafilelerine verdikleri kervan muhafızlığı ve kılavuzluğu hizmetlerinin bedevilere kazandırdığı bedel, iktisadi bir rahatlama olmuştur.

                      Bedevilerin dolaylı yoldan katıldığı bu ticarette, Mekke'nin yerleşik halkını oluşturan şehirli sınıfın aktif bir şekilde yer aldığını görürüz. En önemli ticaret gelirlerini hac için bölgeye gelen hacı adaylarından sağlayan Mekke halkı, her yıl haram aylarda Taif yakınında kurulan büyük panayırlara büyük rağbet gösterir; hurma ağaçlarının gölgesinde kurulan çadırlarda ticaretin yanı sıra birçok etkinlik gerçekleştirirdi. Diğer yandan her yıl ticaret maksadıyla kışın Yemen'e, yazın da Şam'a düzenlenen ticari seferlere katılarak, Yemen - Şam hattında önemli bir bağlantı noktası olan Mekke'nin ticari canlılığına katkıda bulunurlardı. İslam öncesi Arabistan’ında, gerek Güney Arabistan ile Mezopotamya bölgesi, gerekse Akdeniz ülkeleri ile Uzakdoğu arasında gerçekleşen iki yönlü ticaret sayesinde bir takım pazar ve panayırlar açılmıştır. Bu panayırların, gerek Arap toplumsal yapısının canlanmasında, gerekse bölgede belli bir kültür ortamının şekillenmesinde mühim bir etkisi olmuştur. Putperestliğin merkezi oluşu nedeniyle dinî açıdan önemli bir imtiyaza sahip olan Mekke halkı bu imtiyazlarını ticari yönde değerlendirmeyi başarmış ve komşu ülkelerle yaptıkları ticari anlaşmalarla Arap yarımadasındaki ticari ve kültürel hayatın canlanmasına katkıda bulunmuştur. Zira İran dirhemi ve Bizans dinarının kullanıldığı ve Arabistan’da yaşayan bütün kabilelerin katıldığı panayırlar, ticari olduğu kadar kültürel bir alışverişe de kaynaklık etmiştir. Birçok bölgeden hac maksadıyla Mekke’ye gelen ve hac mevsiminde kurulan Mina, Mecenne, Zülmecaz ve Ukaz gibi büyük panayırları ziyaret eden insanlar Mekke ekonomisi için büyük kazanç kaynağı olmuşlardır.

         HARAM AYLARA DAİR

Arapların içinde yaşadığı bu zor koşullar sosyoekonomik yansımalarla toplumsal yaşantıyı da etkilemiştir. Bu günkü petrol yataklarından o gün için yararlanılamadığı göz önünde bulundurulursa , o günün koşullarında dişe dokunur yer altı zenginlikleri, madenleri olmayan, sınırlı sayıda vahalar etrafında , sınırlı ölçülerde tarım ve hayvancılık yapılabilen, maişetin ağırlıklı olarak ticarete dayandığı bir bölge idi. Arapların elinde bereketli hilalin çift sıralı buğdayı gibi artı değer üretimini patlatacak tarım imkanları yoktu. Tarım arazileri, yer altı ve yer üstü su kaynakları son derece sınırlı idi. Vaha bölgelerinde yapılan sınırlı miktardaki tarım ve bahçecilik yarım adanın ihtiyaçlarını karşılayabilmekten çok uzaktı. Yine hayvancılıkta sınırlı bölgelerde koyun  keçi gibi küçük baş hayvan yetiştiriciliği ve o coğrafyada çöl iklimine dayanıklı tek büyükbaş hayvan olan deve üreticiliğinden ibaretti. Bu sebeple tarım ve hayvancılık bölge ekonomisini tek başına ayakta tutmaktan uzaktı ve ancak sınırlı olarak ihtiyaca cevap verebiliyordu. Bunların dışında Arapların herhangi bir endüstriyel hammadde, yarı mamul ve mamulü üretip ,işleyip endüstriye  kazandıracak imkan ve kaynakları da yoktu. El sanatları ve zanaatkarlık ta ekonominin motoru olabilecek seviyede değildi. Bu şartlar Arapları büyük oranda ticarete yönlendirmişti. Peygamber in ifade ettiği gibi rızkın onda dokuzu ticaret ve cesarete dayanıyordu. Cesarete dayanıyordu .çükü; çöl koşullarında ticaret yapmak , her türlü iklimsel meşakkat ,baskına uğrayıp malların ve develerin çapul edilmesi ,esir edilip köle haline gelmek ve hatta öldürülmek gibi önemli riskleri göze almayı gerektiriyordu. Tüccarların tek sigortası zekası ve bilek gücünden ibaretti.

              Arap yarımadasının zor koşulları ve kaynakların sınırlı olması ,artı değer üretiminin yetersiz oluşu ; dağılım paylaşım ve yeniden dağıtım, sigorta sistemleri gibi toplumsal denge mekanizmalarını organize edip hayata geçirebilecek ve işlemesini sağlayacak çok katmanlı siyasal yapıların oluşmasına engel oldu. Güçlü siyasal otorite ve oluşumların meydana gelememesi , mevcut imkanların paylaşımında güce dayalı yöntemleri ağırlıklı olarak devreye soktu. Aile , akraba, aşiret ve kabile nepotizmi, kan bağına dayalı asabiyet duyguları güçlendi .Asabiyet duygusu ve kabile dayanışması ,akraba nepotizmi,çok erkek evlat sahibi olmak gibi eğilimler; sosyal güvenceden yoksun olarak yaşamaya çalışılan bir ortamda ,çok ihtiyaç duyulan birer sosyal güvence idi. Fakat çoğu zaman bunlar yeterli olmuyordu. Kuraklık . kıtlık, salgın hastalık veya hayati tehlike arz eden herhangi bir felaket durumunda kabileler , felaketi bertaraf edebilecek imkanlara ulaşmak için başka kabilelerin imkanlarına yönelmek durumunda kalıyorlardı.Bu imkanlara her zaman toplumun onay vereceği meşru metotlar kullanarak ulaşmak mümkün değildi ve zora dayalı yöntemler devreye girdi. İmkanları saldırarak ,çapul ederek elde etme yoluna gittiler.Çoğu zamanda diğer kabileler tarafından aynı şekilde karşılığa maruz kalıyorlardı. Bu gün her ne kadar hoş görmesek de ,insani bulmasak ta yapılan çapul ve baskın yöntemleri bir nevi toplumsal denge mekanizması olarak yeniden dağıtımı gerçekleştirmeye yönelik bir fonksiyon görüyordu. Elbette o dönemde yeniden dağıtımı gerçekleştirmenin tek yolu zora dayalı yöntemler değildi. Himayecilik ,misafirperverlik, cömertlik, yiğitlik ve diğergamlık, dostluk anlaşmaları, hilf, câr ve velâ denen yollarla akrabalık bağlarının güçlendirilmesi gibi insani mekanizmaları da hayata geçirmişlerdi, çünkü bunlara da ihtiyaçları vardı(Bunlardan hilf ve câr, kabilesini terk eden veya kabilesinden kovulan bir kimsenin başka bir kabile mensubunun himayesine (câr) girmesi veya müttefiki (halîf) olması anlamına gelirken; velâ savaş veya baskın sonucunda ele geçen veya satın alınan kölenin âzad edilmesidir.)

          Bu insani yöntemlerden biriside haram ayı uygulaması idi. Peki haram ayı uygulamasına neden ihtiyaç duyulmuş idi?. Bunu da şöyle izah etmeye çalışacağım.

                Bir tarlanız olduğunu düşünün . siz bu tarlanızın sulama ,gübreleme , nadasa bırakılma gibi ihtiyaçlarına saygı göstermeksizin her yıl durmadan ekmeye kalkışırsanız , belli bir süre sonra o tarlanızı tümüyle ürün elde edilemeyecek hale getirirsiniz. Yine aynı şekilde belli bir bölgedeki av hayvanlarını sürekli olarak avlarsanız, bir süre sonra avlayacak hayvan bulamazsınız . çünkü hayvanların neslini tüketirsiniz. Hatta denizi bile kurutabilirsiniz. Aynı şekilde Arap yarımadasındaki kabileler durmaksızın birbirlerini yağma edip saldırıyor olsa idi , belli bir süre sonra en güçlü tek bir kabilenin dışında diğer bütün kabileler yok olmuş olurdu. Sona kalan kabilede muhtemelen bu çatışmalardan etkilenip bayağı zayıflamış olacaktır. Bu ilk bakışta sona kalan kabile için bir avantaj sağlıyor gözükse de aslında pekte avantajlı bir durum değildir. Çünkü her kabile için etrafındaki kabileler, zor durumda kalındığında, şu veya bu şekilde istifade edebileceği kaynak deposu durumundadır. Etrafınızda pek çok kabile varsa onlardan pek çok şeyi transfer etme imkanınız vardır. O kabilelerin tarımsal ve hayvansal kaynaklarını , madenlerini, endüstri mamullerini, teknolojilerini , el sanatlarını , edebiyatını,  alfabesini, buluşlarını, köle edinme yolu ile ucuz iş gücünü ve daha bir çok şeyi transfer edersiniz. Nüfusu kırıp geçiren bir salgın hastalık durumunda , evlilik veya kaçırma yoluyla dişilerini transfer edip , nüfusunuzu tekrar artırma yoluna gidersiniz. Sürekli ticaretle uğraşmak durumunda iseniz, o kabilelerin insanları sizin için potansiyel birer müşteri durumundadır. Her halükarda  etrafınızda o kabilenin varlığı , tehlikesine rağmen ,o kabilenin olmamasından daha kazançlı olacaktır. Bunu o dönemin Arap toplumları da anlamışlardı ve toplumsal bir uzlaşma olarak haram ayları uygulamasını devreye soktular ve yılın dört ayında savaşmayı ve saldırmayı  askıya aldılar. Yani haram ayı uygulamasının ortaya çıkmasını gerektiren sebepler , coğrafi, sosyoekonomik koşullardı ve zamanla adeta kutsallık kazandılar.  Tıpkı Hindistan’da ineğin kutsallaştırılmasında olduğu gibi. İnek ; eti ,sütü derisi vs yanı sıra, ilk başlarda koşum hayvanı olarak son derece değerli idi. Hindistan tarımının bel kemiği idi .Bu özelliğinden dolayı kasaplık hayvan olarak tüketilmesi, ekonomik gerekçelerle pek düşünülmemiş ,olabildiğince kas gücünden yararlanılma yoluna gidilmiştir (peygamber döneminde de at savaş hayvanı olarak değerli olduğu için kesilmesi men edilmiştir.). İneğe verilen bu değer, adeta kutsanmasına neden olmuş ,daha sonraki, tarımda ineğe ihtiyaç duyulmadığı dönemlerde gerekçeler unutulup ineğin kutsiyeti devam etmiştir. Haram aylarında zamanla ortaya çıkış gerekçeleri unutuldu , kutsiyetleri devam etti, ta ki İslamiyet gelene kadar . İslamiyet ten sonra da ,İslam dininin yürürlükten kaldırmaması sayesinde devam etti.Bilindiği gibi İslamiyet cahiliye döneminin zararlı olmayan, hatta çoğu zaman faydalı ve güzel olan pek çok uygulamasını iptal etmemiştir. Örneğin cahiliye döneminde Araplar safa ve Merve tepeleri arsında say ederlerdi. İslamiyet ten sonra da “Şüphesiz safa ile Merve Allahın nişanelerindendir ,onun için her kim hac ve umre niyetiyle Kabe’yi ziyaret eder ve onları da tavaf ederse bunda bir günah yoktur. Her kim de gönlünden gelerek bir hayır işlerse şüphesiz, Allah onu bilir ,karşılığını verir”(bakara158) ayeti ile bu uygulamaya dokunulmamıştır. İslamiyet aynı şekilde haram ayları uygulamasına da dokunmadı. Dokunmamakla da kalmadı tevbe 36 (Şüphesiz Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayımı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır… )ve 37. ayetlerle  onaylayıp daha da  pekiştirdi. Yalnız burada şu doğru anlaşılmalıdır. Gerek haram aylar olsun gerekse haram ayların sayısı olsun  ilk defa vahiyle tespit edilmiş değildir. Haram aylar  islamiyet gelmeden önce toplumsal bir uzlaşma ile ortaya çıkmış olup evvelden beri  bilinen uygulamalardır. Tevbe 36,   vahyin ruhuna ters düşmeyen, barışa  ve toplumun huzuruna hizmet eden güzel  beşeri uygulamaların, Allah tarafından da  makbul olup, onay gördüğünü gösteren  örnek bir ayettir.

           Tevbe 36 ya kısaca  değinmek istiyorum. Burada ayların sayısından değil sayımından basedilir.Ayların sayımı 12 dir. Yani aded değil iddet esastır. Sayım esas olunca ayların   yıllara göre sabit olması sorun edilmemiştir.Bu şunun gibi  demektir; her 3 günde bir oruç tut, her 7 günde bir pazara git, her 10 günde bir traş ol demek gibidir. Allah ayların sayımını  ön plana çıkartarak devir daim siklusunu  belirtmektedir. Buna göre insalar orucuda 12 ay sayıp bir ay tutarak (ramazanda) ifa edecektir.Orucun yıllara göre  yıl içindeki  yerinin sabitlik göstermemesinin  bir önemi yoktur, önemli olan 12  ayda bir ayın orucu ifa ederek geçirilmesidir.

           Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep aylarının haram ay olarak benimsenmesine gelince bu hususta da şunları söyleyebilirim.

          Bu dönemler kimsenin saldırmaya gerek duymayacağı , iktisadi hayatın panayırlarla, pazarlarla, ticaretle canlandığı dönemlerdir. Saldırılması halinde her iki tarafa da zarardan başka bir getirisi olamaz, zararı olmasa da daha büyük kazançların elden çıkmasına neden olur.Bu dönemlerde saldırmak ticaretle elde edilebilecek ekonomik kazançların elden çıkmasını telafi edecek  getiriyi sağlamaz ve bu dönemlerde saldırmaya  ihtiyaç da yoktur.Haram ayların sayı ve sıralamasına gelince , ben bu aylarda ticari faaliyetlerin , pazarların  ve panayırların yoğunluk kazanmasına bağlıyorum ama neden  özellikle   Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep aylarını  tercih ettiler de başka ayları tercih etmediler  , ticari faaliyetlerini , sosyal etkinliklerin ve haclarını özellikle bu dört aya yoğunlaştırdılar bilmiyorum. Araştırmalarımda da tatmin edici bir cevap bulamadım.Mesela  yine neden  Recep ayı diğerlerinden ayrıdır?, Recep ayının ( Recep,  Mudar kabilesinin haram ayıdır) Mudar kabilesi için  önemi nerden ileri geliyordu?  Hangi sosyoekonomik , psikolojik gerekçeler neden olmuştur da başka bir ayı değil de özellikle Recep ayını haram ay olarak kabul edip hürmet ediyorlardı bilmiyorum. Ama  Mudar’ın gerekçesi her ne olursa olsun  dominant unsur olması nedeni ile  bu ayı dayatıp bütün Arap yarımadasına kabul ettirebilmiştir. Bu gün  Amerika nasıl  gücü sayesinde kendi doğrularını bütün dünyaya  kabul ettiriyorsa , hakkın çoğunluk ve güce endeksli olduğu cahiliye dönemi Arap toplumunda da , Mudar,  Recep ayını tüm  Arap yarımadasına dayatmış ve  kabul ettirmiştir.                        

        .

          NESİYE DAİR

     Nesi  nasıl yapılıyordu?

Nesi kelime anlamı olarak geri bırakmak , tehir etmek manalarına gelir. Kuran da küfür olarak bahsedilen nesi ise kameri  takvim ile güneş takvimi arasındaki uyuşmazlığın suiistimal edilerek kameri ayların yerlerinin bir ay ötelenerek, haram olan bir ayın  helal  olmasına neden  olunmasıdır. Her ne kadar Araplar 4 haram ayı uygulamasında anlaşmışlarsa da  ,özellikle Zilkade, Zilhicce ve Muharremin ard arda gelmesi artı değer üretimi zayıf olan kabilelere uzun geliyordu. (Arap yarımadasının çevresel koşulları o kadar ağır idi ki İslam dini gelip devlet gücü haline geldiği dönemlerde bile; zekat, fitre, sadaka, kurban, haraç gibi dağıtım mekanizmaları devreye sokulmasına rağmen kıtlık dönemlerinde, bu yöntemler toplumsal paylaşım için yeterli olmamış, hırsızlık mekanizması devreye girmiştir. Yarım adanın bu koşullarına iyice vakıf olan Ömer kıtlık döneminde hırsızlık olaylarında haddi uygulamamış, yani hırsızlara ceza vermemiştir).

      Ekonomik imkanları saldırmadan  bu 3 ayı geçirmeye kafi olmayan Arap kabileleri , güneş takvimi ile kameri takvim arsındaki 11 günlük süre farkını istismar ederek ,birtakım hesap oyunları ile ayların sayısını arttırıp 13 e çıkartarak haram ayların yerleri ile oynuyorlardı ve buna da nesi deniliyordu.Halbuki kameri takvimi kendi akışına bırakmış olsalar ve sırf süfli menfaatleri öyle gerektirdiği için güneş takvimine uydurmaya kalkmasalar  hiçbir sorun yaşanmayacaktır. Kameri takvim, ne kutsal günlerin ve ayların belirlenmesi nede ticari faaliyetlerin yapılması açısından hiçbir sakınca teşkil etmez . Çünkü bu faaliyetler  mevsimsel sabitliğe ihtiyaç göstermezler. Allah  haram ayları ve ramazanı ( Araplar  gündelik yaşantılarında kameri takvimi kullandıkları için onlar anlasın diye) kameri takvime göre tanzim etmiştir, tarımsal faaliyetleri değil . Tarımda kullanabilecekleri  güneş takvimini de yasaklamamıştır. Peygamber de bazı uygulamalarında güneş takvimini esas almış ve tarım vergilerini güneş yılına göre toplamıştır.

              Hz. Peygamber (s.a.v.), ziraî vergilerin toplanması için fiilî hasat mevsimleri vasıtasıyla sabit olan şemsî yılı kabul etti; başka amaçlar için ise tamamen kamerî olan yılı kullandı. Böylece vergilerin toplanması hususunda ne çiftçiler ne de finans sektörü herhangi bir güçlükle karşılaşmıyordu. Bkz. M. Hamidullah’ın Le Prophete de l.’ Islam, Paris 1959, I, 266. Diğer bir şekilde ifade etmek istersek, Şemsi takvim ile kamerî takvim arasındaki farkları, hususiyetleri mükemmel bilen Muhammed (s.a.v.), tabiat şartlarına, yani mevsimlere bağlı ürünlerle, san’atkarlar elinden çıkan imalat ürünlerini ve ticari kazançları birbirinden gayet açık bir şekilde ayırmış bulunuyordu. Üzerinde ziraat yapılan arazilerde yahut “zirai mahsullerde” o, vergi tahsiline esas olmak üzere şemsî takvim sistemini, buna mukabil devletin diğer vergi kaynakları için ise, Güneş takviminden 11 gün kadar daha kısa olan kamerî takvim’i tercihen kullanıyordu. Onun bu sistem yeniliği sayesindedir ki her 33 senede, bir mali yıllık fazla bir gelir mükelleflere hiç hissetirilmeden Devlet Bütçesine aktarılmış olmaktadır (zira Ay takvimine göre alınan yıllık vergiler her 355 günün sonunda tahsil edilir.) (M. Hamidullah, Islam Peygamberi, çev. S. Tuğ, İstanbul 1990, I, 985.)

                Fakat sanki cahiliye döneminde Araplar bir marifet yapıyorlarmış gibi, hesap işlemlerine  çok önem veriyorlarmış gibi,  kameri takvimi güneş takvimine göre sözde düzenleyerek  nesi küfrüne batıyorlardı. İslamiyetin ortadan kaldırdığı  bu  zihniyet  bu günde hortlamıştır ve birtakım çevreler ısrarla  kameri takvimi,  sanki  İslam  dünyasının başına gelen her türlü musibetin sebebi imiş gibi göstererek  günah keçisi haline  getirme gayretkeşliği içine girmişlerdir. Burada şunu da belirtmekte fayda görüyorum, kameri takvimin de diğer takvimlere nazaran Allah katında herhangi bir kutsiyeti yada üstünlüğü yoktur, tamamiyle o dönem Arap toplumunun beşeri  tercihidir ve Arapların  icadı da değildir. Tarih boyunca  Mezopotamya’da, Çin’de, Hindistan da, Mısır’da, Arap yarımadasında, eski yunan ve romada ve ortadoğudaki kadim uygarlıkların hemen hepsinde yaygın olarak kullanılmıştır. İnsanlığın ortak değeridir.

 

    Nesi nasıl yapılıyordu  buyurun şimdi de onu görelim.

 

   Cahiliye dönemi Araplarının  nesi yi hangi formülle yaptıkları tam olarak bilinmemesine rağmen bu konuda tarihçilerin belirlediği iki metod vardır. Birincisi: Hz İbrahim (a.s.) devrinin Nemrud’u olan Hammurabi zamanında Babil’de muteber olduğu söylenen metod; ikincisi ise, büyük matematikçi Birunî tarafından teklif edilen metod. Her iki metod da 30 yıllık devrin bazı yıllarını etkiler (Hammurabi’ye göre, bunlar bir kameri ay ilave edilen 3., 6., 9., 12., 15., 18., 21., 24., 27., 30 ve 31.yılların sonlarıdır. Birûnî’ye göre ise, nesî’in tatbik edildiği 3., 6., 9., 11., 14., 17., 20., 22., 25., 28. ve 30. yıllarınsonlarıdır). Muhtelif tefsirlerde de Arapların güneş ve kameri takvimler arasında  her 6 ayda bir hafta saptığı düşüncesinden yola çıkarak  2 yılda bir tam ay farkın olacağını düşünüp her 2 yılda bir nesi yaptığını söyleyen müfessirler de vardır . Bu da mümkündür. Çünkü  her ne kadar Araplar güneş ve kameri takvimlerin birbirlerine paralellik göstermediğini biliyor olsalar da cahiliye dönemi Arapları ileri derecede astronomi bilgisine sahip değillerdi.( 2 yılda ay ve güneş takvimi arasındaki sapma  11+11=22 gün eder) Cahil ve ümmi bir toplumdular. Tarihçilerin bildirdiğine göre İslamiyet in geldiği dönemde Mekke’de okuma yazma bilenlerin sayısı  20 yi bulmamaktadır. Bu sayı her ne kadar  şüpheli olsa  da genelde  okuma yazma oranının son derece düşük olduğu kesindir.Okur yazar insan çok değerlidir ve nadir bulunur. Hatta  o kadar  değerlidir ki Bedir savaşında esir alınan müşriklerden  okuma yazma bilip de 10 müslümana okuma yazma öğretenler serbest bırakılmıştır.

        Hangi formül uygulanırsa uygulansın  sonuçta  kameri takvimin akışı bozuluyordu. Ben kameri ve güneş takvimleri arasında yıllık 11 gün fark olmasından yola çıkarak 3 yılda  yaklaşık bir ay sapma meydana geleceği  düşüncesini baz alarak  nesi  olayını açıklamaya çalışacağım.

 

 

 

                                            NESİ YAPILMAYAN                 GÜNEŞ TAKVİMİNE UYDURU

                                           KAMERİ TAKVİM                     LARAK NESİ  YAPILAN KAMERİ

                                                                                                       TAKVİM                             

 

                                          1  MUHARREM                               1  MUHARREM

                                       2   SAFER                                            2  SAFER

                                        3   REBİÜLEVVEL                           3  REBİÜLEVVEL

                                        4   REBİÜLAHİR                              4  REBİÜLAHİR                                                                                                                                                                                        

                                        5   CEMAZİYELEVVEL                 5  CEMAZİYELEVVEL

                                        6   CEMAZİYELAHİR                     6  CEMAZİYELAHİR

                                        7   RECEP                                            7  RECEP

                                        8   ŞABAN                                           8  ŞABAN

                                        9   RAMAZAN                                  9  RAMAZAN

                                      10   ŞEVVAL                                    10  ŞEVVAL

                                       11   ZİLKADE                                    11  ZİLKADE

1, YILIN SONU        12   ZİLHİCCE                                 12  ZİLHİCCE                                                                                                                                                                                                       

                                        1   MUHARREM                               1  MUHARREM

                                        2   SAFER                                            2  SAFER

                                         3   REBİÜLEVVEL                           3  REBİÜLEVVEL

                                        4   REBİÜLAHİR                              4  REBİÜLAHİR                                                                                                                                                                                        

                                        5   CEMAZİYELEVVEL                 5  CEMAZİYELEVVEL

                                        6   CEMAZİYELAHİR                     6  CEMAZİYELAHİR

                                        7   RECEP                                            7  RECEP

                                        8   ŞABAN                                           8  ŞABAN

                                        9   RAMAZAN                                 9  RAMAZAN

                                      10   ŞEVVAL                                    10  ŞEVVAL

                                      11   ZİLKADE                                  11  ZİLKADE

 2. YILIN SONU       12   ZİLHİCCE                                  12  ZİLHİCCE

                                          1  MUHARREM                              1  MUHARREM

                                        2   SAFER                                            2  SAFER

                                        3   REBİÜLEVVEL                           3  REBİÜLEVVEL

                                        4   REBİÜLAHİR                              4  REBİÜLAHİR                                                                                                                                                                                       

                                        5   CEMAZİYELEVVEL                 5  CEMAZİYELEVVEL

                                        6   CEMAZİYELAHİR                     6  CEMAZİYELAHİR

                                       7   RECEP                                            7  RECEP

                                        8   ŞABAN                                           8  ŞABAN

                                        9   RAMAZAN                                  9  RAMAZAN

                                     10   ŞEVVAL                                    10  ŞEVVAL

                                      11   ZİLKADE                                  11  ZİLKADE

3, YILIN SONU        12   ZİLHİCCE                                  12  ZİLHİCCE                                                                                                                                                                                                       

                                        1   MUHARREM                             13  X NESİ AYI 

                                        2   SAFER                                            1  MUHARREM

                                        3   REBİÜLEVVEL                           2  SAFER

                                        4   REBİÜLAHİR                              3  REBİÜLEVVEL                                                                                                                                                                                        

                                        5   CEMAZİYELEVVEL               4  REBİÜLAHİR

                                        6   CEMAZİYELAHİR                     5  CEMAZİYELEVVEL

                                        7   RECEP                                          6  CEMAZİYELAHİR

                                        8   ŞABAN                                           7  RECEP

                                        9   RAMAZAN                                    8  ŞABAN

                                      10   ŞEVVAL                                        9  RAMAZAN

                                      11   ZİLKADE                                  10  ŞEVVAL

 4. YILIN SONU       12   ZİLHİCCE                                 11  ZİLKADE

                                        1   MUHARREM                             12  ZİLHİCCE

                                        2   SAFER                                            1  MUHARREM

                                       3   REBİÜLEVVEL                           2  SAFER

                                          …………………..                            …………… 

               Kırmızı olan aylar haram aylardır.             

 

             Çizelgede görüldüğü gibi 3. yılın sonunda kameri takvimi güneş takvimine  uydurmak bahanesi ile  2. sıradaki  kameri yıla 13. ay eklenmiştir. Bu sayede  ikinci sıradaki kameri takvimdeki ayların birinci sıradaki nesi yapılmamış  kameri takvimle paralelliği bozulmuş olup  bu uyumsuzluk  sonraki yıllarda otomatik olarak devam edecektir.Daha sonraki yıllarda da  ihtiyaç duydukları zaman tekrar nesi yapıyorlardı. Ekledikleri o 13. nesi ayı ise muharrem olmadığı için rahatça saldırabileceklerdir.Ayrıca  4. yıl içindeki recep ve  zilkadenin de haramlığı  nesi yapılan takvime göre ortadan kalkmış oluyordu. Saldırmaları için bahane bulmakta güçlük de çekmeyeceklerdir, çünkü öteden beri Arap kabileleri arasında bol miktarda husumet ve kan davaları zaten vardır. Sözde haram ayda saldırmadıkları için ahde vefadan dönmek gibi bir ithamdan da kurtulabileceklerini düşünürlerdi. Üzerine de bir iki yiğitlik şiiri de söyleyince her şey meşrulaşıp zeytinyağı gibi üste çıkabiliyorlardı.

      Nesi yapmalarının temelinde yatan ana sebep ekonomik açıdan dara düşmeleri  olmakla beraber tek neden bu da değildi . Özellikle kasıtlı olarak kameri takvimin akışını  sabote  ederek haram aylarda saldırmalarının diğer bir nedeni de şudur.Haram ayların  ve yapılan toplumsal sözleşmelerin  güvencesi ile  rehavet içinde bulunan bir kabile yada kervana saldırmak, haram aylar dışında saldırmak kadar zor değildir.Hatta  bazı kabileler haram aylarda ok ve mızraklarının ucundaki demiri bile söküyorlardı, bu durumdaki bir kabileye saldırmak çok kolaydır. Haram aylar dışında bir zamanda saldırılan  kabile yada kervan,  haram aylarda olmadıklarını bilerek daima alarm halinde bulunacaktır. Bu durumdaki  bir kabileye saldırmak, saldıran için haram ayda saldırmaktan daha tehlikeli olacaktır.

     Yalnız burada şunu iyice ayrıt etmek gerekir. Nesi işleminde küfür olan nesiyin bizatihi kendisi , yani bir takvimin başka bir takvime göre sıfırlanması değildir, küfür olan bu sıfırlamanın, süfli menfaatler uğruna toplumun mutabakatının hiçe sayılarak keyfi olarak yapılmasıdır. Yoksa bu gün bile  takvimlerde, hatta günümüzde kullanılan güneş takviminde bile belirli aralıklarla ayarlamalar yapılarak günlerin ve ayların yeri değiştirilmektedir. Bu da son derece normal ve gereklidir de.

     Şöyle ki, 365 gün 5 saat 48 dakika 46 saniye.  Bu süre dünyanın güneş etrafındaki bir tam dönüş süresini  ifade eder , yani bir tam güneş yılıdır (şifre ve cifir saplantısı olanlar bu sayıda şifre yada mucize aramasınlar tamamen doğal bir fenomendir). Bu değeri 365 den daha küçük bir tam sayıya küsuratsız olarak bölebilmeniz matematiksel olarak mümkün değildir. Bu şu demektir; gün, hafta ve ay sayısına göre hangi güneş takvimini yaparsanız yapın yaptığınız bütün takvimler küsuratlı olacaktır ve dünyanın güneş etrafında gerçek dönme süresine göre uzun veya kısa aralıklarla tekrar tekrar güncellemeniz gerekecektir. Günümüzde  kullandığımız güneş takvimi her yıl, dünyanın güneş etrafında  gerçek dönme süresine  göre 6 saat geride kaldığı için  dört yılda bir tam günlük sapma meydana gelmektedir. Bu sapma her dört yılda bir  şubat ayına bir gün eklenerek  günler ve aylar bir gün ileriye  ötelenmek suretiyle düzeltilir. Yani bir nevi nesi yapılır. Bu gereklidir , merak etmeyin küfür de değildir.

    Eğer bu ayarlama yapılmamış olsa idi  aylar her 4 yılda bir gün , her 120 yılda bir ay , her 720 yılda  6 ay geriye gidecektir.  720 yıl sonunda temmuz ayı 6 ay geriye giderek  ocağın yerine gelecektir. Görüldüğü gibi güneş yılına göre sapma sadece kameri takvimde olmamaktadır, yapacağınız her güneş takviminde de olacaktır. Sadece kameri takvimde bu sapmalar daha büyüktür, hepsi o kadar.

    Aslında bu gün kullandığımız takvimde haftanın günleri de aylara ve yıllara göre  sabitlik göstermemektedir, birazda ondan bahsedeyim. Günümüzde  nüfusun artması ve  ağırlıklı olarak şehirleşme ve metropollerin ortaya çıkmasına bağlı olarak arz talep  dengelerinin değişmiş ve ticari faaliyetlerin frekansında sıklaşmalara neden olmuştur. Ticaret ritmi artmıştır. Bunun  sonucu olarak  geçmiş dönemlerde , örneğin cahiliye döneminde olduğu gibi yılda birkaç Pazar ve panayırın  yapılması toplumun ihtiyaçlarını artık  karşılamaz olmuştur. Hemen her semtte haftalık  semt pazarları kurulmaktadır , bazı semtlerde bu  kurulan Pazar sayıları 2 ye hatta 3 e çıkabilmektedir. Bu  kurulan pazarlar haftanın günlerine göre  kurulmaktadır. Örneğin Salı pazarı , cumartesi pazarı gibi.Fakat haftanın günleri  aylara ve yıllara göre sabitlik göstermediği  için bir ay  kurulan ilk Salı pazarı  ayın 3üne gelebildiği gibi ertesi ay  kurulan ilk Salı pazarı ayın 7 ine denk gelebilmektedir. Örneğin 2010 yılının  ağustos ayının ilk Salı pazarı ağustosun 3 ünde kurulmuştur, 2010 yılının eylül ayının ilk Salı pazarı eylülün 7 sinde kurulacaktır. 2009 yılında da ağustosun ilk Salı pazarı ağustosun 4 ünde kurulmuştu. Kurulan  pazarların takvime göre sabitlik göstermemesinin ticari açıdan hiçbir sakıncası olmadığı gibi küfürde değildir. Kimseyi de bu yüzden Allah cehenneme yollamaz. Batı dünyasında da pazarlar bu şekilde kurulur, hatta batı kaynaklı anneler günüde  her yıl mayısın ilk Pazar günüde kutlanır ve yıllara göre sabitlik göstermez ve daha pek çok dini günleri ve uygulamaları da  güneş takvimine göre sabitlik göstermez. Ramazanın da yıl içinde  güneş takvimine göre  her yıl 11 gün geriye gitmesinin hiçbir sakıncası da  yoktur , oruca da mani değildir.

     Görüldüğü gibi bazı faaliyetlerin  güneş takvimine göre sabitlik göstermemesi batıda  dert edilen bir durum değildir. Bunu dert edinen kameri takvimin İslam aleminin en büyük sorunu olduğunu zanneden bazı işgüzarlardır.

                 AV YASAĞINA DAİR

                 İnsanoğlu uzun yıllar doğada hazır bulduğunu tüketti  ve  toplayıcı –avcı olarak yaşadı..neolitik dönemle birlikte , bitki ve hayvanları evcilleştirerek , yaklaşık 10-12 bin yıl önce  yerleşik düzene geçti. İnsanoğlunun tarıma başlaması , hayvanları evcilleştirmesi yiyecek  toplamak ve avlanmak için  av hayvanı peşinden koşmasına büyük ölçüde lüzum bırakmadı.Avlanmak temel geçim kaynağı olmaktan çıktı  yerini hayvancılık aldı .bitki toplayıcılığın yerini de tarım aldı.böylece insanoğlu mutlak tüketici konumundan , üretici- tüketici konumuna yükseldi. İnsan yerleşik düzene geçtikten sonra avcılık faaliyetine eskisi kadar ihtiyacı olmamakla birlikte tümüyle de vaz geçmedi . Ağırlıklı olarak zevk ve spor için avlanmayı sürdürdü.Günümüzde de kara avcılığı  , genel popülasyona oranla çok az kişi tarafından. zevk ve spor faaliyeti dışında da münferit, profesyonel bir meslek olarak devam etmektedir.Getirisi esas yüksek olan deniz avcılığıdır.Norveç gibi bazı ülkelerde  açık deniz balıkçılığı adeta ağır sanayi haline  gelmiş olup yıllık  cirolar milyonlarca dolarla ölçülebilen  bir iş alanıdır. Denilebilir ki kıta Avrupa sının balık ihtiyacını tek başına Norveç karşılamaktadır.

                  Filmlerde geyik adeta poz verircesine avcının kendisine nişan alıp öldürmesini bekler ve avcıda rahatça yayını gerip okunu atarak avını vurur. Ama gerçekte avcılık bu kadar basit bir iş değildir. Bazen günlerce avın peşinden koşturmanız gerekebilir ve bu kadar uğraş sonunda eliniz boş dönebilirsiniz. Ekonomik getirisi fazla olan bir uğraş da değildir. Bireysel kara avcılığı cahiliye dönemi arap toplumunda da hiçbir zaman ekonominin ana unsuru olmamıştır. Avlanmanın iyi gelir getirebilmesi için zengin su kaynakları, çayır, savana ve ormanlar gibi avlakların bol olduğu bir coğrafyada ve uygun bir iklimde yaşamanız gerekir. Arap yarımadası ağırlıklı olarak çöl ikliminin yaşandığı bir coğrafyadır ve Serengeti düzlükleri gibi av potansiyeli olan bir bölge değildir. Çöl şartlarının çetin oluşu yiyecek ve su kaynaklarının kısıtlı oluşu çevredeki besin kaynaklarını azami derecede değerlendirmeyi zorunlu kılar bu bağlamda cahiliye  dönemi arap toplumlarında  ve özellikle bedevilerde avcılık yaygın bir uğraş alanıydı. Avlanmaya düşkünlükleri ile bilinen bedevilerin avladıkları hayvanlar arasında, dağ keçisi, yaban sığırı, ceylan, yaban eşeği, tavşan, keklik, deve kuşu ve kertenkele yer almaktaydı. Pişirilerek yenen veya hurma ile karıştırılmak suretiyle ezmesi yapılan çekirge de önemli protein kaynakları arasındadır.Avcılık  beslenme ihtiyaçlarının teminine katkısı dışında , bu günkü askeri teşkilatların ve düzenli ordunun olmadığı bedevi toplumunda iyi bir askeri  talim vasıtasıdır da. Bu açıdan da önem verilen bir uğraştır.

       Avcılık  başta et olmak üzere  av hayvanlarının  derisi, kılı,tüyü, yünü, dişleri, kemikleri, tırnakları, boynuzlarıiçin .  Bunlar dışında,süs için , av hayvanı olarak beslemek için,  kimya, ilaç  ve gıda sanayinde  kullanılan bazı kimyasalları elde etmek için yada tarım ürünlerini ve evcil hayvanları korumak içinde  yapılmaktadır.

     Günümüzde bazı kimseler haram ayların ortaya çıkış gerekçesinin ve cahiliye toplumlarının nesi yapmalarındaki ana etkenin av yasağı olduğunu savunmaktadırlar.

     Allah'ın takvime bağlamak suretiyle koyduğu tek yasak avlanma yasağıdır. Yasak dolunayların anlamı da önemi de "avlanma yasağı"ndan geliyor.

 

Birileri "Yasak aylarda savaşmak yasak!" diyormuş ta. O birileri ne derse desin. Zerre kadar önemi yok. Önemli olan, Allah ne diyor, odur. O'nun Bakara 217 ve Tevbe 36'da söylediği:

 

Size ne zaman saldırılırsa o zaman karşılık verip siz de savaşın. Kendinize yazık etmeyin.

 

Savaşmanın ilahen yasak edildiği haram aylar (?) filan yok. Haram dolunayların ise avlanma yasağından başka bir kutsallığı, yasaklığı yok.

 

 

Altı çizik sürede 13 dolunay, ötekilerde 12 dolunay var. Kırmızılar sıcak dolunay, koyular haram aylar olmak üzere T:temmuz, a:ağustos, e:eylul,

e:ekim, k:kasım…

 

18T-16a-15e-14e-13k-12a-11 Oc 2009-9ş-11m-9n-9m-7h
7T-6a-4e-4e-2k-2a-30a-30 Oc 2010—28ş-30m-28n-27m+++26h
26T-24a-23e-23e-21k-21a-19 Oc 2011- 18ş-19m-18n-17m-15h

15T

 

(5)Sayıyı onikide sabitlemek için onüçüncü dolunayı ertelemek küfüre küfür eklemektir. Tevbe 37'de o küfrün adı var: NESÎ. 

 

     Günümüze gelinceye kadar pek çok hayvan türü  çeşitli nedenlerle  türü tükenerek yok olup gitmiştir. Hayvan türleri için  esas tehlikeli olan etkenler. Büyük iklimsel değişimler buzul çağı ve küresel ısınma, büyük doğal afetler ( 70 milyon yıl önce dinazorları ortadan kaldıran büyük bir gök taşının dünyaya çarpması )  yaşam alanlarının ortadan kaldırılması ( sanayileşme ve tarım amacı ile ormanların ve sulak alanların yok edilmesi) çeşitli  kimyasallarla  doğanın kirletilmesi ve bozulması ( böcek öldürücü insektisitler, bitki öldürücü herbisidler, cfk gazları., karbonmonoksit  gibi zehirli gazların  aşırı salınımı, kimyasal sanayi atıkları) , mikroorganizmaların neden olduğu  enfeksiyon hastalıkları , orman ve mera yangınları vs. bu tür etkenler ağırlıklı olarak türlerin soyunu tehdit etmektedir. Avcılık bu etkenlerden biri olmakla birlikte en  önemlisi değildir   hele hele  bireysel spor olarak yapılan  kara avcılığı  hayvan türlerinin geleceği için zannedildiği kadar  tehlike arz etmez ama yinede  kontrol altına alınıp sınırlandırılması gerekir.Vahye muhatap olması, akılla donatılması , yeryüzünde Allah’ın halifesi olması nedeni ile hertürlü canlının  kollanıp gözetilmesi elbette insanın boynunun borcudur , bu yadsınamaz.. Bununla beraber doğadaki hayvan türlerini korumak bireysel kara avcılığını yılın sabit dört  ayında yasaklamakla olacak iş değildir . Keşke bu kadar basit olabilseydi. Çok geniş kapsamlı ve katılımlı toplumsal hatta uluslara arası  konsensüsleri gerektirir. Geri dönüşebilir ürünleri kullanmayı yaygınlaştırmaktan tutunda , hayvanların yaşam alanlarını koruma adına pek çok tedbirin hayata geçirilmesine, sanayi atıklarının , tarımdaki kimyasalların   çok sıkı denetlenmesine, Kyoto protokolü gibi ( Amerika hala kabul etmedi ) uluslar arası sözleşmelerin hayata geçirilmesine kadar  pek çok tedbir almayı gerektiren çok komplike bir  iştir.

 

    Öte yandan av yasağını düzenlemekte  yılın sabit 4 ayında yada haram dolunayında avı yasaklamak kadar basit değildir.Av yasağının gerekçelerini , zamanını ve süresini içinde bulunulan koşullar belirler. Bazen  yılın oniki ayı bazı türler için av yasağı  koymayı gerektirebilir. Örneğin soyu tükenme tehlikesi altında  bulunan  bazı  kanatlı  hayvanları (kelaynak kuşları gibi)  yılın on iki ayı avlamak , ülke dışına çıkarmak  ve satmak  yasaktır, koruma altındadırlar.Böyle de olmalıdır.  Diğer yandan bir  hayvan türü doğal dengeleri bozacak  şekilde aşırı üremiş ve  zara vermeye başlamışsa yılın oniki ayı avlanmasının  serbest bırakılmasının ötesinde o hayvan türü ile ciddi bir şekilde mücadele etmeyi de gerekli kılabilir. Örneğin Avustralya’ da   kıtaya 1788 lerde  getirilen  ve 1859  da  çiftliklerden kaçarak  doğada üremeye  başlayan tavşanlar aşırı üreyerek  tarım için çok büyük bir tehdit haline gelmiştir. Avustralya tarımına verdiği yıllık   zararlar 100 milyon dolarlarla ölçülmektedir. 3256 km lik dünyanın en uzun çiti   Avustralya’da tavşanların yayılmasını önlemek amacıyla yapılmıştır. Bu güne kadar biyolojik silahlarda dahil olmak üzere pek çok yöntem kullanılmasına rağmen  tavşanlarla mücadelede  tam anlamı ile başarı sağlanamamıştır. Eğer Avustralya’da müftülük yapacak olursanız  sakın ‘’ efenim yılın dört ayında avlanmak  haramdır , zavallı tavşan yavrularına günah oluyor’’ şeklinde bir fetva vermeye kalkmayın , verirseniz.de sonuçlarına katlanın. Okyanusu yüzerek geçmek sizin için zor olabilir..

      Binlerce hayvan türü yılın  12 ayında dünyanın her yerinde üremektedirler. Bu  av yasağını  güneş takvimine göre  belli aylara ( temmuz, ağustos, eylül, ekim) sabitleyip, yılın dört haram dolunayı ile sınırlandırırsanız  yarardan çok zarar getirir ve pek çok hayvan türüne zulüm etmiş olursunuz.   ( bu dolunaylardan ne kastedildiği, 1 gün mü  haram yoksa  dolunaydan sonraki on gün mü  yada   bir ay mı sürecek? oda belli değil ya neyse).Av yasaklarını tanzim edebilmeniz için  binlerce tür hayvanın üreme dönemlerini , göç mevsimlerini, göç yollarını,  doğal yaşam sürelerini ( bazı hayvanların doğal yaşam süresi 4 aydan azdır),çiftleşme zamanlarını, gebelik sürelerini (bazı hayvan türlerinin gebelik süresi bir yıldan daha uzun süredir), yaşadıkları iklim koşullarını vs. bilmeniz gerekir.Bu işler ihtisas isteyen ,uzmanlık isteyen, hayata dair gerçek problemlerdir. Bunun içinde profesyonelce alan çalışmaları yapılması gerekir  

                Sözün özü  haram ayların ortaya çıkış gerekçesi avlanma yasağına duyulan ihtiyaç değildir. Bütün tarihsel verilerde bunun böyle olmadığını gösteriyor. İslam aleminin av yasağından ziyade atıcılık yasağına ciddi şekilde ihtiyacı var, hem de 12 ay boyunca…

                               ------------------------------------------------------------ -

 

                Görüşler  ortadadır, uzatmanın da gereği yoktur. Kısa da olsa meramımı anlatacak kadar yazdım, takdir okuyucunudur.

Yukarı dön Göster mermus's Profil Diğer Mesajlarını Ara: mermus
 

Eğer Bu Konuya Cevap Yazmak İstiyorsanız İlk Önce giriş
Eğer Kayıtlı Bir Kullanıcı Değilseniz İlk Önce Kayıt Olmalısınız

<< Önceki Sayfa 9
  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Sizin yetkiniz yok foruma yeni mesaj ekleme
Sizin yetkiniz yok forumdaki mesajlara cevap verme
Sizin yetkiniz yok forumda konu silme
Sizin yetkiniz yok forumda konu düzenleme
Sizin yetkiniz yok forumda anket açma
Sizin yetkiniz yok forumda ankete cevap yazma

Powered by Web Wiz Forums version 7.92
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide
hanif islam

Real-Time Stats and Visitor Reports Sitemizin Gunluk, Haftalik, aylik Ziyaretci  Detaylari  Real-Time Stats and Visitor Reports

       

blog stats