HANiFDOSTLAR.NET

 

Kuran Müslümanı
 

(Şahıs odaklı din anlayışından Allah odaklı din anlayışına...)

Ana Sayfa Hanif Mumin  Iste Kuran Kurandaki Din  Kur'an Yolu  Meal Dinle Sohbet Odasi Hanifler E- Kitaplik Kütüb-i Sitte ?  ingilizce Site Kuran islami Aliaksoy Org  Hasanakcay Net Tebyin-ül Kur'an Önerdiğimiz Siteler Bize Ulasin

 

- Konulara Göre Fihrist

- Saçma Hadisler

- Hadislerin-Sünnetin İncelemesi

- Haniflikle İlgili Sorular Cevaplar

- Misakın Elçisi Kim?

- Kuranda Namaz/Salat

- Onaylayan Nebi

- Kuranda Namaz/Salat

- Enbiya 104

- Kuranda Yeminler

- Adem Hakkında Sorular

- Ganimetleri Resulün Eline Nasıl Vereceğiz?

- Allahın ındinde YIL ve DOLUNAYLAR

- Abese ve Tevella

- Hadisçilerce Tahrif Edilen Ayetler

- Mübarek Yer, Mübarek Vakit

- Arkadaş Peygamber

- Kuranın İndirilişinden Günümüze Gelişi

- Bir Türban Sorusu

- Kuran ve Bize Öğretilenlerin Farkı

- Namazın Kılınışı

- Hadislere Göre Namaz

- Kuranda Salat Namaz mıdır?

- Kuran Yetmez Diyen Uydurukçular

- Bizler Hanif Dostlarız

- Sahih Hadis mi İstersiniz?

- Hakkı Yılmaz'ın Tebyin Çalışması

- Kur'anı Anlamada Metodoloji

- Tarikatçıların Çarpıttığı Birkaç Ayet

- Nasıl Kur'an Okuyalım?

- Kur'anı Kerim Nedir?

- Kur'anda Oruç

- Allah'sız Bir Din ve Allah'sız Bir Kur'an İnancı

- Kuransız Bir İslam Anlayışı ve Müşrikleşme

- Meal Çalışmasına Davet

- Allah Şahit Olarak Kafi Değil mi?

- Doğru Hadisleri Ne Yapacağız?

- Kur'andaki Muhammed ve Peygamberlerin Misyonu

- Mahrem, Avret, Ziynet

- Nur Suresi Çeviri-Yorum

- Cilbab

- Resule İtaat Ne Demektir?

- Hadis Kalburcuları ve Kalburları

- Kur'anı Kerim'in İndiriliş Gayesi

- Kur'anda Amellere Karşı Cahili Yaklaşım

- İslamdışı İnanışlara Kur'andan Örnekler

- Biri Şu Haram Üretim Tesislerini Kapatsın

- Tasavvufta İslam Var mı?

- İslamda Delil Sorunu

- Kurban Kesmek

- İlahi Hitabın Serüveni

- Ecel Nedir?

- Şirk, İşrak, Müşrik, Müşareke, Müşterik

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Peygamberlere Karşı Rabbani Yaklaşımlar

- Salat-ı Tefriciye yada Zikri Çarpıtmaya Bir Örnek

- Mucize Nedir?

- Ayrılıkların Nedenleri

- Sıfır Hata veya Kur'an

- Haniflik Nedir?

- Rabıta İle Şeyhlere Tapanlar

- Hadis Zindanının Mezhepçi Mahkumları

- İslam Dininin Öğrenilmesinde Kaynak Sorunu

- Fasık ve Münafıkların Genel Tanımlaması

- Hadisler, Hıristiyanlık ve Selman Rüştü

- Kur'anı kerim'in İndiriliş Gayesi

- Müstekbirlere Karşı Cahili Yaklaşım

- Halis-Hanif İslam

- Kur'anda Şefaat

- Fuhuş Tellalı Tefsirciler

- Hayızlıyken Neden Namaz Kılınmasın?

- Cebrail, Vahiy, Melek

- Dindarlıkta Müşrikleşme Temayülü

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Yaratılış, Adem, Havva

- Kur'an Yerel mi, Evrensel mi?

- Reform Dinde mi, Dindarlıkta mı?

- Ne Mutlu Tağutu Olmayanlara

- Peygambere Saygı(?)

- Hadislere Kanıt Diye Gösterilen Ayetler

- Allah Nazara Karışmadı mı?

- Kur'anı Kerimle Amel Etmek Mümkün mü?

- Kur'anda İnkar Edenlerin Vasıfları

- Müminlerin Vasıfları

- Allah'ın Vasıfları

- Kur'anın Vasıfları

- Dine Karşı Cahili Yaklaşımlar

- Kur'an Merkezli Din

- İrin Küpü Patladı; Mevlana

- Hurafe ve Bidatlar

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Hz. İsa'nın Ölümü

- Allah'ın Mesajının Adı: Kelamullah

- Allah'ın Resule Uyarıları

- Kur'ana Göre Tenkit ve Eleştiri Nasıl Olmalı?

- Kur'anda Sevgi

- Sofuların Devlet Desteğiyle Desteklenmesi

- Hans Von Aiberg Aldatmacası

- Kabir Azabı Safsatası

- Kur'an Kıssalarının Önemi; Masal Değiller

- Kur'anda Toplumsal Sünnetler

- Tefsirde İsrailiyyat

- Kardeş Evliliği Olmadan Çoğalma

- Hans Von Aiberg Tutuklandı

- Kur'anda Tevbe Kavramı

- Yaşar Nuri Öztürk'ün Yorumuyla Namaz

- Karadelikler; Bir Büyük Yemin

- Mezhepçilerin Ümmi Açmazı

- Kabe Nedir? Mekkede midir, Kudüste mi?

- Kur'anda Ruh Kavramı

- Kur'anda Nefs Kavramı

- Amin Kavramı ve Putperestlik

- Diyanet İşleri Başkanlığının Sitemize Cevabına Cevaplar

- Resul ve Nebi -1

- Resul ve Nebi -2

- Sapık Bir Fırka: Hansçılar

- Cihad mı, Çapulculuk mu?

- Kur'an Deyip Namazı Yok Sayanlar

- Cennete Sadece Müslümanlar mı Girecek?

- Kur'anda El Kesme Cezası var mı?

- Nazar veya Göz Değmesi Var mı?

- Şehadet Getir, Münafık(?) Ol

- Kur'anda Eleştiri Metodu

- Hacc Mekkede mi, Bekkede mi?

- İslami Tebliğde Kur'an Metodu

- Saptırılan Kavram: Mekruh

- Kur'anda Cuma Namazı var mı?

- Of Be Kader, Allah mı Suçlu Yoksa Biz mi?

- Kader Açısından Cebir ve İhtiyar

- Baban Peygamber Olsa Ne Yazar

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Vahdet-i Vücud, Şirkin Alası

- Tasavvufi Bilginin Kaynağı Vahiy mi?

- İslam'da Resullük Son Bulmuştur

- Teveffi Kelimesi ve Arap Dili

- Tasavvuf Üzerine Düşünceler

- Nefis Mertebelerinin İç Yüzü

- Allah Rızası Anonim Şirketi; Tarikatlar

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -1

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -2

- Nakşi Şeyhi Allah'ın Avukatı mı?

- Kur'anda "ve+la" Öbeği

- Putlar ve Tapanlar

- Son Peygamberimizin Okuma Yazması

- Mesih ve çarpıtılan Bir Ayet

- Hac İzlenimleri

- "Üzerinde 19 var" da Son Nokta

- Secde Emri

- Kur'andaki Hac

- Aracıların Gaybı Bildiği İnancı

- Tarikatçı - Müşrik Karşılaştırması

- Gazali'nin Kadına Bakışı

- Kur'anda Kadına Verilen Önem

- Başörtüsü Allah'ın Emri Değil

- Başörtüsü Takmak Kur'anda Var mı?

- Kur'anda Kadın Dövmek Var mı?

- Cariye, Köle; Utanmaz Mealciler

- Kadına Yönelik Şiddet

- Sünnet Edilen Kızın Öyküsü

- Erkekçe ve Kadınca Meal Konusu, Nebe 33. Ayet

- Harem - Selamlık Kimin Emri?

- Zina, Evlilik ve Örtünme Adabı

- Cariyeleri Aç, Hür Kadınları Kapat (!)

- Çok Eşliliği Yasaklayan Ayetler

- Kur'ana Göre Evlilik Hukuku

- 2 Kadın = 1 Erkek, Uydurma mı?

- Danimarkalı mı Sapık, Buhari mi?

- Ebu Hanife, Cariyenin Avreti

- Nisa 25, Hür Kadın ve Fahişe İfadesi

- Maymunların Hadisi ve Recm Vahşeti

- Hz. Muhammed'in Tebliği

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Angarya Haline Getirilen İbadet

- Buhari'nin Hadislerini Buhari Yazmamıştır

- Hadis ve Sünnet Gerçeği

- Uydurma Hadisler, İslamın Kara Boyası

- Hadisler Dinin kaynağı Olamaz

- Uydurmaların Sınırı Yok; Şeytan Geyiği

- Beşeri Hükümler Neden Kutsal Oluyor?

- Hadis - Kur'an Çelişkisi

- Kur'anda/Dinde Olanlar ve Olmayanlar

- Cehennem'den Çıkış Yok

- Kur'anda Tağut

- Ebu Hureyre Gerçekte Kimdir?

- Hadis - Mantık Çelişkileri

- Kurban ve Kurban Bayramı Nereden Geliyor?

- Hadislere Göre Kur'an Eksiktir

- Bildiri: İslam Anlayışında Reform

- Arapça mı, Arap Saçı mı?

- Koca mı Üstün, Allah mı?

- Esbab-ı Nüzül Komedi Hadisleri

- İşte Geleneğin Dini

- Ulul Emir İle Kim Kastediliyor?

- Kul Hakkı

- Yezidi Bir Gelenek: Aşure Tatlısı

- Hz. İbrahim'den Asrımıza Dersler

- Taklitçiliğin Boyutları

- Seb-ul Mesani Nedir?

- Kelle Sayılarak Gerçek Bulmak

- Kıyamet - Mahşer Günü ve Sonrası

- Kur'anda Namaz Vakitleri

- Kur'anda Cuma Konusu

- Salih Olmak Yetmez

- Hudeybiye Anlaşması Uydurma mı?

- Kitap Yüklü Eşekler

- Kur'andaki Hac

- Hz. Nuh'un Oğlu Kimdi? İftira mı?

- Ruhun Ağırlığına Başka Bakış

- Hz. İbrahim Yalancı Değildi

- İncil'de Kadına Bakış

- Şirkin Büyüğü Küçüğü Olur mu?

- Kur'andaki Abdest ve Hijyen

- Din de Bir Araçtır

- Kur'an Okumanın Zararları

- Kur'anda Dua Ayetleri

- Kur'anda Tarih Kavramı ve Bilinci

- Şekilsel Secde Kur'anda Yok mu?

- Salat ve salatı İkame

- Kur'andaki Emr Kavramı Üzerine

- Dindar İnsanlar Şirk Koşar

- Alak Suresinin İlk Beş Ayeti

- Men Arefe'nin Çözümü

- Kur'andaki Av Yasağı

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Din Büyüklerini Tanrılaştırma

- Allah'a ve Muhammed'e Değil

- Kur'andaki Örnek Tevekkül

- Şekilsel Rüku Kur'anda Yok mu?

- Hz. İbrahim Kuşları Kesti mi?

- Ehli Sünnet Dininin Anayasası

- İnsan Allah'ın Halifesi mi?

- Kur'an Üzerinde Düşünmek

- Şirkin Kuyusuna Düşenlere Uyarılar

- Kur'an Ölülere Okunmak İçin mi İndirildi?

- Ayda Okunan Kur'an Masalı

- Hz. İbrahim, Safa ve Merve Masal mı?

- "Haç"er-ul Esved (!)

- Mevlana Sahte Bir Peygamber Değil mi?

- Tasavvufun Tanrısı İki Zıttır

- Kur'andaki Tasavvuf: Teveccüh

- Önce Batıl ve Hurafe İle Savaşalım

- Resuller Haram Kılamaz mı?

- Elçi Muhammed ile İnsan Muhammed'in Farkı

- Tarikatlarda Aracılar Rezaleti

- Nur Suresi 31. Ayet Nasıl Çarpıtılıyor?

- Sırat Kıldan İnce, Kılıçtan Keskin mi?

- Kur'anda Zalimler

- Bütün Mehdileri Çöpe Atıyoruz

- Kur'ana Göre Ramazan Ayı ve Haram Aylar

- Tasavvufçuların İlahı; Varlık ve Yokluk

- Tasavvufçuların Küçük Putları

- Sünnet Etmek yaratılışı Değiştirmedir

- Son Peygamberimizin Mektupları

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Mescid-i Aksa Nerede?

- Büyük Kandırmaca: Hadis

- Kur'an Neden Arapça Olarak İndirilmiştir?

- Kimin dini? Kimin Kitabı? Kimin Meali?

- Evliya Kelimesinin geçtiği Ayetler

- Şimdiye Kadar Yaşanan İslam

- Ayın Yarılması Diye Bir Mucize Yoktur

- Kabe Dikili Taş Değil mi?


Up | Down | Top | Bottom
 
Şu da emredildi: Yüzünü dine bir Hanif olarak çevir. Sakın müşriklerden olma.

Yunus Suresi 105

Ben bir Hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden değilim ben.

Enam Suresi 79

İbrahim ne bir Yahudi idi, ne de bir Hıristiyan. O sadece hanif bir müslümandı. O müşriklerden değildi.

Ali İmran Suresi 67

Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlıbaşına bir ümmetti; bir Hanif olarak Allah'ın önünde eğiliyordu. Müşriklerden değildi.

Nahl Suresi 123

De ki Allah doğrusunu söylemiştir / vaadinde sadıktır.Haydi artık Hanif olarak İbrahim'in Milleti'ne uyun! Müşriklerden değildi o.

Ali İmran Suresi 95

Allah'a ortak koşmadan, Hanifler olarak... Allah'a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir.

Hacc Suresi 31


Up | Down | Top | Bottom

HABERLER

 

 








 

 

  Hanif Islam

 

Kur'an Çalışmaları
 Hanif Dostlar Ana Sayfa -> Kur'an Çalışmaları
Konu Konu: Teskent mushafindaki F ve V harfleri Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Gönderi << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
Guests
Guest Group
Guest Group


Katılma Tarihi: 01 ekim 2003
Gönderilenler: -259
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı Guests

Selam Fers, memnuniyetle. Bildiğim bir konuda bildiklerimi sizinle paylaşmaktan sevinç duyarım.
Yukarı dön Göster Guests's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Guests
 
hasakcay
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 22 ocak 2008
Gönderilenler: 1236
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı hasakcay

Sayin hanif, cevabiniz icin tesekkür. Diyorsunuz ki:

Kendileriyle yaptığınız kontratta, yazdığınız belgede; "şu koşullarla sizi özgür bırakacağım", örneğin, "1000 dinarı 5 taksitle ödediğiniz zaman özgürsünüz" diyorsunuz. Köleniz de bunu kabul ediyorsa, parayı ödediği andan itibaren özgürdür

O garibandan 5 taksitte 1 000 dinar alacasiniz. Köprünün basini tutup ta gecenden güzellikle 5 akce, gecmeyenden döve döve 10 akce alan Deli Dumrul gibi. 

Iyi de bes parasi yok o garibin. Nesini alacaksiniz? Calistiracaksiniz. E, zaten size calisiyor; köleniz ya sizin!

Ah güzel hocam, kimin özgürlügünü kime satiyorsunuz? Birileri de size sizin özgürlügünüzü satmaya kalkarsa ne yapacaksiniz? 

Allah'in dininde özgürlük her insanin dogal hakkidir. Yargiclarin Yargici onu sizin gasp etmenize izin vermez.

Istediginiz kadar bilgiclik taslayip sözcüklere isinize gelen anlamlar yükleyin. Izin vermez. Birakin 1 000 dinar almanizi sizin 1 000 dinar vermenizi buyurur Allah:

Allah'in size verdigi mallardan verin onlara -ve étûhum min mâlillâhillezî étékum. 

Allah köleligin kaynagini kurutmak suretiyle (Muhammed 4) bir cirpida sona ermesini saglamis ve daha önce baglanan boyunlarin cözülmesi icin tasfiye ayetleri indirmistir.

Siz Deli Dumrulluk ederseniz ben de Deli Hasanlik ederim. Siz "Vallahi ben Hasan adindaki garibe iyi bakacagim!" diye Allah'a yemin verdiniz. Ben evlenicem. Sökülün 1 000 dinarimi.

Allah'in dininde böyle.

Sevgi ile,

Hasan Akcay  



__________________
hasanakcay.net
allahindini.net
Yukarı dön Göster hasakcay's Profil Diğer Mesajlarını Ara: hasakcay
 
Guests
Guest Group
Guest Group


Katılma Tarihi: 01 ekim 2003
Gönderilenler: -259
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı Guests

Merhaba hocam, size melzeme veriyorum, bana teşekkür ediyorsunuz, sağolun. :))

"Istediginiz kadar bilgiclik taslayip sözcüklere isinize gelen anlamlar yükleyin. Izin vermez. Birakin 1 000 dinar almanizi sizin 1 000 dinar vermenizi buyurur Allah:

Allah'in size verdigi mallardan verin onlara -ve étûhum min mâlillâhillezî étékum"

diyorsunuz. Doğru diyorsunuz ama, Allah  benim gibi köle sahibi bir münafıktan istemiyor o parayı, sizin gibi takvalı bir mümimden talep ediyor.

16/71 ve 30/28'e ilişkin bana yaptığınız itirazınıza yönelik devam etmek üzere kalın sağlıcakla.

Yukarı dön Göster Guests's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Guests
 
Guests
Guest Group
Guest Group


Katılma Tarihi: 01 ekim 2003
Gönderilenler: -259
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı Guests

Nahl 71:

Allah'in rizikta üstün kildigi kimseler, riziklarini yeminlerinin sahip olduklarina aktarip ta onlara esit hale gelmiyor

 

Bana biraz karmaşık geldi yukarıdaki meal. Meal sanki Y. N. Ö.’e ait, ancak üzerinde kalem oynanmış.

Nahl 71 ve Rum 28'le ilgili yazmadan önce soruyorum:

Rızıkta üstün kılınmışlar, kendilerine verilen rızkı/malı, o zavallılara veriyorlar mı vermiyorlar mı? Veriyorlar da, Allah kendilerinden istediği halde, rızıkta/malda onlarla eşit olacak şekilde mi vermiyorlar? Veya vermiyorlar, vermiyorlar ki onlarla malda eşit olmasınlar mı? Yoksa başka bir şey mi? Allah’ın dediğinden her ne anladıysanız, anlatın ki ben de anlayayım lütfen. 

Yukarı dön Göster Guests's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Guests
 
hasakcay
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 22 ocak 2008
Gönderilenler: 1236
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı hasakcay

veriyorlar mi vermiyorlar mı? Benim anladigim, veren degil onlar; vermiyorlar.

 

ki onlarla malda esit olmasinlar mi? Esit olmasinlar diye mi vermiyorlar bilemem ama sonuc olarak esit degiller.

 

Allah’ın dediginden her ne anladiysaniz, anlatin. Allah'in mealen dedigi: "Allah size bolca rizik vermis durumda. Karûn gibi nankör olmayin, Veren'i taniyin." 

 

Burada önemli olan,

zenginlerin

yeminleri kimlere sahipse onlari 

malda

kendilerine esit kilmadiklari.

 

Ama anlasilan,

ayrintilar

sizce önemli.

Lütfen aciklayin.

 

Sevgi ile,

Hasan Akcay  



__________________
hasanakcay.net
allahindini.net
Yukarı dön Göster hasakcay's Profil Diğer Mesajlarını Ara: hasakcay
 
fazıl
Yasaklı
Yasaklı


Katılma Tarihi: 06 subat 2011
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 335
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı fazıl

Merhabalar, arapça bilmem, zaten öğrenemem de, bilseydim iyi olurmuydu, elbette iyi olurdu ama bu yaştan sonra dünyanın en karmaşık, yazıları bile kargacık burgacık bir dili, tonla hoca tutsam da öğrenemem ama bazen cümlelerinin arasına 'orijinali bu (!) diyerek ayetleri arapça söyleyenleri de görüyorum... Seviyorum onları hemde çok.

Neyse ben türkçesinden ne anladığımı, nasıl anladığımı söyleyeyim, eğer müsadeniz olursa.

Ancak konuya hemen ayetlerle başlamayacağım.

Var sayalım hepimize Mitanik gemisiyle yolculuk hediyesi çıktı. Valizler vesaireler derken sonunda kendimizi gemide bulduk. En güzel kıyafetler üzerimizde, yediğimiz önümüzde yemediğimizi arkamızda lay lay lom gidiyoruz. Ama tesadüf bu ya, geminin kaptan köşkünde radardan sorumlu şoför 'işi Allah'a havale ederek gidip yatmış uyumuş... Diğerleri 'nasıl olsa direksiyonda bizim eleman var' diyerek, gelen konuklara üniformasının zerafetini göstermeye gitmişler. İşte tam da bunun fırsatını kollayan hain buz dağı, bir anda geminin karşısına çıkıp 'hello and godbye' deyip kafayı gösteriyor. Gemi su almaya başlıyor, devreye tahliye pompaları giriyor ama güçleri debiyi kaldırmıyor ve durma noktasına kadar geliyorlar. Ahali 'yandım Allah' diye bağırıyor ve biri müdahale etmezse iş artık tümüyle Allah'a havale edilmiş oldu olacak... Kimi uyanıklar filikalara koşuyor, kelli felli adamların filikalara hücum ettiğini gören uşaklardan biri 'yav utanmıyorsunuz? kadın ve çocuklar ne olacak?' derken onlar şöyle diyor 'git haddini bil, çünkü ben, yani karşında gördüğün bu şahsiyetin tonla altını ve bir o kadar da haysiyeti var, yani azrail beni sen gibi kara cahilin tekiyle aynı listeye almış olamaz.'

Vaziyet bu.. kimi filikalara, kimi çoluk çoğuna adamış kendini ve bazıları ise yüzücülüğüne güveniyor. Pompalar o sıralarda işlerini yapmaya hala devam ederken, kaptan sos vermeye devam ediyor, eh elbet bir umut, gelip yetişirler diye...

Makine dairesinden bir çığlık yükseliyor, yardım edin batacağız diye... bunu duyanlardan bazıları koşar adımlarla geliyorlar ve 'üstad, ne yapmamız lazım' diyorlar. O, onlara diyor ki bak biz burda yaklaşık 2000 kişiyiz, şimdi herkes eline bir kapkacak bulsun ve yan yana onarlı olarak dizilsinler, biz her seferinde sıraya 10 kap vereceğiz ve aynı anda da sizden 10 kap alacağız ve bu şekilde pompalara yardımcı olacağız..

Bu çalışmayla pompalara destek olunduğu görüldü ve her birey sırasını savmaya devam etti, ta ki yardım gelene kadar... Bazıları, 'efenim, ben halepteyken monşerdim o nedenle yardım edemem' diye sızlanmaya başladı, sızlanmalar iyice arttı ve herkes elini işten yavaş yavaş çekti ve görüldüki gemi tekrar su almaya başlıyor, mecburen ellerini taşın altına soktular.. dur duraksız suyu tahliye ediyorlardı ve o sırada kadın ve çocuklar o çalışanların ağızlarına birkaç lokma atıyor ve dermansız kalmamalarını sağlıyorlardı... sıraya girenlere bakıldığında kimler yoktu ki, falan mahkemenin hakimi, filan ülkenin kadısı, vesaire memleketin filosofu, özvesaire topraklarının ağası ve yanlarında, ardlarında, uşaklar, garsonlar, işçiler...

Onlar sırayla dinleniyorlardı, hakim çalışırken, uşak kenara oturmuş bir birinci tüttürüyor, zaman geliyor hakim soluklanırken diğeri çabalıyor... Herkesin kaybedeceği uğurlar farklıdır. İşçi ölürse zaten meteliksiz ölecektir ama toprak ağası ölürse geride tonla altını kim heder edecektir?

Elbet yardımın gecikmesi birçok kargaşayı beraberinde getirmişti, şeytan mesaideydi, yiyecek tükeniyordu, birileri birilerini kendi nefslerine tercih etmek zorunda kalıyorlardı, kimi isteyerek kimi ise istemeyerek... Bir ara, bu tahliye işinin boşa olduğu söylentisi yayıldı, kulaktan kulağa homurtular yükseldi ama yine aynı adam, yardım edin yoksa batacağız dediğinde tekrar kendilerine geldiler. Kovaların ağırlığından elleri nasır tuttu çoğunun, kiminin yorgunluktan vücuduna kramlar girdi, kimi bayılıp düştü, kimi ayılıp kalktı.. İçlerinden hastalar çıktı, kimi iyileşti kimi dayanamadı öldü... Nihayet yardım geldi ve geride kalanların tümünü kurtardılar.. Şimdi bundan komunizm, sosyalizm çıkarmak değil amacım .zaten öyle bir niyetim yok.. Ama ben şunu anlatmak istedim, bilmem becerememiş olabilirim: fazla verilenler ellerindekileri verip hepsi eşit olsun denmiyor... çünkü kiminin elinde fazlanın fazlası, kiminde de fazlanın fazı var, zenginin fakiri var, zenginin karunu var.. burada diğerlerini mahrum etmemek var.. bu olayın 1. boyutuydu. ve 2. boyutu ise şu: nasıl ki suyu tahliye edenler orada mecburen işte eşitlenmişlerdi, elçi dönemide bundan farklı değildi, orada bir amaç, amaca düşman olanlar vardı ve aynı amaç etrafında olanlarınsa seferberlik içinde olmaları mecburen gerekiyordu.. Yani elçi döneminde elçinin gücü ne? Elbette çevresinde toplanmış olanlar ve bunlar en basit şekilde biri kavurma yerken diğer taş yemiyordu, yeseydi zaten ilk ayrılık oradan peyda olacaktı.. Onlar, o şartlarda eşitlenmek zorundaydılar, yediklerinden yedirecek, giydiklerinden giydireceklerdi.. maymunların eşitlik anlayışıyla alakalı deneyde, öteki maymun, 'vay sen ona erik verdin bana vermedin diyerek yaygarayı koparıyordu. Çünkü ikiside kafeste, gidip yiyeceklerini bulacak imkanları yok... O ayeti ben sürecini gözönüne alarak böyle anlıyorum.. yani mecburen bir dayanışma içinde olmaları gerekliydi, gerekiyordu.. eşitlenmek zorundaydılar, kimse zeytin yerken, diğeri kavurma yiyemezdi, biri eğilmişse hepsi eğilmek zorundaydı. Elçiden savaşa gitmek için binek araç gereç isteyem adamlara elçi, 'size verecek birşey bulamıyorum, çünkü bulup bulduğum bu kadar, elde olan imkanlar neyse sonuna kadar kullandık, bizden devesi aracı gereci olupta almadığım ve dağıtmadığım kimse yok' diyordu...

Biz bu ayetleri değerlendirirken, aynı diğerlerini değerlendirdiğimiz gibi bunları gözönüne almadan pek anlıyamayız veya ben anlayamam o ayrı.. Ayrıca önemli bir nokta daha var veya bana buradan öyle görünüyor bilemem: orada eşitlenmek hiçbir şekilde bir kaosa sebep olmuyor, kaos bunun aksinde ortaya çıkıyor.. Çünkü bir amaç için bir araya gelmişler ve onu gerçekleştirmek zorundalar..

Bu ayeti günümüze çekerek anlamaya çalışayım,

çok güzel, ulvi düşüncelerle ortaya çıkmış komunizm, sosyalizm vb. görüşler gerçeğin karşısında dinamiklerini yitirmişlerdir. Nedir bu gerçekler? En basiti, diğer devletlerin emperyal hedefleri, gelişen teknoloji, sanayileşme ve haliyle bir güç haline gelme...

Silahınız, teçhizatınız, gücünüz yoksa onların postalı altına girersiniz. Bir diğer nokta ise, insanlar çeşitlidir, farlı amaçları vardır ve onları tek bir amaç etrafında özellikle barış zamanlarında bir araya toplayamasınız.. Herkesin imanı, inancı ve görüşlerini de tek bir görüşe çeviremez ve haliyle toplumun tümünü etrafınızda toplayamazsınız.

Bu açıdan bu ayeti günümüze çekmek istersek, elçinin amacı, neyin mücadelesini verdiğini hatırlamamız gerek. Vicdan ve akıl ne diyor? a kişi açken, b kişi tok yatabilir diyor mu? veya a toplumu, b toplumun sömürebilir diyor mu? diyemez, en berbat vicdan bile bunu diyemez zaten vicdanın berbatı olmaz, az akıla danışılanı olur derim...

İnsan gerçeğini fark edenlerden her biri gücünün yettiği şekilde varsa imkanı diğerlerini doyuracak ve iş imkanı sağlayacak, bu imkandan yoksun olanlarsa bir şekilde bir araya gelecek ve isyan bayragını çekecekler.. çekmedikleri sürece böyle bir yaşam, onlara daha dünyadayken cehennemi yaşatmaya yetecektir... aklım bu kadarına erdi.. vesselam..




Yukarı dön Göster fazıl's Profil Diğer Mesajlarını Ara: fazıl
 
fazıl
Yasaklı
Yasaklı


Katılma Tarihi: 06 subat 2011
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 335
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı fazıl

İnsan gerçeğini fark edenlerden her biri gücünün yettiği şekilde varsa imkanı diğerlerini doyuracak ve iş imkanı sağlayacak, bu imkandan yoksun olanlarsa bir şekilde bir araya gelecek ve isyan bayragını çekecekler.. çekmedikleri sürece böyle bir yaşam, onlara daha dünyadayken cehennemi yaşatmaya yetecektir... aklım bu kadarına erdi.. vesselam.. demiştim..

Bir örnek vermek istiyorum, firavun zamanında kast sistemine tabi tutulmuş olan israiloğulları, bu durumlarından elbette memnun değillerdi, iktidarın onlar üzerine kurduğu saltanatın, onlara zulüm ve nankörlük olarak dönüyor olması ve buna rağmen israiloğullarının kurbanlık koyunlar gibi bekleşmeleri akla ve vicdana uyan değildi. Zaten Musa'nın onlara önder olarak gönderilmeside bu yüzdendi. Musa, firavunun yapıp ettiklerini gözü görmez değildi, herşeyin farkındaydı ama sonuçta o da 'böyle gelmiş böyle gider' diyerek sarayında yaşamaya devam ediyordu ancak ne zaman ki birini savunacak oldu, o da zalimin teki çıktı, hal böyle olunca iktidarın yasaları devreye girdi, ve elbette Musa, canını kurtarmak için oradan kaçmak zorunda kaldı. Her bireye olduğu gibi Allah, ona rızkını verdi ve barındırdı, günü geldiğinde de evlendi, çoluk çocuk, hayat gailesine düştü, anıları, geride kalanları geride bırakarak gayet normal bir yaşam sürmeye devam etti. Ama bir gün Allah, ona seslendi, ilham etti, vahyetti ve dedi ki, firavuna git!

Musa'da mazeret hazırdı: 'ama ben onlar tarafından aranan biriyim ve gördükleri anda biletimi keserler.'' Allah, mazeret kabul etmedi, zaten ölüm de dirim de O'nun elinde değil miydi? Musa, iktidara gidip kafa tutunca, ona suçunu anımsattılar ve öldürmeden az önce de bir mucize istediler, Musa'da onlara bazılarını gösterince, iktidar partisindekilerden bir kısmı, varsa Allah'ı, ona dokunmanın zarar getireceğinde birleştiler.. Musa, onlardan ayrılınca toplumunu uyarmaya başladı, o köşe senin bu toplantı benim, derken çevresinde ona kulak verenler sayıca arttı.. İktidar arada baskı yapmak istedi ancak iktidarın dayandığı ekonomik temeller sarsılmaya başladı, ne ekin kaldı ne mal.. İktidar bu işte bir bit yeniği olduğunu biliyordu bu nedenle bir müddet onlara ilişmedi..

Musa ise, kavmini yeterli kıvama getirdiği zaman bir vakit ansızın orayı terketti.. az zaman sonra firavun peşlerinde.. Bunlar yakalandık, öldük bittik derken, deniz yatağını geçtiler ve peşlerinden yatağa giren firavun ve ordusu gelgitin geliyle karşılaşınca oracıkta boğulup gittiler.. Musa, onları firavundan kurtarmıştı.

Burada aslında önemli olan Musa değil, onun söyledikleri ve mücadelesiydi.. Yani aslında ne isa'ya ne Musa'ya ihtiyaç yoktu.. ne zamana kadar? O toplumun içinden vicdanlı ve akıllı önderler çıkana kadar.. Eğer israiloğullarının içinde öyle bir yapılanma olsaydı ve orayı terketmeye azmetselerdi Allah yine onlara yardım edecekti. Yardımın nedeni, onlara elçi gelmiş olması elbette değildi. Onlar, yeterince akletmeyen ve kendilerine reva görülenle yaşamayı normal kabul eden kimselerdi, normal derken: tümüyle çaresiz görüyorlardı ve bu şekilde kendilerini çaresizlikten doğan kaosun ortasına atıyorlardı. Böyle yaşamak, onurlu yaşamanın diğer versiyonu olmalıydı.

Bugün bu memlekette birileri din diye algıladıklarını dayatmak için bunun kurumlarını desteklemiş, ve aynı zamanda aynı cehaleti üstlenmiş halde en öz hakiki imanlı payesini de ellerinden düşürmemişlerdir. Bunların sisteminde faiz, sömürü, haksız yasalar, tüm akıl ve vicdana rağmen, dinleriyle kolkola yol almaktadır. Ahmet zorlu bir yaşama mahkum halde yaşarken, Mehmet Ahmet'in bir yılda yediğinin 1 saatte tüketmektedir. Çok insan yoksulluk içinde kıvranırken böyle yaşamayı onur saymayı ihmal etmez. Bu dindarların bolluğu için ibadethanelerin çokluğuna bakmalı ve ayrıca yeni müfredat ve eğitim sistemi bunu yeterince anlatıyor...

Muaviye dini, kendine yonttu ve ta o zamandan beridir din öyle algılanıyor. Faiz, sömürü, kumar ve din elele..

Her birey aklı ve vicdanı ölçüsünde sorumludur. Bu kadar destek yeter denmiş, öyleyse bundan sonrası insanlığa bırakılmış... Şimdi halk seçimleri var deniyor, öyleyse halk, kendini güden değil kendine sahip çıkanları desteklemek zorunda. İş, hizipçiliğe döküldüğü müddetçe hiçbir değişim olmayacak. Bizden kimse, neden ben yoksulum demiyor, ama neden ben veya o açız diyor.. veya 'ey zenginler, mallarınızdan bize verinde eşitlenelim' de demiyorlar ama diyorlar ki, 'biz de insanız.'

Bunu başarmak ve söz dinletebilmek içinse kıskançlığı, çıkarcılığı bir kenara bırakmalı ve içinizden sivrilenlere tüm gücünüzle destek olmalısınız... Bilemiyorum, çoğu fasarya olarak gelebilir ama ben böyle algılıyorum konuyu vesselam...
Yukarı dön Göster fazıl's Profil Diğer Mesajlarını Ara: fazıl
 
Guests
Guest Group
Guest Group


Katılma Tarihi: 01 ekim 2003
Gönderilenler: -259
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı Guests

Merhaba,

Y. N. Öztürk’ün meali:

16/71- Allah, rızıkta kiminizi kiminize üstün kılmıştır. Fazla verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilere aktarıp da hepsi onda eşit hale gelmiyor. Allah'ın nimetini mi inkâr ediyor bunlar?

Yaşar Nuri’nin de bu çeviriyle ne demek istediğini anladığını sanmıyorum.

Bu ayeti, Rum 28’le birlikte okumalı.

Hitap müşriklere. Müşrikler, mülkünde Allah’a ortaklar koşuyorlar. Allah da kendilerinden bir örnekle bunun ne kadar sakat olduğunu beyan ediyor. Diyor ki:

Siz, Allah’ın size verdiği malı (yani sahip olduğunuz malı) sahibi bulunduğunuz kölelerinize, sizinle eşit olacaklar diye vermiyorsunuz (da Allah’a mülkünde ortaklar mı öngörüyorsunuz, bu olacak şey mi?)

Burada söz konusu olan mal mülk sahibi olanlar ağadırl, efendidir. Köleninse malı mülkü yoktur. Köle kendisi mülktür, kölenin sahibi vardır, köle sahibinin mülküdür. Onun için kölenin Arapçası, “memluk” ya da deyimsel ifadesiyle “mâ meleket yemin”dir. Ağa (Arapçası şeyh), köleyi malına ortak ederse köle de onun gibi sahip olacak, efendi olacak. O durumda köle efendisiyle eşit konuma gelecek. Öyle olunca da “sen ağa ben ağa…” misali olur. O nedenle köleleri mallarına ortak etmezler, etmek istemezler. Köle ile eşit seviyede olmak kabul edilir şey midir?

Arap, cariye ile niye evlenmez? Çünkü Arap asaletleriyle övünür. Araplarda çocuk anasıyla anılır (ölüye verilen telkini hatırlayın). Arap, çocuğuna “kölenin çocuğu” dedirtmez. Bugün de Arap olmayan diğer bütün Müslümanlar, Kuran’ın yurdu Suudi Arabistan’da mevali, köle konumundadır. Arap olmayan hiç bir Müslüman, Suudi topraklarında hiçbir zaman hiçbir şekilde mülkiyet sahibi olamaz. Onun orada mutlaka bir efendisi vardır. Efendisi olmadan hiçbir iş sahibi de olamaz.     
Yukarı dön Göster Guests's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Guests
 
hasakcay
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 22 ocak 2008
Gönderilenler: 1236
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı hasakcay

Siz, Allah’ın size verdiği malı (yani sahip olduğunuz malı) sahibi bulunduğunuz kölelerinize, sizinle eşit olacaklar diye vermiyorsunuz (da Allah’a mülkünde ortaklar mı öngörüyorsunuz, bu olacak şey mi?)

 

Hanif hocam,

 

Anilan iki ayette köleler anlaminda ibâd yok; yeminlerin sahip olduklari anlaminda mâ meleket eymân var. Önce dürüstce "köleler"i atin cümlenizden cünkü yalan o. Size yakismiyor.

 

Allah ne diyorsa o. Yeminlerinin sahip olduklari diyor Allah. Cümlenize onu koyun.

 

Ben esit olmasinlar diye anlamina gelen bir niyet ifadesi göremedim ayetlerde. Ama siz görmüssünüz. Hic sorun degil.

 

Arti, 

köleler olmus,

yeminlerin sahipleri olmus

 

ya da

 

hepsi birden olmus,

o da farketmiyor.

 

Ilahî mesaj tek ve ayni:

 

Siz yeminlerinizin sahip olduklarini (ve kölelerinizle cariyelerinizi) mallariniza ortak ediyor musunuz ki Allah birilerini egemenligine ortak etsin!   

 

Ama sizin, bu dogruyu söylerken "yeminlerin sahip olduklari"ndan köle ve cariyeler diye söz etmeniz… off, sark kurnazligi diyecegim ama size yakistiramiyorum.

 

Cinsel iliski acisindan

ezvâc ne ise

mâ meleket eymân odur.

 

(23:6, 33:50, 33:52, 70:30).

 

Siz mâ meleket eymân sahiplerinin onlarla cinsel iliskide bulunmasi icin nikah sart degil, dediniz. Bakin bu da klasik bir ezber. Müminûn 5-6 bu ezberi bozuyor. Acikladim. Okudunuz mu?

 

Mâ meleket eymân son zamanlarda cok arastirilan bir konu.

 

Makaleler var. Okumaya calistim. Araplarla müzakere ettim. Onlardan biri, Layth, "Araplara has eski bir nikah türü," dedi; "Bazi bölgelerde hâlâ uygulaniyor." 

 

Kölelik ve cariyelige gelince Allah 47:4'ü vahyedip köleligin ve cariyeligin kaynagini kurutmak suretiyle onu bir cirpida sona erdirmis ve daha önce edinilen kölelerin özgür birakilmasina dair tasfiye ayetleri indirmis.

 

Sevgi ile,

Hasan Akcay



__________________
hasanakcay.net
allahindini.net
Yukarı dön Göster hasakcay's Profil Diğer Mesajlarını Ara: hasakcay
 
Guests
Guest Group
Guest Group


Katılma Tarihi: 01 ekim 2003
Gönderilenler: -259
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı Guests

Hanif hocam,

Anilan iki ayette köleler anlaminda ibâd yok; yeminlerin sahip olduklari anlaminda mâ meleket eymân var. Önce dürüstce "köleler"i atin cümlenizden cünkü yalan o. Size yakismiyor.

Allah ne diyorsa o. Yeminlerinin sahip olduklari diyor Allah. Cümlenize onu koyun.

 

Hasan hocam, sinirlenmeyin. İnsan bilmeyince sinirlenebiliyor işte. Bilmiyorsunuz, bundan sonra da Arapça'yı öğrenecek de değilsiniz elbette. Ama o tartıştığınız Araplara sora bilirsiniz bu "MÂ MELEKET EYMÂN"ı. Buna geçmişte meşhur müfessirler yszdıkları Arapça tefsir kitaplarında ne mana vermişler, sorup öğrene bilirsiniz. Bakınız, o müfessirler MÂ MELEKET EYMÂN için MEMÂLÎK demişler, memâlîke de İBÂD, yani KÖLE. Bunun böyle olduğunu Arapça lugatlar da yazıyor. Okuya bilseniz şu şu tefsir ve lugat kitaplarına bakıver diyeceğim ama siz harekesiz Arapçayı yüzüne okumayı bilmiyorsunuz. Yanılıyor muyum? Anlayacağınız ben yalan söylemiyorum, söylemem de asla. Onun için iki de bir "Allah'ın dediği" demeyi bırakın da laf anlayın. Allah'ın dediği Hasan'ın dediği ise, Veli'nin de dediğidir, benim de dediğimdir. Allah'ın dediği kimsenin dediği değildir.

 

Ben esit olmasinlar diye anlamina gelen bir niyet ifadesi göremedim ayetlerde. Ama siz görmüssünüz. Hic sorun degil.

 

Nerden bileceksiniz, ben Arapça bilmiyorum demediniz mi? FE HUM FÎHİ SEVÂUN. İşte görmedim dediğiniz bu. HUM FÎHİ SEVÂUN: "Onda eşittirler" demektir. Ancak FE, "Onda eşit olacaklar..." şeklinde manaya katkı yapmış. Şunu da söyliyeyim; cümle isim cümlesidir, fakat "FE YESTEVÛ FİRRİZQİ": RIZIKTA EŞİT OLACAKLAR DİYE" şeklinde fiil cümlesi takdirindedir. Bunları yazıyorum ama ne kadar anlıyorsun bilmiyorum. Şunu artık kesin biliyorum: Yine bildiğinizi okuyacaksınız.

 

Ezvâc ne ise

mâ meleket eymân odur.

(23:6, 33:50, 33:52, 70:30).

 

Ezvâc ne ise mâ meleket eymân odur. Asıl işte budur yalan. Az çok müstesnanın ne olduğunu bilirsiniz. Mâ meleket eymân genelde EZVÂC kelimesinden sonra zikredilimiş ve "illâ" istisnâ edatıyla ondan ayrı olduğu gerçeği ortaya konmuştur.

 

Siz mâ meleket eymân ile nikah sarti yoktur, dediniz. Allah Müminûn 6'da bu iddiayi cürütüyor. Acikladim. Okudunuz mu?

 

Sizin açıklamanız o, ve açıklamanız ayet değildir. Ayette öyle bir açıklama yok.

Yukarı dön Göster Guests's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Guests
 

<< Önceki Sayfa 10 Sonraki >>
  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Sizin yetkiniz yok foruma yeni mesaj ekleme
Sizin yetkiniz yok forumdaki mesajlara cevap verme
Sizin yetkiniz yok forumda konu silme
Sizin yetkiniz yok forumda konu düzenleme
Sizin yetkiniz yok forumda anket açma
Sizin yetkiniz yok forumda ankete cevap yazma

Powered by Web Wiz Forums version 7.92
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide
hanif islam

Real-Time Stats and Visitor Reports Sitemizin Gunluk, Haftalik, aylik Ziyaretci  Detaylari Real-Time Stats and Visitor Reports

     Sayfam.de  

blog stats